Eylül'ün sırrı ise geride hayal kırıklığı bırakmış, hayatını bambaşka bir hâle getirmiştir.
Dışarıdan bakan insanlar ne kadar dürüst, başarılı ve sevecen olduğunu düşünse de gerçek bambaşkadır. Eylül, sahip olduğu hayatı gizleyen, yaşamak istediği hayatı kendisine ait gibi göstermek için sürekli yalanlar söyleyen bir kızdır.
Peki, yeni dostlar edindiği ve aşk ile tanıştığ ıbu dönemde sırları mutlu olmasına fırsat verecek midir?
Yoksa gerçeklerle yüzleşip, söylediği yalanların içinde kendisine bir çıkış yolu aramak zorunda mı kalacaktır?
"Bir insanın duygularını dürüst bir şekilde karşısındakine aktarabilmesi, en az dünyayı kurtarmak kadar zor bir iştir."
Merhaba. Dilara Keskin'in kalemiyle tanıştığım ilk kitabıydı ve çok güzeldi. Bana üniversiteye gir ilk gün böyle deli dolu arkadaşların olacak garantisini verseler dünyanın öbür ucuna bile gidebileceğimi hissettim. Yağmur'a kızsam da onu anlamamak için hiç bir nedenim olmadı. Küçücük yaşta minik kalbine indirilen darbenin onun bu kadar saldırgan olmasına vesile olmuş. Atlas'a Yağmur'a bir türlü engel olamadığı için kızmadım diyemem ama insan bir şeyi kafasına koyunca her yolu kendi için mübah kılıyor. Kitaptaki oynanan oyunlar ve mesajlaşma kısımları o kadar komikti ki çok eğlendim okurken. Kitapta en sevdiğim karakter Efe'ydi ve onun için işlerin nasıl işleyeceğini çok merak ediyorum. Bu sekiz kişilik grubun hikayesi çok tatlıydı. Kitabın konusuna gelince Eylül, aile olabilmenin nasıl bir duygu olduğunu bilmeden yaşayan ve üniversitedeki ilk gününde çok güzel bir arkadaş grubuna sahip oldu. Bir anda gerçekleşen dostlukları ve eğlenceli yanları onların dağılmamasına zemin hazırlarken Eylül hayatına giren insanlardan sırrını saklamak, onların sevgisinden arkadaşlığından ayrılmamak için yalan üstüne yalan söylüyor. Gelin görün ki Yağmur yapacağını yapıyor.
Kitaplara aşık olmadan önce okuduğum ilk kitaplardandı ve acayip sevmiştim. Şimdi olsa okur muyum bilmiyorum ama hatırladıkça mutlu oluyorum sevdiğim nadir türk kitaplarından ana karakterlere aşık oldum konusuda acayip iyii
Dilara Keskin'den okuduğum beşinci kitap olan Benim Küçük Sırrım'ın yorumundan selamlar arkadaşlar. Yazarın ilk olarak yeni yeni yazmaya başladığı dönemlerde yazdığı kitapları Düşman Okullar serisini okumuştum, eğlenceli ama basit bir kurguya sahip kitaplardı. Ardından Ölüler Konuşamaz'ı okuduğumda yazarın kalemindeki gelişmeler çok barizdi. Ölüler Konuşamaz benim için güzel bir polisiye kitabıydı. Ve Benim Küçük Sırrım'ın da Ölüler Konuşamaz formatında bir kitap olmasını bekliyordum. Ama hiç beklediğim gibi çıkmadı.
Kitap, ana karakterimiz Eylül'ün üniversiteye geçmesi ve yeni arkadaşlar edinmesiyle başlıyor. Eylül'ün arkadaş grubuyla olan diyaloglarının çok eğlenceli olması bana kalırsa kitabın en güzel yanı. Bir de ara sıra ortaya çıkan Eylül'ün arkadaşlarından, Eylül hakkında önemli bir şeyi sakladığını okuyucuya söyleyen birileri var. Ve tüm kitap boyunca bu kişiler sürekli bu konuyu kullanarak Eylül'ü rahatsız ediyor. Fakat kitabın sonunda bu öyle bir şey çıktı ki dedim tüm kitap boyunca dert yaptığın şey bu muydu, sonuç olarak bu konu onları ilgilendirmez. Yani sonunun bağlanış şeklinden hoşlanmadım. Ama kitabın devamı çıkacağı içinde bu konunun düzeleceğinden umutluyum.
Kitabı, sürekli yazarın yakın dönemde çıkardığı iki kitap olması nedeniyle Ölüler Konuşamaz'la kıyaslıyorum. Ve Ölüler Konuşamaz iyi bir kurguya sahip bir polisiye kitabı iken Benim Küçük Sırrım çerezlik bir kitap. Ama yaş sınırının büyük olmaması ve gerçekten çok eğlenceli bir kitap olması nedeniyle okurken keyif alabileceğinizi düşünüyorum.
Dilara Keskin'in kaleminden okumaya başladığımız ikinci seri. Yine harika, yine çok sürükleyici. Başlamadan önce Düşman Okullar serisini okumanızı tavsiye ederim. Çünkü o seriyi okumadıysanız bazı göndermeleri gözden kaçırabilirsiniz.