“İçimdeki yangını söndüremezsem, kötü genlerime karşı gelemeyeceğimi hissediyorum. Babamın bastırılmış öfke dolu genlerine, annemin telaşlı genlerine, anneannemin hırslı genlerine, babaannemin işgüzar genlerine karşı gelemeyeceğim. Sanki hepsi birden olacağım. Aliye Rona gözlerim, Aliye Rona bakışlarım ve Aliye Rona sesim olacak. Yönetmen ‘Kes!’ dese kesmeyeceğim. Hem niye keseyim ki? Rolüm gereği çok sevilecekken terk edilmeme göz yuman yönetmeni mi dinleyeceğim? Daha neler…”
Sinem Sal, Bizim Zamanımız’da, hüzünden ve neşeden beslenerek, sizi doksanlı yılların sıradan bir mahallesinde geçen sıradan olmayan bir maceraya davet ediyor.
Bizim Zamanımız, doğduğu sokaktan çıkamayanların, sadece gülerek acıyla baş edebilenlerin, milenyuma girmeyi dört gözle bekleyenlerin, şarkılardan ve büyülerden medet umanların, televizyondakiler dışında “Bugün nasılsınız?” diyeni olmayanların, âşık olunca geçer sananların, kendi enkazına sahip çıkanların, küçük bir tuhafiye dükkânını ayakta tutmaya çalışırken ayağa kalkan bir anne kızın ve tanıdık bir mahallenin kadınlarının hikâyesi.
19 Eylül 1987'de, ki yılıyla ilgili çeşitli söylentiler var; ailede iç savaşın olduğu yıllarmış doğumu fark edilmemiş, İstanbul'da hayata başladı.
2010'da Lakuna, 2012'de Anekta ve 2014'te Yine de Âmin kitaplarını Dünya'ya postaladı. Afili Filintalar ve Ot Dergi'de yazıyor.
Şiirlerinde ve hikâyelerinde olmayacak işlerin, ütopyanın, ironinin, kalbe varmanın türlü yollarıyla muhatap. Kadıköy'ün sokak çaycılarında kâinata dair büyük bir ipucu bulduğu gün şükredecek.
Kadın hikayeleri illa büyük büyük anlatıların içine konmak zorunda değil. Erkeklerin sınırlarını çizdiği o derdi olmayan edebiyat olmaz safsatasına şahane bir başkaldırı bu kitap. Tokat gibi de çarpıyor zaten Dalyan Ercan için edilmiş şu sözlerle: “Anlamasını beklemiyorum. Ama onu anlamamı beklemesini de. Hiç zorla evlendirilmemiş, geç geldiği için azar yememiş, ödü koptuğu için aşık olmamış, bir yanlış yaparsa tüm ailesini kalpten kaybedeceğini düşünmemiş, etek boyu yüzünden ceza almamış, fındık kadar günahı örtmek için bir azizeye dönmeye çalışmamış birinin bana özgürlük teklif etmesini son derece aptalca buluyorum. Dalyan’la ikimiz Hindistan‘a doğan bir inekle, Rize’ye doğan bir inek gibiyiz. Tabii ki ben ikinciyim. Bunu düşününce, ona anlatmaktan vazgeçtim. Esaretten bihaber olan bir adamın kadın özgürlüğünü kafede puding gibi bana teklif etmesine müsade edemem.”
"Dünya o kadar büyük bir yer ki kim bilir hangi bahçelerde hangi meyveler hiç yutulmadan, ki aslında belki bu onların şanslı olduğunu gösterir, çürüyüp gidiyor. Kuruyup kalmaktan değil ama çürüyüp gitmekten korkuyorum. Kimse fark etmeden, kimse tadıma bakmadan. "
🧡🧡🧡
Sinem Sal okurken yüzünüzde müstehzi bir gülümseme varken aniden yüreğinize öküz oturmuş gibi dertleneceksiniz. Bu durumda telaş yapmadan, kahramanımız Mihrap Güzelyayla' nın affına sığınarak sanat güneşimizden Mihrabım diyerek şarkısını açıp bi küçük demlenmenizi akabinde okumaya devam etmenizi öneririm.
Çok kalpten teşekkürler, bazen sadece birilerinin farkında olması bile yetecek derken, bir kitapla yaralara üflemek, çok çok güzel... 🧡🧡🧡
Dikkat! Uyarıdır! Bu kitapta geçen olaylar sizin zamanınızda mahallenizde yaşanmış olabilir.
Doksanlı yıllarda geçen ve milenyum yılına kadar yaşanan neşelendirirken aslında hep bir tarafından hüzünlendiren bir kitap olmuş. Sanki arada bir çocukluğunuza gidiyorsunuz da gençliğinize dokunurken sizi çocukluğunuzda bırakıyor. Hepimizin kıyısından köşesinden bir şekilde yaşamış olduğu bir kitap ‘Bizim Zamanımız’. Sinem Sal’ın yalın ve akıcı dili sayesinde kitap bir solukta okunuyor. Olayları iç içe bağlama şekline de hayran oldum. Kitabın başında şarkı yarışmasından kazandığı paranın ne olduğunu yazmayı unutmuş derken kitabın sonunda pat diye karşıma çıktı.
Kesinlikle tavsiyedir! Gönül rahatlığı ile alıp bir çırpıda okuyabilirsiniz.
"Kendimi Uçurtmayı Vurmasınlar'ın göbek atma sahnesinde gibi hissediyorum. Hep birilerinin hapisanesindeyim. Önce babamın, sonra Doğan'ın, şimdi de annemin.. Kendi kendilerine o hapishanede kalmak istediler. Ama yalnız başlarına değil. 'Sen de burada kal,' dediler. 'Olur' dedim Çünkü olur demek 'seni seviyorum' demenin başka bir yolu sanki. Otuz yaşındayım ve sebepsiz yattığım cezamın bitmesini bekliyorum."
Daha önceden Dank kitabını okumuştum ancak öyküleriyle yıldızım pek barışmamıştı. O yüzden bu kitabını da çok büyük bir beklentim olmadan okudum ancak öykülerinden çok daha güzel geldi. Klasik bir babasını kaybetmiş anne-kız ilişkisi üzerine şekillenen geçmişin üzerine kısa bir evlilik ve boşanmanın ardından yeniden anne yayına dönülen şimdi ekleniyor. Acılarla baş etmenin bir yöntemi olarak mizah ve mahalle ortamı klişe de olsa bunu oldukça eğlenceli ve sıcak bir hikaye.
Sonunu begenmedim ama bunun dışında keyifli bir okumaydı. Bir de şekilci bir yorumum olacak ama.kitap okurken benim için pek önemli olan kitabın elde rahatça tutulusu genelgecer için gereksiz kişisel olarak dikkatimi çeken bir konfordaydi.:)
Ne yazsa okurum dediğim bir yazar olma yolunda emin adımlarla ilerleyen biri. Bizim Zamanımız çok içimizden, çok 'biz' bir kitaptı. Okurken hep gözümün ucunda bir damla yaş olsa da çok güldüm. Mihrap, hayatının ikinci baharını kendi kararlarıyla yaşadı. Bir erkekle yaşayacağına 'ben yaptım, ben yaşadım' diyerek ayaklarının üstünde durmaya çalışması, italik de olsa, beni çok etkiledi. Kesinlikle tavsiye ederim.
Mihrap tam da benim zamanımın kadını. Belki milenyuma girerken 30 değildim ama o günlerin tadı damağımda hala benim. İşte o günlere şahane bir yolculuk yaptırdı bana. Komik kadındı, cefakar, hüzünlü ve komik ♥️
Sıcacık bir milenyum hikayesi. Keyifle ve çokça gülümseyerek okudum.
30’lu yaşlarında milenyumu karşılayan Mihrap ve Mihrap’ın mahallesini anlatıyor kitap. Kenar mahallelerde günlük yaşantıyı, aldatılmayı, kadın olmayı, dul bir kadının annesi ile yaşantısını mizahi bir dille aktarıyor.
Kitabın sonunu beğenmedim. Ve bazı yerlerde fazla klişe buldum, ama neydi; klişeler hayatın gerçeğiydi.
“Bu dünyada hatırlamak istemediğiniz şeyleri size hatırlatan iki kişi vardır. Bir psikiyatristler iki Şevket Dayılar. Psikiyatristler iyileştiriyor diyorlar. Şevket Dayılarsa insanın şekerini yükseltiyor.”
“İnsanlar da ilişkinin başında aşağı yukarı bir tahminle ne zaman ayrılacaklarını söylemeliler. Böylece müsait bir yer gelince, gönül rahatlığıyla ve ederince ödeyip inerler. En iyisi söylemek…”
“Pikniğe gitmek için havanın düZelmesini, yola çıkmak iÇin trafiğin toparlamasını, şu sarı elbiseyi almak için indirim gününü, içmek için mahalleden birinin düğününü, sevdiğim kanalı açmak için annemin uyumasını, para kazanmak için Sevgi’nin gelip sütyen almasını, İskeleye inmek için akşam olmasını, mutlu olmak için senden haber almayı beklemek istemiyorum…”
Sinem Sal'ı Ot dergisindeki yazılarından tanıyorum. Kitap zaten çok çok kolay okunabilecek bir kitap, içinde bolca sembolik olarak bakarsak güzel göndermeler ve bir o kadar da boşluklar var. Fakat ben sembolik olarak bakamayacak bir şahsiyet oldugum için giden zamanım oldu😄 kitaptaki anne- baba karakteri çok daha derin olabilirdi gibi birçok boşluk kaldı bende. Yine de hiçbir şey beklemeden geyik olsun diye okuyayım diyorsanız okuyun tabii ama bir Selçuk Aydemir bir Murat Menteş okuduysanız aynısının laciverti işte..
Mihrap ve mahallesinin hikayesini sevdim ben. Herkes bir şekilde kendinden bir şey bulur okurken. Zaman zaman Mihrap'ın Dalyan karşısındaki gurursuzluğuna kızdım, Dalyan'ın sonunu da baştan tahmin etmiştim, Dalyanları gerçek hayatta tanıya tanıya :) Yine de kitap bana keyifli bir okuma süreci sundu :)
mihrap her şeyin farkında bir kadın, karşısında kimin olduğunun, nasıl dinlendiğinin ve bunları göz önünde bulundurarak püskürtücü cevaplar verdiğinin. bizim zamanımız'da bir masa etrafında birleşen o çoğunluk hali, kadınların tutunduğu da bir şeydi. bu sayede mahalleliyle kurduğu o hareketli çatıyı ayarlayabiliyordu mihrap. bu arada jüli'nin kapısını bir de ben tıkırdatmak istedim, eminim annesinin/kendisinin söyleyecek çok sözleri olurdu. asiye'nin tembihlediği güçlü durma meselesi, biraz eşelediğim de bir yerdi. güçlü olmak-görünmek-kalmak.. bu köşeler arasında sıkışan herkes gibi mihrap da gidip gelmeler yaşıyordu. ikilik hali garipsediğim bir noktaya çekilmedi hiç. kaygılarının ve korkularının akladığı seçimleri vardı mihrap'ın, anlayabiliyordum. bir ilk ayrılık yaşamayı anneden, yani daha doğrusu sizi yetiştiren insanlardan -ki bu insan mihrap için asiye- başlayarak deneyimlemenin; bunun diğer insanlarla yaşamaya kıyasla zor, fakat sınır koyabilme ve otokontrol gelişimi için daha az fireli olduğunu düşünenlerdenim. keza bu gerçekle karşılaşmış bir mihrap yıkımını görmemek imkansız. bıçak gibi kesilmiş hayatlarına rağmen mihrap'ın tekerini döndürdüğü şeyleri dalyan'ın anlamasını beklemiyordum. bir erkeğin bir kadını -bazı noktalarda- asla anlamayacak olmasını, en nihayetinde hiçbir zaman onun kadar kısıtlanmamış oluşuna bağlıyorum. şahin var bir de.. oraya bir girersem çıkamayacağım. neyse ki vızıldanmama gerek yok, anlar o biliyorum. bir şeycik daha, mihrap'ın ne diyeceğini bilemediği yerlerde giren şarkılar, hislerime tercüman* dediğim şahane anlardı. neşemi dolduran da oydu, içimi oyan da, buruk bir gülümseme ile uzun zamandır okurken ağlamadığım gerçeğini kıran da. mihrabım diyerek bitirdim, bu da benden oldu. tüm bunların bilançosunu aldığımda, 'aşksızlıktan kırılan' bir eşrafın mihrap'ta yarattığı eşik psikolojisi; -dalyan üzerinden, yani mihrap'ın bu eşikten geçmesi veya geçememesi, ki bunu hiçbir zaman bilemeyecek olmak beni kahrediyor- mihrap'ın hayatını sayfalarda ve mektuplarda aktardığı gibi bir iç sese, bir yalnızlık senfonisine dönüştürdü. sana sonu gelmez bir nasılsın?'ım var, bir de itirafım; senden ayrılmak zordu mihro,, yine yaz olur mu?
"Bence insanlar evini de kapatabilmeli. Her gün olmasa da zaman zaman. Belki sık sık. Belli zamanlarda. Zamanının geldiğini bilmeli. Tüm sesler kesilecek diye bilmeli. Biraz uzaklaşacak, bunu bilmeli. Kepenkleri indirebilmeli. Oradan çıktığında, gidebileceği daha da güvenli bir yeri daha olduğunu bilebilmeli.''
Uzun zamandır derdini, anlatmak istediklerini bu kadar derin ve kederli, ama insana kendi acısına yüksek kahkahalarla eşlik ettirecek satırlara rastlanmamıştım. Ben bir başkasının satırlarında hiç bu kadar anlaşılmış hissetmemiştim daha önce. Koca bir' ahhhh' çektiren bu sıcacık yaşamlar. Ne güzel oldu da size rastladım.
Hikayelerimiz hep acıklı olmak zorunda değil. Sinem Sal bu romanında hüzünlü de olsa neşeyi hiç eksik etmeden şahane kadın hikayeleri anlatıyor. Alt-orta sınıf bir mahalle, tuhafiyeci dükkanı olan bir ana-kız (Asiye ile Mihrap) ve mahallenin tüm kadınları. Kadınlar arasındaki dayanışmayı anlatmada özel bir başarısı var Sinem Sal’ın. Gece kavga gürültü sesleri yükseldiğinde pencereye sadece kadınlar çıkar diyor yazar veya evlerin aralarına yolluk atmış gibiler diyor, ki bu yolluklar dünyanın çevresini bi kaç kez sarar. Bir de kitapta geçen şarkılardan harika bir çalma listesi çıkar:) Dinlene dinlene değil, hızla okuyup bitirmek isteyeceğiniz tatlı bir kitap.
kitapçıya gittim ve "kitap okumakta, ilerlemekte ,bitirmekte zorlanıyorum, böle akacak, beni drama boğmayacak ,bir şey öğretme derdinde olmayacak bir kitap önerebilir misiniz?" diye sordum. Bu kitabı verdi. kısa sürede okuyup bitirdim.. Bana "Sıdıka" yı anımsattı :) Sanki günlük sıcacık bir mahalle dizisi izliyosunuz.. Böyle bi insanın içini ısıtan , samimi, süsten uzak, doğal, olduğu gibi .. Babamın tuhafiyesi vardı benim de , bir tuhaf oldu içim🙈90 ların çocuğuyum ben de Mihrap gibi.. Mihrap bazen ben , bazen bi arkadaşımdı.. Uğur Dündar ı, Çarkıfelek i, Milenyum u.. Bizim Zamanlar dedim hakkaten..Eger hayatin karmasasindan dramindan kaosundan sikildiysaniz bir Sinem Sal alin🥰
Her şeyin bir zamanı olduğunu öğrendiğimden beri müthiş korku duyuyorum. Koskoca dağlar, denizler altı günde yapılmış mesela. Bir portakal ağacı üç yılda meyve veriyormuş. Tanımlanmamış bir ağaç türüyüm diyelim ya da henüz yaratılmamış bir gezegen. Allah’ım beni kaç günde tamamlar sence? Ne kadar bekleyeceğim? Önümde bir örnek de yok. Herkesin zamanı farklı diyorlar. Herkesin zamanı kendine. Ya ikimizinki? İki farklı tür ağaç, birbirinin gölgesinde yetişip de aynı anda meyve verir mi?Çünkü ikisinin zamanı aynı olmazsa, meyvesiz olan meyve verene buruk ve korkuyla bakar mı? Ya da meyve veren henüz vermemiş olanı küçümser mi? Bundan korkuyorum. Bizim zamanımız ne zaman?
Yeni bir romancı keşfetmiş oldum. Yeni kitaplarını bekliyorum. İnce bir ironi. Zarif bir mizah. Olağanüstü bir duyarlılık. Şair oluşu her sayfaya yansıyor. Kısacık cümlelerle kocaman bir dünya! Okunmalı.
Yazarı bilmeden okumaya başlasam, ilk bir kaç sayfada Sinem Sal’ın yazdığı tahmin edebilirdim sanırım. Duvara toslayacağını bile bile dümdüz gidenlerin hikayesi bence. Bir de aşkında, mektuplarında, annesinde, tespitlerinde hep ne doğru ya diyorsunuz.
Bazı insanlarda iç sesin olmadığını öğrendiğim gün çok şaşırmıştım. Boş bir odada otururken mesela mutlak bir sessizlik var. Eleştiren ya da heveslendiren, hatırlatan ya da aman boşver diyen, geri planda günler önce edilmiş bir kavganın hakemliğini yapan ya da çoktan edilmiş bir küfrün mahcubiyetini yaşayan hiçkimse yok. Telefonda yanıt gelmediğinde çalan bir dıııt sesi belki. O kadar. Bizim zamanımız ise fazlasıyla gelişmiş bir iç sesin hem de fazlasıyla geveze birinin maraton koşması gibi. Olaylar gerçekte olmuş mu yoksa bir an sadece aklından mı geçmiş, insan emin olamıyor ama bunun bir önemi de kalmıyor. Sayfalar boyunca Mihrap oradan oraya savrulurken gözümün önüne gazetelerdeki haberler, kadın programlarındaki olaylar ve metrobüs duraklarında kulak misafiri olunabilecek her türden hikaye geliyor. Çok gerçek. Fazlasıyla gerçek bir karakter yaratmak bir yandan yazarın gözlem yeteneğinin şahaneliğini ortaya sererken bir yandan okurda bir noktadan sonra ortaya çıkan, bu kadınlardan her yerde var, deme kolaylığı ortaya çıkıyor. Kadınların her yerde mi bilmem ama bizim buralarda yaşadığı bıkkınlığı ve kalbi kırıklığı aynadan bize gösteren bir kitap. Sonu dışında sevdim, samimiyetle arkadaşlık ediyor. Ciğerini verdiğin birine bir parça daha hesap sorsaydın be Mihrap, kız kardeşlerin arkandaydı.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Ceylan Taş’ın ‘Eyvahlar Olsun’u ve Bizim Zamanımız, tam bizden olanı anlatmayı, o kadar bilindik ve tanıdık olan ki okurken biz değil miyiz yahuyu dedirtmeyi öyle güzel başarıyorlar ki, ikisini de elimden bırakamadım. Biziz işte, kocasını, çocuğunu, evini çekip çevirmekten ne istiyorum beni hiç sormamış kadınlar toplamı. Ülkenin çoğunluğu ama bir türlü görünmeyenleri. Görünmez olmak için doğanları. İyi ki yazıyor birileri de sis perdesi kalkıyor artık. Çok merak ediyorum başka ülke edebiyatlarında var mı bu tür? Okumayı çok isterim.
Hiç nefes almadan konuşan birini dinlemek gibiydi..Bazen hüzünlü, çoğu zaman komik bir Mihrap. “Bizim günlerimiz birbirinin o kadar aynısı ki biri hatırlatmadıkça bugün günlerden nedir bilmeyiz. Bence günleri kesin başkasının işinde çalışan insanlar bulmuş. Haftasonunu saymak için. Biz hiç gün saymıyoruz. Bak şimdi fark ettim. En son ne zaman gün saydım ben?”
Bizden bir hikaye Sinem Sal Hanımefendi'den..90ları anlatmış..sıradan yaşantıları sıradışı sonuçları ile..anlatımı sıkmadı beni..konu çok ilgimi çekmese de "biz" olan hikayeleri seviyorum..
çok tatlı bi kitaptı, toplum baskısı, aileden size kalan travmalar, huylar çok ağır işlenmemişti konuşma diliyle yazılmış gibiydi güldüğüm yerler bile var çerezdirr okunurr
mihrap, tam olarak yanınızdayken sizi güldürüp ayrıldığınız zaman içindeki hüzünle ve yalnızlıkla kalakalan mahalleden bir komşunuz gibi. yanında geçip giderken acaba ne derdi var diye düşündürenlerden. hayatında yaşanmışlıklarının üzücü birçok tarafı olsa da bana göre annesinin payı o kadar büyük ki. bu sade yazımla vurucu birçok noktayı pat pat yazıp içimize dokunup duraksatan yazara da büyük saygı duydum. bu ülkede bir kadın olmanın, sokakta, evde, işte fark etmeksizin nasıl zorluklarla karşılaşabileceğini, hepimizin maalesef bilmek zorunda kaldığı kapının önüne koyulan bir erkek ayakkabısıyla bile ifade etmesi aslında ne kadar da acı. dalyan'a gelecek olursak nokta atışı şuydu bence: “anlamasını beklemiyorum. ama onu anlamamı beklemesini de. hiç zorla evlendirilmemiş, geç geldiği için azar yememiş, ödü koptuğu için aşık olmamış, bir yanlış yaparsa tüm ailesini kalpten kaybedeceğini düşünmemiş, etek boyu yüzünden ceza almamış, fındık kadar günahı örtmek için bir azizeye dönmeye çalışmamış birinin bana özgürlük teklif etmesini son derece aptalca buluyorum. dalyan’la ikimiz hindistan‘a doğan bir inekle, rize’ye doğan bir inek gibiyiz. tabii ki ben ikinciyim. bunu düşününce, ona anlatmaktan vazgeçtim. esaretten bihaber olan bir adamın kadın özgürlüğünü kafede puding gibi bana teklif etmesine müsade edemem.” hepsinin sonunda mihrap'a nasılsın diye sorup sarılan bir kişi olsun isterdim.