Gerçekler korkulardan daha büyük olmalıdır. Oyunu bozun. Öngörülemez olun.
Bu kitapta artık adı olmayan yitik bir ülkenin çarpıtılmış gerçeklerle yönetilen topraklarında büyüyen bir çocuğun hikâyesini okuyacaksınız. Hiç bitmeyen bir döngünün, sürekli kendisini tamamlayan bir çemberin içinde tutsak olduğunu fark eden bir çocuk... Bir çocuğu kurtarmak için mısır tarlalarında başlayan sıkı bir koşu bu.
Akan Abdula, 80’lerin totaliter Yugoslavya’sında soğuk ve zorba bir apartman blokunda başlayan çocukluğunun, Noel Baba’nın kucağından atılmasıyla sonsuza dek dönüşen hayatının zorlu ve lirik öyküsünü anlatıyor. Rejimin coğrafyadan da sert olduğu o yıllarda yaşananlarla şimdi sözde özgürlükler vaat eden yeni çağa girerken başımıza gelecekler arasındaki korkunç benzerliği gözler önüne seriyor.
Gerçeklik ötesi çağının tutsaklarına, yalanlardan gerçeklik üreten teknolojik sistemlerin kurbanlarına, yani bizlere, erdemlerin ve hakikatin peşine düşmenin, tutsak eden çemberler karşısında öngörülemez olmanın yollarını anlatıyor.
Elinizde tuttuğunuz kitap, bir otobiyografi ya da yakın tarih metni değil, düpedüz bir teknoloji kitabıdır. Teknolojinin sert yüzüne karşı atılmış cesur bir çığlıktır. Çünkü gerçekler ve özgürlükler her zaman korkulardan büyüktür.
Kitabı şirketimin pazarlama departmanından adıma imzalı olarak hediye almıştım, baya bir zaman da geçti üzerinden hatta. Dün akşam oturdum, %80'ini okudum, bu sabah da bitirdim.
Sanki bir blogu oturup baştan sona okumak gibi oldu, kitap hem kişisel ve profesyonel hikayeler hem de Facebook, Twitter gibi aşırı dev şirketler tarafından kullanılan algoritmaların gelecekte bizleri götüreceği yer hakkında çıkarımlar içeriyor.
Akan Bey çocukluğunu ve ilk gençliğini geçirdiği Yugoslavya'daki ve diğer Demir Perde ülkelerindeki komünist devlet düzeninin zorla getirdiği gerçek ötesi yaşam şekli ile günümüzde algoritmalar aracılığıyla güç kazanan gerçek ötesi düzenin paralelliğini gösteriyor. Bunun faşizme sürükleyen, faşizmin sürmesini sağlayan şey olduğunu, dijitalde olmasının yeni bir kavram olduğu anlamına gelmediğini anlatıyor.
Demir Perde ülkelerinde yaşamak kendisi için ne demekti, bu ülkelerdeki kişilik kültü nasıl bir şeydi değindikten sonra algoritmaların yarattığı ve sadece biz gibi düşünen kişilerden oluşan dijital "balon" dünyaların nasıl da seçim hakkımızı, irademizi, farklı fikirlerle yüz yüze gelme imkanımızı elimizden aldığını açıklıyor. Bunu yaparken de teknolojik ifadelerin insanları nasıl büyülediğini bildiği için olabildiğince basit kavramları kullanmayı tercih ediyor. Cambridge Analytica skandalının okuduğum en temiz özeti bu kitaptaydı.
Kendisi ve araştırma firmasının Türkiye'nin bilinçdışını araştırdığı çalışmasından yola çıkarak da, Türkiye'de empati eksikliği başta olmak üzere bir çok sebeple bu algoritmaların manipülasyonlarına karşı toplum olarak ne kadar korunaksız olduğumuzu anlatarak harekete geçmemiz gerektiğine vurgu yapıyor. Harekete geçmekten kastı da algoritmaların kalıplarına uymayan, bu standartlaştırma ve kontrol etmenin dışında kalan "öngörülemeyenler" olmak.
Halen 2. sanayi devriminden kalan başarı tanımlarımız ve ezbere dayalı hantal eğitim sistemimizle (ki son beş yılda eskiden beğenmediğimiz eğitim sistemimize yakın bir sistem bile yok artık) bu yapılarla mücadele edecek zihin gücünü ve yaratıcılığı oluşturamayacağımızı hatırlatıyor ve öngörülemeyen olmak için bunları düzeltmemiz gerektiğini tekrar tekrar vurguluyor.
Düşünce akışını ve konuya hakimiyetini oldukça beğendim, firmasının reklamını yaptığı bölümler vardı ama emek vermişler, onca zaman ve emek harcayıp araştırmalar yapmışlar, o kadar olur =) Fakat keşke kitap Destek Yayınları'ndan çıkmasaymış. Yazım yanlışları, cümle düşüklükleri deli etti beni. Defalarca Doğu Avrupa yerine "Doğru Avrupa" yazmazsın ya. Ne yalan söyleyim kitabı okumak için bu kadar beklememin sebebi de Destek Yayınları ile ilgili önyargılarım oldu zaten.
Sonuç olarak iyi ki okumuşum, Akan Bey'i iyi ki tanımışım, kendisini takip etmeye devam edeceğim.
Yazar, komünist rejimle yönetilen Yugoslavya’da doğduğu için kitabın girişi bu tür rejimlerdeki kült liderin ayakta kalması için yapmış olduğu tek yönlü propaganda,istihbarat ağları ve farklılığın şiddetli bir şekilde yok edilmesine yönelik uygulamalardan bahsediyor. Ardından bizi 15 yıl geriye götürerek, ilk defa ortaokul arkadaşımızı, eski mahalledeki komşumuzu bulacağımız ve sosyalleşmemize katkıda bulunacak vaadleri ile ortaya çıkan Facebook öncülüğünde aslında sosyal medyanın ve arkasındaki algoritmaların daha sonra bizi nasıl yönettiğinden bahsediyor. Evet evet, algoritmalar bizleri nasıl yönlendiriyor bunların da örneklerini Amerika seçimleri ile Trump’ın Başkan olması ve İngiltere’deki AB üyeliği referandurumunu (Brexit) vererek gösteriyor. Kitap önceden duyduğunuz ama tam anlamını bilmediğiniz ya da hiç duymadığınız terimlerle dolu. Fakat bu yanlış anlaşılmasın hepsini de yazar çok güzel açıklamış. Bu terimlerden bazıları; yankı odaları, Rıza mühendisliği, aynılık ekonomisi, gözetim kapitalizmi, makine propagandası,otomatikleştirilmiş faşizm.
Çağımızdaki bu “dijital diktatörlük”el savaşmak için de Cal Newport’un adlandırdığı “dijital minimalizm”sen bahsedilmiş.
Ayrıca, Tiktok uygulaması kullanıcıları ile bu kullanıcı profillerinin rant uğruna yerlerinden edilen, sosyalleşmede kalıplara sıkışıp kalan genç nüfusun, bu uygulama ile öfkesini ya da enerjisini yansıttığını da çok güzel açıklamış. Kitap harika, herkesin okumasını tavsiye ederim.
“İmgelerde en çok gördüğümüz şey, insanlarımızın kendilerini masa altına gizlenmiş çocuklar gibi göstermeleriydi. Biz buna “Anne Kordonu Etkisi” demiştik, anne kordonuna bağlanmak isteyen yetişkinler. İnsanımız regresif davranış sergiliyordu. Gerileme (regresyon), gelişim dönemindeki bireyin kaygıyla karşılaştığında, erken gelişim dönemlerindeki davranış örüntülerine geri dönerek mevcut kaygıdan kurtulma çabasına işaret eder. İnsanlarımız yetişkinliği kaldıramadıkları bir dönemden geçiyorlardı ve geçmişe bundan dolayı fazlasıyla pozitif bakma eğilimindeydiler. Yetişkin olmayı kaldıramayan yetişkinler ülkesiydik.”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Ilk ve son bolumun beni cok etkiledigini ozellikle belirtmeliyim. Veri algoritmalarinin kisilerin ozgur iradelerini oldurdugune deginen aktivist hareketin ne kadar sert savunucusu olabilirim bilmiyorum. Ama veriden daha cok para kazanmak isteyen sirketlere soyleyecek sozum var artik...
Dijital çağı anlamak, akıntıya kendimizi oylesine bırakıp teslim olmaktansa, özgünlüğümüzü ve özgürlüğümüz korumaya çalışmamız önemli. Bu ne kadar iyi anlatıyor bu kitap emin değilim; ama bunu hedeflemiş, denemiş. Belki veri bilimi çalışmış olduğum için pek de yeni ve vurucu gelmemiştir bana ve farklı alanlardaki insanlar için daha doyurucu olabilir.
Teknik bakımından beni rahatsız eden ufak bir iki ayrıntı var kitapta. Manipüle kelimesinin yanlış olarak sürekli maniple olarak yazılmış olması. İkincisi de, bilimsel olmaya çalıştığı noktalarda referans verilmemiş olmaması, arada bir verilmiş, ben referans görme ihtiyacı hissettim bir çok noktada. Boyleyken Harward'dan gelen, içeriğinde önemli bir bilgi sunmayan mektubun olduğu gibi konması sanki biraz kişisel tatmin için olmuş.
Öngörülemeyenler, neden öngörülemeyen olmamız konusunda kapsamlı bir gerekçelendirme ve yol haritası sunuyor. Algoritmalar Çağı’nın bizi yankı odalarına nasıl kapattığı, beğenilerimizin yönettiği, bizi öngörülebilir hale getirmenin ekmeğini kimlerin yediğini açıkça anlatıyor. Sosyal medya sayesinde manipülasyonun nasıl kitleselden bireysel hale geldiğini ve bizim buna nasıl farkında olmadan teslim olduğumuzu ortaya koyuyor. Sade bir dille, okuyucuyla adeta sohbet ederek gerçekleştirdiği bu anlatı, benim için 2022’nin en ufuk açıcı kitabıydı.
Farklı bir kitap. Yazarı iş dünyasından bildiğim için kitabın isminden de yola çıkarak işlenecek konuların günümüz toplumumuzun ozellikleri, bireylerin tercihlerini nasıl yaptığı, ilerleyen dönemde bizi nelerin beklediği vs olmasını bekliyordum. Akan Abdula üstte bahsettiğim konulara gelmeden önce hayatından bazı detaylar paylaşmış ve demirperde ülkelerindeki yaşamla algoritmalar çağındaki yaşam arasında benzerlikler kurmuş.
Çok anlaşılır bir dille, dünyanın ve ülkemizin bireyselleşme, tolerasyon, yaratıcılık gibi insanı insan yapan konularda geldiği noktanın derin analizi. Bu analizi yaparken kullanılan araçlar da 2021’ye ait, bu on yılın öznesi olan konular: Algoritmalar, veri... 2021’de hayatı ve dünyayı anlamak için verilen bir akademik ders gibi akıyor.
Akan bey kendi alanında değerli bilgi birikimini, hayat birikimini bir araya getirerek gelecek tahminini yapıyor. Araya serpiştirilen bazı kişisel analizlere katılmasamda çok güzel bir deneme kitabı olmuş. Bence bu türden daha çok türkçe kitap çıkmalı işinde başarılı insanların kafa yapısına ulaşabilmemiz için çok değerli.
Genelin okuyup anlayabileceği üslupta, genelin okuyup anlaması gereken konuları yazmış. Bu konular da birbirine ustaca bağlanmış, açıklanmaları da önceden bilen kişiye farklı bakış açısı kazandırabilecek halde bulunuyor.
Kendi ürettiğimiz makinelerin, algoritmaların esiri olmak yerine, yankı odalarından çıkıp, bize benzemeyenlerle empati kurabilmeyi, sadece bize gösterilen ve verilen bilgilerin dışında da bilgi edinmeyi, cesur, yaratıcı ve bağımsız düşünmeyi becerebilmek ve "öngörülmeyen" olabilmek zorundayız.
Akan ABDULA nın kalemine sağlık. Dijital Minimalizmi, güvenlik, algoritmaların bilinç altına çalışmasını demir perde, komunizm ve kapitalizm üçeninde çok değerli bilgilerle bağlamsal olarak açıklıyor. UYANMAK için şiddetle tavsiye ederim.
“Bu çetin şartlarda en çok ihtiyaç duyduğumuz yeteneklerden biri huzursuzluk. Her ülkenin huzursuz ruhlara ihtiyacı var. Sisteme sadece bir eklenti olmayı kabul etmeyen huzursuz ruhlar. “
Ufuk açan bir vizyonu olaran bir yazarın akıcı dille anlatilmis uzun makale tadinda eseri. Karşılıklı dolu sohbet ediyor gibi hissettim. Ayrıca referans verilen araştırmalar ve kullanıldığı baglamlar çok hoşuma gitti.