Merhaba, bügün Bedriye Zobu'nun kaleminden Dokuz Otuz'un yorumuyla geldim! Kitabımız çift taraflı ve iki farklı karakterin bakış açısından tanıklık ediyoruz olaylara. Bir tarafı okuyup bitirdiğinizde bir şeyler eksik kalıyor, bazı olaylar havada kalıyor. Ancak iki tarafı okuyup bitirdiğinizde bu hikaye tamamen tamamlanıyor.
Konusundan bahsetmem gerekirse, Erinç isimli karakterimiz bir yazar ve "Venüs" isimli karakterini konu alan yazılarını bir yayın şirketine anonim olarak gönderiyor. Kendisi hakkında ne bir iletişim bilgisi, ne bir isim ya da mahlas var. Tamamen gizli. Diğer karakterimiz Leyla ise bu şirkette çalışıyor ve şirkete ara sıra gelen bu yazıları büyük bir ilgiyle okuyor. Bir gün gönderilen yazıya iliştirilmiş bir e-posta adresi ile iki karakterimizin yolları kesişmiş oluyor.
Dokuz Otuz'un dünyayı kurtaran kahramanları yok, bu kitabın karakterleri yalnızca kendi hikayelerinin kahramanı. Ben Dokuz Otuz'u çok sevdim. Hikayenin bir yerinde Erinç'in karakteri Venüs'ü anlatmak için kurduğu cümle şuydu, "Her karakterde olan o insanüstülük onda yoktu. O fazla insandı." Eğer Dokuz Otuz'un kahramanları anlat deselerdi, onları anlatacağım cümleler bunlar olurdu. Onlar çok tanıdıklar, çok içimizdenler. Fazla "insanlar." Bu kitapla ve karakterlerle bağ kurmamızı kolaylaştırıyor. Leyla'nın kitapta dediği gibi, "Bir insanı anlamak bir insanı sevmenin çok ötesindeydi." Aynı şekilde bir karakteri anlayıp onunla bağ kurabilmek o karakteri sevmenin çok ötesinde. Dokuz Otuz bunu başardı.
Bunun yanı sıra karakterlerin duygu durumları öyle iyi yansıtılmıştı,hayatınızın bir noktasında mutlaka yaşadığınız o duygular cümlelerle öyle güzel anlatılmıştı ki, çok gerçektiler.
Bir kitaptan bana yalnızca gelişen olayları anlatmasını değil, karakterlerle o olayları yaşıyormuş gibi hissettirebilmesini beklerim. Onlarla birlikte korkup, onlarla birlikte gülümseyebilmeyi isterim. Bir kitaptan yalnızca duyguları aktarabilmesini değil o duyguları hissettirebilmesini beklerim ve Dokuz Otuz bunları başardı. Okurken satırların derinliği içinde kayboldum, çok naif, çok duygulu bir hikayeydi. Kalbim kırıldı, gülümsedim, bir yarım kalışın ince sızısını hissettim. Erinç de Leyla çok derin karakterlerdi. Korkuları, acıları, hisleri, hepsiyle çok güzeldiler.
Kitabın içinde yer verilen Venüs'ten kesitler keza öyle, çok güzeldiler. "Tek adım ileriye gidemedi Venüs. Düşündü, düşünmekle yetindi; planladı, planları kağıtta kaldı. Gitmek istedi, kaldırıma bile çıkamadı. Üzüldü, üzemedi. Kırıldı, kıramadı. Parçalandı Venüs." Belki bir gün Venüs'ün hikayesini de okuyabiliriz, kim bilir...
Kitabı hiç elimden bırakmak istemedim. Her satırda iyi ki okumuşum dedirtti. Bedriye Zobu'nun kalemini ilk defa okudum ve yazım tarzını çok sevdim ve benimsedim. Kelimelerin hiç susmasın!
Sadece kitabın finali için, bir kaç cümle daha bekliyordum sanırım. Dayanamayıp kitabın sonuna bir, iki cümle de, küçük bir not kağıdıyla ben ekledim. 🙈
Kitabın tüm bölümlerinde yarım bir yuvarlağın olması, yalnızca iki tarafın da final bölümünde tamamlanması detayı harikaydı! Dokuz Otuz her yönden beni çok etkiledi. Eğer sizde saatlerin hikayesi olduğuna inananlardansanız Dokuz Otuz'u okuyun. Ya da bilmem, belki de zamanı geldiğinde o sizi bulacaktır :))
📍 +"'Zamana bırakmak en iyisi' dedin ya az önce...ya zamana bıraktıklarımı unutursam?" -"Akşamın bir köşesine kıvrılan nazik bir dokuz otuz, bir gün zamana bıraktığın her şeyi hatırlatır belki."
📍"Kademe kademe kaybederdim; ama mutlaka toparlardım. Bu durum yaş aldıkça beni daha olgun birisi yapmıştı; çünkü önemli olan yaşamak değildi,yaşadığına ne kadar katlanabildiğin ve bundan kendine ne çıkardığındı."