Korona günlerinde, maske karaborsaya düşmüş ve halk korkuyla eve kapanmışken, Yansın Bu Dünya mahlaslı TikTok fenomeni genç bir kadın gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Bu kayboluşla birlikte sosyal medyanın sanal âlemi ile gerçek hayatın acımasız yüzü arasındaki esrar perdesi aralanmaya başlar... Mehmet Eroğlu, İyi Adamın On Günü ve Kötü Adamın On Günü ile başlattığı polisiye kurgunun nevi şahsına münhasır kahramanlarını, nefes kesen yeni bir serüven için buluşturuyor.
Meraklı Adamın On Günü, eski avukat Sadık Demir’in, biraz edebi iştigal ama en çok merak sonucu çıktığı yolda üç muammayı çözmek için geçirdiği on günün hikâyesi. Sadık, bu sefer vigilante’liğe soyunuyor ve kurguda mükemmeliyeti yakalamaya çalışıyor.
“Ben değişiyorum. Farkındayım. İki ay öncesine kadar göz alıcı, beni diğer homo sapienslerden farklılaştıran önemli bir özelliğe sahiptim: ‘İnsanlardan nefret etme yeteneği…’ Şimdi, en az ikisinin çatlak olduğunu bildiğim, beş kişiyle köfte yiyip, bir an önce uyumayı düşlüyorum. Kurguda karakterin yazgısı: Değişmek.”
Mehmet Eroğlu (born 2 October 1948) is a Turkish novelist. His most known work is Issızlığın Ortasında ("In the Midst of Isolation").
He was born on 2 August 1948 in İzmir. In 1971, he graduated from the Department of Civil Engineering at the Middle East Technical University. He then worked as a civil engineer at the Turkish General Directorate of State Hydraulic Works, the Tourism Bank and at a private company.
He shared the first award at the Milliyet Novel Contest (of the Milliyet news paper) in 1978 with Orhan Pamuk, with his novel Issızlığın Ortasında (In the Midst of Isolation).[2] He also collected the Madaralı Novel Award in 1985 with the same work and the Orhan Kemal Novel Award in 1985 with Geç Kalmış Ölü (The Delayed Dead), which was a continuation of the previous book. His work reflects various situations of humanity by creating anti-heroes, while also not concealing his political point of view.
Ben açıkçası bu seriyi özleyeceğim. Mehmet Eroğlu çok iyi karakterler kurgulamış, hepsini canlı canlı yaşatmış. Bir de korona günlerine döndürdü ki sormayın gitsin. Hikaye zorlama mıydı, evet zorlamaydı. Kim, neden durduk yere kaybolan demeyeyim ama sesi çıkmayan, ortada görünmeyen bir sosyal medya fenomeninin peşinden böyle koştursun?
Açıkçası ben Sadık Adil Vigilante'nin vigilanteliğine de birşey demeyeceğim. Hakkın, hukuğun, adaletin olmadığı ülkede birkaç Sadık Adil çıksa ve pedofillere, rüşvetçilere haddini bildirse hiç hayır demem.
Polisiye roman, cinayet işlemenin nasıl insanlık dışı, canice bir eylem olduğunun altını çizer. Kahraman olarak takip ettiğimiz adam cinayet işleyip suç yanına kâr kalınca ben o kitaptan soğuyorum. Öldürdüğü kişi iğrenç berbat biri olabilir, fark etmez.
Kötü adam, iyi adam derken şimdi de meraklı adam oluverdi Sadık Adil. Pandemi başlangıcında ortadan kaybolan bir sosyal medya fenomeninin ardına düşüyor bu kez, edebi nedenlerle ve merak saikiyle. Yanında hem sevip hem kaçmaya çalıştığı Pınar ile Zeynel ve Hüso var haliyle. İyice şirazeden çıkan Meral'i de unutmayalım tabii ki. Maskeli, kolonyalı, susturuculu, arsa mafyalı, yangınlı, köpekli bir macera bu seferki, elbette keyifle okunuyor ve Sadık Adil bu kitapta elini pek korkak alıştırmıyor. Yetkin bir polisiye her zamanki gibi...
Meraklı Adamın On Günü Sadık Demir serisinin üçüncü kitabı. Bu sefer Sadık ve arkadaşları üç farklı muammanın, kayıp bir genç kadının, bir cinayetin ve bir şantajcının peşine düşüyorlar. Korona günlerinin getirdikleri, sosyal medya, usulsüz ihalelerle örülü hikaye güncel gelişmeleri iyi yakalamış ve yansıtmış, günün tablosunu çizmiş. Serinin ilk iki kitabında polisiye kurgusunu daha çok sevmiştim, bu sefer Sadık muammadan muammaya atlarken beni biraz yordu, yine de keyifle okudum… Sadık ve arkadaşlarının yeni maceralarını merakla bekleyeceğim...
Mehmet Eroğlu'nun polisiye dizisinin son kitabı. Pandemi günlerinde geçen bir macera. Kahramanı bu sefer merak ediyor. Keyifle okunacak, usulünce yazılmış bir polisiye.
Sadık’taki değişim beni benden aldı. Karakter üçlemenin son kitabında iyice oturmuş bir karakter olarak çıkıyor. Polisiye olarak biraz zayıf kalsada karakter gelişimi çok iyi yakalanmış. Kesinlikle okuyun.
Buradaki bir yorumda çok katılacağım bir cümleyle başlamak güzel olur sanırım: Okunması kolay edebiyatın edebi değeri... Bir türlü tempo ve uyum yakalayamadığım için dönüşümlü okumaya çalıştığım dört kitabın arasına soktuğum Meraklı Adamın On Günü bana öyle bir ferahlık verdi ki, müteşekkirim. Akıcı, muzip, kendine özgü bir kötülük, o derece farklı bir iyilik. Kendini de okuyucuyu da paralamadan yazmak ayrı bir başarı.
araya günümüze ait birkaç yazar alıp ne zaman mehmet eroğlu'na dönsem kolay okunabilir edebiyatın da kolay okunması haricinde "edebi" olabileceğini hatırlıyorum. sabun köpüğü gibi uçup gitmiyor yazdıkları. bu kitapta da sadık, adil veya öcal'ın (artık siz ne derseniz) on günlük azrail perdesini izliyoruz.
Serinin 3 kitabınıda bitirdim. Sadık/Adil/Öcal'ın pandemideki olaylarını okuyoruz bol bol edebi yazı nasıl yazılır bu 3 isimli adamın macerası ekseninde geliyor. Bu macerada tapu mafyası ve evet pedofili adamların hikayesi var. Ama işin komik tarafı Sadık/Adil/Öcal'ın Pınar'la ilişkisi pedofili iken karakterimiz diğer pedofili bireylere iğrenç diyor. İnternet fenomeni olan kızın hikayesi de günceldi o zamanlar aynı tarz bir kız sırf tiktokta para kazanabilmek için acayip sesler çıkarıyordu burdaki fark karakter "Yansın bu dünya" diyor. Buket ve Gülşah karakterlerinin de olayı var. Bu kitapta sadece "Metelik" karakterine yandım. Serinin son kitabı "Sakin Adamın On Günü" ile olayı bitireceğim.
Şunu söylemek isterim: Yazarın pedofili olayını başka bir kitabında da güzellemesi nedeniyle yazar hakkında farklı düşünmeme neden oldu. Fay Kırığı serisine başlasam mi başlamasam mı diye düşündürüyor.
Kısa süre önce küresel düzeyde yaşadığımız, pandemi koşullarında geçiyor bu sefer roman. İkinci kitabın karakterler ve tipleri yine karşımızda... Bu kitapta haliyle daha tanıdık, daha aşina haldeler... Elbette bu yüzden yakınlık duyuyor okur hepsine. Sadık/Adil/Öcal edebiyata bu kadar yakın duruyor olmasının, bu kadar yaslanıyor olmasının bu sefer çok anlamlı bir nedeni var. Kendisine gelen eleştiriyi göğüslemek için olayların peşine "edebi" gerekçelerle takılıyor bu sefer...
Sadık /Adil/Öcal, "iyi adam" olduğu zaman gerçekte "saf"; "kötü adam" olduğu zaman "kaotik", "meraklı adam" olduğu zaman ise "kötü"ydü bence.
Serinin devamı gelir mi bilemiyorum, ama gelirse okunur...
Mehmet Eroğlu'nun iyi-kötü arayışındaki kurgusunu seviyorum. İyi, kötü, meraklı adamın 10 günü dizisinde meraklı adamın kurgusu diğerleri kadar etkileyici gelmedi. Kötü ve meraklıyı üstüste okuduğum için bir kanıksamışlık olabilir ancak editör gözüne girmeye çalışan bir yazarın kurguyu oluşturma sürecine tanıklık ederken sırf "evet şimdi meraklı adam oluyoruz" tonlaması kurgunun akışını biraz bozmuş gibi geldi. Ancak her şeye rağmen iki günde okuyup bitirilen bir kitap oldu benim için.
Serinin en "zorlama" kitabıydı bana göre. Dördüncü kitabı da varmış sanırım, öyle okumuştum bir yerde. Demek ki "tutulduğu için" uzatılan şeylerden biri olacak bu hikaye de. Yazık. Nerede bırakmamız gerektiğini bilmiyoruz bazen, iş işten geçmiş oluyor fark ettiğimizde. Keşke öyle olmasaydı. Umarım oyuncular bu senaryoyu biraz daha yukarı taşımıştır da, en azından oradan keyif alırım. =(
İlk iki kitap çok iyiyken üçüncüsü neden bu kadar zayıf anlayamadım. Yazım tarzını seviyorum, karakterler zaten tanıdık ama hikaye gitmiyor.... Hem de hiç
İlk olarak adından başlayayım, bana hiç mantıklı gelmedi çünkü bu adam zaten meraklı olmasa niye dedektif olsun polisiye roman baş karakteri olsun? İyi adam, kötü adam derken son şeride adının çok uymamasından hikayenin de biraz zorlama gideceğini tahmin etmiştim. Yine de akıcı ve okuması kolay bir kitaptı. Yaz tatili için güzel bir kitap diyebilirim.
Genel olarak seri üzerinde daha geniş bir inceleme yazabilirim ama sadece bu kitap için bu kadar inceleme yeterli sanırım.