İlk, ismiyle müsemma bir kitap. Pangea Kitaplığı’nın ilk öykü kitabı ve ilk öykü seçkisi. Bilimkurgu Kulübü ile ortaklaşa yürüttüğümüz bu projede hem bilimkurgu alanında senelerdir eser veren yazarlar hem de türe yabancı ama edebiyatta tecrübeli isimler yan yana geliyor. İlk’i emsallerinden ayıran en büyük özellik de bu. Türün duayenleri ile edebiyatın usta isimlerini bir araya getirmesi.
Seçkinin bir diğer özelliği tematik bir öykü derlemesi olması. “Başlangıç” teması ekseninde kurgulanan bu öyküler, türle yeni tanışan, ona aşina olan ya da spekülatif kurgu konusunda uzman olarak nitelendirebileceğimiz okuru bambaşka dünyalara götürebilecek güçte. Derlemede yer alan tüm yazarlar telif gelirlerini, erken yaşta kaybettiğimiz bilim insanı Özgen Berkol Doğan’ın adını yaşatma gayesiyle kurulmuş bilimkurgu kütüphanesine bağışlayarak bu türün daha geniş kitlelere ulaşması için önemli bir adım attılar.
Bilimkurgu iyi ki var!
“Elinizdeki derlemede yirmi bir öykü var. Hiçbiri ‘kısa öykü’ türünün kestirmesine sapmıyor, bir ‘ilginç fikir’ + bir ‘şaşırtmaca’ = kısa öykü şablonuna sığınmıyor. Ortaya attıkları ilginç fikirleri karşılarına alıp hesaplaşıyorlar, didikliyorlar, kurcalıyorlar; gerçek insanların bu fikirlerin gerçek olduğu bir dünyada nasıl yaşayabileceğini soruyorlar kendilerine. Hikâye anlatıyorlar. Masalcı dedeler ve nineler olma yoluna çıkıyorlar; yani edebiyattaki en zor işe kalkışıyorlar” Bülent Somay
1972 İzmir doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi'nde bilgisayar mühendisliği, Bilgi Üniversitesi'nde sinema-televizyon öğrenimi gördü. Çeşitli kurumlarda yazılımcı ve yönetici olarak çalıştı. Doksanlı yıllardan itibaren müzik ve senaryo çalışmalarında bulundu. Afili Filintalar sitesinde ve Ot dergisinde deneme ve öyküleri yayınlandı. 2016 yılı Kasım ayında ilk romanı Sıcak Kafa, 2020 Şubat ayında da ikinci romanı Kübra okurla buluştu.
Paydaşı olmaktan onur ve gurur duyduğum bir eser olmuş. Normalde dahil olduğum kitaplara dört yıldız veriyorum ama bu kitap özelinde bunu tekrarlasaydım büyük haksızlık yapmış olurdum. Çok iyi yazarlar ve öyküler var. Başta Burak Albayrak, Bilimkurgu Kulübü, ÖBD Bilimkurgu Kütüphanesi'nin değerli katkıları var. İthaki Yayınları kapsamında nice türde nice benzer kitabın çıkmasını dilerim.
Bilimkurgu öykü derlemelerinin makus talihi ve aynı zamanda güzelliği, çeşitliliğidir. Malum, bilimkurgu edebiyatı tematik ve kavramsal bir enginliğe sahip. Kimi bilimkurgular büyük varoluşsal meselelere eğilir, kimisi hedefi küçük tutar basit insan hikayeleri anlatır. Kimi evrenseli kavramayı hedefler, kimi yerellikte can bulur. Bazısı bilimsel varsayımları önemserken bazısı spekülatif özgürlüğün tadını çıkarır. Hepsinin bir niyeti vardır, bir bildiği de... Dolayısıyla doğru-yanlış bir tutum yoktur: çeşitlilik, zenginliktir. Tabii bunun doğal sonucu olarak her öykü herkese hitap etmez.
Ben de bir okuyucu olarak, haliyle, her öyküye aynı mesafede duramadım. Kimini içime çeke çeke okudum, kimini ise bitirmekte zorlandım. Bu da edebi zevkin mutlak göreliliğindendir. Kaldı ki dilin ve edebiyatın hakkını verebilmiş hiçbir öykü öksüz kalmaz, bir gönülde yer bulur. Bu derlemenin güçlü yanı da her hikayenin iyi edebiyatla taşınmış olması, sadece parlak bir fikre yaslanıp gerisini boşlamaması. Bu yaklaşım ne kadar köklenir ve alıcı bulursa o kadar iyi bilimkurgu okuruz.
Velhasıl, yerli bilimkurgu dağarcığına değerli bir katkı olmuş bu seçki. "İlk" olsun, son olmasın.
Keyif alarak değil de görevi tamamlama mantığıyla bitirdim. Zaten öykü derlemelerinde kitaba girmek zor oluyor, yeni fikirler için okuyorum. Ama yine de hayal kırıklığıydı. Daha çok iş var. Ayrıca birçok öykü bilimkurgu değildi. Okunur dediğim öykülerden sadece Rasyonel Aşk bilimkurguydu. Aslında öykülerin çoğu temiz yazılmış ama azıcık bilim veya teknoloji sosu kurtarmamış. Normalde bilimkurgu olmayacak bir öyküye tek bir bilimkurgu öğesi eklemek de iyi bir reçete değil.
+ Bilimsel temellere dayanmak yerine bilimsel terimleri sanki istediğin alternatif gerçekliği yaratacak büyülü sözcüklermiş gibi kullanmak bazı öykülerde bir sorun. Wingardium leviosa --> Kuantum itim... Ambalajı bilim olan fantaziye dönüşüyor olay bazen.
+ Ansiklopediye bağlama problemi. Öykülerin bir kısmında bir şeylerin açıklanması gerektiği dürtüsü gelişmekte olan olayın ortasında kapsamlı açıklamalara girişmeyle sonuçlanıyor.
+ Karakterlerin ezici çoğunluğu itici. Ya arkadaşlar çevremizde birsürü güzel insan da var şeyapmayın bu kadar.
+ Hikayenin sosyal mesajı olması gerektiği kaygısı bazen öyküleri daha donuk, sıkıcı ve yalancı hale getiriyor.
+ Bazı fikirler yeterince açılmıyor. Öyküler fikir bombardımanına bağlıyor. Bu sefer de her bir fikir yaşamıyor, hissedilmiyor, görülmüyor, karakterlere dokunmuyor. İki kurtarıcı kural: 1- Bir şey hakkında yazmak istemiyorsan yazma. Bunu yazmak gerekli diyen sesi sustur. 2- Yazdığın her olay, varlık için gereken zamanı ayır. Fikirleri biraz daha kurcalamak güzel olabilir.
Her yazılan öykü ya da okunan kitabı herkes sevecek değil, üretenlerin ellerine sağlık. Sonuçta uğraş ve hayal kırıklıkları genelde başarıdan önce geliyor.
Bilimkurgu Kulübü kalemlerinden ikinci seçki geldi. Gözlerim Orkun Uçar, Tevfik Uyar, Murat Kaya Beşiroğlu ve Ruhşen Doğan Nar'ı aradı. Beşiroğlu hariç bu saydığım kalemler, Yeryüzü Müzesi'nde yer alıyordu. Galiba Bilim Kurgu Kulübü Milli Takımı, yeni kanlarla yola devam etti. En dikkat çekeni ise korku-gerilim öykü seçkilerinde yer alan Mehmet Berk Yaltırık oldu. Onu değişik bir konsepte görmek beni şaşırttı.
Aşılanmış Gün (Tuğrul Sultanzade), Trans (Çağrı Mert Bakırcı), Moral Ölçme ve Değerlendirme Merkezi (Feyza Hepçilingirler), Orbit (Burak Albayrak), İlk Görev (İsmail Yamanol), Yeşil Mercimeklerin Arasındaki Taşlara (Kadire Bozkurt) ve Semtin Amiyane Diyalektiği (Onur Güzeldiyar) öyküleri dışındaki diğerleri beğendim. Beğendiğim dört öykünün yorumluyorum;
Hayatımda Gördüğüm En Büyük Brownie (Arzu Uçar) öyküsü sayesinde saman altında su yürütercesinde dost kazığı nasıl atılır diye ders veriyor. Bu da toplumumuzda nice Ömer Sarılar olduğunu gösteriyor. Onlardan uzak durmak için sadece kendimizden başkasına güvenmemeliyiz. Anı Kaydetme cihazı bu devirde olsaydı da özlemi çektiğim anımı tekrar tekrar izlerdim. Belki de kendimden bir şeyler buldum da bu öyküyü çok sevdim. Entrika sadece laftadır...
Yeni Hayat Dükkanı (Afşin Kum) öyküsünde fantastik alana yönelen bir yeniliği yazan ödüllü kaleme göre bilim gelişip ruh değiştirme operasyonları olacakmış. Ruh asla değiştirilemez çünkü Tanrı'nın imkansız kıldığı bir olgudur. O ol deyince olur. Kum, Netflix'te yayınlanacak Sıcak Kafa gibi akıcı ve ütopik bir evrene davet ediyor. Sıkılmadan okuduğum ikinci öykü oldu.
Bitmeyen Sevda (Müfit Özdeş) öyküsünde korkak aşıkların hep kaybedeceği bir kez daha gördük. Bu kadar severken neden korkakça davranıyoruz? Bu soruya bir türlü doyurucu bir yanıt bulamadık. Aslında bundan ders çıkartıp cesur aşıklara dönüşmeliyiz. Keşke carpe diem icadını bu devirde olsaydı da soğuk denilen yalnızlıktan devam etseydi beni yakacak anıyı tekrar tekrar yaşamak isterdim. İlk kez ateşi sezdim. Soğuk olarak tanımladığım yalnızlıktan daha sıcak geldi çünkü içten gelen bir andı.
Sonun İlki (Mehmet Berk Yaltırık) öyküsünde distopya ve korkuyu daha doğrusu gerilimi tek potada erindiğini görsek de durağanlık göze çarpıyor. Ayrıca bir azıcık merak duygusu serpilseydi çok güzel olurdu. "Hayat Gibi" kalemden bilimkurgu evrenlerinde korku olmazsa olmaz dedirtti. Merakı dozunda bırakma her zaman iyidir. Bu alanda birazda çalışarak bilim kurgu kalemi olabilir.
Okuyup okumamayı sizlere bırakıyorum. Üçüncü seçkide özlediğim kalemleri yeniden görmek dileğiyle kitapsız ve aşksız kalmayınız. Sizi seviyore...
Yerli bilimkurgu adına kıymetli bir derleme daha. Bülent Somay'ın bilimkurgu tarihinden satırbaşları ile dolu bilgilendirici önsözü kitabı daha da değerli kıldı benim için. Kitabın kapağında da "Bilimkurgu Seçkisi" alt başlığı olsa bu türe ilgi duyan okuyuculara daha kolay ulaşırdı. Beğendiğim öyküler, Burak Akbayrak'dan Orbit, Fuat Sevimay'dan Sonunardı, İsmail Yamanol'dan İlk Görev, Pınar Duman'dan Sofi ile Şuku ve Selim Erdoğan'dan Rasyonel Aşk öyküleri oldu.
"Afşin Kum'dan "Yeni Hayat Dükkânı" Arzu Uçar'dan "Hayatımda Gördüğüm En Büyük Brownie", Mehmet Berk Yaltırık'tan "Sonun İlki", Pınar Duman'dan "Sofi ile Şuku", Selim Bektaş'tan "Gıcırtı" ve Volkan Yalçın'dan "Koltuk ve Racon" hoşuma gittiler."