Bir sabah, uykunun en tatlı yerindeyken, kapı zili acı acı öttü.
Bülbül zillerdendi, bana çocukluğumun geçtiği Aydın’daki aile evini, o evdeki mutsuzluğu ve yoksulluğu hatırlattığı için sevmezdim, ama değiştirmeye de cesaret edemiyordum, maziyle iyi kötü bir bağdı neticede.
Kalktım. Dedim herhalde ev arkadaşlarımdan biridir. Anahtarını falan unutmuştur. Açtım kapıyı, hoca, babam ve amcam karşımda duruyordu.
Sabahın daha o saatinde sallanıyorlardı içkiden.
Babamın elinde büyükçe bir bavul vardı.
Hoca, Baba, Amca, Ben, Murat Uyurkulak’ın 2017-2020 arası yazdığı öyküleri bir araya getiriyor. Kitaba adını veren ilk bölümde dört karakter üzerinden anlatılan hikâyeler var. Bu karakterlerden üçü, anarşistlikten komünistliğe uzanan muhtelif muhalif tonları olan üç alkolik. Gururlu, dürüst, yoksul, dışarıdan bakıldığında “kaybeden” diyebileceğiniz, ama kendilerini asla kaybetmiş görmeyen, hayat, memleket, dünya ve insanlar hakkında söyleyecek bolca sözleri olan, entelektüel karakterler. Rakıları, muhabbetleri, şehirleri ve ufaktan yaşadıkları gönül maceralarıyla her şeye rağmen kendileriyle barışık ve eğlenceli insanlar. Onların düşüncelerini ve hikâyelerini ise “oğul, yeğen ve öğrenci” olan, ortalarındaki “Ben” karakteri sayesinde okuyoruz. İkinci bölüm “Tuhaf Şahıslar Albümü”ndeyse ilginç karşılaşmalar, hayata gölgesini ya da ışığını düşüren anekdot ile anılar ve kimini okurların yakından tanıdığı çeşitli figürlerin ustalıkla hikâyeleştirilmiş dokunaklı portreleri yer alıyor.
Murat Uyurkulak Türk çevirmen ve yazardır. 1972'de Aydın'da doğdu. İzmir'de yaşamıştır.
Uzun süre Radikal gazetesi dış haberler servisinde çalıştı. Milliyet Sanat, Gate, Radikal Kitap gibi dergilerde yazıları yayımlandı. Tol isimli romanı Mahir Günşiray'ın yönetmenliğiyle Tiyatro Oyunevi tarafından sahnelendi. Yine Tol romanı 2007'de Almanca'ya çevrildi.
Murat Uyurkulak okumayı çok özlemiştim. Bu kitabını, hele ki öykü kitabı olduğunu görünce ilk fırsatta edindim. Bu araya kadar ee diyebilirsiniz, keşke tanıtım yazısında sevgili yazarımızın çeşitli dergilerde yayınlanmış ve çoktan okuduğumuz öyküleri olduğu belirtilseymiş diye düşünüyorum. Kendimi bi küçük aldatılmış hissettim.
Ben çoktan okuyup sevmiştim o öyküleri. Eğer siz daha önce Tuhaf dergisi ve diğer dergilerdeki yazılarını okumadıysanız muhakkak okuyunuz. Çok seveceksiniz.
Delibo romanıyla yaşadığım hayal kırıklıklarını alıp götüren enfes öyküler.
Hoca, Baba, Amca, Ben başlıklı birinci kısım öyküler keyifliydi.
Afili Filintalar'a alerjim olduğundan, Uyurkulak'in da bu grup içinde ismi gectiğinden, ve dahi aslinda severek okuduğum Merhume adlı romanında da aforizma kalıntıları olduğundan önyargılı yaklaştım bu kitaba.
Halbuki, romanlarını da böyle yazsa, yani samimi, aforizma kasmadan, iyi kalem bence Murat Uyurkulak.
Kitabın birinci bölümünü çok beğendim. “Hoca baba amca ben” hikayeleri çok sevimli, komik ve sıcak geldi bana. Sevimli bir yenilmişlik hikayeleri bence. Keşke kitabın sonuna kadar bu hikayeler devam etseydi. Ayrıca İzmir’i hissettim tüm kitap boyunca. Özlemişim Murat Uyurkulak’ı…
Umutsuzluk, çıkışsızlık, "ne güzel yenildikçilik" Murat Uyurkulak'ın "Hoca, Baba, Amca, Ben"deki "öykülerinden" süzülenler. Lümpenliği yücelten, "gideni ve gelmekte olanı" kavramaktan bihaber bir edebiyat süzülüyor yazdıklarından. Vurkaç bir biçimde okuru şoke etmek istiyor çoğu zaman, ama ne atmosfer ne de karakterleri buna el veriyor.
Murat Uyurkulak edebiyatımızın John Fante'si bana göre. Kitabı okurken sağında solunda şarap izleri kalmış. Bu kitabı yorumlamaya aslında yeterli bir sebep. Travmalarla dolu hayatımızda alkol, bitiklik ve umut dolu hikayeler çıkarmaya bayılıyoruz. Hoca, Amca, Baba, Ben ise erkeklik düzleminde ilerleyen tekdüze karakterlerin hayatta tutunabilme öykülerini hem mizahi hem de gerçekçi biçimde yer alıyor. Kitap için iki eleştirim var. Birincisi ana fikri oluşturan eksenden yani 4 bölüme ayrılmış kitabın ilk bölümünün tamamen tüm kitabı kapsaması gerekliliği (burada farklı disiplinler biraz yormuş.) İkincisi ise dergilerden toplanan metinlerin toplanmış halini direkt kitaplaştırma olayını sevmeyişim. Dergiden zaten okuduğumuz hikayelerin üzerine 4-5 ayrı bölüm görmek güzel olurdu. Böyle bir durum ticari bir hamle gibi geliyor ve okuyanları üzüyor bana göre. Yine okuduk ama memnun değilim bu durumdan.
İçerisinde bu kadar alkol barındıran başka bir kitap daha okumamıştım,her öykünün ayrı bir tadı vardı.Okurken o kadar çok keyif aldım ki bir kaç gün daha beraber kalabiliseydik dedim.
Cok onerilen baska kitaplari vardi ama ben bununla baslayim dedim. Cunku mersin kitapsanda onume cikti. Bi de baba issues olmasi hasebiyle
Yazarin bir tarzi var. Belki daha fazla okusam daha cok severim bilemiyorum ama su an ilk carpismada tanimaya calistim kendisini. cok guzel bir formul bulmus hoca amca baba tartismalariyla belki de bu insanlar gercekten vardir bilemiyorum.
Ailesi solcu ve ickici insanlar daha degisik lezzet alabilir eserden.
Benim ailem ickici ama cok solcu degildi.
Asiri sol sol sol bir insanmis yazar ben bunu bilmez idim.
Yazarın daha önce çeşitli dergilerde yayımlanmış öykülerinden oluşan bir eser.
Öyküler kısa ve genellikle hayata tutunamamış, eski solculardan olup şimdi ise yaşama uğraşında olan bireylerin çevresinde dönmekte. Bol alkol, hayalkırıklığı ve boşlukta yüzme hali de çabası.
Durum böyle olunca da, belirli bir süre konu ve karakter okumasında okuyucuda beklenti düşüyor.
Yine de yazarın kafa göz öyküye girerek okuyucu ile direkt ilişki kurması okuyucuyu dinamik tutuyor.
Sonuçta bahsettiğimiz kişi de Murat Uyurkulak, özellikle ülkemizde edebiyatı çok geniş bir tabana yayabilen önemli bir yazar
Çok naif, çok oyunlu, komik, hüzünlü, kendi kendine selam çakan, izmirli yazarlarla gülümseten, ınsanın canini resmen raki cektiren, sadece garsonun meşhur kebabını yemeye gelen müşteriler cümlesine takıldıgım ve böyle saçma bir gelisiguzellikten bir yildiz kırdığım (bana nooluorsa:) ) çok güzel öyküler. Daha önce yayınlandıkları dergilerde okumamış olanlar keyifle okurlar.
Murat Uyurkulak’ın 2017-2020 yılları arasında kaleme aldığı öyküler. Kitap iki kısımdan oluşuyor. İlki kitaba ismini veren dört karakterin etrafında dönen hikayeler. Diğeri ise kimi ilginç karşılaşmalar, anılar, kimi de yakından tanıdığımız edebiyatçı ve şairlerin hikayeleştirilmiş portrelerinden oluşuyor.
Murat UYURKULAK geç keşfettiğim ancak Tor, Har, Delibo isimli kitaplarından sonra bu kitabını da keyifle okuduğum bir yazar. Kitaptaki Zehra hikayesi çok şey anlatıyor. Umarım Zehralar ve yazar gibi onlara kulak verenler çoğalır...
Hoca, Baba, Amca, Ben bölümündeki hikayeleri beğendim ama geri kalanında isimler değişse de hep aynı karakterler anlatılmış gibi; alkolik, umudunu yitirmiş, geçkin solcular, komünistler... İçip içip geçmişi anmak, şu ana, geleceğe sövmek... Bu kadar mı heybendeki öyküler diye sordum içimden yazara!
Daha önce dergilerde yayınlanan öyküler kitapta bir araya getirilmiş. Hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. İçki masası muhabbetini özlediyseniz okunabilir tabii yine de.
Annemle babamda Allah'a inanırdım. Kocamda devrime... Oğlumda hayata inanırdım. Şimdi sadece kimsesiz değil, inançsız da kaldım...
"Karac'oğlan, dünya fani, Toprak emer tatlı canı. Hastalandın, ilaç hani? Bir acısız ölüm de yok."
Daimi dert sahibiydi, işleri iyi gitse sevinmezdi, kötü gitse yakınmazdı, istikrarlı bir keder mesaisi, tüy gibi hafif, ama zar gibi inatçı bir sıkıntı hali...
This entire review has been hidden because of spoilers.