“Bir neslin yüz akıdır Kemal tahir, Türk düşüncesine ufuklar açmıştır. Türk romanının en yiğit, en güçlü, en büyük temsilcisidir. Belki de çağdaş romanın demeliydim...” Cemil Meriç
Kemal Tahir’in, bir üçleme oluşturan ve Çorum çevresinde geçen "Yediçınar Yaylası," "Köyün Kamburu" ve "Büyük Mal" adlı romanları; Tanzimat’ın ilanından Atatürk’ün ölümüne kadar geçen dönemde, üç ayrı nesil çevresinde, toplumdaki sosyal gelişmelere uygun olarak değişen mülkiyet ilişkilerinin, toprak ağalığı düzeni ve eşkıyalik hareketlerinin gerçek yüzünü anlatır. Kemal Tahir’e özgü yaratıcılık ve dehayla dolu bu romanlarda, dahiyane bir biçimde üsluplaştırılmış Çorum ağzıyla, geleneksel halk hikayeleri ve meddah anlatımından yararlanılarak, Tanpınar’ın deyimiyle, büyük bir dil makinesi üretildiği görülür.
15 Nisan 1910’da İstanbul’da doğdu. 21 Nisan 1973’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Kemal Tahir Demir. Deniz yüzbaşı olan babası, Sultan II. Abdulhamid’in yaverlerinden. Babasının görevleri nedeniyle ilk eğitimini Türkiye’nin çeşitli yerlerinde tamamladı. 1923’te İstanbul Kasımpaşa’daki Cezayirli Hasan Paşa Rüştiyesi’nde mezun oldu. Galatasaray Lisesi’nde 10’uncu sınıftayken öğrenimini yarıda bıraktı. Avukat katipliği, Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde ambar memurluğu yaptı. İstanbul’da Vakit, Haber, Son Posta gazetelerinde düzeltmenlik, röportaj yazarlığı, çevirmenlik yaptı. Yedigün, Karikatür dergilerinde sayfa sekreteri oldu. Karagöz gazetesinde başyazarlık, Tan gazetesinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. 1938’de Nâzım Hikmet’le beraber Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde “askeri isyana teşvik” suçlamasıyla yargılandı. 15 yıl hapse mahkum oldu. Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya ve Nevşehir cezaevlerinde yattı. 12 yıl sonra 1950’de genel afla özgürlüğüne kavuştu.
İstanbul’a döndükten sonra bir süre İzmir Ticaret gazetesinin İstanbul temsilciliğini görevinde bulundu. “Körduman”, “Bedri Eser”, “Samim Aşkın”, “F. M. İkinci”, “Nurettin Demir”, “Ali Gıcırlı” gibi takma isimlerle gazetelere tefrika aşk ve macera romanları, senaryolar yazdı. Fransızca çeviriler yaptı. 6-7 Eylül olayları sırasında tekrar gözaltına alındı. Harbiye Cezaevi’nde 6 ay yattı. Çıktıktan sonra 14 ay kadar Aziz Nesin‘le birlikte kurdukları Düşün Yayınevi’ni yönetti. Edebiyata şiirle başladı. İlk şiirleri 1931’de “İçtihad” dergisinde yayınlandı. Yeni Kültür, arkadaşlarıya birlikte kurdukları “Geçit”, Var, Ses dergilerinde şiirleri çıktı. İlk önemli eseri olan 4 bölümlük “Göl İnsanları” uzun öyküsü Tan gazetesinde tefrika olarak yayınlandı, 1955’te basıldı. Yine 1955’te basılan “Sağırdere” romanıyla adını duyurdu. İstanbul’u bir çerçeve gibi alıp Türklerin Osmanlılıktan Cumhuriyet’e geçişini incelediği “şehir romanları” dizisinin ilk kitabı “Esir Şehrin İnsanları” 1956’da yayınlandı. Bu kitapta Mütareke dönemi İstanbul’unu anlattı. Dizinin diğer kitabı olan “Esir Şehrin Mahpusu” 1961’de, “Hür Şehrin İnsanları” 1976’da basıldı.
Kemal Tahirİlk kitaplarında daha çok köy ve köylü sorunlarına eğildi. Daha sonra Türk tarihinin ve özellikle yakın tarihin olaylarını ele aldı. “Devlet Ana“da, kuruluş sürecindeki Osmanlı toplumu ve yönetim sistemini, “Kurt Kanunu”da Atatürk’e karşı düzenlenmek istenen İzmir suikastini, “Rahmet Yolları Kesti” ve “Yedi Çınar Yaylası”nda ağalık kurumu ve eşkıyalık olgusunu inceledi. “Yorgun Savaşçı”da Anadolu’daki başsız, öndersiz ulusal güçlerin birleşip Ulusal Kurtuluş Savaşı’na başlamasına kadar geçen dönemi anlattı. “Bozkırdaki Çekirdek”te de köy enstitüleri üzerinde durdu. Kemal Tahir’in düşüncelerindeki çıkış noktası Marksist görüş ile Türkiye gerçeği arasındaki bağlantı sorunuydu. Siyasi eylemlere de katılmış bir yazar olarak, Türkiye’de kendi algıladığı siyasal, sosyal, kültürel yapı ile Marksist görüşün sunduğu çözüm arasında bir çelişki görüyordu. Türk toplum yaşamına uymadığına inandığı Batılılaşmaya ilişkin yargısı da bu Marksist çözümü yetersiz bulmasına bağlıydı. Çünkü Marksizim, “Türkiye’de 2’nci Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin siyasal ve kültürel uygulamalarını bir ticaret burjuvazisi devriminin sonucu” olarak değerlendiriyordu. Kemal Tahir ise böyle bir sınıfın varlığından kuşkuluydu. Böylece hem Marksist görüşün, hem de Batılılaşmanın ürünü olan Cumhuriyet dönemi resmi tarih görüşünün aşılması düşüncelerini belirleyen temel nokta oldu.
“Devlet Ana”da Osmanlı toplumunun kölecilik ve feodalizmden çok farklı ve insancıl bir temel üzerine kurulduğunu anlatmayı amaçladı. Diğer romanlarında da “Türk insanı ve Türkiye özeli” olgusunu ortaya çıkarmaya çalıştı. Toplumsal gerçekçi çizgide sürdürdüğü yazarlık yaşamında eserlerinde yalın bir dil kullandı. Diyaloglarla zengileştirdi, karizmatik karakterler yarattı. En üretken romancılarımızdan biri oldu.
Kemal Tahiri gerçekten müthiş bir dili var! Cümlelerin ritmine kendinizi bırakmak bile farklı bir haz!
Seriye yanlışlıkla Köyün Kamburu ile başladım ama ilk kitabı sonradan okuduğum için Köyün Kamburu'ndaki olayların flashbacki gibi oldu ve bu şekilde okumakta çok keyifli oldu!
Okudukça içine çekti roman. Tipik bir Kemal Tahir romanı. Tanpınar'ın dediği gibi : "Kemal Tahir’e özgü yaratıcılık ve dehayla dolu bu romanlarda, dahiyane bir biçimde üsluplaştırılmış Çorum ağzıyla, geleneksel halk hikayeleri ve meddah anlatımından yararlanılarak, büyük bir dil makinesi üretildiği görülür."
"Ağalık vermeynen... Yiğitlik vurmaynan..." (Sayfa : 53) "...Karısız kalmış adamın yiğitliği de söner. Erkek kısmını yiğit eden sevdiği karı...Ne demişler? 'Dişisinin yanındayken serçe kuşuna aslanın bile gücü yetmez' demişler. Sevdiği karı elinden gitti mi, uğurun da beraber gider. Düz ovada yol şaşması işte bundandır" (Sayfa : 269)
Kemal Tahir’in en zor konsantre olduğum kitabı oldu. Tam üç kez başladım. Ancak üçüncüde devam edebildim. Ama şu anda yine benzer karakterlerin yer aldığını öğrendiğim Köyün Kamburu’na hemen başlama konusunda inanılmaz heyecanlıyım.
Kemal Tahir bu romanda Osmanlı Devleti’nin güç kaybettiği ve dağılmaya başladığı dönemde Anadolu taşrasında yaşanan çarpıklıklara yer vermiş. Dava vekili Cevdet Bey ve Jön Türk sürgünü Seyfettin Bey Osmanlı Devletinin son dönemindeki siyasal karışıklıkların neden olduğu açıklardan faydalanarak ağaların, paşaların, sözde hocaların nasıl düzenbazlıklar yaptığını konuşuyor. Bu sırada Çorum’un Narlıca kasabasında yaşanan ve romanın ana konusunu oluşturan meseleye de biz tanık olmuş oluyoruz.
Türkçe bile bilmeyen yanında üç kadın ve bir çocukla birlikte kasabaya gelen Kürt Abuzer’in Narlıca halkı tarafından nasıl karşılandığını okuyoruz. Köyün ağası Çakırların Ömer Ağa, oğlu Kenan ve diğer karakterlerin Abuzer’in genç karısı Emey ile aralarında geçenler, diyaloglar tipik Kemal Tahir romanlarındaki gibi. Okuyanlara aşina gelecektir. 1900’lerin başlarında bir devlet dağılmaya yüz tutmuşken bir Anadolu kasabasında yaşanan çarpıklıklar, herkesin kendine göre bir hesabı olması gibi konuları Kemal Tahir’in gözünden okumak her zamanki gibi güzeldi. Heyecanla ikinci kitaba geçiyorum.
Kemal Tahir'in kaleminden Osmanlı'nın son dönemindeki Çorum Narlıca'yı okuyoruz.
Cevdet Bey: Politika kirli bir iştir içine girenin paçası çamurlanır.
Bu kitapta havada kalan soruların cevapları olacak olaylar ve durumlar devam kitaplarında işleniyor. Bu nedenle bu okunduktan sonra ; Köyün Kamburu ve Büyük mal kitapları da okunmalıdır.
Geçmişte yalnızca bir iki kitabını okumuş biri olarak, çok sevdiğim Kemal Tahir romanlarına geri dönme isteğim İsmail Coşkun&ESG hocaların sohbetinden sonra Yediçınar Yaylası ile tam anlamıyla bir tutkuya dönüştü. Tanzimat'tan Cumhuriyet'e uzanan köyün-kasabanın sosyal dinamiklerini, taşra-merkez ilişkilerini ve güç-mülkiyet bağlarını, ustalıkla işliyor. Roman, müthiş diyaloglarıyla, karakterlerin renkli çeşitliliğiyle, müstehcenliği "seks satar" mantığından ziyade bir güç ilişkisi ve toplumsal yapı analizi olarak ele alışıyla derinlik kazanıyor. Türedi ağalık, taşradaki İttihatçılık, taşra insanının devlet, padişah algısı gibi konular üzerinde düşünme fırsatı sunuyor.
Belki de Türk romanında köyü, kasabayı, taşrayı burada yaşayan insanların gözünden, dilinden, zihninden anlatabilmiş ilk roman. Tanzimattan Meşrutiyet'e Osmanlı taşrasında yaşanan değişimler ve değişmeden kalan insan, kültür ve zihniyet unsurunu Kemal Tahir büyük bir maharetle gözler önüne seriyor. Yüzyıllık Yalnızlık'tan önce modernleime olgusunu bir birkaç neslin yaşadıkları üzerinden anlatan modern bir epik bu.
ağırdere ve Körduman’dan farklı olarak köyde değil; kasabada geçen, güçlülerin, ağaların anlatıldığı bir roman Kemal Tahir ustadan. Davavekili Cevdet Bey ve Cön Türk sürgünü Seyfettin Bey karakterleriyle, kitabın sonu hele Yorgun Savaşçılara bağlanıyor. Bu yönden bu eser Kemal Tahir’in çokça işlediği köy-kasaba insanlarıyla İttihatçılar konularının birleştiği özel bir eser olmuş. Tabii yine çok beğendim. Öyle güzel yazıyor ki, biz okuyucular Ahmet Hamdi Tanpınar’ın deyişiyle bir dil makinası karşısında büyüleniyoruz ancak. Ulan iyi, ulan aferin bize !
Yozlaşmış bir topluluğun insanca ama çirkin hayatını, hesabını uzun uzun anlatınca ilk başta konuya ısınmak zor geldiyse de sonra tarih, sosyoloji kitabı okurmuş gibi sardı ve gittikçe güzelleşti. Aslında kabul edilemez olayların, o hayat için çok normal olarak anlatıldığı güzel inandırıcı bir üslup var kitapta. Kısa olan son bölüm de Osmanlı dönemi sonrasındaki toplumun dönüşümünü iyimser ama gerçekçi bir yaklaşımla anlatmak istemiş. Aslında 4.5 yıldız.
kemal tahirin okuduğum ilk kitabı. osmanlının çöküş zamanlarında çorumun bir yerinde yaşananları anlatıyor kitap. kitabın arka tanıtımında da dediği gibi tarihin akmayı bırakıp durgun bir su birikintisi haline geldiği bir osmanlı taşrasında geçiyor. devletin dağılmaya yüz tutmasıyla ortalığın ağalara kalışını, o ağaların da beş para etmezliğini anlatıyor. erkek düzende herhangi bir taşrada kadının yeri, zevk objesinden fazlası olmayışı, babasının annesinin üzerine getirdiği kumalara yani analıklarına göz koyan onlarla çarpık ilişkiler yaşayan bir oğul okurken beni çok rahatsız etse de kemal tahirin tam da bu rahatsızlığı hedef aldığını düşünüyorum. yozlaşan toplumu, feodalite ve ağalık sisteminin insanları ne hale getirdiğini gösteriyor. halktan kafalarına göre vergi toplayan, köyün kızlarını kendi zevk meseleleri için kullanan, bir çobanı öldürdüğü herkes tarafından bilinen ama güçlü olduğu için kimsenin ses çıkarmadığı bir ağa ailesi hikayesi. kesinlikle rahatsız edici ama etkileyici bir köy romanı. ben okurken hep yaşar kemalle kıyasladım nedense. onun kalbe dokunan dilini, insanların içindeki kötülüğü gösterirken iyiliği de atlamayan umut veren o dilini çok seviyorum. kemal tahir bence bunun tam tersi, en azından bu kitapta.
Kemal Tahir Yediçınar Yaylası’nda okuru 1900’lerin başına, Çorum’un Narlıca kasabasına götürüyor. Osmanlı’nın çöküş yıllarında ağalık düzeninin işleyişini ve yozlaşmış toplumsal yapıyı gözler önüne seriyor. Dönemin Anadolu yaşamına sinmiş cehalet, bencillik ve çıkar ilişkileri, yazarın güçlü gözlem gücüyle sarsıcı bir biçimde yansıtılıyor.
Romanın kurgusu oldukça sürükleyici olmakla beraber içerik biraz zayıf. Olaylar esas olarak bir ağanın ve oğlunun cinsel arzuları, saplantılı ilişkileri ve güç hırsı etrafında gelişiyor. Öyle ki oğul anasının üzerine kuma gelen kadınlarla bile ilişki yaşayabiliyor, beğendiği kızla beraber olabilmek için adam öldürmekten çekinmiyor.
Kemal Tahir bu romanında müstehcenliği güç ilşkisi ve toplumsal yapı analizi olarak ele alıyor. Kasaba hayatının iç yüzünü tüm çıplaklığıyla anlatırken, ahlaki ve sosyal çöküşü de derin bir biçimde gözler önüne seriyor. Eseri okurken yazarın bireyi ve düzeni aynı anda eleştiren gerçekliğini sorgulamamak elde değil.
Bu romandaki karakterlerin yer aldığı Köyün Kamburu ve Büyük Mal’ı okumak için sabırsızlanıyorum.
4 yıldızı Kemal Tahir'in anlatım yeteceğine ve kurgunun sürükleyiciliğine verdim. Sadece eserin içeriğini değerlendirecek olsaydım tek yıldız verirdim sanırım. Dönemin Anadolu yaşamının cehaletle ve bencillikle sarmalanmış çirkinliği pek çok yerde içimi kaldırsa da anlatılanların benzerlerinin gerçekten var olduğunu hatta bazı yerlerde bugün bile bir şekilde devam ettiğini biliyor olmak içimi sızlattı.
Zor dönemlermiş... O günlerden bu günlere gelmemizi sağlayan Atatürk ve silah arkadaşlarına bir kere daha minnet ettim.
Kemal Tahir bu kitabında da toplumun kılcallarına inmiş.. Evet.. At hırsızlığı yapanlardan tutun da.. Çarpık ilişkilere kadar.. Bazen cinsellik üzerine yapılan muhabbet o kadar uzun geldi ki.. Dedim bıraksam mı acaba kitabı.. Yordu o anlamda kitap.. Bu kadar cinsellik üzerine konuşulmasını eleştirmek elbette benim haddime değil.. Ama rahatsız oldum uzun tutulmasından.. Yoksa toplumun gerçeklerini yüzümüze tokat gibi indirmesi aradığım yazı tarzı zaten.. Eleştiriye kapalı kişilerin sindirmekte zorlanacağı bir kitap..
İnce ince işlenen hikâye, bir devir kapanırken yeni bir devrin başladığını göstererek bitiyor. Her devrin iyisi, kötüsü, dostu, düşmanı farklı, aslında hepsi aynı.
“— Peki, oğlan ileride karşımıza dikilirse?... — Hangi oğlan? — Bizim Ali Suavi... — Karşımıza mı? - Cevdet bey sahiden şaşmıştı -: Neden? — Abuzer gibilerle işbirliği yapmanın hesabını sormaya... — Oturur anlatırım. — Fazlı amcaları gibi onun da aklı yatmazsa? — Ensesine bir şamar çekeriz, akıl şamarı... Bir de, «Cenk hâlidir, böyle olur» diye gürleriz... Tamam!”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Anadoluda olan sikintili bazi olaylar orneklerle sergilenmis. Agalarin elindeki gucleri, bunlari kotuye kullanmalari yedinar yaylasindan orneklerle gosteriliyor.
Ve en nihayetinde kotu insanlar her yerde her seviyede var. VE fakirler her daim eziliyor. bir coban yamactan atildi ve olduruldu. Kitapta bu konun uzerine pek bir konusma gecmiyor. Hic kimse sorgulamiyor mu ne oldugunu? Ailesi dahi olunun pesine dusmuyor mu? Ya da kitap bazi merak edilen konulari atladi.
Kemal Tahirʼin köy romanlarını her okuduğumda içimde aynı hisler uyanıyor: Cumhuriyet sen ne büyük nimetsin!
yozlaşmış, mide bulandırıcı bir düzene ayna tutan romanlardan biriydi. Her biʼ karakterden öylesine iğrendim ki kelimeler kifayetsiz kalır cinsten. ama Kemal Tahir bunu anlatmakla kalmıyor biʼ de sanat yapıyor, şiir gibi yazıyor yahu adam!
“Deli Elvan, eskiden beri pisliği, pis kokuları sevmiyor, lafın yeri geldikçe, “Müslümanlığın ilk şartı temizlil...diyordu. Peygamber ne buyurmuş bakalım? Ben bu ölümlü dünyada, güzel karıları severim bir, bir de güzel kokuları severim! Buyurmuş. Deli Elvan bu sözün, “Namaz da gözbebeğimdir” diye bağlandığını hep unutmuşluğa vurmaktaydı” (s.60)
“Ne demişler? Gurbette övünmek, hamamda türkü çağırmaya benzer demişler” (s.103)
“Oğlan kısmı erkekliğini oynak karıdan öğrenir. Benim oğlum açıkgöz olmalı! Delikanlı kısmı orospudan hiç yılmyacak! Orospuyu iyi bilecek ki belasını kolay atlata” (s.111)
“Kerbelılar kin tutarlar ki deve yanlarında metelik etmez. Bunlar düşmanlarını kırık yıl sonra öldürünce ne derler bakalım? Oh! Öcümü ne çabuk aldım, aferin! “ (s.132)
“Ata dost gibi bakmalı, düşman gibi binmeli” (s.228)
“Seyfettin Bey arkadaşına bir cıgara verirken, “Benim takıldığım nokta” dedi, “herkes kendi dar çerçevesinde, kendi aklınca namussız kullanmaya kalkarsa, bunun sonu nereye varır? Sorumluluk yüklenmeye...Sorumsuzluğun miskin rahatlığı içinde yaşamaktansa, sorumluluk altında ezilip gebermek daha insanca bir iş...Gülümseyerek başını salladı. “Hürriyetten önce biri karşıma çıksaydı, Sultan Hamid yolcu...Sen Çorum’un cemiyet başkanı olacaksın! Deseydi, “Sonra da Abuzer’i kullanıp, Fazlı kardeşini dartıltacaksın, deseydi, herifi ossaat çiğnerfdim. Neden bilir misiniz? Hayvanlığımdan...Memleketi hiç tanımamak hayvanlığı...” (s.325)