Miguel de Unamuno y Jugo was born in the medieval centre of Bilbao, Basque Country, the son of Félix de Unamuno and Salomé Jugo. As a young man, he was interested in the Basque language, and competed for a teaching position in the Instituto de Bilbao, against Sabino Arana. The contest was finally won by the Basque scholar Resurrección María de Azcue.
Unamuno worked in all major genres: the essay, the novel, poetry and theatre, and, as a modernist, contributed greatly to dissolving the boundaries between genres. There is some debate as to whether Unamuno was in fact a member of the Generation of '98 (an ex post facto literary group of Spanish intellectuals and philosophers that was the creation of José Martínez Ruiz — a group that includes Antonio Machado, Azorín, Pío Baroja, Ramón del Valle-Inclán, Ramiro de Maeztu and Ángel Ganivet, among others).
In addition to his writing, Unamuno played an important role in the intellectual life of Spain. He served as rector of the University of Salamanca for two periods: from 1900 to 1924 and 1930 to 1936, during a time of great social and political upheaval. Unamuno was removed from his post by the government in 1924, to the protest of other Spanish intellectuals. He lived in exile until 1930, first banned to Fuerteventura (Canary Islands), from where he escaped to France. Unamuno returned after the fall of General Primo de Rivera's dictatorship and took up his rectorship again. It is said in Salamanca that the day he returned to the University, Unamuno began his lecture by saying "As we were saying yesterday, ...", as Fray Luis de León had done in the same place four centuries before, as though he had not been absent at all. After the fall of Rivera's dictatorship, Spain embarked on its second Republic, a short-lived attempt by the people of Spain to take democratic control of their own country. He was a candidate for the small intellectual party Al Servicio de la República.
The burgeoning Republic was eventually squashed when a military coup headed by General Francisco Franco caused the outbreak of the Spanish Civil War. Having begun his literary career as an internationalist, Unamuno gradually became a convinced Spanish nationalist, feeling that Spain's essential qualities would be destroyed if influenced too much by outside forces. Thus for a brief period he actually welcomed Franco's revolt as necessary to rescue Spain from radical influence. However, the harsh tactics employed by the Francoists in the struggle against their republican opponents caused him to oppose both the Republic and Franco.
As a result of his opposition to Franco, Unamuno was effectively removed for a second time from his University post. Also, in 1936 Unamuno had a brief public quarrel with the Nationalist general Millán Astray at the University in which he denounced both Astray and elements of the Francoist movement. He called the battle cry of the rightist Falange movement—"Long live death!"—repellent and suggested Astray wanted to see Spain crippled. One historian notes that his address was a "remarkable act of moral courage" and that he risked being lynched on the spot. Shortly afterwards, he was placed under house arrest, where he remained, broken-hearted, until his death ten weeks later.[1]
@canyayinlari Lacivert Klasikler serisinden en en en çok beğendiğim kitap bu oldu. İçerisinde altı hikaye bulunuyor ve bu altı hikayenin hepsine bayıldım. Lacivert Klasikler serisinden okuduğum diğer iki kitaptaki bazı hikayeleri okurken sıkılmıştım. Bunda da aynısı olur diye düşünüyordum ama yanılmışım. Bu kitaptaki tüm hikayeleri okurken keyif aldım ve bitirdiğimde hepsi beni oturup düşünmeye itti. En çok beğendiğim hikaye ise sessizlik mağarası oldu.
Öykü türüne neden karşı olduğumun kanıtı gibi bir kitap. İki sayfaya bitiyor insanın hevesi kursağında kalıyor valla. Öykü değil taslak sanki. Tek solukta okumalık skmfksmfksmdkd aksi zaten mümkün değil.
İçerisinde 6 tane kısa öykü bulunuyor ve daha önce bu yazardan hiçbir şey okumamıştım. Sırf kapağında Klimt var diye elime aldığım bir kitaptı. Yani genel olarak ehh işte diyebileceğim bir kitap oldu her ne kadar ilk öykü çok güzel olsa da. Buçuklu puan vermiyorum artık ama 3 puana yakın sayılır. Diğerleri ilginizi çekmiyorsa bile ilk öyküyü okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Şimdi her zamanki gibi her öyküden kısa kısa bahsedeceğim.
1-Aşkın Hücumu:Benim en sevdiğim hatta tek sevdiğim öykü oldu diyebilirim. Elinde her şey bulunan Anastasio adlı kadının aşk arayışını anlatıyor. Özellikle sonu muazzamdı. 5/5
2-Sessizlik Mağarası:İlk öykü çıtayı çok yukarıya çıkardığı için bu hikayeden çok umutluydum. Sonuna kadar oldukça ilgi çekici ve gizemliydi fakat sonu berbat bağlanmış bence. Yazar son bulamamış da ondan böyle ucu açık bitirmiş gibi geldi. 2.5/5
3-Vakit Nasıl Geçiyor:Juan ve Juana adlı yeni evli bir çiftin ilişkisi üzerinden gidiyor. Zamanın hızlı geçmesi, duyguların değişmesi gibi konular işlenmiş. 2/5
4-Eşekarısı:Babası hakkında konuşan ve Eşekarısı ile ilgili bir hikaye anlatan adam üzerinden gidiyor. Pek bir şey anlamadım ve anladığım kısımlar da çok hoşuma gitmedi. 1/5
5-İhtiyar Şairi Bir Ziyaret:Öykünün adı neyse aslında ondan bahsediyor ve ihtiyar şairin bazı sözleri hoşuma gitti. Birkaç şey değiştirilse daha da güzel olabilirdi ama çok çabuk bitiyor. 2/5
6-Nefretten Merhamete:Bunun da isminden ne olduğu aslında anlaşılıyor. İnsan ilişkileri ve gerçekten nefret beslediğiniz kişilere bile bir gün beklemediğiniz bir anda merhamet gösterebileceğini anlatıyor. 1.5/5
Ayın ve yılın ilk kitabı olarak geçen sene neredeyse sadece bu seriden kitaplar okuduğum seri olan Lacivert Klasikler'den bir kitap seçtim. Geçen senenin son kitabını da bu seriden bir kitapla bitirmiştim ve yeni seneyi de bu seriden bir kitapla açtım. Niyetim kalan kitapları da 2024 içinde bitirmek ama bakalım. Seriden sıradaki okuyacağım kitap olarak seçtiğim, seriden okuduğum 29. kitap Miguel de Unamuno'nun Aşkın Hücumu adlı eseri oldu. Daha önce adını duymadığım bir yazardı, bir çok yazarda olduğu gibi bu seri ile tanımış oldum kendisini. Kapak resminin ikonik Gustav Klimnt tablosu olması sebebiyle de bir tık merakımı cezbetse de ortalama bir kaç öykü okurum diye düşünürek kitaba giriş yaptım.
Aşkın Hücumu, serideki bir çok kitapta olduğu gibi bir öykü derlemesi. İçerisinde 6 adet öykü var ve öykülerin her biri birbirinden farklı denebilir. İlk öykü olan ve derlemeye adını veren Aşkın Hücumu öyküsünde, aşkı tüm kalbiyle arayıp bir türlü bulamayan bir adamın kendisi gibi aşkı arayıp bir türlü bulamayan bir kadınla karşılaşmasını anlatıyor. İkilinin aşka bakış açısı ve yer yer kendilerini dahil edişleri okurken empati yaptırsa da hayattaki şansım diyebileceğimiz bir yere bağlanıyor. Benim beğendiğim bir öykü oldu. İkinci öykü olan Sessizlik Mağarası ise gizemli ve hafif fantastik ögelerin olduğu bir öyküydü. Bir krallıkta gizemli bir mağaradan bahsediliyor. Buraya giren bir daha çıkamıyor, ölüyorlar mı başka bir yere mi yol var kimse bilmiyor. Buranın verdiği gizem tüm halkı endişelendirse de kimse bu gizemi çözemiyor. Bunun sırrını anlatan bir ağızdan mağaranın gizemli öyküsünü okuyoruz ama bir sonuca bağlanmıyor. Yine de beğendiğim bir öykü oldu. Vakit Nasıl Geçiyor öyküsü de birbirlerini çok severek evlenen ve büyük bir aile kuran bir çiftin zaman geçtikçe aralarındaki aşkın azalmasını hissederlerken acaba gerçekten öyle mi olup olduğunu okutturan iç ısıtan bir öyküydü, bunu da beğendim. Eşek arısı öyküsü ise benim kitaptaki en sevdiğim öykü oldu. Babası vefat eden bir adamın diyaloglar eşliğinde babasıyla olan son anlarını anlattığı, eşek arısını da metafor olarak kullandığı hem felsefi hem de dramatik bir hikayeydi. Kısa ama etkileyici olduğu ve metaforların harika yedirildiği gibi özellikleri sebebiyle çok sevdim bu öyküyü. İhtiyar Şairi Bir Ziyaret öyküsü de önceki öykü gibi felsefi ögeler içeren, yaşlı bir şairle yapılan röportajı kısaca okutturuyor bize. Ortalama bir öyküydü bence. Son öykü olan Nefretten Merhamete ise köyünde hiç sevmediği bir adamı hatırlayıp başka bir şehre gelen bir adamın kısa öyküsünü anlatıyor. Adam kahvehanelerde takılıyor ve her günkü oturduğu masaya başka bir adam oturunca ondan da gıcık alıyor fakat bu davranışları bir olayla bozuluyor ve insanlara farklı bakmaya başlıyor. Bu öyküyü biraz yüzeysel bulduğum için çok sevemedim.
Unamuno, bana beklediğimden fazlasını verdi aslında. Ortalama öyküler okuyup muhtemelen de elden çıkaracağım bir kitap olduğunu düşünmüştüm bunun fakat hiç de öyle olmadı. 6 öykünün 3 tanesini sevdim, 1 tanesini ise çok sevdim. Bir öyküyü ortalama buldum ve son öyküyü pek sevmedim. Yani beklediğimden daha güzel bir sonuç çıktı bu kitaptan özetle. Yazarın dilini çok sevdim. Çeviriyi de usta yazarımız Behçet Necatigil yapmış. Tanrı kelimesini Allah diye çevirmesi dışında çeviride de tuhaflıklar pek görmedim. Yazarın kalemi hem çok akıcı hem de güzel konulara değindiği için okurken empati kurabilmenizin mümkün olduğu hassasiyetlere dokunan türdeydi. Bu anlamda ben kitabı gerçekten zevkle okudum. Felsefi öykülerin okurken düşündürttükleri de çok hoştu ve bu tarz öyküleri okumak da pek mümkün olmuyor çünkü çok yoklar sanırım. Farklı hisler uyandırıyor okurken sizlerde ve bu beni gerçekten tatmin etti.
Bu seride yazarın sanırım başka kitabı da yok ama başka zamanlarda farklı kitapları varsa onları da okumak isterim. Son iki öykü biraz genel ortalamayı düşürmüş olsa da kitaba 5 üzerinden 3.5 puan veriyorum ve yılın ilk kitabını bitirmiş bulunuyorum. Umarım güzel okumalar yaptığımız bir yıl olur hepimiz için.
"'Evet, insanların hayata dair birçok tefsirler meyda na koyduklarını ve hayatı sevmek lazım dediklerini bili yorum. Ama hayat onların elinde sadece bir metres gibi dir, zevce gibi değil. Hayat! Hayatı iyi biliyorum! Ben yaşarken, hayatın içinde, ölüyüm! Yaşamalı! Peki niçin?.. Mesele bu: Niçin?.. Bütün bunlar neden?.. Bana söylese nize: Bütün bunlar neden?.. Neden?.. Ruhumu bir ismin şerefsiz kürsüsüne kurban edemem! Neden?'" sf.43
İlk öykü o kadar iyi başladı ki o şekilde de devam eder diye düşündüm ama elimde patladı maalesef. İlk 3 öykü ne kadar kendini bir şekilde okuttuysa geriye kalanlar öykü değil yarım kalmış, öylesine yazılmış taslaklardı sanki.
içerisinde 6 kısacık öykü bulunduran bir kitap. özellikle "sessizlik mağarası" çok değişik duygular hissettirdi, ürktüm ve merak içinde kaldım ve bu iki duygu da geçmeden öykü bitti?? dfjdhfd bunun dışında en etkilendiğim öykü "vakit nasıl geçiyor" oldu. ne kadar nahif bi hikayeydi ve sadece 7 sayfada bu kadar tatlı hissetmek çok güzel bir şey.
"fakat vakit, nasıl gelirse öyle gider, yani farkına varılmadan." -vakit nasıl geçer
Bir kitap hediyeleşmesinde görüp, kapağından ötürü satın alıp okuyup, hediye ettiğim bir kitap. 6 adet kısa öyküden oluşan, dili akıcı okunması kolay bir eser.
Aşkın Hücumu ile; talep edilenin ne kadar arzulandığını, Sessizlik Mağarası ile; görünenin ardındaki esas görünmeyeni, Vakit Nasıl Geçiyor ile; mutlu evlilik üzerine, Eşekarısı ile; söylenenlerin insanlar üzerindeki etkisi, İhtiyar Şairi Bir Ziyaret ile; hayatın gerçek anlamı, Nefretten Merhamet ile; iki duygu arasındaki ince çizgi üzerine, sizi düşüncelere yönlendiren bir eser.
Bunlardan en çok Aşkı Hücumunu, Sessizlik Mağarasını ve Nefretten Merhamete öykülerini beğendim. Gerçekten güzellerdi Lacivert klasiklerini kesinlikle tavsiye ederim
en begendigim oykusu Vakit Nasil Geciyor oldu. eserin hikayesi olmasi ilgimi daha da cekiyor ama lacivert klasiklerin kitaplari cok kisa old. icin anlamadan okuyorum bazen