1818 Mayısında Topkapı Sarayından üç sürre devesi yola çıktı. Köyler, kasabalar, şehirler aşılırken üç yüz olacak, üç bin olacak, üç katına çıkacak ve elli bini aşkın hacı beyazlara bürünüp kervan kervan Kâbe’ye varacaktı… Her adım bir öncekinden daha heyecanlı, her menzil diğerinden daha çetrefil bir yolculuk. Gündüzlerde alev alev seraplar, gecelerde ayaz mı ayaz kum fırtınaları… Ve kervanı yutmak için pusuda bekleyen çeteler… Bir müderris, bir mülâzım, bir kuşbaz, bir berber, bir bezirgân, iki deveci, bir seyis ve bir meczub… Güzel bir cariye ile özürlü bir kız çocuğu… * Bir kervanda neler taşınmaz ki? Aşklar, ihanetler, bilgelikler, hazineler, gizli sırlar, cinayetler… İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden…
İskender Pala (born 1958, in Turkey) is a Turkish Divan (Ottoman) Poetry Professor and author of best seller novels. He also used to write a column in the Turkish daily newspaper Zaman.
İskender Pala graduated from Istanbul University Faculty of Letters Turkish Language and Literature Department in 1979. He entered Turkish Navy as a lieutenant in 1982 and taught Turkish Literature in Naval Schools and Boğaziçi University. In 1987 he established Turkish Navy Museum Archives. He oversaw classification and restoration of many historic documents dated from the times of the Ottoman Empire. He published Encyclopedic Dictionary of Divan (Ottoman) Poetry and received Writers Union of Turkey Award in 1989. He was discharged from the Navy without any conviction during what is now called the "Postmodern coup". Later, he wrote a book about his life in Navy and his discharge, called Between Two Coups referring to military coup in 1980 and 1997 military memorandum in Turkey. He said that the reason for his discharge was his practicing İslam in his private life.
Kervan'ı da kitap alışverişi için arayışta olduğum bir dönemde keşfetmiştim. İyiki karşıma çıkmış, iyiki almışım. Öyle bir kitap ki hem size yeni bilgelikler katıyor hem de roman okumanın getirdiği o akıcılığa kendinizi kaptırıyorsunuz. Bitirdiğinizdeyse kitaba tatlı bir buruklukla veda ediyorsunuz. Kervan, 1818 yılında Sultan Mahmud döneminde geçiyor. Osmanlı'nın zayıflamaya başladığı, hem içte hem dışta bir sürü olayla uğraştığı zamanlar... Bu boşluktan yararlanan Vahhabiler beş senedir hac yapmaya gidenlerin canına kast ediyor, mallarını yağmalıyor, kutsal topraklara türlü sebeplerle zarar vermeye çalışıyor. Bu duruma artık bir son vermek isteyenlerden gönüllü bir grup kervan İstanbul'dan Kabe'ye varmayı kafasına koyuyor. Yolculuk ki ne yolculuk... Her türlü şey yaşanıyor: ihanet, savaş, aşk, bilgelikler, türlü tehlikeler... Ben okurken o kervanda gibi hissettim. Okuyan çoğu kişinin de kendini o kervanla beraber yol alıyormuş gibi hissedeceğini umuyorum. Bir de belirtmeden geçemeyeceğim ki Hüdayi karakteri en sevdiğim karakter oldu. Ayrıca vahhabilikle ilgili bilgilerim de çok fazla arttı. Önceden çok yüzeysel bilgilere sahiptim. Neden zararlı olduğu, nasıl ortaya çıktığı, yabancıların nasıl destek olduklarını, Osmanlı'nın bunlarla nasıl mücadele ettiğini yazar bu kurgunun içine çok güzel yerleştirmiş. Bir romandan daha ne isterim ki? Hem ruhumu besledi, hem bilgimi artırdı, hem de iç dünyasına beni de sürükledi. Konusu ilgisini çekenlere tavsiyemdir
Yazarın Efsane ve Şah Sultan kitaplarını daha önce okumuştum. Kervan her nekadar içinde çeşitli maceralar barındıran bir hac yolculuğu hikayesi gibi gözüksede Vahabilik ile Osmanlı din anlayışının çok ciddi bir mukayesesini içeriyor. 18. yüzyılda suud ailesince ortaya konan bu siyasi akımın Osmanlı tarafından suud ailesinin önde gelenlerinin idamıyla kısmen engellendiği, elden kaçırılan torun Abdulaziz'in 1.Dünya savaşında Osmanlıdan bağımsızlığını alarak bu günkü Suudiarabistan Krallığını kurması da ayrı bir bilgi.
konusu arka kapağından okuduğum kadarıyla başta ilgimi çekse de kitabı okudukça kitap içeriğiyle sanırım yıldızım barışmadı; eserin dilinde, üslubunda dikkate değer bir eksiklik görmedim, dili akıcıydı ve konuları da öyle. Yazarın daha önceden okuduğum kitapları gibi bir çizgide bu kitap da. Bence daha önce bu yazarı okuyup sevenler bunu da seveceklerdir. Puan vermede epey kararsız kaldım ama üç yıldızı rahatlıkla hak ettiğini düşünüyorum.
Bazılarının biraz “muhafazakar” bulup eleştirdiğini biliyorum ama ben genelde beğeniyorum yazdıklarını.Katılmadığım ya da itici bulduğum noktalar olsa da önyargılı olmayıp okunması gereken yazarlardan olduğu kanaatindeyim.Özellikle tarikatların işlevleri işleyişleri hakkındaki kısa bölüm beni düşündürdü zira tarikatların artık anlattığı gibi saf ve masum olmadığını düşünüyorum.
This entire review has been hidden because of spoilers.
İskender Hocam tabii ki de gene yanıltmadı. Bitmesin diye ağır ağır okuduğumuz bir kitap, harika bir anlatım ve birbirinden güzel karakterler. Rabbim kalemine zeval vermesin, Hocam. Daha nice güzel kitaplarını okumak dileğiyle.
Kalemine, kelâmına sağlık Pala üstat. Film izler gibi okudum tüm kitabı. Hele ki böyle bir hikaye usta bir yönetmenin eline geçse de filmini yapıverse…