Paperback. 12,50 / 19,50 cm. In Turkish. 96 p. Tanidik bir agri var Recep Kayali'nin öykülerinde. Uzaklarda oldugunu sandigimiz ama yakamizi birakmayan bir agri. Kelimelerin arkasina saklanan küçük dünyalarin sizisi. Dünyayla cezalandirilmis babalarin kamburunu sirtinda tasiyan çocuklar, ruhlarindaki boslugu harf harf doldurmaya çalisan genç adamlar ve onlarin gerçege çok yakin duran gerçekdisilikla iç içe geçmis hikâyeleri, siirden el almis, gördügünü gösteren, görülmeyenleri de hissettiren, kendi yatagini bulmus bir dille yeniden yogruluyor bu kitapta. Recep Kayali, yazi yolculugunda "Tasin Dedigi"den sonra emin bir adim daha atiyor.
Kitaptaki karakterlerin hemen hepsi birbirini simaen tanıyor, aynı sokakta, benzeşen hayatların içinden birbirlerine hiç dokunmadan geçiyorlarmış gibiydi, bu yanını çok sevdim, Recep Kayalı'nın dili de -çok sık başvurduğunu düşündüğüm 'gibi'li betimlemeler dışında- çok hoşuma gitti. Pek neşeli şeylerden bahsetmese de humoru elden bırakmaması öykülerini daha keyifli kılmıştı.
Okuduğum yeni nesil öykücülerimizin birçoğunu pek sevmedim, çok şey anlatacakmış gibi konuya girip hiçbir şey anlatmıyorlar ekseriyetle, öyküde veya herhangi bir kurgu eserde muhakkak çok şey anlatılmalı mıdır, elbette hayır, ama "küçük insanların büyük hikâyeleri", "senin benim gibi insanların yaşantısının derinliği" vb. etiketlerle pazarlandıkları için ben okurken öyle bir beklentiye giriyor ve hayal kırıklığına uğruyorum, uzun metrajlı film çekmeye bütçesi yetmediğinden kısa film çeken yönetmenleri anımsatıyorlar. Bu bakımdan epey beğendim Kayalı'nın öykücülüğünü, bir-iki öyküde "ille de vurucu son olsun" tuzağına düşecek gibi olduysa da genel anlamda küçük insanların küçük öykülerinden oluşuyor Kamburuma Üç Sebep; gerçekten kısa film çekmek istemiş yani. :) Özellikle Fikret Üçlemesi ve Persona Non Grata harika öykülerdi bence.
Enfes öykülerin olduğu çok dokunaklı bir metin , okurken burnunuzun direğini sızlatacak öyküler. Bütün öyküler çok başarılı açıkcası eh işte dediğim , 1 tane bile öykü olmadı. Kitabı hafta içi okudum ve hala etkisinden çıkamayacağım öyküler var. Uzun sürede çıkamamayacağım gibi.. Kör kuyulardan çıkartılan hikaye, kamburuma üç sebep ve gökte uçan hüma kuşu. Elimde yazarın okunmayı bekleyen bir kitabı daha var.Öykü sevmeyenleri bile içine alacağını düşünüyorum .. Kalemine yüreğine sağlık
Çoğunu hayranlıkla okuduğum ve "işte ben de böyle yazmak istiyorum," dedirten 8 öykü var kitapta ve hepsi de aşırı vurucu. Ama özellikle Persona Non Grata, Önce Dağlar Kar Tutar ve Çürüyen Gölgeler Sanatı fena sarstı beni. Recep Kayalı'nın kalemi çok özel, betimlemeleri kullanışı hayranlık uyandırıcı ve öykülerinin ruhu çok başka. Haliyle fena halde vurulmuş bir şekilde bitirdim kitabı. Öyküde yeni bir soluk arayanlara tavsiyemdir. Teşekkürler Recep Kayalı.
Kambur, dilsiz, kolsuz, yüzsüz gibi fiziksel kusurlara sahip karakterlerin utanç ve hayalkırıklığıyla kaşınan yaralarına masallardan, efsanelerden, hikayelerden merhemler sürüyor gibi yazar. Ne var ki bunlar, iyileşmeyip hep sızlayacak türden yaralar. Eksikleriyle, toplumun gerçek ötekileri, dışarıda bırakılanları olmuşlar. Yazarın dediği gibi "Gözün ağırlığı hiçbir ağırlığa benzemez."
Yazarın hikâye içindeki hikâyelerinin yanı sıra bir başka tür de selamlıyor okuru. Oldukça şiirsel cümleleri var ama bunlar, akıcılığı aksatmıyor. Ama anlatıcılar nahif nahif konuşurken, diyaloglarda bir Müslüman Türk erkeği sesini fazla hissettim. Ötekiyi anlatırkenki bu ana akım tepkileri biraz yadırgadım doğrusu. Yazar, bunu bilinçli mi yapmış -bir denge tutturmak için-, yoksa yazarın sesi öykülere fazla mı sızmış, kararsız kaldım.
Dikkat: Bir sürprizi açık edeceğim aşağıda.
İlk öykü özelinde, çok küçük bir çocuğa anlatılacak hikâye olarak, din veya savaş göndermeli olanlar seçilmemeli bence.
"çürüyen gölgeler sonatı" öyküsü için raftan yeniden çıkarıp, "persona non grata" öyküsünün ilk üç sayfasını da kitabı açmışken bir daha okurum (s. 33-35)