Hasan Âli kitabını 3 ayda da olsa bitirdim.
Aralarda belki 30 ayrı kitap okudum bu sürede.
Sanırım bu tip kitapları alıp bir kerede okumak, benim gibi sıradan okurlar için pek mutat değil.
Neticede, parça parça da olsa 500 sayfalık kitabı bitirebildiğim için mutluyum.
Kitapta büyük bir araştırma ve yazıya dökme emeği var.
Onca bilginin edinilmesi ayrı bir konu, harmanlanıp bir sentez oluşturulması çok daha ayrı ve zor bir iş. Yıllarca okuma yapılmış olması muhtemel.
Elbette arada atlananalar, unutulanlar, belki ulaşılamayanlar vardır, kaynak anlamında yani.
Kitabı okumaya gayet hızlı bir giriş yaptım doğrusu.
200 sayfa kadar da gayet iyi gittim, sonra biraz yavaşladım.
Bunun nedenini ilk eleştirim olarak sunabilirim.
Şöyle ki; Kültüralizm ve Türk Hümanizmi bahislerinde tempo düşüyor ve sanırım kitabın öznesinden biraz uzaktaki kişi ve meselelere giriliyor. Okuyucunun dikkati azalıyor.
Sonrasındaki Köy Enstitüleri bölümünü de böyle spesifik bir kitap için uzun buldum, zira Enstitüler konusu özellikle son zamanlarda yeterince irdelenmişti gibi geliyor bana.
Elbette yazarın KE'nin Yücel'in bizatihi bir eseri olup olmadığı konusuna cevap aradığı ve bulduğu cevabı okuyucuya iletmek istediği açık, ancak yine de bana uzun geldiğini belirtmek isterim.
Ayrıca, kitap bir 100 sayfa kadar daha kısa olsaydı belki çok daha fazla kişi okumaya cesaret (!) ederdi, diye düşünüyorum.
Bir biyografi için seçilen dil konusu da baştan beri düşündüğüm bir nokta oldu. Böylesine sohbet tarzı, esprili bir dilin böyle bir kitap için seçileceğini düşünmemiştim.
Arada bir sarkastik bir dile bile meyil de var gibi.
Yani demem o ki, bu büyük akademik tarama ve dosyalama çabasının daha günlük bir dille, sohbet edercesine yazıya dökülmesi tahmin edeceğim bir şey değildi. Ancak çok rahatsız edici bulmadığımı da eklemeliyim.
Yazarın eski dile ait kelimeleri sevdiğine, bunları sadece birer antik eser olarak değil günlük ve yazılı dilin aracı olarak da gördüğüne önceki okumalarımdan aşinayım.
Makalelerde bu kadar eski kelime kullanılması, belki metnin kısa olması nedeniyle pek zorluk çıkarmayabilirse de 500 sayfalık kitapta benim düzeyimdeki okuyucular için bayağı bir yük oluyor. Bunu dönemin diline bağlı kalma tercihi gibi görmek, bir tutarlılık olarak değerlendirmek pekâlâ mümkün. Ya da onca arşiv taraması sırasında insanın sürekli eski dilden kelimeler okuyunca yapacak başka bir şeyi kalmaması da ihtimal.
Yine de benim ve muhtemelen diğer bazı okuyucuların zaman zaman ya da sıkça sözlüğe başvurmak zorunda kaldıklarını, kendilerini bu düzeyde bir metni okumak için eksik bulma duygusuna kapıldıklarını bir not olarak düşmeliyim.
Yine -yazarın başlangıçta belirtmiş olmasına rağmen- kaynakların orijinal haline sadık kalma disipliniyle ve belki de sosyal alan yazımında kurallar öyle olduğu için aktarımlarda sıkça kullanılan tırnak, kesme, köşeli parantezlerin okuyucuyu yorduğunu söyleyebilirim. Eğer hedef kitle genel ise, aktarımları yaparken okuma yumuşaklığına uygun bir tarzın seçilmiş olması, en azından bana daha rahat bir yolculuk sağlardı sanırım.
Kitabın yazarının, kitabın kahramanına karşı (yazarın da kitabın bir kahramanı olduğu gerçeğini reddetmeyerek bunu yazıyorum) objektifliği, sanırım yazar için çok önemliydi. Her yazar için de öyle olmalı zaten. Bunu giriş bölümünde açıkça belirterek ne sempati ne de antipati, mümkünse empati amaçladığını yazmış, ki harika bir çerçevelemeydi.
Metnin ilk bölümlerinde yazarın empati hedefinde bazı sorunlar yaşadığımı/yaşadığını söylemek zorundayım. Yazarın, resmi tarih ve Kemalist doktrin hakkındaki görüşü ve rejimin "tek tip vatandaş" yetiştirme arzu ve ısrarına bilinen tepkiselliğiyle Hasan Âli'ye karşı başlangıçta mesafeli ve hafif alerjik durduğu hissine kapıldım. Yanlış intiba olabilir. Burada bazı eleştirmenlerle farklı görüşlerden gelip aynı yerde durmuş olmak istemeyerek şunu da yazmalıyım ki, Birikim ekibinin Kemalizm'e karşı sert tepkiselliğinin biraz daha başarılı bir şekilde nötralize edilmesi kitabın genel okur zümresi açısından yararlı olabilirdi. Zira sosyal-akademik bir eser vasfındaki kitabın aynı zamanda popüler bir yazın ürünü olduğunu (popülist gibi anlaşılmamasını rica ediyorum) ve mümkün olan en geniş kitleye ulaşması gerektiğini düşünüyorum, ki Hasan Ali adındaki bir kitaba çok sayıda Atatürkçü insanımızın teveccüh göstermesi gayet doğaldır.
Çok farklı yerden gelip de aynı noktada eleştirel durmak derken kast ettiğim şey, kitap hakkında kalem alınan bazı eleştiri yazılarıydı. Son derece katı ve üstten bakıcı bir tarzı olan, bir biyografiyi, adeta yazarının neden objektif kalmaya çalışarak yazdığı ithamıyla uzun uzun eleştiren, ruhsal açıdan sağlıksız bulduğum bazı eleştiri yazılarına, yine de teşekkür etmeliyim, zira son 100 sayfasına gelip tekrar bir ara verdiğim kitabı bana 2 günde tamamlama enerjisi sundular.
Bunca emekle yazılan bu önemli kitabı, sadece kendi siyasi bakış açılarından değerlendirerek ve yazarı neden bir "düpedüz Kemalist" figürün hayatını yazdığı gibi ilginç bir suçlamayla karşı karşıya bırakan eleştirilerin okuyuculara yararlı olduğunu düşünmüyorum.
Yazarın Hasan Âli ile ilgili bakışının gerçek bir empatiye dönüştüğü sonraki bölümler benim için yeniden eğlenceli olmaya başladı. Sanki, adam kudretli bir makam sahibiyken, bakanken, Milli Şef'in çok yakınındayken yazarın ona karşı duyamadığı şefkat, kuramadığı empati, rahmetli makamdan ve çaptan düşüp melankoliye daldığında ortaya çıkmıştı. Yazar düşenin dostu olmuş, Hasan Âli Yücel'in ömrünün son yıllarında en çok içlendiği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ona sunmuştu.
Kitabın "Anlaşılmamak... Unutulmak bile bunun yanında başlı başına bir bahtiyarlıktır." cümlesiyle sonlanması da yazarın büyük çabasının, harcadığı vaktin karşılığı, muhtemelen zaman zaman zihnini meşgul eden "Acaba bu işi layıkıyla kotarabilecek miyim?" sorusunun müspet cevabı olmuş.
Sosyal bilimlere uzak bir okuyucu ve biyografi okumaları sınırlı bir kitapsever olarak metinle ilgili birçok teknik ya da akademik ayrıntıyı kaçırmış olabilirim.
Bu nedenle de yazılanları yeterince anlayamamış, hakkını tam verememiş olmam düşük saymadığım bir ihtimaldir.
Yine de Hasan Âli konulu bir kitaba merak duyan, yazarın birikimi ve becerisi ötesinde, kitabın öznesine, onun hata yapan, hatasını belli ölçüde kabul eden, insanları kırmamaya çalışan, kırmışsa gönlünü almayı ihmal etmeyen naif kişiliği nedeniyle sempati besleyen, saygı duyan bir okurun değerlendirmeleri bunlar.