Isadora Duncan es una de las mujeres mas fascinantes de este siglo. La artista que resucito la danza griega fue no solo una gran bailarina sino una mujer de gran inteligencia y de espiritu original cuya mejor obra resulto ser su vida. Esta es mucho mas interesante que cualquier novela y mas azarosa que cualquier pelicula.Siendo una muchacha desconocida salta de su Norteamerica natal a Europa, donde despues de una estancia en Grecia elabora un nuevo estilo de baile, basado en la danza griega clasica, que revoluciona y rompe la rigidez de los escenarios mundiales. Es aclamada por publicos de todos los paises. Su vida intima, por la que desfilan figuras tan singulares como el gran escenografo Gordon Craig y el poeta ruso Esenin, es contada con una sinceridad unica.La creacion de su innovadora B+Escuela infantil de danzaB; y su manera de vivir, fomentaron la controversia sobre su persona. Su tragica muerte a bordo de un Bugatti conmociono el inconsciente colectivo de la epoca. Mas alla de estas imagenes, Isadora Duncan fue una mujer excepcional, cuya tormentosa vida sobrepasa en fervor y riqueza la mas bella de las historias.
Sin dudas una vida en la que la libertad y la expresión artística fueron sus compañeras y sus estandartes, una vida que parece una novela, llena de altibajos económicos, de triunfos y decepciones, de amor y soledad, y marcada por tragedias que la acompañaron y de las que salió avante. La forma en que intercala Maurice Lever la narrativa desde el observador hasta las aportaciones de propia voz de Isadora, hacen del libro un tesoro. No pude dejar de leer, en cada página me encontré con frases y discursos de Isadora que deberían ser tan actuales para las mujeres hoy día, y sin embargo ese exceso de libertad y tragedias le llevó a situaciones de verdadera emergencia y pésimo manejo de su carrera. Hasta su muerte fue el colofón digno de una novela trágica.
Pues que les puedo decir? Me tomo más de lo esperado leerlo y ¿porque? Simplemente la vida de Isadora Duncan fue algo que no pude comprender, sus ideales, sus amorios, sus maneras de vivir no eran algo que me llamaba a conocer.
Esta increiblemente redactado y el vocabulario extenso y agradable, pero es dificil continuar la historia, recordar nombres y detalles es practicamente imposible.
Citaat : Ze slaan op de vlucht voor jouw lichaam dat ontdaan is van al deze kunstgrepen, voor de echte vrouw die je bent. Jij hebt het vrouwelijk lichaam bevrijd en mannen vergeven je dat niet. Review : Aan het begin van haar danscarrière brak Isadora Duncan (1877-1927) radicaal met de strakke vormen van het klassieke ballet. Verguisd en bewonderd danste zij zoals ze leefde: vol overgave en vrij van schaamte. Haar liefdesleven deed al evenveel stof opwaaien. Onder haar minnaars bevonden zich kunstenaars, acteurs en miljonairs. 'Leef grenzeloos', was haar devies.
De artistieke elite van haar tijd droeg haar op handen. In september 1927 kwam Isadora Duncan op 49-jarige leeftijd om het leven. Toen ze in Nice met iemand in een open Amilcar wilde wegrijden, raakte het uiteinde van haar rode zijden sjaal die ze om haar hals droeg in een van de spaakwielen verstrikt. Ze werd uit de auto getrokken en enkele meters meegesleurd. Door de plotselinge ruk brak haar nek. Ze werd gecremeerd en haar as werd in het columbarium van de Parijse begraafplaats Père-Lachaise geplaatst.
Duncans autobiografie Ma Vie werd in 1968 door Karel Reisz verfilmd onder de titel Isadora, met Vanessa Redgrave in de hoofdrol. De Franse schrijver Maurice Lever heeft voor zijn boek uit 1987 nauwelijks danshistorisch onderzoek gedaan, maar de autobiografie Ma Vie naverteld, aangevuld met wat algemene culturele informatie en met Duncans laatste zeven jaar. Het is een heel mooi en boeiend boek over een heel bijzondere vrouw en kunstenares.
İsadora,1877-1927 yılları arasında yaşamış Amerikalı dansçı Isadora Duncan’ın yaşam öyküsü…
İsadora’nın çocukluğu,annesinin çaldığı piyano eşliğinde dans ederek ve büyük bir sanatçı olmanın hayalini kurarak geçer. Bu yoksul anne ve dört çocuğu bir gemiye pinip Avrupaya,Parise göç ederler. Paris’te beş parasız, derme çatma pansiyon odaları, sefil tiyatro kumpanyaları ve turneleri derken , Isadora dans yeteneği ile dikkatleri çeker ve sahneye çıkar. Kısa sürede şöhret olur.Rodin’le tanışır. Colette onu her gün izlemeye gelir.Berlin’de Zweig, Nabokov, Gorki gibi isimlerle tanışır. Küçük kız çocuklarına yönelik dans okulu açar, dans eğitmenliği yapar…
Dansın, kadın özgürlüğünü temsil ettiğini savunur. Ayrıca dansın bale gibi kalıplara sokulmasından hoşlanmaz. Evliliğe tamamen karşıdır.İki çocuğunu da evlilik dışı dünyaya getirir. Çocuklarının babalarının evlilik talebini defalarca reddeder. Sıra dışı olsa da dengeli bir hayatı ve kişiliği vardır. Azmi ile sanatında başarıya ulaşır, anne olmaktan çok hoşnuttur… Ta ki, iki küçük çocuğunu taşıyan araba Seine nehrine yuvarlanana kadar.
Bu korkunç kazadan sonra yaşamaya, dans etmeye devam eder ama adeta aklını yitirir.
Kendi ölümüde inanılmaz bir kazayla olur.50 yaşında üstü açık bir Bugatti arabanın tekerleğine dolanan şalının boynunu kırması sonucunda yaşama veda eder.
Eserde ,Isadora karmaşık aşklar yaşar…Çılgınca bir hayat…
Kısacası , kitap modern dansın yaratıcısı ,yaşamı, sanatı ve ölümüyle unutulmayan kadınlardan İsadora Duncan’ın biyografisi…
Isadora Duncan. Gerçekten tanımlamaları hak ediyor: Dansın Tanrıçası. İlgi çekici bir kadın. Çok özgün, kendine, düşüncelerine sanatına sahip çıkan bir kadın. Dansçı. Kitap bir roman gibi kurgulanmış ben daha biyografik bir üslup bekledim nedense. Hızla okunsa da hacimli bir kitap hacimli bir hayat hikayesi. Oldukça da trajik. Okurken yazarın Duncan için kurguladığı bazı kısımlar nedense gözüme battı belirli bir şey olmadığı için örnek veremiyorum ama Duncan ile ilgili film, makale daha fazla kitap araştırmaya sevk etti beni. Kitabı sever misiniz bilmem ama İsadora ile tanışmak güzel bir deneyim olur bence. Bir de Isadora Duncan'a atfedilen bir sözü buraya iliştirmeden edemeyeceğim (: "You were once wild here, dont let them tame you" yani diyor ki ;" Bir zamanlar sen burada vahşi olandın. Seni evcilleştirmelerine izin verme"
Bir de Eduardp Galeano'nun Kadınlar adlı kitabının yüz üçüncü sayfasında Duncan için son paragrafta şunları söylüyor : " Özgürlük rahatsız ediyor. Parlak gözlü, kadın Isadora, okulun, evliliğin, klasik dansın ve rüzgârı kafese kapatan her şeyin tescilli düşmanı. O dans ediyor çünkü dans etmekten zevk alıyor ve canı istediği zaman, canı istediği gibi dans ediyor ve bedeninden doğan müzik karşısında orkestralar susuyor."