Kimseyi istemiyorsun yanında, ama durup durup da yalnızlıktan şikâyet edesin geliyor. Bir şeyden şikâyet edebilmek için bile insan lazım. Öyle hileli bir şey bu.
Okumuşlar, okuyamamışlar, fakirliğin batağındaki yaşamlar; ev içi kavgalar, terk edenler, terk edilenler; heba olan masum hayatlar. Ya da hayatını zindana çeviren sevgiliyi unutayım derken bir yabancının düğününde başkalığı tadanlar. Büyümek, geçinmek için bin dereden su getirenler. Top peşinde koşanlar, kızının çeyizini örenler… Bir otostopla geçmişe, lise yıllarına dönenler ve tesadüfle altüst olan hayaller. Çay bahçeleri, düğün salonları, daracık ev içleri, camlarında yankılanan şarkılar ve feryatlar. Bandırma, Erdek, Susurluk, Samsun ve sokaklar, sokaklar…
Mahir Ünsal Eriş, ikinci öykü kitabı Olduğu Kadar Güzeldik’le 2014 Sait Faik Hikâye Armağanı’na değer görülmüş ve kuşağının en özgün, en sevilen yazarları arasına adını yazdırmıştı. Küçük insanların büyük duygularını anlatışıyla, samimiyeti ve sonsuz duyarlılığıyla geniş bir hayran kitlesi yaratmıştı. Olduğu Kadar Güzeldik ince ince işlediği onca hüzne, umutsuzluğa ve acıya karşın yaşam sevgisiyle dolu, edebiyatımızın unutulmayacak kitaplarından.
Mahir Ünsal Eriş hala kahvehanesinde okeye dördüncü bekleyenleri,salçalı ekmeği elinde top peşinde koşan çocukları, elinde kızların çeyize koyulacak kim bilir kaçıncı oyasını işleyen anneleri ,hani o denli bilindik şeyleri anlatıyor. İçerisinden milyon parçaya bölünmüş hayatları ama işte bir inat yaşayanları..Biliyoruz değil mi onları? Jilet gibi giyinirsin, saçların da pek afilidir ama dışarı çıkarsın ve şemsiyesiz öylece yağmura yakalanırsın. Sekiz hikaye var ‘olduğu kadar güzeldik’te. Sekiz öykü de buruk ama gülümsetiyor da. Bir cümle geliyor kalbinize bir bıçak saplanıyor, sonrasında bir bakmışsınız o bıçak çıkıvermiş de kabuk bağlamış bile.. Öykülerde Balıkesir var, yazı bekleyen çocuklar var, susup da içine içine büyümek var. . Her birini sevdim öykülerin. Ama bir tanesi beni öyle sarstı ki. Öykülerden sonuncusu : Stoper. Çünkü o yarım kalmışlığı, bir şeye inanıp o inandığın yerden vurulmayı biliyorum. . Okuduğum dördüncü kitabıydı Mahir Ünsal Eriş’in (yahu yazar ismi denen bir şey olmalı, misal Hülya açılan.. yok olmuyor, ama Mahir Ünsal Eriş öyle mi..Dolu dolu söylemesi. mahallenin o gözü kara abisi gibi. Mahir zaten hepimizin abisi) Nice hayatı dönüştürsün kelimelere Eriş, bir cümleyle koca bir hayatın sıvası dökülmüş duvarı olalım. Bize okumak düşer.
Diğer kitaplarının yanında biraz sönük kalsa da keyifle okudum bütün öyküleri. Eriş bu kadar malzeme çıkaracak yaratıcılığı ve gözlem becerisini nasıl elde ediyor hayret ediyorum. Türk öykücülüğüne şahane katkı.
Sevmeyince olmuyor bende, huy işte… Ama sevince nasıl seviyorum, nasıl seviyorum, bir bilseniz!❤️
Olduğu Kadar Güzeldik benim boğazımda büyük bir yumru, kalbimde öykü sayısı kadar düğüm ve her zamanki gibi Mahir ünsal Eriş öyküleri benim çocukluğum, çocukluğumun sokakları, kokuları, sararmış ucu kırışmış fotoğraflarda kalan anlar, dünyanın da insanların da daha güzel olduğu zamanlar… Çok sevdim; herkes sevse ama sevdiklerim biraz daha çok sevse ne tatlı olur.
Yazarın okuduğum ilk öykü kitabı oldu Olduğu Kadae Güzeldik. Okuması oldukça keyifli, yer yer kahkaha attıran yer yer de yürek burkan öykülerdi. Her öykünün hikayesi birbirinden derindi. En çok hangi öyküyü sevdim bilmiyorum. Her öyküden birşeyler kaldı bana geriye.
Yazarın diğer öykü kitaplarını da okuyacağım. Mahir Bey benim için artık ne yazsa okurum kategorisinde bir yazar :)
oyku kitaplarini oyle cok sevmem, okuyamam, bir kac oykuden sonra sikilirim genelde. hicbiri sikmadan okuttu bu kitapta. hele o stoper yok mu :( gurbette baba hasretiyle yasarken hungur hungur aglatti serefsiz!
Kısa kısa 8 öykünün yer aldığı bu kitaptaki neredeyse tüm hikayeler, 80 doğumlu yazar Mahir Ünsal Eriş'in büyüdüğü Bandırma ve çevresinde geçiyor.
Bir-iki hikayede uzunluğuna fazla gelebilecek yan hikayecikler ve karakterler vardı. Bu fazlalık hikayeyi okurken aslında kısa öykü değil, uzun uzun roman yazmak isteyen yazarın tatlı sabırsızlığından ötürü kısa hikayelere sığdırmaya çalıştırdığı izlenimi oluşturdu bende.
Ne var ki tüm öyküler insanın kalbine dokunan bir anlatım ve merak uyandıran olay örgüsü ile keyifle okumamı sağladı. Bazı hikayelerin sonu sürpriz oldu. Yazar, başında sinyalini verdiği olayları gelişme kısımlarında çok güzel unutturuyor.
Kitap okurken durup okuduğumu sindirmeye çalıştığım ya da göz yaşları döktüğüm an çok fazla olmaz ama bazı hikayelerde boğazım düğüm düğüm oldu. "Çok güzel filmdi, çok ağladık" kriteri ile yaptığım bir değerlendirme değil bu elbette. Anlatımdaki yalınlık, samimiyet, sömürmeden duygulara dokunduran kısacık tasvirler aynı samimiyetle okumamı sağladı.
Son dönemde okuduğum genç ve yeni yazarların öykü kitapları daha önce ilgimi çekmemiş kısa öykü derlemesi kitaplara ilgimi ve sevgimi arttırıyor. Mahir Ünsal Eriş de hem eski, bildiğimiz, güvendiğimiz yazarların kısmen nostaljik anlatımı hem de bugüne ait bambaşka bir mizahi ve duygusal anlayışın bir arada olduğu bir dil kullanıyor.
Favori üç öyküm içimi burkma sırasına göre şöyle :
1. Zehir miktarda 2. Kanatlarımız olsa be Metin 3. Benim adım Feridun
Uzunca verdiğim bir aradan sonra elimden düşürmeyerek okuduğum kitap oldu. Şu cümle, kapanışta, hem çok zoruma gitti hem de hoşuma; “Öyleyse yaşamak, hayata karşılık hayallerden vazgeçtiğimiz bir kaybetme biçimidir.”
Uzun zamandır okuduğum en iyi öykü kitabı, 8 öykü, hepsini çok sevdim, bazılarına çıldırdım:) Mahir Ünsal Eriş bizi, ailelerimizi, birey ile aile arasında hiç bitmeyen gelgitleri, içimize sıkışıp kalan ukdeleri samimi, duyarlı ve duru bir dille anlatmış. Tekrar tekrar okuyacağım...
hava sicak.. cok sicak... sahilde sicacik kumlarin uzerindesin... karsinda deniz... oglen bisiler atistirali 2-3 saat olmus... bisiler icmek lazim simdi... gunesin kavurdugu sicagin da iyice bunalttigi o anda buz gibi bi bira bardagi gelir de onune ilk yudumu alirsin ya.. heh iste o ilk yudum bu kitap aslinda :)
Bu kitabı alma sebebim, çocukluğunu Erdek'te geçirmiş birinin anılarını okumanın hevesiydi. Bir dereceye kadar öyle de oldu ama tam anlamıyla istediğimi alamadım kitaptan. Ben de çocukluğumun yazlarını Erdek'te geçirmiş biri olarak benimseyemedim işte kitabı bilmiyorum.
“…hayat da böyle geçip gitmiyor mu, biz güzel şeyler yapmaya çalışırken, tam da en güzel şeyler oluverecekmiş gibiyken. Öyleyse yaşamak, hayata karşılık hayallerden vazgeçtiğimiz bir kaybetme biçimidir.”
Türk yazarlardan öykü okuma maceram devam ediyor. Mahir Ünsal'dan okuduğum ilk kitaptı, biraz nötr kaldım açıkçası 8 hikaye var 4'ünü büyük bir ilgiyle okudum 4'ünü okurken biraz sıkılıp bu kadar laf kalabalığına gerek var mıydı ki diye düşündüm. Zaten günlük hayattan olayları anlatılıyor, bazı kısımlar ekSTRA günlük hayattan olunca sanki metroda giderken insanların sohbetlerini dinliyormuşum gibi oldu.
Hikayelerin beğendiğim yönü neredeyse hepsinde giriş-gelişme-sonuç kısımları olmasıydı. Yolda adamın yürürken başlayıp sonra düşüncelerini okuduğumuz sonunda da öykünün "bunları düşünürken kahve dükkanına gitti" şeklinde biten öyküleri çok sevmiyorum, havada kalıyormuş gibi geliyor. Bu öykülerde bir olay örgüsü olduğu gibi bir şekilde sonlandı da anlatılan olay. Bu durumu sevdim, hikayeleri sindirmemde yardımcı oldu.
Bence vaktiniz varsa bu kitaba bir şans verebilirsiniz.
Aynı mahallenin tüm fertlerinin hikayelerini bir bir sıralıyor sanki kitaplarında Mahir Ünsal Eriş. Olayların geçtiği yerler, altına işeyen erkek çocukları, devrim hayali güden ve eşzamanlı bir aşırı alkol tüketimi problemi yaşayan delikanlılar, aldatan-aldatılan eşler, oligarşi ve lalettayin'i mutlaka geçirdiği içerik aynı. Aynı örüntüyü taşısa da aslında birbirini tamamlıyor tüm kitaplarındaki öyküler. Öyle betimlemeler ve gözlemler var ki her kitabı ve öyküyü okumak istiyor insan; bunlardan birini kaçırmaktan korktuğu için. Benzeşiklik zaman zaman sıkıyor olsa da yabancısı olduğum bir dünyanın insanlarını içlerinde büyümüşçesine bir gerçeklikle tanımaktan mutlu oldum. Bu kitapta da en çok Stoper'ı sevdim.
"Babaların çocuklaştığını görmenin nasıl sıcak ve üzgün bir havası var. Babayla oğul bir kum saatinin iki haznesi gibidirler çünkü; bir vakit gelince, zaman, mukadderat, Tanrı ya da her neyse bir şey, kum saatini ters çeviriyor. Tam tersine akmaya başlıyor ondan sonra her şey. Babanın çocuklaştığını gördükçe oğlun içine dolan o sıcak üzüntü de sarı, ılık kumun aşağı akışı belki." syf. 119
cok guzel bir dil var oykulerde, dinamik ve yalin olmasina karsin betimleyici ve kapsayici. ozgun. upuzun cumleler akiveriyor, eglendirip duygulandirabiliyor. cumle kurgusu cok basarili. benim adim feridun en sevdiklerimden oldu. kimisi sicacik hissettiren kimisi bir yerinizi illa sizlatan guzel oykuler hepsi.
"aklini dunyaya baglayan tel, verebilecegi en tiz sesi verdikten sonra, daha fazla gerilemeyip kopmustu. yasamiyor, ara sira depresen derince bir keder ve coskulu bir neseyle havanin boslugunda suzuluyordu sanki."
daha önce benim adım feridunu okumuş çok sevmiştim. iletişim yayınlarının murat başolun müthiş çizimleriyle; harika bir baskı olmuş. herkese tavsiye ederim o baskıyı. olduğu kadar güzeldik, can yayınlarından. içinde feridun da vardı. bütün öyküleri o kadar bizden ki! dayımın avrupaya kaçırılışına kahkalarla güldüm:)pek çok cümlede takılı kaldım. tekrar tekrar okudum. hüznü de, can sıkıntısını da, aile içi ilişkileri de öyle güzel anlatmış ki. ama son öykü stopere gelince şaşırdım kaldım. başından sonuna kadar öyle güzel yazılmış cümleler ki! her cümlenin altını tekkk tekkk çizmek geldi içimden. yazara hayran oldum. çok çok çok güzel!
8 hikaye de birbirinden güzel ama "benim adım Feridun" favorim bu kitapta...
Öyle çok zorlamadan yazılmış hikayeler, günlük konuşma diliyle çoğu... Bazı hikayeleri uzun uzun anlatmış hatta, ama sonra toparlamış... Sevilesi bir karakter mutlaka koymuş...
Bir de her telden çalmış hikayelerinde, bir çırpıda okumamın en büyük sebebi herhalde...
Kitabı bitirdiğimde her hikayenin ucu açık bırakılmasına hayıflandım sadece... Bari birkaç tanesini bağlasaydı...
Her öyküyü sindire sindire okumak nasıl tat verdi,anlatamam.Ne güzel yazıyor Mahir Ünsal Eriş,nasıl gerçek her şey.Araya sıkıştırdığı,hayata dair nokta atışı yaptığı tespitler.Bu yılın en güzel keşiflerinden oldu benim için kendisi. Olduğu Kadar Güzeldik için ise...Her bir öykü güzeldi de,içinde Ankara olduğu için biraz da belki,İşe Çıkılacak Gün'ü okumak ayrı bir zevkliydi.
Çok sıcak öyküler lakin derinleşemiyorlar, sanırım bunun nedeni de yazarın karakterlerle değil tiplerle, iyi çizilmiş tiplerle çalışmayı sevmesi. Başka kitaplarını okumadığım için yanılgı payımı açık tutuyorum.
Kucuk guzel hikayeler. Hepsine de bayildim. Yazarin cocuklugundan anilariymis gibi hissettirdi. Bilemiyorum, belki de oyledir. Cok keyifliydi. Ozellikle Malibu'yu cok sevdim.
“Zamanın odaları ayrılması” ne güzel bir benzetmeydi… Bunun gibi “tıraş olan bir adam için altından gençliği çıkacakmış..” denmesi de… Susurluk Erdek Bandırma civarlarında gezindirdi; kültürü taşrada geçen gündelik anlatımı etkileyiciydi. “Deli eder insanı yaşamak.” Sözü için bile okumaya değer.
Mahir Unsal Eris son zamanlarda kitaplarina sıkça rastladigim bir yazardi. Okumaya öyküleriyle başlayayim diyerek bu kitabi sectim. Kesinlikle cok yetenekli buldugum bir genc yazar oldugunu soylemeliyim. Gerek anlatim tarzi gerekse basit olaylari hikayelestirme kabiliyeti okumami keyifli kilan unsurlardi. Eris bu kitabinda, siradan insanlarin gunluk hayatlarina dokunuyor. Hayatlarinin tekduzeliginde gelisen ama iz birakan bazı anlari ustaca resmediyor. Kitabi okurken sanki her bir oykunun icinde yer alan ve uzaktan olanlari izleyen bir seyirci gibi hissettim kendimi. Ve bu da basaridir kanimca. Her birinden ayri keyif almissam da, favorilerim "benim adim feridun", "işe çıkılacak gün" ve "zehir miktarda" öyküleri oldu.
Benim Adım Feridun ve Stoper favorilerim oldu. İçimizde ya da kişisel tarihimizde sıkışıp kalmış ne varsa buruk bir gülümseme ve salçalı ekmek kokusuyla çıkarıp getirmiş yazar.