« Bon, la dégaine du personnage, on verra plus tard… Pour l’instant je l’imagine vaguement avec ma tête, c’est plus facile… » Oleg est dessinateur de bande dessinée. Son quotidien, depuis plus de vingt ans, tourne autour de ça: dessiner, raconter. Et tout ceci coule naturellement, jusqu’à maintenant, jusqu’à ces jours récents, où la création semble patiner, où les projets se succèdent mais la conviction n’est plus vraiment là – comme si quelque part, «l’influx était perdu». Alors Oleg creuse, cherche et réfléchit. Autour d’Oleg, il y le grand et vaste monde, rapide, changeant, moderne, déstabilisant, inexorable. Ermite assumé mais observateur attentif, Oleg est le témoin malgré lui de ce monde en perpétuelles mutations, un monde qui amène son lot d’événements et de surprises, bonnes comme mauvaises. Et puis surtout il y son petit monde à lui: la femme dont il partage la vie depuis deux décennies, et leur fille, en pleine adolescence. Tout juste vingt ans après Pilules bleues, Frederik Peeters se raconte à nouveau mais troque le « je » pour le « il », et, en utilisant cet avatar qu’est Oleg, brouille les pistes et esquive le piège de la trivialité. A travers ces chroniques, tour à tour drôles, incisives, touchantes, voire surprenantes, il lève ainsi (partiellement) le voile sur son métier et son quotidien de dessinateur, et se faisant, pointe nombre de contradictions qui hantent notre époque: ultra-modernité technologique et pensée réactionnaire, culte de la superficialité et quête d’authenticité, surabondance et désarroi. Mais on pourra aussi, tout simplement, lire Oleg comme une belle déclaration d’amour que fait l’auteur à celles qui lui sont le plus proches – et comme un rappel, dépourvu de mièvrerie, que c’est cette force-là qui nous permet de sublimer le banal, et de tenir face à l’adversité.
Frédérik Peeters (born 13 August 1974, in Geneva) is a contemporary Swiss graphic novelist. He received his bachelor of arts degree in visual communication from the École Supérieure d’Arts Appliqués in Geneva in 1995. Peeters currently lives with his partner Cati, her son, and their daughter in Geneva.
His autobiographical graphic novel Blue Pills received the Polish Jury Prize at the Angoulême International Comics Festival, where it was also nominated for Best Book. Blue Pills also won the Premios La Cárcel de Papel in Spain for Best Foreign Comic. This is his first work to be translated into English.
Çok sevince de bir şeyler yazmak zormuş. Çok sevdim. Biraz konforsuz ortamlarda okuduğumdan da olmuş olabilir ama bitirir bitirmez tekrar okumak istedim. Bu çok nadir olur.
Sevince yazmak zordur dedim ya, bu sanki sanatçı ve yayıncı için de böyle olmuş gibi. Kitap sade mi sade (ama benim için albenili) bir kapağa sahip. Ne vadettiği belirsiz. Oleg tavana bakarak düşünüyor sanki. Ve bir arka kapak tanıtım yazısı bile yok! Sadece dört Scrabble taşı var (artık Oleg mi yazarsınız, lego mu yoksa ego mu siz bilirsiniz 😊).
Frederik Peeters’ı Mavi Haplar’dan biliyorduk (Kumdan Kale’den bahsedip tat kaçırmak istemiyorum 🙃), o da iyiydi ama bu bambaşka hissettirdi. Daha ilk sayfalardan itibaren çizimler, surat ifadeleri, kompozisyonlar, akıştaki paneller, sessiz/balonsuz paneller hepsi ayrı güzel.
Oleg havuzda yüzer, Oleg yaratıcı krizler geçirir, Oleg bir tren seyahatinde veya bir imza gününde tespitler yapar/düşüncelerine fazla mesai yaptırır, Oleg göz doktoru ile laflar… Ve ben bayılırım.
Biraz huysuz (huysuz doğru kelime değil sanki, “huzursuz” daha uygun. Okuyunca siz karar verirsiniz.) bir karakter Oleg. Tahmini olarak Oleg ile aynı yaş/jenerasyondan değilim. Sanatçı değilim. Fakat müthiş bir empati duyuyorum Oleg’e.
Sanatçı kabızlığına, aile ilişkilerine, çağın tatsızca ve fakat kaçınılmaz ilerlediği yerlere, nesil farkına, hayatın anlamına, bir/ben olmak ve yakınların için ödün vermeye, hayatın önceliklerine ve hatta sağlığa ve hasta hekim ilişkilerine dair bir okuma sunuyor.
Bir sürü bir sürü şey ve o kadar estetik ki! Çizgiler arasında gözüme çarpan bazı tasarım ürünler bile gözümü alıyor (Eames Lounge Chair? Çelik bir Bialetti? AuraStudio 2?…) Kör göze parmak şekilde “sokuşturulmadan”, bir baharat gibi kararında ilave edilmiş popüler kültüre, sinemaya, sanata dair değini ve gönderilerle zenginleştirilmiş, üstüne üstlük bunları gözlere şenlik şekilde çizim ve karelerle buluşturan bir iş var karşımızda. “Bunu nasıl tasarladın be adam!” diyorum. Ancak otobiyografik ilhamlar varsa kabul edebilirim. Yoksa oturduğun yerden üretti isen şaşkınlıkla karışık dehana saygı duyabilirim.
Yazmak zor, ne yazsam bilemedim dedim ve fakat bir şeyler yazdım. Ama içimdeki coşkuyu yeterince ifade edebildim mi bilemiyorum. Sizleri de kendi deneyiminizi yaşamanız için bu güzel kitaba davet ediyorum.
Cuando más me gusta Frederik Peeters es cuando habla sobre su vida, aunque sea por medio de personaje interpuesto. Leyendo Oleg es fácil entender por qué Peeters es uno de los autores imprescindibles del cómic europeo. Del cómic de donde sea, en realidad.
Nic mnie do tego komiksu nie przyciągało. Czytałem "Niebieskie pigułki" i pamiętam, że się podobały, ale z pewnością w mojej hierarchii nie była to tak ważna pozycja, jak sugerowały rodzime recenzje. Dodatkowo notka wydawcy, mówiąca o zmaganiach z twórczą niemocą, przypominała o kilku innych tytułach, które w podobnym klimacie czytałem, a nie były to raczej rzeczy spektakularne. Ale wpadło w ręce, więc skorzystałem z okazji.
Nie kojarzę, bym czytał wcześniej tak świetny "komiks o niczym". Nie ma wątpliwości, że Oleg to alter ego Peetersa i skazani jesteśmy na przegląd jego wątpliwości, niemocy, zmagań z rzeczywistością, w której ustawia siebie zawsze trochę z boku, ale jest to tak sprawnie, ciekawie i bez wodolejstwa napisane, a jednocześnie budzi tyle sympatii do okularnika, że zostałem kupiony w kilka minut po rozpoczęciu lektury. Wizualnie też jest świetnie. Mam wrażenie sporego postępu i przeniesienia akcentu w okolice Craiga Thompsona. Koniecznie
Precioso. Hacía muchísimo que no leía algo de Frederik Peeters y me ha encantado regresar a su obra más autobiográfica. Menuda delicia de dibujo, qué ingenio para retratar algunas escenas oníricas y cuantísimo amor. Me ha llegado en el momento justo para resultar una lectura reconfortante y disfrutable. No me hubiera quejado si durase incluso más.
tek kelimeyle mükemmel.. okurken kendimden pek çok şey gördüm ve hem geçmiş hem de gelecekle ilgili empati yaptım. kitap günümü güzelleştirdiği gibi bazı konulara bakış açımı da değiştirdi. hatta sanıyorum beni geliştirecek de.. bu arada değinmeden edemeyeceğim; yağmur altındaki şemsiye karesi inanılmaz.
El dibujo es magnífico, la pericia técnica y artística fuera de toda duda. Se me ha indigestado el tono levemente petulante, haciendo gala de una superioridad moral algo irritante.
um quadrinho belíssimo sobre o cotidiano de um cartunista suíço e sua família. apesar de, em certos momentos, cair num discurso batido sobre os males da hiperconexão e envelhecer (sendo um quadrinista muito bem-sucedido), a narrativa flui bem de um slice of life para algo mais inventivo e inesperado à medida que Oleg encontra inspiração artística e enfrenta desafios com a esposa e filha. muito bom.
świetne! pięknie narysowany komiks oczywiście, ale też taka inteligentna narracja dobrze pokazująca bohatera i jego rodzinę, jego stosunek do niej. biła z tego taka prawda, taka troska. Oleg jest supergościem i mam nadzieję, że się spotkam z nim w kolejnym albumie może. dziękuję tacie za pożyczenie hahha
Çağın tatsızlığıyla başa çıkmak ya da çıkamamak... Kaçınılamayan değişimlere uyum sağlama çabası, yaşamanın ağırlığı, modern insanın anlam arayışı, varoluş ve yaratıcılık krizleri, huzursuz bir ruh haliyle işini yapmaya çalışmak... Hepsi Oleg'de var.. Yaratıcı, düşündürücü, okuması keyifli bir grafik roman..
Oleg je najnovejši Risoroman iz @vigevageknjige_ in tudi eden tistih, ki sem jih brala kar nekaj časa. Morda temu botruje rahlo pomanjkanje bralne vneme, ki me doleti vsakega septembra, malce pa tudi sama tematika stripa.
Oleg je umetnik, stripar, ki je ustvaril uspešnico, katere nadaljevanje oboževalci težko pričakujejo. On sam pa bi se rad od tiste tematike malce oddaljil. Išče navdih v vsakdanjem svetu in vmes se zgodi življenje, ki s svojimi drobnimi zmagami in porazi poskrbi za nešteto idej in tem, o katerih se lahko riše in piše.
Oleg bi bil prav lahko avtorjev alter ego. V tem risoromanu opazim veliko tem, ki spremljajo življenje in ustvarjanje sodobnih avtorjev. Od pomanjkanja navdiha, motilcev v obliki zaslonov, pa vse do ujetosti v kolesje medijev, oboževalcev, množic na raznih knjižnih sejmih in drugih prireditvah...
Zanimiv vpogled v svet, ki ga mi sami večinoma opazujemo le z druge strani.
Na trenutke so prizori kar malce nepovezani, ne veš niti čemu so namenjeni in kaj želijo sporočiti, a ravno to se mi zdi glavno sporočilo tega dela. Življenje mnogokrat ni neka premica, ki v stilu neke urejene zgodbe teče v smer nekega začrtanega zaključka. Življenje je pot z nešteto ovinki, mostovi, razpotji, ki nam postreže z včasih popolnoma nepovezanimi dogodki, ki svojo pravo vrednost pokažejo šele, ko jih pogledamo res od daleč.
Zelo zanimiv risoroman, morda ne moj najljubši, a vseeno priporočam sploh vsem, ki ustvarjate v svetu literature in umetnosti!
Güzel nüansların, gerçek karakterlerin olduğu, ara ara popüler kültür göndermeleri ile gerçekçi yaşam kesitleri sunan ama yine de beğenmediğim bir grafik roman Oleg.. Yazar kendi hayatından kesitler sunuyor bunu da hoş karakter etkileşimleri ile anlatıyor özellikle baba kız ilişkisi güzel fakat genel olarak pek bir şey anlatmayan, çizimleri de sıradan olan vasat bir iş benim için.
Frederik Peeters'ın çizdiği ve yazdığı hikaye hepimizin hayatına dokunan ancak sonrasında bir yere varmayan, bir yere bağlamadan da biten bir hikaye. Hayatının bir kesitiyse bu ve yarım kaldıysa da çok sıradan basılmayı gerektirmeyen yüzeysel bir hikaye. Bunu biz de yaşıyoruz dedirtmekten öteye gitmeyen bir şey ortaya koymayan bir çalışma Oleg.. Okunur mu okunur ama bana bir şey katmadı...
Amo los dibujos de Peeters. Desde hace años me conmueven sus personajes y sus historias. Tanto da si el enfoque es autobiográfico, si se sumerge en la ciencia ficción o si recurre a lo simbólico/onírico para dejar que afloren esos miedos universales que son los suyos y los de todos. Honesto, lúcido y delicado a partes iguales, con Oleg Peeters vuelve a poner el foco en el amor como esa brújula que le permite no perderse en un presente irremediablemente convulso y un futuro que a menudo se presenta como descorazonador.
Oleg es un dibujante en crisis creativa al que le preocupa profundamente el mundo en el que vive. Todo a su alrededor, a excepción de su mujer y su hija adolescente, lo reafirma en su desconexión creciente de la sociedad y en su falta de comprensión con la deriva vacua y solipsista de la vida cotidiana de las personas con las que se cruza. A lo largo de la novela asistimos tanto al proceso creativo de Oleg (mundos imaginarios apocalípticos), como a sus pensamientos sobre la realidad que observa. Su parcela íntima, su familia, no parece generarle ningún conflicto personal, sino que le proporciona estabilidad, seguridad y consistencia. Cuando su mujer sufre un infarto cerebral leve, Oleg finalmente encuentra la motivación y la salida a su crisis creativa. El ritmo de la novela es perfecto; a pesar del giro argumental hacia la enfermedad de Alix, no hay excesos dramáticos, sino que todo fluye con la naturalidad de la propia vida, pero con la seriedad de quien reflexiona a diario sobre su sentido y su fugacidad. Mi única pega es algún momento puntual de autocomplacencia ideológica, de quien se siente en el lado correcto y como debe ser (el vegetarianismo, el juicio moral a sus padres por viajar demasiado, el mostrarse un poco acrítico con las "manifas" a las que va su hija...) Salvando esto, me quedo con la impresión de que Oleg es un personaje complejo y bien construido.
This entire review has been hidden because of spoilers.
“Gerçeklikle araya mesafe koyma” temasına, yaşadığımız döneme uyamama çatışmasına bayılıyorum! Benim gibi yaşarken bocalayan karakterleri gördüğüm çizgi romanları daha çok seviyorum dürüstçe söyliyim. Bu yüzden de Oleg’le tanıştığıma memnun oldum.
Hikâyesi de keyifli ve yer yer sürükleyici olsa da bir şaheser değil. Ancak çizimleri aşırı beğendim, bazı kareleri dakikalarca incelediğim oldu. Lineer çizgiler ile mekan çizimleri bence paha biçilemez.
J’avais adoré Aâma, mais apprécié sans plus L’Homme gribouillé de Frederik Peeters. Il y a toutefois une constance, la qualité des dessins et c’est peut-être encore plus vrai ici, dans Oleg. Il revient au noir et blanc comme dans Koma et on n’en apprécie que plus son trait précis et minutieux. Son talent dans le domaine graphique est énorme, difficile de ne pas le reconnaître en lisant cet album.
Dans cet album autobiographique – ou autofictionnel – il reprend le thème éculé de l’auteur en panne d’inspiration, mais il en fait quelque chose de très fort. La réussite de cet album tient à la fois au rythme du récit et à la sincérité du propos. L’émotion très peu présente au début émerge peu à peu lorsqu’il dévoile ses sentiments pour sa famille. On voit l’oeuvre se construire sous nos yeux, il partage ses doutes et ses questionnements. J’ai aussi beaucoup aimé sa critique – son dédain – de notre époque où les gens sont scotchés à leur écran. Il réussit à produire une oeuvre brillante sans avoir de réel sujet, c’est peut-être à ça que l’on reconnaît un grand auteur ?
Auto-retrato em quadrinhos, Oleg simboliza o pseudônimo do próprio autor, personagem de 45 anos, cujo desenrolar, põe em discussão as dificuldades do processo criativo de um artista. O roteiro relata as crônicas de sua vida diária no captar das superficialidades cotidianas: redes sociais, plataformas de streaming e jogos de Internet. Crítica aberta ao autorreferencialismo autofágico da ultratecnologia, ao individualismo exacerbado e ao pensamento reacionário, o autor desenha reflexões sobre a realidade de pessoas reguladas pela maquinaria do mundo digital. Sem escapar disso, Oleg subverte a tendência geral do culto a selfie, de modo a utilizar do desenho de imaginação como sua principal ferramenta de autoretrato da sociedade. De saídas bem humoradas, a simplicidade da vida familiar move o texto junto à vida de atelier. Alix, esposa professora de arte, Elena, filha adolescente amante das artes, equilibram tristeza e alegria nessa história rica em camadas culturais, filosóficas, ficcionais e autobiográficas problematizadas no envelhecimento como alvo da obsolescência programada do sistema capitalista. Em linhas cruzadas, a juventude da filha também contrasta à outras juventudes da mesma idade. Em meio a balbúrdia confusa das pessoas presas ao produto, ao telefone celular e a realidade virtual, imigrantes vem e vão procurando relações físicas arrebentadas na necessidade corporal. Todo artista é um poeta viajante.
Frederik Peeters, çizginin yanında hikaye kısmını da ele aldığında bir şekilde fazla kişisel işlere kayıyor. Okuduğum bir önceki kitabı Mavi Haplar'da da kendi hayatının "mahrem" sayılabilecek alanlarını sergiliyordu. Hatta bu kitabı okumaya başladığımda Mavi Haplar'dan hakim olduğum aile yaşantısının devamını seyredebildiğim için keyiflendim. Öyle ya, kızı ile olan güzel ilişkisi ya da karısının (Yıllar sonra bile hala çok güzelsin Elena) kendi ile ilgili olmayan durumlar için gösterdiği vakur duruş, Mavi Haplar olmasa benim için çok da anlamlı olmayacaktı.
Neyse konumuza dönelim. Bu kitapta, klasik hatta klişe bir hikaye olarak yazar/çizerin üretememesi konusunu işleniyor. Peeters, kendi imajından yola çıkarak kurguladığı bir aksiyon karakteri Oleg'in yerine geçerek, kendi hayatının bir sürecini bize anlatıyor.
Bu kitap ve genel olarak Peeters anlatıları özelinde en çok hoşuma giden şey şu: duyguları, davranışları ve tüm süreci, çok cüretkar bi şekilde, çelişkileri dahi gizlemeden gösteriyor olması. Bir insanın kendi hayatını çizgi romana çevirmesi ve bunu yaparken o sürecin çelişkilerini, zayıflıklarını, bocalamalarını da çizebilmesi çok büyük bir şey.
Kitabı okudukça bir rahatlama hissediyorsunuz. Hissettiğimiz şey muhtemelen Peeters'ın da bu süreci anlatırken/çizerken yaşadığı rahatlamanın bir yansıması. 35 üstü bir yaşa sahipseniz (fiziken ya da mental olarak) ve dışa dönük bir hayatınız yoksa, bizzat Peeters'ın kitap boyunca anlattığı kaygıları, dönüşüme adapte olamama ve olmayı istememe durumunu çok net anlayacaksınız. Hatta topluma ya da bulunduğu ortama yabancılaştığı anları gerçeküstü betimlemelerle gösterdiği kısımlar, kelimelerin tarif edemediği bazı şeylerin de altını fazlasıyla dolduracak.
Ortalama bir saatlik keyifli bir okuma. Çeviri ve baskı güzel. Peeters çizgisine ise zaten çok yorum yapmaya yer yok. Gayet güzel.
Um quadrinho diferente com uma perspectiva também diferente. Fala sobre o cotidiano de um produtor de histórias em quadrinhos, coisa que é difícil de encontrarmos em histórias em quadrinhos que não são autobiográficas. tem algumas pitadas de narrativa surrealista e alguns toques de uma realidade assustadora. Um quadrinho gostoso de ler e de admirar a narrativa e os desenhos do premiado Frederik Peeters.