Роман за любовта и изневярата, за тайните на женската душа.
"Най-дългата нощ" е роман за завладяващата романтична история на младите Йелда и Селим - учили в Европа със съвременни разбирания и отговорност към състоянието и перспективите на страната си.
Тя се присъединява към екип от Европа, който разследва "убийствата в името на честта" в Югоизточната част, населена с кюрди и под военно управление. Така попада насред един ад, в който оръжията не замлъкват, убийци с неясна самоличност убиват безпричинно хора. Той е изследовател историк, който събира материали за арменския геноцид и търси начин да издаде книга, но как да стане това в страна, която не толерира либералните възгледи. На фона на любовната им история авторът умело насочва вниманието ни към религиозните и етническите проблеми в страната, към кървящата рана - тероризма и убийствата на жени в планините на Югоизточна Турция.
Ахмет Алтан е турски журналист и писател. Става много известен с активната си гражданска позиция, което води и до репресии спрямо него. Всеки един от романите му засяга теми, които не се толерират от турската държава - положението на кюрдите, в исторически план пише за жертвите на арменския геноцид, за борбата на българите от Македония и Одринска Тракия и ролята им за събарянето на Османската империя.
He was born 1950 in Ankara, Turkey to the notable journalist and writer Çetin Altan as the first of two sons. His brother Mehmet Altan is also a journalist, writer and university professor of economy politics.
A working journalist for more than twenty years, he has served in all stages of the profession, from being a night shift reporter to editor in chief in various newspapers.
In addition to having written columns in several Turkish newspapers, including Hürriyet, Milliyet and Radikal, Altan has produced news programming for television. He worked as the editor in chief and lead columnist of Taraf, a daily Turkish newspaper, until he resigned from his post in 2012.
He was fired from Milliyet after writing a column on 17 April 1995 titled "Atakurd", which presented an alternate history of Turkey. In September 2008 when Altan published an article titled "Oh, My Brother" dedicated to the victims of the Armenian Genocide, he was charged under Article 301 of the Turkish Penal Code for "denigrating Turkishness". The judicial claim was initiated by the far-right "Great Union Party."
During Turkey's media purge after the failed July 2016 coup d'état on September 23, 2016, Altan, was arrested. On 16 February 2018, along with his brother Mehmet and four others he was sentenced to life imprisonment with the condition that they be locked up for 23 hours each and every day.
Ahmet Altan'ın kitaplarını severim. Ya da lisede okuduğum için yaş itibariyle sevmiştim. Bu kitabın da konusu aslında dışarıdan ilgi çekici. 'Tutkulu bir aşkı' anlatıyor. Ancak işin içine girdiğinizde bu 'aşk'ın iki son derece itici insan arasında geçtiği anlaşılıyor. Karakterlerin her türlü sözü ve davranışı komik betimlemelerle paragraflarca anlatılmasına rağmen yine de saçma geliyor. O karakter çözümlemeleri yok mu... O cümleleri anlamak için tekrar tekrar okumak gerekiyor. Birinin bir lafı diğerini sayfalarda düşündürüyor. Mahvetti, yordu, Türk yazarlardan soğuttu beni. Sadece sonunu beğendiğim için 2 yıldız veriyorum. Yoksa Yelda Heja'ya her 'kuzu' dediğinde kitabı duvara çarpmamak için zor tuttum kendimi.
Το τελευταίο διάστημα έχω έρθει σε αρκετά στενή επαφή με τους Τούρκους λογοτέχνες. Άλλα βιβλία τα αγάπησα από την πρώτη κιόλας ανάγνωση, ενώ κάποια άλλα όχι τόσο, κάτι που θεωρώ πως είναι ιδιαίτερα φυσιολογικό. Υπάρχουν, όμως, και τα βιβλία εκείνα που σε διχάζουν, που ακόμα και αφού έχεις ολοκληρώσει την ανάγνωσή τους, δεν μπορείς να πεις με βεβαιότητα αν σου άρεσαν ή όχι, και που τα συναισθήματά του αμφιταλαντεύονται ανάμεσα στα δύο αυτά άκρα. Ένα τέτοιο βιβλίο είναι και το "Ατελείωτη νύχτα" του Ahmet Altan, ενός συγγραφέα κάπως αμφιλεγόμενου θα έλεγα, αφού παρά τα εκατομμύρια των πωλήσεων που έχει κάνει ανά τον κόσμο, έχει λάβει αρκετά διφορούμενες κριτικές για τα έργα του και το συγκεκριμένο, είναι ένα από αυτά.
Ουσιαστικά, ο Altan, αφηγείται την ιστορία δύο ανθρώπων η σχέση ανάμεσα στους οποίους δεν τελειώνει ποτέ, ό,τι κι αν γίνει, ό,τι κι αν συμβεί, και αυτό γιατί η σχέση αυτή είναι τοξική, μοιάζει με μια νόσο που δεν επιδέχεται καμίας θεραπείας παρά μονάχα εξαπλώνεται και κυριεύει το μυαλό και το σώμα του άτυχου θύματός της. Κάπως έτσι, άλλωστε, είναι και έρωτας. Εκεί που σε έχει οδηγήσει στα ουράνια, μπορεί από τη μία στιγμή στην άλλη να σε γκρεμίσει από το θρόνο της απόλυτης αγάπης, και να σε ρίξει στα Τάρταρα εκείνης που παραμένει αξόδευτη. Ένας τέτοιος έρωτας είναι και αυτός ανάμεσα στον Σελίμ και στη Γελντά. Ένας έρωτας απόλυτος μα και ανολοκλήρωτος. Ένας έρωτας που όσο κοντά φέρνει τις ψυχές, άλλη τόση απόσταση θέτει ανάμεσά τους.
Όσο πιο πολύ το σκέφτομαι, τόσο περισσότερο καταλήγω στο συμπέρασμα πως ο συγγραφέας έχει δώσει τη μεγαλύτερη συγγραφική βαρύτητα, στην ανάλυση και την αποδόμηση των χαρακτήρων του, μέσω της αφήγησης της ιστορίας τους. Τα ψυχογραφήματα που συνθέτουν τους ίδιους, αλλά και που αποτελούν τον βασικό άξονα καθοδήγησης των μικρών και των μεγάλων δραμάτων της ζωής τους, είναι βαθιά εσωτερικά, εξαιρετικά αναλυτικά, πηγαία συναισθηματικά, προκαλώντας την συγκίνηση του αναγνώστη χωρίς κόπο, κάνοντας το στομάχι του να σφιχτεί ουκ ολίγες φορές. Από την άλλη μεριά, όμως, δεν ισχύει το ίδιο και για την αφηγηματική ροή, αφού σε πολλά σημεία είναι κάπως άνευρη, ενώ η ίδια η πλοκή παρουσιάζει κενά και μεταπτώσεις, που ακόμα και αυτοί οι μοναδικά πλασμένοι χαρακτήρες, δεν μπορούν να καλύψουν.
Εν κατακλείδι, λοιπόν, το "Ατελείωτη νύχτα" είναι ένα βιβλίο που μπορεί με περισσή ευκολία να συγκινήσει τον αναγνώστη. Ίσως, μάλιστα, τους πιο ευαίσθητους, να μπορούν να τους τσακίσει συναισθηματικά και ψυχολογικά, και αν μη τι άλλο, αυτό το λες και επίτευγμα. Όμως δεν γίνεται να παραβλέψουμε την ανισότητα ανάμεσα στο χτίσιμο και των ανάλυση των χαρακτήρων, σε σχέση με το χτίσιμο και την εξέλιξη της πλοκής. Αν το δεύτερο σκέλος είχε δουλευτεί λίγο καλύτερα, με λίγη περισσότερη προσοχή, τότε ίσως να μπορούσαμε να μιλάμε για αριστούργημα. Όμως, τώρα, κάτι τέτοιο δεν ισχύει, χωρίς αυτό να αναιρεί την συναισθηματική μας φόρτιση και ένταση κατά την διάρκεια του λογοτεχνικού αυτού ταξιδιού. Και μια τελευταία σημείωση... να είστε προετοιμασμένοι για το τέλος γιατί δεν το περιμένετε και πραγματικά, αυτό είναι που συγκλονίζει πιο πάνω και πέραν όλων.
Took me 5 years to finish this book. It starts quite slow but was captivating to finish. I would've definitely read it much sooner had I anticipated the turning point in the story. Quite an emotional drama.
Öğretmen Selim'le iktisatçı Yelda'nın öyküsü En Uzun Gece. Yelda'yı yalanlarıyla, gizli kaçamaklarıyla aldatan Selim, Yelda'nın kendisinden uzaklaşmasına neden olur. Kendisine tutkuyla bağlı olan Yelda ilişkilerinin yıprandığından Selim'den uzaklaşma kararı verir.
Avrupa'dan gelip Güneydoğu'daki "töre cinayetlerini" araştıran bir ekibe katılır. Güneydoğu'nun sessiz, yalnız bir köyünde hazırlayacağı raporla uğraşıp duygularından uzaklaşmak için aradığı kaçış, hiç unutamayacağı "en uzun gece"yi yaşamasına neden olur!
Okuduğum ilk Ahmet Altan romanıydı. Daha çok Güneydoğu sorunlarının geçeceği bir öykü olacağını düşünüyordum, bir ilişkinin perde arkasında Yelda'nın tanık olduğu birkaç acı olayı, harika tasvirlerle keyifle okudum.
kitaba başlayıpta ilerledikçe hayatımda bu kadar gerizekalı bir kadın görmedim dedim lakin kitabın sonu istemesemde üzdü beni. Her zamanki Ahmet Altan klasiği hedefi on inden vuran müthiş tespitler, tasvirler müthişti ama en iyi kitabımı değil.
Hiç beğenemedim, desem yeridir. Her şeyden önce baş karakterlerden nefret ettim. Ne istediğini bilmeyen iki insan. Sürekli aynı şeyleri kendilerine sorup durmalarıyla iyice bunalttılar beni. Birbirlerini seviyorlar mı sevmiyorlar mı ne biz biliyoruz ne de onlar. Sürekli aynı şeyler sorgulandı. İki karakterden de nefret ettim yani. Ayrıca bu kafayı yoran, sürekli aynı şeyleri soran düşüncelerin yanı sıra sürekli bir betimleme görüyoruz bu kitapta. Zaten betimleme dışında başka ne vardı bilmiyorum.
yanlış anlaşılmış bir coğrafya, hiçbir tarafından tutulamayan töre cinayetleri, sağlıksız ilişkiler, tatminsiz insanlar, sonunda patlaması gerektiği için sürekli okuyucunun gözüne sokulan bir tabanca ve daha neler... hem yazacak çok şey var, hem de hiç. 300 küsür sayfayı okumak bile zaman kaybı.
Birlikte olduğu erkekten bir başkasıyla yatan kadınların bir çoğu gibi “aldattığı” erkeği küçümsüyor, Selim onun gözünde aldatılmış kandırılmış zavallı durumuna düşürmüş bir erkek oluyor, bu da Selim’le ilgili diğer bütün duygularını bastırıyordu. Küçümseyebilmek şifalı bir suda yıkanır gibi iyileştiriyordu onu.
“Artık bir daha acı veremeyecek bana,” diye geçirdi içinden. Kurtulmuştu. Acı bitmişti. Sırtında taşıdığı ağır keder aniden kaybolmuş, ruhu inanılmaz bir biçimde hafiflemişti.
Odasına geldiğinde bacakları hala titriyordu. Ne Tanrı’ya ne de Selim’e karşı en küçük bir vicdan azabı hissetmiyordu, ikisine de kızıyordu. Sadece Selim’in annesine karşı suçluluk duyuyor, onu üzdüğü için üzülüyordu. Başını yukarı kaldırdı anneye baktı. “Sen biliyorsun neler çektiğimi, bunun bir ihanet olmadığını sen biliyorsun, bu aldatılan bir kadının intikamıydı ve acım hafifledi.” dedi. ~Ahmet Altan | En Uzun Gece
Sorunlu ve toksik bir aşk hikayesi bu… aslında içinde çok büyük konular var, çok büyük acılar… ama hepsine teğet geçilip konu bu iki kişinin aşk ına odaklanmış… tam hah şimdi gerçek konu baslıyor diyorsun ki 2 sayfa sonra yine o aşk ve o aşka dair öfkeler kuskançlıklar…
"Kurtulacağını umduğu geçmişe, şu anda elinde başka hiçbir şey olmadığı için, neredeyse çılgınca hırsla tutunmaya uğraşıp, unutmaya yemin ettiği birçok anıyı hatırlıyordu."
iki insan arasında bir türlü bitemeyen hastalık kapmış bir ilişkiyi anlatıyor. duygusal analizleri ve tespitleri harkulade ancak olay örgüsü bakımından pek başarılı olduğunu söyleyemem. kendimden pek çok şey buldugum icin soluksuz bir şekilde okudum. kendime pay cikarabilirim belki diye defalarca düşündüm ama kurgu ilerledikçe bambaska yerlere gitti ve beni tuttugu yerden geri bıraktı. kitabın sonu saçmaydı ve sanırım yazar da bu saçma sapan ilişkiden kaçmak istercesine acelece nokta koymak istedi gibime geldi. ---spoiler---- yahu sen ahmet altansın neden george.r.r martin gibi herkesi öldürüyorsun? ---spoiler----
...gerçek acı sadece ruhunu, zihnini değil, bedenini de kavrıyor insanın..... ...Birbirlerini sevmiş, birbirlerinin canını acıtmış, birbirlerinin hastalıklarını ortaya çıkarmış iki sancılı ruhun birbirinden kolayca kopabileceğini sanıyor , sevgilerine hastalıklarını da katmış insanların kolay kolay ayrılamıyacağını bilmiyordu..... ....Ölmüş bir acıyı taşıyor sırtında... ..Ölüm korkusu geleceği merak etmektir.Ölüm geleceğin içinde saklı....
Sadece Ahmet Altan'ın insan psikolojisini bu kadar iyi analiz edebilme yeteneğinden dolayı iki yıldız veriyorum. Kitapta ne bir konu, ne bir olay örgüsü ne de kendini okutturacak heyecanlı herhangi bir şey var. Psikolojik tahliller ve duyguların gerçekçiliği dışında kesinlikle beğenmediğim bir kitap oldu.
kendimden izler buldukça okumayı bırakasım geldi fakat belki bana iyi gelecek birşeyler bulurum umuduyla okumaya devam ettim. sanki benim için bir oyun gibiydi, kitabın sonu benim keşkelerimle örtüşüyordu. bitişi iyikim oldu.
burada kadının 'şeytan' halini görüyoruz.. doyumsuzluk mudur bu yoksa duygularına hakim olamamak mı!? kendini daha bilemeyen karakterimizin seri cinayetleri de diyebiliriz. cinselliğin ağır bastığı bu romanı kendi adıma ben beğenemedim malesef.
This entire review has been hidden because of spoilers.