Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 328 p. Edited by Özlem Esmergül Ertürk Aksun Contributions by Devrim Yalkut Zehirli egolarin ülkesinde bu kitabi yazarken kafamda tek gaye vardi. Istedim ki okur yakin tarihin filtresiz gerçeklerini birinci agizdan ögrenirken hepimizi silindir gibi ezip geçen sistemin akli, zekâyi, yetenegi, beceriyi yok sayan vasatligina kendi varligiyla direnç gelistirmenin yollarini yine kendi içinde bulabilsin. Abartili hassasiyetlerin topraklarinda var olmaya çalisirken ortalama hayatlara mahkûm bugünkü gençligin yilgin neferisin. Gençsin ama gençligini hissedemiyorsun. Umutlarini çaliyorlar, çaresizce seyrediyorsun. Düzen hepimize had bildiriyor çünkü. "Sesini çikarma, konusma, hayal kurma, farkli düsünme, düsünüyorsan da kendine sakla!" diyor. Buna itirazim var benim. Birey olmak zorundasin. Kimse seni kurtarmayacak. Kimse sana mahkûmiyetlerinin yalan oldugunu göstermeyecek. Uyanacaksin. Baska yolu yok. Kimse özgürlügün mavisini elimizden alamaz. Hiçbir güç, hiçbir kudret, hiçbir otorite insandan daha üstün degil. Yeter ki insan kendi gücünün farkina varabilsin. Sizi özgürlüge davet ediyorum bu kitapta. Özgürlesmeden mutlu olamayiz çünkü. Ezene direnemeyiz. Kendi dünyana döneceksin arkadas, kaybettigin özgürlügü bulup çikaracaksin. Motorlari maviliklere sürecegin güne kendi emeginle ulasacaksin. Sonrasi umut...
öncelikle cem seymen kitabının başında her ne kadar hayat hikayemden, otobiyografimden bahsetmiyorum demiş olsa da kitabın yarısına kadar onun hayat hikayesini okuduk ve çocukluk, gençlik zamanlarının siyasi olaylarını ve çevresini bize anlatmış oldu. hayat hikayesini anlatması benim için hiçbir sorun taşımamakla beraber-özellikle ailesini okumak ve o dönemi tanımak hafızamda yer etti- hayat hikayemi anlatmıyorum diye vurgulamasına gerek yoktu çünkü düşüncelerini, dünya görüşünü çocukluğuna ya da ailesine değinmeden anlatmasına imkan yok ki o vakitler zaten hayatımızın önemli bır kısmının şekillendiği vakitlerdir. düşüncelerimi sıralamak gerekirse:
-kitap çok karışık. özellikle kitabın başlarını okurken oradan oraya savruluyoruz. yazarın çocukluk anılarını okurken birden yirmi-otuz yıl sonrasına gidiyoruz. belki bazı olay örgüleri bunu gerektiriyordu ama birçok şey ilerideki sayfalarda işlenebilirdi. ayrıca çok fazla şey tekrar edilmiş hatta aynı cümle altı yedi cümle sonra aynı şekilde yazılmış.
-bölümlerin başlarında birbirinden güzel alıntılar okuyoruz ve cem seymen bu alıntıları çok güzel sindirerek çok uygun yerlerde bize sunmuş ama alıntıyı bölümün başında yeni okuduğumuz için bölümün devamında tekrar okumak etkiyi azaltan bir faktöre dönüşmüş.
-kitabın birçok yerinde kitabın gençlere, z kuşağına, yazıldığını anlıyoruz ki cem seymen'de bunu vurguluyor. ama en azından kendim için söylemem gerekirse kitaptan tam olarak ne almam gerektiğini anlayamadım. kitabı okumaya çok büyük bir istekle başlamıştım çünkü gerek arka kapak, gerekse cem seymen'in kendisi merak uyandırıcı ve ilham verici gözüküyordu. hayat hikayesi, ailesi, gittiği okullar çok önemli ve değerli olsalar da onun bu imkanları maalesef ki şu an bile ayrıcaklı bir değerde. o, bu imkanları çok güzel bir şekilde değerlendirerek çok iyi yerlere gelmiş, çok güzel düşünceler edinmiş, kendini geliştirmiş ama en azından şu anki türkiye'de onunla aynı imkanlarda büyüyen genç sayısı sınırlı olduğu için gençlerin kendini onunla özdeştirmesi biraz zor gibi gözüküyor. cesaretli ve özgür olmak herkes için aynı şartlar altında gerçekleşebilse keşke.
-son olarak da kitabın dilinden bahsetmek istiyorum. cem seymen çok temiz bir türkçe kullanarak okumayı kolaylaştırmış. karşılıklı konuşuyormuşuz gibi bir hissiyat yaratmış.
toplamak gerekirse benim kitaptan beklediklerim biraz daha farklı olduğu için çok beğenemedim ama içindeki kitap tavsiyeleri, değindiği tablolar, farklı konular hakkında verdiği kısa bigiler okumaya ve öğrenmeye değerdi.
Gerçek bir edebiyatseveri asla kesmez. Deneme desen değil, otobiyografi desen değil. Aşırı romantizm içeren coşkulu yazı dizisi. Çok daldan dala atlamış. Daha iyi beklerdim popüler olunca ancak beklediğimi alamadım.
İnsan kendisini nasıl tanımlar pek bilemiyorum ama Cem Seymen, kitabın yazarı, ailesinin, çocukluğunun, çevresinin, kısacası hayatının getirisi olan öğrenmeyi tanıdığı için aile, eğitim ve mesleki bilgi birikimiyle çok sağlıklı, anlaşılır bir anlatımın olduğu bu kitabı okurlarla paylamış.
Kitapta edebiyatı - edebiyatçıyı, sanatı - sanatçıyı, yaşamı - yaşamayı, insanları - bireyi (dostluğu), aklı - öğrenmeyi, hayali - hedefi, çalışmayı - başarıyı, ekonomiyi - gelişmeyi (kalkınmayı), tarımı - cevherlerimizi “ata tohumunu”, ülkeyi - kendisinden bahsedilmeyen değerleri... yeniden ama yeniden okurlara, gençlere, öğrenmeye yeni başlayanlara, öğrenmeye başlamış olup da yönlendireni olmayana anlatmakla, üstüne basa basa dile getirmekle ne çok iyi ettiğini anlatamam. Kitap zengin bir hazine. Kitaplar zengin birer hazinedir. Maddiyattan çok maneviyatın temini için yaşamanın gerekliliğini düşünüyorum. Okumak güzeldir. “Anlaşılır” olabilmek, paylaşabilmek paha biçilmezdir. Bir insana, bir yaşama dokunabilmek, bir hayalin içinde olabilmek, umudun içinde yeşeren inancı taşıyabilmek, var olabilmek güzeldir. Yaşamak, kitaplar gibi güzeldir ve güzel kalacaktır.
Kitabın zengin madeni kelimelerdir, bütün madencileri ise okurlarıdır.
“Sessizlik kalp kırmaz, sevinci öldürmezdi.”
Kitapta öneri kitaplar, yazarlardan tanık göstermeler, kitaplardan alıntılar, şiirlerden, ressamlardan, sanattan, sinemadan, yaşamın içindeki güzelliklerden, insanı iyileştiren ve geliştiren her şeyden bir tutam olması da kitabın zenginliğinin anlatmakla bitirilemeyeceğini gösteriyor.
Sanıyorum hayatımda ilk defa bir kitaba 1 puan verdim. Aslında Cem Seymen’i severim, özellikle tarım konusundaki yaklaşımına, insanların bilinçlendirmek için çırpınışlarına saygı duymamak mümkün değil fakat kitap yazmak bambaşka bir dünya.
Haftalardır bu kitabı okumaya çalışıyorum, kaç kere sıkılıp bıraktım, arada başka birçok kitap okudum ama özetle olmamış diyebilirim.
Öncelikle bu kitabın bir otobiyografi olmadığı ile başlayıp kitabın bir Seymen ailesi güzellemesine dönüşmesinden hoşlanmadım. Bu açıdan bir hayal kırıklığı oldu.
Diğer bir hayal kırıklığı ise klişeler. Kitabın yarısından fazlası klişe bilgi ve söylemlerle dolu ve çok fazla kitap referansı var, bu kitaptan büyük yazarların yazdıklarını çıkarırsanız 300 sayfadan 150 sayfaya düşer sanıyorum.
Ek olarak garip bir şekilde çok fazla hata ve boş detay ile dolu. Örneğin 188. sayfada Jack London ile ilgili şöyle bir cümle var: “…yanlış hatırlamıyorsam Berkeley Koleji’ne girmeyi başarmış ama…” Kitap yazarken eğer bir detayı yanlış hatırladığını düşünüyorsan doğruluğunu teyit etmek çok zor olmasa gerek, adamlar google diye bir şey icat etmiş, kontrol etmek bir dakika dahi almaz. Her ne kadar kitap bir sohbet diliyle yazılmış olsa da bu gerçek zamanlı bir konuşma olmadığı için “yanlış hatırlamıyorsam” gibi belirsizlikleri ortadan kaldırmak gerekir.
Kitap yazmak ayrı bir sanattır, herkes hakkını veremez.
Cok tekrar var, dili cok basit. ne bir otobiyografi (kitabin basinda otobiyografi yazma amacinda olmadigini soylese de kitabin ilk yarisini baska turlu tanimlamak zor) ne bir deneme gibi. Cok iyi niyetli olsa da romantik bir tavir var bana kalirsa. Cesitli sanat eserleri ile ilgili verdigi bilgiler guzel fakat derinlikten yoksun. Yine de cocuklugunun siyasi iklimini anlattigi kisimlari okumak ilgincti.
Akıcı bir otobiyografi. Konu olarak biraz daldan dala atlansa dahi etkili biçimde işlenen konular dikkatimi uzun süre kitapta tuttu. Bir Z kuşağı bireyi olarak bir ideoloji için yaşamanın nasıl olduğunu merak ettirdi, ‘Acaba öyle mi yapsam?’ gibi sorular sordurttu. Seymen’in ilk çalışmasına göre etkileyici bir kitap.
Karavanım Özgür’ün “mavi” olması da, mavi karavanımın “Özgür” olması da, “yolda özgürleşme” çabamda araçla yolda olmanın ötesinde hayat yolunda bana dayatılanlardan özgürleşme çabamın olması da tesadüf değil, bir kez daha anladım!