İrikıyım et kafalardan da değilim; mesleğim dâhil herhangi bir konuda uzman sayılmam ama memleket geneline göre, en azından kendi yaş grubuma göre, çok kitap okuduğumu söyleyebilirim. Tabii, çok okumanın yanında ne okuduğun ve okuduğundan ne anladığın da önemli.
Vedat Kurdel. Özel dedektif.
Kendi deyişiyle “manda gibi” bir adam. Vicdan hariç, zekâdan yakışıklılığa, akla gelecek her konuda vasatın taş çatlasa bir tık üstü. Kimi yerde vurdumduymaz, kimi yerde papatya kadar beyaz ve ince. Sen, ben, o, hepimiz gibi biri kısacası.
Bir farkı, belki biraz kısmetli olması.
Kısmeti, şekilden alamadığı nasibi zekâdan almış, ufacık tefecik, Karamürsel sepeti zannedeni fena yanıltan ortağı Tevfik Dağdelen yahut adını söylemekle uğraşmak istemeyen herkesin deyişiyle Tefo.
Bir de şey var: Vedat, acemi bir yazar ve feci geveze.
Katilin Şeyi, Vedat ile Tefo’nun suçla, suça dair anca kulaktan dolma bilgilerle, acemice, yumruk yumruğa, zekâ zekâya kapışmalarının başlangıcı. Bir seri katil hikâyesi… mi?
Türkçe polisiyelerden çok keyif aldığımı fark ettim. Geneli İstanbul’da geçen bu romanların her birine kendimi çok yakın hissederek okudum. Katilin Şeyi şu ana kadar okuduğum en keyifli romanlardan biri. Sezgintüredi acemi karakterimizi dedektif yaptığı yetmezmiş gibi bir de roman yazdırıyor. Romanı Vedat yazıyor ve bu her şeyi çok daha mizahi bir tona bürüyor. Vedat’ın yaklaşımları beni çok güldürdü. Acemice verdiği referansları, anlattığı şeyi toparlayamayıp hızlıca bağlaması, tam amatörlere uygun vaka açıklamasıyla her şey yazarın yapmaya çalıştığı şeye çok uygundu. Serilerin ilk kitaplarında zorlanırım. Yazarın dünyasına hemen giremem. Ama bu seride ilk kitapla çabucak alıştım. Seri bu seviyede devam ediyorsa kim bilir neler okuyacağım diye de sabırsızlandım.
Altı sene sonra tekrar okudum ve tekrar çok sevdim Vedat Kurdel'in hikâyesini. Onca yıl geçmişken düşünüyorum da, bu kitaptan benim kadar çok zevk almak için birazcık yaş almış olmak gerekmiş belki. Unuttuğum pek çok detay vardı, onları tekrar okumak zevkliydi. Altı sene öncesinde hangi kısımdı hatırlamıyorum ama bu okuyuşta en çok etkilendiğim kısım Vedat'ın Moda Çay Bahçesinde masumiyetine, çocukluğuna veda ettiği kısımdı. Çok samimi yazılmış, müthiş bir sahne ve anlatım...
Kitabın sonunda cinayetlerin açıklandığı kısımda ise tempo düştü bence, Vedat'la beraber takip etmeyi tercih ederdim o kısmı, sonradan tezahürünü okumaktansa.
Algan Sezgintüredi harika bir insan, harika bir yazar. Seneler sonra tekrar okunası bir klasik yaratmış. Okumadan önce, acaba yine sevecek miyim, diye merak etmedim değil. Çok ama çok sevdim.
Kitabı dinlemeye başladıktan sonra puanının bu kadar düşük olduğunu görünce önce anlamadım, sonra üzüldüm. Anlamadım çünkü ilk bölüm oldukça sıkıcı olsa da Vedat ve Tefo'nun "becoming" hikayeleri, dükkanı bulmaları, açmaları, bu deneyimin nasıl olacağını düşünmeleri oldukça keyifliydi.
Sonra 10 tane boya kutusunu duvara fırlatmışçasına konu dağılmaya başladı. İşin içine tarikat girdi, casusluk girdi, pek çok yer atlandı gitti. Olayların anlatım şeklini ayrıca sevmedim ama her üç cümleden birinin "falan filan"la bitmesi doğrudan bir yıldızı götürdü. Bir de keşke kapağı Algernon'a Çiçekler'e bu kadar benzemeseydi (https://www.goodreads.com/book/show/2...)
Her ne kadar Kavgaz serisini bir miktar sevsem de Vedat ve Tefo'nun daha ilk kitaptan bu kadar temposuz başlaması devamını getirme konusunda beni çekincede bıraktı.
Sezgintüredi'den dinlediğim ilk kitap oldu. Afilli Filintalar grubunda beni çeken bir şeyler var, frekanslarımız çok uyuşuyor. Hepsi dinlemeye uygun değil (mesela Menteş ve Canıgüz gibi) ama hepsinin kitaplarıyla tanışmak istiyorum.
Vedat ve Tefo bir baltaya sap olamamıştır. Tefo'nun polis emeklisi olan babası, o zamanlarda çıkan yasa ile bir özel dedektiflik bürosu açar ve ikiliyi işleri yönetmesi için işe alır. İkisi de hayallerindeki mesleğe sahip olduklarını düşündüğü için çok heyecanlıdır. Başlarda istedikleri işler gelmese de sonra karşılaştıkları bir rastlantı, hayatlarını tamamen değiştirecektir.
Vedat işin vitrin, Tefo ise akıl yürütme tarafını üstlenmiştir. Can dostu olan bu ikili arasında iş bölümü konusunda hiçbir problem yoktur, ikisi de halinden memnundur. Aslında biraz Sherlock ve Dr. Watson ikilisine benzetmek mümkün, hatta onlara da referans var kitapta.
Kitapta en sevdiğim şey, türün öncülerinden olan Celil Oker'in yaratmış olduğu Remzi Ünal karakterini onore etmesi oldu. Remzi Ünal kitaplarını da severek okuyorum (dinliyorum), hatta biraz ara vermiştim, bu kitap sonrası ona kaldığım yerden devam edeceğim. Sezgintüredi'ye dönecek olursak, kitabın mizahi bir dili var. Anılarını anlatır gibi yazdığı için doğrudan okura seslenmiş. Normalde pek sevmem ama bu sefer hiç sırıtmamış, hatta çok başarılı buldum.
Polisiye kısmı ise aşırı detaycı değil, o yüzden bana daha çok hitap ediyor. Ben polisiyenin araç olduğu kitapları daha çok seviyorum (bunu da birkaç kez dile getirmiştim diğer kitap yorumlarımda). O yüzden hiçbir yerinde sıkılmadan, gayet keyif alarak dinledim. Ayrıca unutmamak gerekir ki bu iki kafadar ünlü birer dedektif değil, tamamen acemiler. Bu sebeple sanki süper yetenekleri ile cinayetleri çözmesi zaten beklenemezdi. Biraz şans biraz da zeka yardımıyla ilerlemeleri ve adım adım aşama kaydetmelerine tanık olmak keyifliydi.
Diğer kitaplarını başkaları seslendirmiş ki buna çok karşıyım ben. Seri kitapları aynı kişi seslendirmeli diye düşünüyorum. O yüzden ilk seslendirenin sesini unutana kadar ara vereceğim ancak yazara kesinlikle devam edeceğim.
“Edebiyat eseri, bir yandan içinden çıktığı dönemin toplumsal koşullarına ve sosyal gerçekliğine ışık tutarak, bir yandan da eserin yazarı bir yaratma edimi içerisindeyken bile belli bir ‘sosyo-kültürel’ ortama arkasını yasladığı için sosyolojik incelemeye konu olabilecek önemli bir araştırma nesnesidir.”
Dur ya, bu değil, şu, “Kahverengi gözlerimi,” dedim, pek sevdiğim şarkıya ithafen. Güldü. Katilin Şeyi, zamanın birinde okuduğum, okuduğum dönem beni zorlayan, yahu bu adam ne yapmış diye söylendiğim, sonu gelmeden başını unuttuğum cümleleri ile “bu ne ki abi!” dediğim, ilginç ve benim için de ders niteliğinde bir kitap. Büyümüşüm ya, eskisi gibi tepeden bakmıyorum okuduğum polisiyelere. Ve olgunlaşmış, gerçekle yüzleşmişim, hadsizliğim gitmiş, ne de güzel olmuş.
Her neyse, Katilin Şeyi, bir ilk roman olmasına rağmen “edebiyat eseri” denen forma çok yakın bir metin. Evet, bazı polisiye klişeleri var, evet, Doyle ile başlayan ve birçok polisiye yazarına ilham veren dedektif ikilisi var, evet, sıkı polisiye okurları için muamması biraz basit kaçabilir ama arkadaş ortada koskoca bir dil var, dile hâkimiyet var. Öyle ağızda taşınan, kemiksiz, sağı solu yalamaya yarayan organdan bahsetmiyorum, atalarımızın yüzyıllar boyunca oluşturduğu anlamlı sesler ve bu seslerin yazılı olarak ifade edildiği sembollerin oluşturduğu sistemli bütüne verdiğimiz isim olan dilden bahsediyorum.
Hah, işte, adam dile hâkim, bu yetmezmiş gibi ortada iyi bir hikâye var, bizden, bize yakın, toplumun içinden görünen karakterler var, sosyal yapıya ilişkin izler var, oturmuş bir olay örgüsü var. Okur, (burada kendimden ve kitabı ilk okuduğum zamandan bahsediyorum, üzerine alınma) dile hâkim olmayıp bir de ukala olunca böyle oluyor, atıyor bir kenara kitabı, unutuyor. (lan o değil, ilk kitabı yemiş biri, yenisini aldık iyi mi?) Oysa ne okuduğunun farkında bile değil, nasıl bir metin olduğunu anlayamayacak kadar sığ. Sonra Algan Sezgintüredi okunmuyor, okunmaz tabii, nasıl okusun? Keşke ben de bu denli dile, hikâyeye, karakterlere, olay örgüsüne hâkim olsam da beni de okumasalar. La ben bu kadar hâkim değilim yine de okunmuyorum, dille alakalı değil demek ki!
Velhasıl-ı kelam, Katilin Şeyi, çok başarılı bir ilk roman, Algan Sezgintüredi’nin ne olduğunu, ne olacağını gösteren bir kitap. Algan Sezgintüredi okunmuyormuş, bence sakıncası yok, okunmasın! Daha ilk romanı ile ülkemiz polisiye edebiyatı tarihinde yerini almış, aldığı yerden biz gençlere el sallayan (biraz uzakta olduğu için tam göremiyorum eli, şeklini) nitelikli bir yazar. Adı her zaman anılacaktır, bence bir yazar için daha büyük bir başarı yoktur. Bizim adımız da en fazla poyabir internet sitesinde “yitirdiklerimiz” kısmında kalır bu gidişle, tabii o zamana ilgilenen birileri kalırsa…
"Yaaani fena değil" diyebileceğim bir roman. Hikayede tempo düşmüyor, klasik polisiye okumayı seven bir okursanız sizi olay örgüsü içine alıyor fakat laf durduk yere o kadar uzatılıyor, karakterler derinleştirilmeye çabalanıyor ki bu bir yerden sonra beni sıkmaya başladı. Hikayede polisiyenin klasik karakterlerine iki yenisi katılmaya çalışıyor ve romanın ciddi bir kısmı bu karakterlerle ilgili okuru bilgilendirmeyle geçiyor ama bu iki dedektif karakterimizde romanın handiyse yarısını işgal edecek kadar ilgi çekici bir yan yoktu bence ve hikayeyi asıl düşüren de buydu. Yine de sonraki kitaplara bakılabilir, yerli polisiye seven okurda merak uyandıran bir seri.
Özel dedektif Vedat Kurdel; çeşitli işlerde dikiş tutturamayınca dedektif oluyor. Çocukluk arkadaşı Tefo ve Tefo'nun emekli komiser olan babası ile dedektiflik bürosu kuruyorlar. Büronun beyni Tefo; Vedat ise büronun vitrini. Kendisi de kabul ediyor; acemi bir dedektif olduğunu ve bu işin kural ve raconlarını bilmediğini. Ses getiren ilk dosyaları Erenköy Canavarı. Türkiye'de seri katil vakası pek görülmez. Ancak 42 yaşında olan, sarışın dört kadın benzer yöntemlerle cinayete kurban gitmişlerdir. Solucan tarikatı, özel giysiler, casuslar gibi unsurlarla konu biraz zenginleştirilmiş. Kitap kolay okunmakla beraber elimden bırakamadım denecek seviyede değil.
Bazı kitaplar sadece hikaye anlatmaz. Katilin Şeyi diye bir kitap okudum, işte Vedat var, Tefo var, seri katil yakalıyorlar desem hiç bir anlamı olmaz. Yazarın kıvrak ve eğlenceli üslubu, göndermeleri, selam çakmaları bu kitabı okumayı zevkli kılan asıl unsurlar. Benim özellikle keyif aldığım bir üslup. İyi kitapların kesinlikle mutlulukla bir alakası var. Teşekkürler Algan Sezgintüredi
Polisiye de en önemli öğelerden biri olayı çözmeye çalışan dedektifler değil midir? Ben sevdim bu kitabın dedektiflerini. Aileleri, yaşamları, arkadaşlıkları, sorunlarıyla yurdum insanı. Tanıdık ve samimi geldi bana. Gülümseten esprili bir polisiye. Bir sonraki maceralarını okumak isteyebileceğiniz bir dedektiflik kitabı. Hayatınızda bir seri olsun istiyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz
Kahramanımızın adı Vedat Kurdel. Özel dedektif. Bir de ortağı var. Can dostu Tefo. Asıl adı Tevfik ama, adının yanlış söylenmesinin önüne geçemediği için kendisine kısaca Tefo denmesini istiyor. Vedat ve Tefo kitabın başında henüz dedektif değiller ama, sonunda oluyorlar. Yada Tefo’nun babasının -ki kendisi polis emeklisi babacan bir amcadır ve çıkan özel dedektiflik yasası sayesinde bu iki adama bir iş sahası sağlamıştır- dediği gibi ha oldu ha olacak kıvama geliyorlar.
Kitapta anlatılan olaylar 2005 yılında acemi dedektiflerimiz 35 yaşındayken başlarından geçiyor. Ama Vedat Kurdel kitabı 2015 yılında yazıyor. Kahramanımız, boylu poslu, yakışıklı bir genç ve etkileyici bir ses tonuna sahip. Kadınlar üzerinde karşı konulamaz bir etkisi var. Ayrıca güçlü kuvvetli bir adam. Postu kolay kolay kaptırmıyor. Dövüş sanatlarında fazla teknik bilgisi yok ama, iri cüssesi sayesinde kodu mu oturtuyor. Zaten önemli olan sonuca ulaşmak, kullanılan yöntem değil. Kendisinin çok zeki olmadığını düşünüyor. Tefo ise fizik olarak Vedat Kurdel'in tam zıttı. Kısa boylu, kavruk, kara kuru ama Vedat onun zehir gibi bir kafası olduğunu düşünüyor. Bu durumda kendiliğinden, ekibin vitrini Vedat, beyni ise Tefo oluyor.
Vedat ve Tefo öyle görmeye alıştığımız dedektif kahramanlardan değiller. Bir defa çok acemiler. Bu yaşlarına gelinceye değin, polisiye roman okuyup, cinayet filmleri seyretmek dışında konuyla bir alakaları olmamış. Yani ben ne kadar dedektiflik yapabilirsem, onlar da o kadar dedektiflik yapacak kapasiteye sahipler. O yüzden kitabı okurken, sadece cinayete değil, aynı zamanda bu iki kafadarın işi öğrenme sürecine de tanıklık ediyoruz. Misal; Vedat ve Tefo bir akşam ucundan bulaştıkları seri cinayetleri çözebilmek için yaptıkları beyin fırtınasından sonra, tıpkı seyrettikleri filmler ve okudukları romanlarda gördükleri üzere ellerindeki ipucu ve bilgileri bir kağıda yazarlar;
“…Tefo bunları yazdıktan sonra bir güzel bastı ve önüme koyup, “Ne görüyorsun bakalım?” dedi. “Bir sürü parantez, ünlem ve soru işareti” dedim ben de. Kafasını salladı, “Aynen. Bu ne demek peki?” diye sordu. Ne demek olacak, aptalın önde gideniyiz demekti. Bunu söyleyince, “Evet,” dedi, “feci acemiyiz.” Yeni bir şey değildi elbette: daha önce söylediğim gibi, çok hevesliydik ama iş ciddiye bindiğinde ki anca anlar gibi oluyorduk bunu, şaşkın ördekler gibi kalakalmıştık ortada. Vedat ve Tefo dedektiflik bürosunda birkaç sıradan karı koca takip işi yaptıktan sonra şans yüzlerine gülmüş ve “Erenköy Canavarı” namlı seri katilin işlediği cinayetlere bir köşesinden bulaşmışlardı. Tefo’nun babası, patronları Nezih amcanın onları hafiften desteklemesi, meslekteki arkadaşlarından ortalıkta rahatça gezmeleri için izin çıkartması sayesinde, Vedat ve Tefo da sarışın kadın cinayetlerinin izini sürmüşler, siz deyin acemi şansı, ben diyeyim vakti zamanında büyük sevaplar işlemişler ondandır, olayda da bayağı ilerleme kaydetmeyi başarmışlardı. Cümle çok uzun oldu değil mi? Aslında Vedat Kurdelvari bir cümle kurmaya çalıştım. O da böyle uzun ve dolambaçlı cümleleri sıkça kullanıyor. Cümlelerin zorlayıcı ve yorucu olduğunun farkında fakat onları dönüp de silmeye ya da düzeltmeye kıyamıyor, içinde o kadar harcanmış emek varken. Yani Vedat’ın kurduğu bol virgüllü ve “ve” bağlaçlı cümlelerin kitapta bulunmasının sebebi tamamen emeğe saygıdan. Altında başka bir şey aramamıza gerek yok.
Kitabın konusu yukarıda araya yer yer ipuçlarını serpiştirdiğim üzere; İstanbul Kadıköy’de aralıklarla öldürülen 4 tane kadının seri katilinin peşinde yaşananları anlatıyor. Öldürülen kadınların ortak özelliği, 42 yaşında olmaları, sarışın olmaları, hayat dolu olmaları ve hepsinin de öldükten sonra ne olduğu anlaşılamayan bir aletle cinsel organlarının parçalanmış olması. Olayda 2 tane dedektif var. Ortak noktaları, aslında dedektif olmamaları ve acemi olmaları. Cinayet mahalleri Kadıköy’de Göztepe Erenköy arasında. Ortak noktaları benim yüzlerce kez ayak bastığım sokaklar olması. Hatta bir iki apartmanın neresi olduğunu tam olarak çıkardığımı bile söyleyebilirim.
Yazar Algan Sezgintüredi bu minvalde 10 numara bir dedektiflik macerası anlatmış. Okurken çok eğlendim. Size de tavsiye ederim. Vedat Kurdel ve ortağı Tefo’nun yeni maceralarını da okuma listeme aldım.
Ben ters sıralama ile dinlemiş oldum (storytel) ama Vedat Kurdel'i ve Tefo'yu o kadar sevdim ki, ilk hikayelerini dinlemek çok hoşuma gitti :) Çok eğlenceli bir seri Bu, Algan Bey iyi ki yazmış :)
insanı yormayan, hafif esprili polisiyeleri zaten çok severim. içinde bir cümleyle bile olsa Remzi Ünal'a selam gönderen bir polisiyeye ise tabi ki bayıldım.
Katilin Şeyi’ni Storytel’den dinledim ve ne yazık ki beklentilerimi pek karşılamadı. İlk ve son bölümler umut vericiydi ama kitabın ortası diyebileceğim %70’lik kısımda olaylar gereksiz uzamış. Normalde polisiye bir kitabı 2-3 günde bitiriririm bu sefer çok daha uzun zaman aldı. Ayrıca dil oldukça eril: Kadın karakterler genelde kurban, aptal, pasif ya da “hoppa” rolleriyle sınırlı kalmış, ana sahnede ise sürekli erkek karakterler vardı.
İlk kitap (basım yılı 2006) olduğu için bu sıkıntılar yaşanmış olabilir, Kavgaz (basım yılı 2022) için puanım çok daha yüksekti.
Storytell'de dinledim, iş yaparken bir şeyler dinlemeyi seviyorum bu da eğlenceli bir kitaptı, sonlara doğru biraz sıkıldım açıkçası. Serinin diğer kitaplarını dinler miyim ya da okur muyum emin değilim.
Çok dallanıp budaklanan bir dil. Bu dilin babalarindan Ferhan Şensoy gibi başarılı olamıyor maalesef, belki polisiye olduğundan, belki budaklar yeterince dolu olmadığından. Bol karakterli ama karakterlerin hemen hepsi yüzeysel geçilmiş. Bu bölüm neden gerekli dedirten kısımlar bol. Iyi bir editörün eli deyseymiş dediklerimden. Ortak yazdığı kitaplari çok sevmeme rağmen bu seride biraz hayal kırıklığına uğrattı AS. Yine de devamına bir şans vereceğim.
Vedat ve Tefo ile tanisma romanı. Sevdim kerataları ama bazı ipuçlarına boşa kafa patlatmış olma fikrinden biraz haz etmedim. Güzel seri olacak, keyifle devam :)
Kolay okunan dili akıcı ve olay örgüsü eğlenceli bir şekilde yazılmış bir kitap. Okurken yazarın dili dolayısıyla çok eğlendim. Diğer kitaplarını da okuyacağım kesinlikle.
Vedat ile Tefo’nun ilk maceraları, Nezih Amcalarıyla ortaklıkları ve Vedat’ın neredeyse Tahtalıköye gidiyor olması. Ve tabi ilk seri katil olayları. Neden 2 derseniz lafı çok uzatmış. Bir satır yerine bir sayfa neredeyse.
İlk öyküsünü Kanlakarışık adlı antolojide okuduysam da Algan Bey'in editörlüğünü birçok kitaptan biliyordum. "Katilin ..." serisi de epeydir listemdeydi. 2026'ya güzel bir giriş olsun diyerek başladım. Aslen polis olmayan iki acar dedektifin maceralarını okumak da çok hoşuma gitti. Serinin bu ilk kitabında bir yandan onları tanırken bir yandan da olayı çözüyoruz. Ben Storytel'den dinlemeye başladım, muhtemelen tüm seriyi de bu şekilde dinleyeceğim. Mizahî diliyle farklı bir polisiye sunuyor bize Algan Bey. Tavsiye ederim. =)
Artık Remzi abinin hikayelerini dinleyemeyeceğim için duyduğum üzüntümü azalttı yeni kuşaktan Vedat ile Tefo. Vedat bazen lafı gerçekten uzatıyor ama nedir, kitap akıyor. Vedat’ın baltalıkları da bence çok komik. Geçmiş dönem referansları da bana tanıdık geldiği için hoşuma gitti.