Kitabımı okuduğunuzda yaşam öykümün sizi fazlası ile içine çekeceğinden emin olabilirsiniz. Küçük bir Anadolu kasabasından gelip kurtlar sofrasında kendisine yer edinen birinin yaşamı süresince verdiği kavgaları görecek, küçük menfaatleri için neredeyse tüm yaşamlarını etkileyecek kötülüklere alet olan birçok insanın, her geçen gün biraz daha küçüldüğünü göreceksiniz. Büyük olasılıkla bu olaylardan unutulmaz dersler çıkaracaksınız. Okumaya devam ettiğinizde evrensel değerlendirme ölçülerini hiçe sayarak, yüksek mevkileri işgal eden bu insanlardan nefret edecek, yaşadığınız koşulları, küçük maddi beklentiler uğruna terk etmediğiniz için kendinizden gurur duyacaksınız. Bu kitap uzun mücadeleler sonunda zorlu günleri aşan, “kurallara harfi harfine bağlı kaldığı”, “özgürlüğünden asla taviz vermediği” için, doruğa çıkması hiç de kolay olmayan bir insanın hayat hikâyesidir. Yazar ülkenin demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti olması uğrunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış, kendine özgü bir savaş sürdürmüştür. Başlangıç dönemleri hayli çetin yıllara rastlamıştır. Engelleri, aşılamaz zorlukları göğüslemiş, hiçbir noktada yılgınlığa yer verilmemiştir.
Sabır, ilke ve kurallara bağlılık, sonunda istenen ve beklenene ulaşmayı mümkün kılmıştır.
Kitabın bütününü şöyle özetleyebilirim:
Ülkemi, mesleğimi ve öğrencilerimi çok ama çok seviyorum.
Prof. Dr. Ayhan Toraman'ı yakın zamanda kaybetmişiz. Benim kendisinden ve kitabından bu elim olay sebebiyle haberim oldu ve kitabı, aslen İTÜ İşletme Fakültesi'nin geçmişi ve kültürü hakkında bilgi sahibi olmaya dair bende merak uyandırmıştı. Kitabın hiçbir uzman editörün elinden geçmemiş olması, anlamda sıkça kaybolmalara ve anlatımda takibi zorlaştıran bir dağınıklığa sebep olsa da, kendisinden yıllar yıllar sonra temel taşlarında kendisinin büyük emeği olan sıralardan bizzat geçmiş biri olarak, her zaman ülkesi adına daha iyisi için çalışmayı tek ilke edinmiş bu değerli profesörün hayat öyküsünü okumak eğiticiydi. Kitapta başarılı erkek figürlerinin aksine, diyalogda bulunduğu kadın kişilerin bile isminin hiçbir şekilde geçmemesi ve onlardan birçok kez "evin hanımı", "-deki kadın", "Bayan X" gibi hitaplarla bahsedilmesi dikkatimi çok çeken -hatta dağıtan- ve takılmadan geçemediğim bir konu oldu. Bu konunun paralelinde, 2020li yıllarda yaşayan genç bir kadının bakış açısından, kitaptaki "kadınların önemli yardımcı oyuncular" olarak algılanışı biraz rahatsız edici görünüyor. Sonuç olarak, en kısa tabirle: 60lı yıllarda solcu bir akademisyenin gericiler tarafından yok edilemeyen kararlılığını okuyacaksınız.