“İstersen, soyluluğunu ve gücünü kullanıp hendekleri kumla doldurtabilirsin pekâlâ. Derdini sana getireni onu dinlemeden başından savamazsın sen. Tümüyle taştan ibaret bile olsan göğsümdeki boşluğumu kıskanamazsın. Bunun için daha sağlam nedenler gerekir sana.
Şimdi iyi dinle beni çünkü sana bunu sadece bir kere fısıldayacağım...
Bana yardım etmez misin?”
Ahmet Şimşek, Hammurabi’deki öykülerinde eksik parçalarla hayata tutunmak için çabalayanları, telafi edilemez anların çaresizliğinde boğulanları, hayatın anlaşılmaz yanıyla erken tanışanları, bir ana takılıp yaşamı kaçıranları anlatıyor.
Kimi zaman bir arada kalmanın yolunun susmaktan geçtiğine inananlara tutuyor ışığı, kimi zaman fanusuna asla dönemeyecek bir balık çaresizliğindeki yalnızlara. Yoğun duyguların ön plana çıktığı öykülerle okuru yanına alıp, bir sorgulamaya, bir yüzleşmeye itiyor.
Bazen ne bileyim bir uçakta balık olduğunuzu düşündünüz mü hiç? Hani olmamanız gereken ve olmanız durumunda ise sonunuzun geleceğini hissettiğiniz bir yerde bulundunuz mu? Aksi gibi orda kalmaya da devam edersiniz. Ne yapacağını bilemezsiniz, ne yapsanız iğreti duracakmış gibi gelir. Bu durumdan kurtulmanızın en garanti yolu kendiniz olmaktır. Veya bir kaleme sarılmak. Hammurabi’deki öyküleri okuyunca böyle hissettim ben. Öykülerdeki karakterler biraz mesafeli, şaşkın, yer yer pişmandı. Ama bir şekilde vardılar işte. Kendiliklerinden de var olmaya devam edeceklerini gösteriyorlardı bir şekilde. Tökezleyerek, bütünlenmeden, azalarak ve unuturak çoğu zaman. . Farklı türlerin denendiği on üç öykü yer alıyor Hammurabi’de. En çok etkilendiğim, hatta içimi buran öykünün ise çaresizliği-bir çocuğun elinin ayağının birbirine dolanmasını ve ömür boyu sürecek bir ‘keşke’nin başlangıcının anlatıldığı Hurmalar Yüzünden Bir Ağıt olduğunu söyleyebilirim. Hammurabi’yi okurken; bazı öyküler arasındaki gönül bağını görmek, kâğıda aktarılanın samimi olduğunu hissetmek çok güzeldi. İlk kitabı olduğu da göz önünde bulundurulduğunda; Ahmet Şimşek’in gelecek öykülerini merakla bekliyorum. . Çok beğendiğim kapak tasarımı ise Arzu Bimici çalışması –
Öyküler yazarın kendi anılarından esinlenerek yazdıkları ve kurguladıkları olmak üzere bence ikiye ayrılmış. Kurgularını daha başarılı bulduğumu belirtmeliyim.
Dili yer yer beni rahatsız etse de yazarın bunu; bu maksatla, bilinçli yaptığını düşünüyorum.
Kitap boyunca bir terkediş, özlem, ölüm, tecavüz ve arayış temaları vardı.
Yer yer esen Japon esintilerini sevdim.
Turuncu kapağın kitapla uyumu hoştu.
Özellikle son hikaye farklı tarzıyla sürpriz oldu.
Hammurabi'yi anlatmam gerek size. Bu da bana hissettirdiklerini bir prizmadan geçirerek mümkün sadece. Beyazdan turuncuya uzanan bir serencam yaratmalı.
Arabanın camını sonuna kadar açıp esen rüzgara uzatıyorsun elini. Gözlerin ellerine kenetli. Ya da bir pazar ikindisi pencereden süzülen güneş ışığının içinde oynaşan toz zerreciklerine dalıp gidiyorsun. Bir baba var bir yerlerde, yaşanamamışlıklardan müteşekkil, onu hatırlıyorsun - hiç unutamamıştın ki. Boğazında kuru bir sandviç düğümleniyor, uzaklarda daha önce bir kez bile yemediğin bir yemek pişiyor, molehiyaymış adı, nedense kokusu burnuna geliyor ama, eski bir anının kokusu bu. Bir hurma düşüyor ağaçtan, yapışkan bir iz kalıyor yerde. Hiçbir yere çıkmayan merdivenlerde koşturup durarak benliğini aradığın o ilkgençliğe dalıp gidiyorsun sonra. Bir resim buluyorsun evin gizli köşelerinde, üzgün bir varoluşun kalıntısı. Resimlerle saatin farkında olmadan bir olduğun o akşam vakitlerinin hissi var kalbinde. Yine yaşanamamışlıklar, yaşamak istenilmemişlikler. Kırık anılar ya da kırılmış kalpler. Yerde yatan bir balık, okunmamış kitaplar, bambaşka yerlerde tanışman gereken insanlar, yaşaman gereken hayatlar. Hayalle gerçeğin sınırlarını silip durduğun o yalnızlık saatleri. Çırpınıp duran Akdeniz, göze kaçan kumlar, bir tarafı çalışmayan bir kulaklıktan yükselen cızırtılı bir şarkı. Artık yapman gereken tek bir şey var, günlerce haftalarca aralıksız hatırlamak. Duyabileceğin her hikâyeyi duymak gerek şu hayatta.
Sevgili Ahmet, yüz yüze olmasa da kalp kalbe tanıştığım arkadaşım benim. Okuru olarak böyle hissediyorum, her şey daha berrak artık. Hammurabi'de anı tohumlarından filizlenen, yer yer spekülatif kurguya dek uzanan dallarıyla nostaljik bir modern anlatılar ormanı yaratıyor Ahmet. Sonra bir sabah bana "Bonjour!" derken gülümseyen bir "rüzgar anlatıcı" olduğuna bir kez daha emin oluyorum. Hep yaz Ahmet. En çok dinlemek istediğim kasetler seninkiler 🧡
Hep söylerim öykü türünde çok zor beğenen bir okurum. Ama yine de tavsiye edilen kitapları gördükçe uzak durmamaya ve denemeye çalışırım. Hammurabi’yi de bu sebeple okumak istedim. Kitapta tam olarak sevdiğim bir öykü ne yazık ki olmadı ama içlerinde 2 tanesi öne çıktı. Başlangıçta yer alan Karnı Delik’in çok ilginç bir öyküydü ve sırf bu sebeple aklımda yer etti. Diğer öykü ise Merve Karenina “Neden” Diye Soruyor oldu. Onun da verdiği hissiyatı beğendim. Diğer öykülerde çok bir bağ kuramadım ya tarzından ya konsundan mesafeli yaklaştım. Bu arada kapak tasarımını gerçekten çok başarılı buldum. İyi bir tasarım olmuş. Benlik bir okuma olmadı ama çağdaş öykü sevenler büyük ihtimalle kitabı beğenecektir.
Referanslar ve yorumlar çok iyi olmasına karşın ben sevemedim kitaptaki çoğu öyküyü,dili sade,çabucak okunuyor ama o ruha işleyen karakterler ve olay örgüsü yok maalesef
Toplamda 13 kısa öyküden oluşan bu kitap bir ilk kitap olmaktan öte oldukça olgunlaşmış ve derinliğe sahip metinler barındırıyor.
Havada asılı kalan bir an ile sonlanan - ya da yaşanmaya devam eden mi demeli? - bu anlatıların her biri birbiriyle örtüşen noktalara temas ederek bir bütünü oluşturuyorlar. Hayatı.
Favori öyküm hala Hurmalar Yüzünden Bir Ağıt. Bu öyküde bana dokunan bir nokta var tarif edemediğim.
Aklımda yer edinen bir diğer öykü ise Kasetçi Ahmatov. Bu öykü bence bir roman konusu da olurmuş. Ki son dönemde diline hayran olduğumuz bazı yazarların (isim vermek gibi olsun Ishiguro ve Schweblin) bu alanda yazmış oldukları iki romanın bende yaratmış olduğu KOCA hayalkırıklığından sonra bu öyküyü hatırlamak ve ona tutunmak bana çok iyi geldi.
Öykü severlerin bu kitabı mutlaka okumasını isterim.