Hayatımızı değerli ve anlamlı hale getirmek için iyi tasarlanmış yerlerde ve iyi tasarlanmış ürünler kullanmak istiyoruz. Bu nedenle tasarım, bizi mutlu eden ve yaşam kalitemizi belirleyen kavramların başında yer alıyor. Tasarım modern yaşamın simgesel bir ifadesidir ve hayatımızın her alanında karşımıza çıkar: Kentlerden otomobillere kadar her şey tasarlanmıştır. İyi tasarım işlevsel ve estetik açıdan uyumlu bir bütünlüğe sahiptir. Kendine özgü ifadesi vardır; basit ve doğal görünür. Fakat bunu elde etmek kolay değildir. İyi tasarım yapmak için sahip olduğumuz donanımı ve fiziksel kaynakları verimli kullanmak, aynı zamanda doğru sorular sormak önem taşımaktadır. Bu kitap, tasarım kavramını tarihten örnekler, güncel uygulamalar ve kişisel gözlemler ışığında ele alarak bu konudaki bilgimizi artırmayı amaçlıyor.
ülkemizde yaşanan güncel olayları da göz önüne aldığımızda kitabı okuma sürem epey uzun sürdü ancak kitap bölümlere ayrıldığı için genellikle bir bölümü tamamlamadan okumaya ara vermiyordum kendi adıma bu da bir avantaj oldu. Ancak bir review yazmadan önce geçmiş bölümlere, altını çizdiğim cümlelere yeniden bakmam gerekti.
Kitabın dili oldukça yalın ve anlaşılır, tasarımla uğraşmayan ancak merak eden birinin rahatlıkla anlayabileceği bir seviyede. İsminden de anlaşılacağı üzere kitap bir soruya cevap arıyor ve bunu tasarımın her alanına bakarak yapıyor. Tasarımdaki kilometre taşlarını örnek vererek bunların sürece katkısını ve dönemi oldukça iyi ele alıyor. Prof. Dr. Ardan Ergüven'in üniversitede hocalık yapıyor olmasının da kitabının dilinin bu kadar yalın ve anlaşılır olmasında büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Neyi, nasıl anlatacağını iyi biliyor. Bir de kaynakçası ve özellikle örnek verdiği internet sitelerine hangi tarihte eriştiğini ayrıca belirtmiş olması benim açımdan daha da kıymetli kılıyor kitabı çünkü akademik dille yazılmış kitapların kaynakçalarında bile büyük sorunlar yaşayabiliyorken internet sitesini belirtip erişim tarihine de eklemek es geçilmeyecek bir detay.
Kitap 10 bölüme ayrılmış ve her bölümün kendi içinde alt başlıkları var. Kitabı okumaya başlamadan önce yazarın da belirttiği gibi bu kitabın bir tasarım tarihi kitabı olmadığını bilerek okumaya başlamak lazım. -Öyle olsaydı 176 sayfaya sığmazdı da zaten-
Bir tasarım öğrencisi olarak tüm eğitim süremizde "tasarım nedir?" sorusuna verilen bambaşka cevaplarla karşılaştım. Bu kısımda mutabık olunsa dahi daha da zor olan "iyi tasarım nedir?" sorusu işleri daha da karmaşıklaştırıyor ama merak etmeyin zaten seneler boyu insanlar bu soruları sormuş, yalnız değiliz :)
"Tasarım hedefi, var olan veya öngörülen bir problemi çözmektir."
tasarım işlevseldir diyebiliriz... Altını çizdiğim bir kaç cümleden devam edecek olursam en dikkatimi çeken kısımlardan biri de
"... bir şeyi iyi tasarlamakla kötü tasarlamak arasındaki maliyet farkı çok azdır." cümlesi olmuştu. Ne zaman kötü bir tasarımla karşılaşsam bunun maliyetsel olduğunu düşünürdüm.
"Tasarım 'bir şeyin işleyişi ve kullanımıyla ilgili problemlerin çözümü' ve 'bir şeyin görünüşüyle ilgili problemlerin çözümü' olmak üzere iki yönü vardır."
Tasarım nedir sorusu beraberinde tasarımcı kimdir sorularını da getiriyor, kitap kısaca bunlara da değiniyor. Elbette bu cevaplar bireysel düşüncelerden ziyade başka tasarımcıların, düşünürlerin söylemleri ve söylemlerinden yola çıkılarak yapılan tanımlamalardan oluşuyor.
"Modası geçti diye bir sandalye çöpe atılmaktadır, halbuki modası geçen sandalye değil üzerindeki süslemelerdir."
İyi ve kötünün yanı sıra güzel nedir? sorusuna da rastlıyoruz yine hatırlatmak isterim ki felsefe tarihinde de bu soruya verilen bambaşka cevaplardan kendinize yakın olanı seçebilirsiniz ya da yeni bir cevap bulabilirsiniz. Tabi cevaplardan ziyade sorular daha önemli.
"Max Bill'e göre ise 'İyi tasarım bir nesnenin biçimi ve işlevi arasındaki uyuma bağlıdır."
Tasarım Alanları bölümünde yazar , bir çok alandan örnekler verip bunları görsellerle destekleyerek aslında okurken sorabileceğimiz soruları çoktan sormuş ve cevaplar vermiş. Büyük ve sembolik yapıların neden aslında o kadar da iyi tasarımlara sahip olmadıkları gibi... ya da ı love new york logosunun neden bu kadar çok sevildiği.
En sevdiğim bölümlerden biri ise tasarım yön veren markalar bölümü oldum Markalar ve markalarının duruşları yaptıkları yeniliklerin birbirileri ile ilişkisi. Aslında markalar hakkında ön kabulde bulunduğumuz ve varsayımsal olarak kabul ettiğimiz şeylerin alt metni ile karşılaşmış oldum.
Tasarım nedir? diyorsanız ve okuduğunuz kitaplar oldukça akademik dilde geliyorsa bu kitap sizin için çok iyi bir yerden konuyu ele alıyor diyebilirim. Özellikle tasarımdaki kilometre taşlarından ele alarak süreci anlatması ve sürece dair kısa bilgiler de veriyor olması ile birlikte tak başına tasarıma bakmak yerine o konuyla ilgili gerçekten kalıcı bilgilere sahip oluyoruz.
Tasarım denildiğinde akıllarda ne canlanıyor? Tasarım ile ilgili bir alanda çalışıyorsanız veya bu alana ilginiz varsa, çoğu insanın aksine tasarımın yalnızca estetik görünen güzel şeyler olmadığını düşünebilirsiniz. Tasarımcılar, işlevsellik, süreç, problem çözme ve kullanıcı deneyimi gibi konulara derinlemesine bakarken, tasarım sürecine dahil olmayan kişiler daha çok görsellik odaklı ve yüzeysel olduğunu düşünebilmektedir. Kimi zaman da insanlarla bu konu hakkında konuşurken tasarımcılar olarak anlaşılamadığımızı hissedebiliriz. Bu kitapta Ardan Ergüven, tasarımın doğasını tüm bu zenginlikleriyle ele alıyor. Görselliğin öneminden bahsederken, tasarımın yaşayan ve sürekli değişen bir alan olduğunu, bu değişimin ise ihtiyaçlar ve işlevler doğrultusunda gerçekleştiğini vurguluyor. Bu yazıda, Arda Ergüven’in ‘İyi Tasarım Nedir?’ başlıklı kitabı üzerinden tarih boyunca tasarımın nasıl evrildiğini ve günümüzde modern tasarım olarak adlandırılan ürünlerin hayatımıza olan etkisini irdeleyeceğim. Tasarımın işlevsellik ve estetik boyutları arasındaki dengeyi birlikte keşfetmeye ne dersiniz?
Tasarım, çevremizi şekillendiren, hislerimizi etkileyen ve günlük yaşamımızı kolaylaştıran bir araçtır. Ergüven’e göre, iyi bir tasarım, yalnızca güzel görünmekle kalmaz; aynı zamanda hayatı daha anlamlı kılar. Tasarımın ‘iyi’ olarak adlandırılabilmesi için hangi kriterlere sahip olması gerektiği sorusunun cevaplarını bulabilir miyiz? Tasarımı birçok alanda ele alan bu kitap, ‘‘İyi tasarım nedir?’’ sorusuna Steve Jobs’ın “Tasarım komik bir kelimedir. Bazı insanlar tasarımın yalnızca görüntüyle ilgili olduğunu düşünürler. Fakat daha derine inerseniz tasarımın bir şeylerin işleyişiyle ilgili olduğunu görürsünüz.’’ sözü ile başlamıştır. Buradan da anlayacağımız gibi Steve Jobs’a göre tasarım görsellikten çok işlevle alakalıdır ve belli başlı ihtiyaçları karşılamak amacıyla tasarım yapılır. Bu ihtiyaçlara getirilen çözümler ise insanların yaşam biçimini etkilemektedir. Buna göre, aslında tasarımcıların dünyayı yaşayış biçimimizi şekillendirdiğini, yani yaşamımızı tasarladığını söylersek çok da yanlış yapmış olmayız. Bu bağlam ile tasarımın gelişiminin üzerinde durabiliriz.
Arda Ergüven’e göre tasarım, geçmişte insan ihtiyaçlarına yönelik bir çözüm olarak ortaya çıkmış ve öncelikli olarak işlevselliğe odaklanmıştır. Ancak zamanla görsel unsurlar zenginleşmiş ve bu estetik boyut bir ihtiyaç haline gelmiştir. Müzelerde görülen testiler ve seramik kaplar üzerindeki süslemeler, bu dönüşümü kanıtlar niteliktedir. Testilerin sapları ve kulpları öncelikle ihtiyaçlara göre şekillenirken, zamanla üzerlerindeki motifler simgesel ifadelere yer vermiştir. Uygarlıklar, çoğunlukla gelişmişlik düzeylerini bu süslemeler aracılığıyla ifade etmişlerdir. Çünkü bu desenler, içerdiği emek ve tasarım değeriyle kullanıcılara kendilerini değerli ve özel hissettirmektedir. Kitapta da bahsedildiği gibi, stilize bitki ve hayvan motifleri, kutsal kabul edilen yazı ve semboller gibi soyut desenler ise, insanların bu ürünlerle duygusal bir bağ kurmasına ve kendilerini daha bütünleşmiş hissetmesine olanak tanımıştır. Modern tasarımın gelişimi ile birlikte geçmişte olduğu gibi işlev odaklılık ön plana çıkmış ve tasarım neden sonuç ilişkisi üzerine kurulmuştur.
Modern tasarımda görünümde süslemelerden arındırılmış bir sadelik ön plana çıkarken, bu sadeliğin ‘düşünülmemiş’ veya ‘ürün sadece işlevini yerine getiriyor’ anlamına gelmemesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, Y şeklindeki soyacaklar, tasarımın görünmezleşm gücüne örnek bir üründür. Görevini mükemmel şekilde yerine getirip kullanıcıyla doğal bir bağ kurduğu için, insanlar onun bir tasarım ürünü olduğunu fark etmez. Ürünün formundan, CMF dediğimiz finalize etme sürecinde malzeme veya renk gibi alınan kararlara kadar her detay, işlevsel bir amaca hizmet edecek şekilde tasarlanmış olabilir. Böylelikle, tasarım sürecindeki her kararın bir sebebi olduğu söylenebilir, bu gibi kararlarla tasarımcılar olarak ürünlere değer katabiliriz. Yazarın da verdiği örneğe göre kırmızı bir ürün, siyah bir ürüne göre daha neşeli ve canlı bir görünüme sahip olurken, siyah bir ürün daha ciddi bir his uyandırabilir. Benzer şekilde, iyi işlenmiş bir metal veya ahşap daha zengin ve kaliteli bir hissiyat yaratırken, plastik genellikle daha ucuz bir his bırakır.
Bana göre de, ürünün formunun ve dış görünüşünün işlevine nasıl hizmet ettiğini de göz önünde bulundurmalıyız. Örneğin, bir tornavida, formu dolayısıyla nereden tutulacağını düşünmemize gerek kalmadan onu elimize kolayca alabilmemizi sağlar. Bu durumda form ve görünüş, kullanıcıya rehberlik ederek bir işlevi yerine getirir. Ancak burada işlev ile fonksiyon arasındaki ayrımı da vurgulamam gerekiyor. Fonksiyon, ürünün temel amacı ve teknik gerekliliklerini ifade ederken, işlev, bu amacın kullanıcı tarafından nasıl deneyimlendiğini ve algılandığını ifade eder. Yani, ürün ‘sade’ olabilir ancak bu sadelik hem işlevsel hem de fonksiyonel bağlamda düşünülmüş bir neden-sonuç ilişkisine dayanmalıdır.
Yazar, kitapta modern tasarımın işleve yönelik olduğundan, ürünlerin ve dolayısıyla da hayatımızın tekdüze hale geleceğinden bahsetmiştir. Fakat bana göre bu şekilde işleve yönelmek, her ürünün aynı olacağı anlamına gelmez. Haydi kırmızı bir kahve makinesi tasarlayalım dediğimizde 2 farklı tasarımcı 2 farklı kırmızı kahve makinesi tasarlayacaktır. Bu da aslında tasarımcının son ürüne kattığı değeri göstermektedir. Çünkü bir tasarım yapılırken, tasarımcı, geçmişte yaşadığı deneyimlerini, bilgi birikimini ve hatta içinde bulunduğu ülkenin şartlarını da o tasarımda yansıtabilir. Buna örnek olarak yaşadığım bir deneyimden bahsetmek istiyorum. Tasarım eğitimimin ilk yılında, aynı konu üzerinde çalıştığım sınıf arkadaşımın benimle aynı tasarımı getirmesi üzerine, derse atanan öğretim görevlisinin ettiği “Tüm sınıfa şapka tasarlayın desem, herkes aynı şapkayı mı getirecek?’’ şeklindeki sitemi, bana tasarımda farklılık ve özgünlük üzerine önemli bir farkındalık kazandırmıştı. Benzer şekilde, eski bir öğrencinin sürekli sabit durması zor, olağandışı tasarımlar üzerinde çalıştığını gözlemlerken, aslında onun bir balerin olduğunu öğrendim. Bu durum, onun kullandığı vücut yapısı ve hareket biçimlerinden dolayı, tasarımlarına farklı bir bakış açısı getirdiğini gösteriyordu. Balerin olarak edindiği deneyim, ona daha esnek ve dinamik bir yaklaşım kazandırmış, tasarımlarında da bu özgün bakış açısı ve yapısal farklılığı kendini göstermiştir. Kitapta da 2 farklı laptopun tasarımı ve kullanıcı tercihlerini karşılaştırıyor Ergüven. Lenovo Thinkpad modeline baktığımızda köşeli bir forma ve siyah bir renge sahip olduğunu görürüz. Yazara göre bu, kullanan kişiye ‘zeki, çalışkan, güvenilir’ karakteri tanımlıyor. Bu sebepledir ki bu ürün çoğunlukla yazılımcı, mühendis gibi meslek gruplarınca tercih ediliyor. Apple’ın modellerinden Macbook Pro’ya baktığımızda ise kaliteli bir alüminyum malzeme ve köşelerin ovalliği ile kullanıcısına ‘stil sahibi, modern’ karakteri tanımlanıyor. Bu ürün ise yine yazara göre genellikle yaratıcı kesim sayılan tasarımcılar, fotoğrafçılar, yazarlar ve yönetmenlerce tercih ediliyor. Dolayısıyla tasarım, bir bütün olarak kullanıcının ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli unsurlar göz önünde bulundurularak şekillendirilmektedir. Bu gereklilik de sadece ‘fonksiyon’ değil form ve renk gibi unsurların da yerine getirdiği işlevdir. Daha geniş çerçeveden bakacak olursak, tasarım yaparken son ürünün satılacağı lokasyon bile tasarımda alınan kararları farklılaştırmaktadır. Firmalar müşteri yoğunluğu hangi fiziksel lokasyondaysa ona uygun formu ve renkleri kullanmaya eğilirler. İnsanların yaşadıkları şehirler bile tasarım tercihlerini bu denli etkiliyorken, tasarımın hayatımızı tekdüzeleştirmesine ihtimal vermiyorum.
Ardan Ergüven kitabında Ettore Sottrass’ın iyi tasarım anlayışının toplumun ihtiyaçlarına mümkün olduğu kadar yakın tasarım yapmak olduğundan bahsetmiş. Aynı bölümde Ergüven, Max Bill’in ‘‘İyi tasarım, bir nesnenin biçimi ve işlevi arasındaki uyuma bağlıdır.’’ sözüne de yer vermiş. Bu iki farklı tasarımcının, tasarım anlayışına baktığımızda iyi tasarımın hem ihtiyaca en yakın çözümü sunan hem de işlev ile biçim arasında uyumu sağlayan tasarımlar olduğu sonucuna varabiliriz. Bu sonuç da aslında Dieter Rams’ın iyi tasarım prensiplerinden ‘‘İyi tasarım, ürünü anlamamıza yardımcı olur.’’ maddesine çıkmaktadır. Dieter Rams’ın da dediği gibi ‘‘İyi tasarım ürünün yapısını gösterir. Daha iyi tasarım ürünün konuşmasını sağlar. En iyi tasarım ürünün kendiliğinde anlaşılmasını sağlar.’’ Başlangıç seviyesinde bir tasarım öğrencisi veya tasarımla hiç alakası bulunmayan bir insan için, karmaşık ve çözümlenmesi zor tasarımlar, zorluklarından dolayı daha iyi tasarımlar olarak değerlendirilebilirler. Ancak zaman ve deneyimle birlikte, tasarımın aslında insanlar için yapıldığı ve işlevselliğin, kullanıcının tasarımı pürüzsüzce deneyimlemesiyle doğrudan bağlantılı olduğu fikri ön plana çıkar. Bu da aslında tasarım odaklı düşünme yönteminin önemini ortaya çıkarmaktadır.
Tasarım odaklı düşünme yöntemi üzerinde durulması gereken bir konu. Bir tasarımcı olarak ürünü bir işlev için tasarlamış olabilirim fakat kullanıcının farklı şekillerde kullanmasına engel olamam. Bu, kullanıcının bu ürünü nasıl anladığıyla da ilgili olabilir, işte bu yüzden de Dieter Rams’ın da söylediği gibi kullanıcının direkt olarak anlayacağı bir tasarım yapmak iyi tasarıma yaklaşmaktır. Bu konuya bir örnek verecek olursak, kitapta bahsedilmiş olan yemek bıçağının hikayesinin üzerinden geçebiliriz. XIII. Louis’in başbakanı Kardinal Richelieu verdiği bir yemekte, misafirlerinin kullanılan bıçağı yemek sonunda dişlerini karıştırmak için kullanmasıyla, yemek bıçakları ortaya çıkmıştır. Bugünden sonra bu hareketi yasaklamış ve evindeki bıçakların ucunu yuvarlamıştır. Bu da aslında bize gündelik kullanımdaki nesnelerin küçük detaylarıyla kullanıcıyı nasıl yönlendirdiğimizi göstermektedir. Önceki tasarımda amaç diş karıştırmak değildir, fakat kullanıcının bunu yapmasına engel olan hiçbir sebep yoktur. Daha sonra bıçakların uçlarının yuvarlaklaştırılması ile birlikte bu kullanım engellenmiş ve sadece amacına yönelik kullanılması sağlanmıştır.
Çoğu tasarım öğrencisi gibi ben de tasarım eğitimimin ilk yıllarında ürüne birden fazla işlev katmanın ürünü iyileştireceğini düşünmüşümdür. Bir yerde evet, doğru olabilir. Fakat ürün aslında her farklı işlev eklendiğinde asıl işlevinin ‘iyi’ oluşundan bir şeyler kaybedebilir. Bu yüzden dikkatli olunmalıdır ve basit bir şekilde asıl işleve, asıl ihtiyaca odaklanarak onu en iyi şekilde çözmek gerekmektedir. Aslında bu çıkarımım, Dieter Rams’ın iyi tasarım prensiplerinden biri olan ‘‘İyi tasarım mümkün olduğunca az tasarımdır.’’ maddesiyle örtüşmektedir. Başka bir maddede ise ‘‘Az, fakat daha iyi; çünkü gerekli olana odaklanır ve ürünleri sadeleştirir. Saflığa, basitliğe geri dönün.’’ şeklinde açıklanmıştır. Buna da yine kitapta bahsedilen İsviçre çakısını örnek verebiliriz. Bu nesne artık bir bıçak olmaktan çıkmış ve kendine özgü bir nesneye dönüşmüştür. İçindeki aletler yine görevlerini oldukça iyi yaparlar fakat bir tornavida kadar da işlevsel değillerdir. Çünkü tornavida hem işlev hem ergonomi açısından amacına yönelik daha çok özellik barındırma şansına sahiptir. İsviçre çakısında ise başka özellikler eklenmesi için bazı gerekliliklerden ve ergonomiden taviz verilmiştir.
Başa dönersek, tasarımın insanların yaşayış biçimini belirlediğinden bahsetmiştim. Ardan Ergüven kitabında Yves Behar’ın ‘‘Tasarım bir gelecek yaratabilir. Tasarımcı olarak rolümüz, fark yaratacak ve değişimi sağlayacak insan merkezli bir yaklaşım uygulamaktır.’’ sözüne de yer vermektedir. Aslında yazar bunları kitabına eklerken insan merkezli tasarımın önemini vurgulamak istemektedir. Don Norman’ın da insan odaklı tasarım hakkında dediği gibi ‘‘İşe, ‘insanları ve tasarımın karşılaması beklenen gereksinimlerini iyi anlayarak’ başlamak’’ demektir. Aslında tüm bu bahsedilen tasarımcıların düşünceleri de gözlem ile ilgilidir. Yani aslında tüm bunlara bakarak, insan odaklı tasarım iyi bir gözlemin sonucudur diyebiliriz.
Peki çevremizdeki çoğu ürünün tasarımı neden kötüdür?
Bu soruya yazarın da belirttiği gibi çoğunlukla “maliyet” cevabı verilir. Ancak sanılanın aksine, iyi tasarım ile kötü tasarım arasında büyük bir maliyet farkı yoktur. Sorunun asıl kaynağı, yöneticilerin yeterli bilgiye sahip olmaması ve genellikle kısa vadeli yüksek kazanç hedeflerine odaklanmalarıdır. Bu yaklaşım, tasarımın uzun vadede sağlayabileceği katma değeri göz ardı etmelerine neden olur. Oysa yazara göre iyi tasarlanmış bir ürün, yalnızca estetik ve işlevsellik sunmakla kalmaz, aynı zamanda kullanıcıyla güçlü bir bağ kurarak çok daha büyük bir kazanç sağlar. Kullanıcılar, kendilerini değerli hissettiren ürünlere yönelir. Bu değeri oluşturan, üründe yer alan düşünülmüş küçük detaylardır. Bu noktayı daha iyi anlamak için bir dondurma kaşığı olan ‘Belle-V Ice Cream Scoop’ örneğinin üzerinde geçmek isterim. İlk bakışta, bir dondurma kaşığı sıradan bir mutfak aracı gibi görünebilir. Ancak bu ürün, yöneticilerin “alt tarafı bir kaşık” diyerek geçmediği, aksine bir yıl boyunca titizlikle ÜR-GE (ürün geliştirme) çalışmalarına tabi tutulduğu bir tasarımdır. Belle-V Ice Cream Scoop’un, yalnızca işlevsellik değil, kullanıcı deneyimi açısından da üstün bir tasarım sunduğunu düşünmekteyim. Bu kaşık ergonomik yapısıyla elin doğal hareketlerine uyum sağlayacak ve sert dondurmayı kolayca alabilecek şekilde tasarlanmıştır Özel ağırlık dengesi, tutuş konforu ve dayanıklılığı sağlarken, zarif tasarımıyla estetik ve pratikliği bir araya getirir. Bu detayların, bir dondurma kaşığını basit bir araç olmaktan çıkartıp kullanıcının hayatına değer katan bir obje haline getirdiğini düşünüyorum. Öyle ki, bu tasarım sayesinde ürün pazarda fark yaratmış ve rakiplerinden sıyrılmıştır. Bu örnek, iyi tasarımın aslında kısa vadeli değil, uzun vadeli bir kazanç stratejisi olduğunu açıkça göstermektedir. Maliyet odaklı yanlış kararlar yerine, kullanıcı ihtiyaçlarını önceliklendiren ve detaylara özen gösteren tasarım süreçleri, bir ürünü hem maddi hem manevi açıdan çok daha başarılı kılabilir. Bu örnekten sonra yazarın kitabında detaylıca yer verdiği tasarıma yön veren markaların üzerinde durabiliriz.
Yazarın kitabında tasarıma yön veren markalar konusunun üzerine gitmiş olmasının aslında okuyucular için çok faydalı olduğu kanaatindeyim. Çünkü bana göre tasarımın geçmişini, başarılı olmuş bir tasarımın hikayesini bilmek, aslında başarılı bir tasarım için zemin hazırlamak demektir. Geçmişte yapılmış hatalardan veya doğrulardan ders çıkartarak kendimizi geliştirebilir ve ne yapıp ne yapmayacağımıza, nasıl düşünüp düşünmeyeceğimize karar verebiliriz. Kitapta bahsedilen markalardan biri de Braun markasıdır. Braun özellikle ses sistemlerinin tasarım ve üretimine odaklanmıştır. Bu marka genel olarak ürünlerinin kullanımını çok kolay ve pratik tutmayı amaçlamıştır. Eşyalar genel olarak işlev üzerine tasarlanmış ve bu da onları zamansız yaparak, modası geçmemesi sağlanmıştır. Bu zamansızlaştırmasından dolayı da ikonikleşmişlerdir. Zaten kendisini tasarım mühendisi olarak tanımlayan Dieter Rams, her zaman sanatçı kategorisinden uzak durmuş ve tasarladığı ürünlerde detaylara önem vererek küçük detaylarla büyük farklar yaratmıştır. Hatta ‘‘Dürüst olmak gerekirse detayları her zaman sevmişimdir. Ve genellikle büyük tasarımlardan daha önemli bulurum. Aslında detay her şeydir; kalite ölçütüdür.’’ diyerek de tüm bunları desteklemiştir. Bu konuda Rams’a katıldığımı belirtmeden geçemeyeceğim çünkü aslında eklenen ve düşünülen küçük detaylar kullanıcıya verdiğimiz değeri göstermektedir. Küçük detayları bile düşünerek ürünlerimizi diğerlerinin önüne geçirerek daha kaliteli olmasını sağlayabilir ve kullanıcıya değer verdiğimizi gösterebiliriz. Kullanıcı da bu ürünleri kullanırken kendisine verilen değeri anlamakta ve ona göre tercih yapmaktadır Kitapta bahsedilen bir diğer marka olan Sony’nin de, görünümden çok işleve odaklandığı söylenebilir. Sony'nin en büyük farkı, yeni konseptler yaratması ve bunların teknolojik özelliklerinin yanı sıra kalitesinin de en üst seviyede olmasıdır. Son olarak Ergüven’e göre, Apple’ın da aynı anlayışa sahip olduğunu görebiliriz. Steve Jobs, tasarımı dekorasyon değil işlev olarak tanımlamıştır. Mac’in tasarımı da görünümüyle değil, nasıl çalıştığıyla ilgilidir. Jobs, bir tasarımı iyi yapmak istiyorsak onu çok iyi anlamamız ve özümsememiz gerektiğini söylemiştir. Hatta Dieter Rams’ı destekleyecek şekilde ‘‘daha az’’ her zaman ‘‘daha fazla’’ demek olduğunu söylemektedir. Tüm bu bahsedilen örnekler en başından beri bahsettiğim görsellik değil işlevsellik bakış açısını destekleyecek niteliktedir diyebiliriz.
Sonuç olarak, bu yazıdan Ardan Ergüven’in de üzerinde durduğu gibi iyi tasarıma yaklaşmak için birden fazla alanı gözden geçirmemiz gerektiğini anlayabiliriz. Yazara göre önemli olan işlevin ta kendisidir. Fakat işlevi de insan odaklı tasarım, dolayısıyla gözlem belirler. Bu işlevi gerçekleştirirken de Ergüven’in de örnek verdiği tasarımcıların ve benim de düşündüğüm gibi hem işlevsel hem de görsel olarak sadeleşme gerekmektedir. Bir ürün ne kadar gereksiz detaylardan uzaklaşmış ve asıl soruna yönelik çözüme odaklanmışsa işlevini o kadar iyi yerine getirebilir. Aynı zamanda bir ürün ne kadar anlaşılır görünürse, kullanıcı onu o kadar kolay anlar ve kullanması öngörülen biçimde onu kullanır. Peki, bu yazıda paylaşılan düşüncelerle, siz ürün tasarımında işlevselliği, fonksiyonelliği ve görselliği nasıl değerlendiriyorsunuz?