Jump to ratings and reviews
Rate this book

Şanzelize Düğün Salonu

Rate this book
Tarık Tufan bir arafta, bir tereddüt anında, büyük bir aşk hikâyesi anlatıyor.
Aşkta savrulan bir adamı, şeyh babasının vefatından sonra üç dervişin ziyaret etmesiyle başlar hikâye… Ardından, kaçırılmış bir gelin, parayla sohbet satın alan yaşlı bir adam, sıra dışı bir iş teklifi ve derin bir aşk uğruna feda edilenler katılır bu tuhaf karnavala.
“Aşk bize kefil oluyor bir yerde. Kalan borcumuzu temizliyor. Borç dediğim, hayata olan borcumuz; iyi insanlara, deftere yazan bakkallara, az isteyince de çok veren lokantacılara, yaptığı yemekten bir kap da sana getiren komşu kadınlara olan borcumuz. Kalan son canımızı kendi elimizle almamıza mâni oluyor. Tesellimiz oluyor.”

276 pages, Paperback

First published October 15, 2015

26 people are currently reading
301 people want to read

About the author

Tarık Tufan

15 books99 followers
1973 yılında İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmakta ve bazı televizyon kanallarında edebiyat-sohbet türünde programlar sunmaktadır. Yayımlanmış beş adet kitabının yanı sıra Uzak İhtimal ve Yozgat Blues filmlerinin senaristlerindendir.
Kitaplarındaki zarif ve naif anlatım üslubunu senarist olduğu filmlerde de görmek mümkündür. "Uzak İhtimal" filmiyle 2009 yılında İstanbul Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülünü kazanmıştır. Uzak İhtimal'in ardından senaryosunu yazdığı "Yozgat Blues" filmiyle 2013 yılında Altın Koza Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülüne layık görülmüştür.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
151 (30%)
4 stars
201 (40%)
3 stars
118 (23%)
2 stars
20 (4%)
1 star
10 (2%)
Displaying 1 - 30 of 43 reviews
Profile Image for trestitia ⵊⵊⵊ deamorski.
1,545 reviews452 followers
Want to read
September 19, 2016
tarık tufan'ı severim dergilerde okumayı da, kitabına hiç tenezzül etmedim, bir kez bile. ama sırf bu kitabın adından dolayı okuyacağım bunu.

şanzelize, ah şanzelize...
Profile Image for Tuna Turan.
409 reviews60 followers
September 23, 2020
İlk Tarık Tufan romanım. Tam olarak beğendim mi, emin değilim. Bir kere kitapta hayata dair müthiş tespitler var. Bazı noktaları o kadar can alıyor ki beklemediğiniz anda sayfaya bakakalıyorsunuz. Her insanın kendinden bazı kesitler bulabileceği bir kitap. Bu kitabı siz de yazabilirmişsiniz hissi verdi bana. Akıcı dili ve merak ettiren üslubuyla sürüklüyor sizi. Sayfalar gerçekten hızla ilerliyor. Aslında bir adamın bir iç hesaplaşmasını anlatıyor. Tam ortada kalmış ve hayata tutunamamış bir adamın hikâyesi. Tutunmaya çalışıyor ama bir türlü beceremiyor. Ölen annesinin arkasından dergi için yazdığı mektup muazzamdı. Gözlerim dolmadı değil yani.

Gelelim sona. Bu kadar hızlı giden bir roman yazarken sanki canım sıkıldı fazla uzatmayayım burada keseyim diye bitirilmiş. Daha iyi bir son olabilir miydi, kesinlikle olabilirdi. Kitabın yoğun kısmında Murat Menteş havaları hissettim. Yer yer alaycı bir havası da vardı kitabın.

Sonuç olarak Tarık Tufan’ı sevdim. Diğer kitaplarıyla birlikte bakalım bendeki sevgisi baki kalacak mı?
Profile Image for Erkan.
285 reviews66 followers
February 10, 2020
Karışık duygular içerisindeyim. Bir yanım romanı sevdi ama bir yanım mantığıma yatmayan olay örgüsünden, inandırıcı olmayan karakterler ve verdikleri tepkilerden dolayı yazara sinir oldu. Sıkı bir okursanız git gide bu tarz şeyleri tolere etmeniz zorlaşıyor. İnandırıcılık bekliyorsunuz, ince eleyip sık dokuyorsunuz. Çok mantık aramazsanız fena roman değil aslında :)
Profile Image for Burak.
307 reviews29 followers
January 13, 2019
Olan olmuştur olacak olan da olmuştur..

..saat kurarak güne başlayanların hikayeleri…

Çaresiz insanlar son bir umut olarak son bir kurtulma arzusuyla toprağın altına girer gibi, karanlıkta bir okyanusun sularına dalar gibi gözlerini kapatırlar. Gözlerini kapamak çocukluktan kalma ilkel bir savunma silahıdır; hiçbir sorunu çözmez, sadece sen görmeden olup biter her şey, bu da iyi bir şeydir.

Kendi evinde yabancılık hissetmek artık iflah olmamak demektir; bu keskin bir düşüşün bir işaretidir, herhangi bir müdahalenin, yardımın sonuçsuz kalacağının da. Bir an bile olsa, ‘’burası neresi, hangi oda nerede, ben neredeyim? ‘’ şaşkınlığına düşmek yüksek düzeyli bir tehlike işareti olarak kabul edilmelidir.

Kapıya doğru yürürken içimden geçen onca makul sebeple teselli ararken hiçbirinin doğru olmadığını içimin en derinlerinden biliyordum. Kötülüğün ayak seslerini metafizik gerilimini, kalp çarpıntısını fark edebiliyorum. Bazı insanlara bahşedilmiş bir mucize bu. Kötülüğün ayak seslerini tanımak. Mucize değil de buna lanet diyebiliriz; kötülüğün kalp çarpıntısını bile fark edebildiğin halde ortaya çıkmasına engel olamamak mucize değil olsa olsa lanettir.

Yürüdüğün yolun ışıklandırılmış olması, gideceğin yolun aydınlık olması anlamına gelmez.

Hakikatin bir kere yara açtığı adama bundan sonra ne tabipler ne de mal mülk dünya çare olur.

Giden bir kadının bir adamın kalbinden götürdüğünü bütün dünya bir araya gelse yerine koyamaz.

Tek bir hakkım olacaksa kaybolarak var olmanın sırrını bulabilmiş olmayı dilerdim. O sırrı bulduktan sonra dilimi kesip kimselere söylememeyi, parmaklarımı bir bir kesip hiçbir yerlere yazmamayı gözlerimi oyup buna dair hiçbir imada bulunmamayı isterdim. Kaybolarak var olmayı.

Ben bu şehri susarak yaşama bilgeliğine eriştim. Bu şehri susarak yaşayan mutsuz azınlığa dahil olmaktan hiç gocumuyorum. Gece ateşler içinde, kimsesizlikten kıvranırken kelimeler döküldü.

Etrafımdaki herkes yalnızlığımı haksızlığıma delil olarak gösteriyor; oysa yalnızlığım yürüdüğüm yolun zorluğundan kaynaklanıyor.

Sokakta ille de bir şey olur. Biz, bir şeylerin ansızın olabildiği yere sokak diyoruz çünkü. Beklenmedik umutların olduğu kadar, büyük acıların da mekanıdır sokak. İnsanların pek çoğu sokakta ölür, kaybolur ya da umudu bulur. Sokakta yürümek, derdini iyi anlatanlar için dermandır. Sokak bir masala başlamaktır; öykü en sıkıcı tekdüze haliyle akarken birazdan çok geçmeden bir şeyler olacağının ilk belirtisidir sokakta yürümek.

İnsanın en iyi gizleme yolu, gözlemek istediği şeyin çok yakınında gezinmesi ve kalabalık cümleler kurmasıdır.

İçinde bir yerde, çok derinde bir yerde, kimsenin sapından tutup çıkaramayacağı bir yerde eski, paslanmış bir bıçak saplı duruyor. Kimsenin eli yetişmediği gibi kendisi de çıkaramıyor. Birileri denemeli bıçağı oradan çıkarmayı. Bazen benim çıkarmamı isteyecek gibi oluyor fakat vazgeçiyor. Biri o bıçağı oradan çıkaracak olursa belki de kan kaybından ölecek.

İnsan kendi ile yaşar, kendi yerine ölür oğlum. Yüzünü kalbine dön. Yalancı bir peygambere inanmaktan daha kötüsü bir peygambere yalandan inanmaktadır.

Gerçekliğimiz hepimiz için bir saygınlığı bir hatırı var, bunca zaman kabullenmesi güç meselelere ben de buna hürmeten razı geldim. Ama gerçeklik aklımla oynayacak kadar beni hafife alacaksa bu kadarı nefsime ağır gelir.

Gece her şeyin üzerini örter, diye düşünür insan. Oysa, gecenin örttüğünden çok hatırlattıkları vardır. Hatırlatırken sarstıkları, sarsarken suskunlaştırdıkları, suskunlaşırken acıttıkları.

Bir kadının kıyısında uyuyorum, bir uçurum kıyısında uyuyorum..

Anne bir kere öldü mü artık bütün zaman dilimleri, olaylar onun ölümüyle tarif ediliyor; annem öldükten bir yıl sonra, annem ölmeden iki ay önce, annemin öldüğü yıl. İnsanın aklında bir tek o kalıyor, sonrası gereksiz teferruat. Anlatmak istediğin her şey aslında annemin ölümünü söylemek için bir sebebe dönüşüyor. Sadece onu söylemek istiyorsun ama söze bir yerden başlamak lazım.

Derdi olanın cümlesini tamamlamaya nefesi yetmez.

Bir anneye nasıl ağlaması gerektiğini insan ancak annesi ölünce öğrenebiliyor. Başka bir ağlamaya benzemiyor çünkü. Öğrenilmiş tecrübe edilmiş bir gözyaşı değil bu. Sadece anneye özgü bir ağlama biçimi. Anneye veda etme biçimi.

İnsanın annesi ölünce, o güne kadar kapandığını sandığı bütün yaraları yeniden açılıyor, kanamaya başlıyor. Bağışıklık sisteminin çökmesi gibi bir şey; artık bütün hastalıklara açık hale geliyorsun. Her şey öldürücü olabiliyor kalbin için. Seni hayatın zehirli yüzlerine karşı korunaklı kılan bütün dirençlerini yitiriveriyorsun. Öyle bir şey…

O an ölseydim dünyayı güzel bir yer olarak hatırlayacaktım. O an ölseydim dünya güzel bir yer olacaktı, ben de mutlu bir insan.

“sen susalı üç hafta oldu ve bazen karıştırıyorum hangimizin öldüğünü. önce senin öldüğünü sandım. çok üzüldüm biraz zaman geçince fark ettim ki ölen benmişim ama farkında değilmişim. seni arayınca anladım gerçeği çünkü ben her daim bir yaranın sızısıyla sana koşuyorum, kanar kanamaz elimle bastırıp sana koşuyorum, yaramı sar beni öp mırıltıyla dua oku diye sana koşuyorum. üç haftadır sana yetişmeye çalışırken kaç kere öldüğümü sayamadım. insan böyle zamanlarda anlıyor ölümden önce bir hayatın olmadığını. ayrılığın olduğu yerde hayat da olmaz. bütün kuşkularım bitti sen susunca, ölümden önce bir hayat yok. bir tarifi olmalı diye düşünebilir insan ama yok. senin olmadığın bir hayatın tarifi yok senin olmadığın anın tek izahı geçmeyen bir ağrı o derece kaplıyor ki insanın her yanını nerenin ağrıdığını bile ayırt edemeyecek hale geliyorsun. sadece ağrı var. hayatım ağrıyor yani anne çok anlaşılır olmadığının farkındayım ama ancak böyle söyleyebilirim hayatım ağrıyor eksiklik diyesim geliyor bazen ama eksiklik deyince sanki bir şeyler varmış da bir şeyler yokmuş gibi oluyor. hayır öyle değil eksiklik değil bunun adı boşluk hiçlik karanlık havasızlık suskunluk gibi ama eksiklik değil hani bizim evin balkonuna eski evin balkonunu kastediyorum balkona bir kumru dişi bir kumru yuva yapmıştı sen çok mutlu olmuştun hatırlıyor musun. sonra o kumrunun iki tane yavrusu olmuştu sen daha da mutlu olmuştun. o kumruların yavruları dünyamıza yeni nazil olmuş ayetler gibi umut olmuştu neden anlayamıyordum ben neden bir kumrunun yuvası ve yavruları senin için böylesine büyük bir umut ve huzur kaynağı olmuştu bilmiyorum işte. o kumru yavruları olduktan sonra bir süre ortadan kaybolmuştu sen nasıl kötü oldun hatırlıyorum sen de hatırlıyor musun telaştan yüzün solmuştu bu yavrular ne olacak diye nasıl da üzülmüştün sonra anne. kumru geldi de yüzün gülmeye başladı belki de çok uzun zaman geçmemişti aradan ama yine de korkmuştun üzülmüştün anne gelince nasıl da rahatladın. ben de seni öyle görünce mutlu oldum. bunları neden anlatıyorum biliyor musun o yavru kuş gibiyim şimdi sen susunca o yavru kuş kadar korunmasız çaresiz yalnız kaldım ben bu dünyada bir balkon duvarının üzerindeki yuvasında nasıl yalnız kaldıysa yavru kuşlar öyle insan alışır diye teselli bulmaya çalışıyor birileri öyle söylüyor ama doğru değil. doğru olan bir şey var ki insan birden büyüyor beni görsen sen sustuktan bir gün sonra çok büyüdüm ama aklım kalbim ruhum yetişemedi bu büyümeye içim bomboş dokunsalar kırılacağım bir zayıf dal gibiyim dokunsalar paramparça olacağım. korkumdan kaçıyorum senden sonra boğazımdan tek bir lokma geçmedi yani bir şeyler yedim onu kastetmiyorum ama ekmek gibi değildi su gibi değildi susuzluğum geçmiyor mesela nasıl bir şeyse bu geçmiyor üşümem de geçmiyor bir türlü sen dikkat et üşüme dediğinde geçen üşümem şimdi geçmiyor bir garip susuzluk hali bir garip üşüme hali yakama yapışmış düşmüyor. bir anda sıradanlaştım zaten hepimiz sıradan insanlarız diyeceksin biliyorum tabii ki öyle ama birbirimize değer katıyoruz ya onu söylemek istiyorum. Birbirimizi sevince çok sevince ölesiyle sevince öyle demek istemedim çok çok sevince birden daha özel daha kıymetli insanlar oluyoruz ya onu kastediyorum. sen susunca hiçbir kelime beni boğulmak üzere olduğum bu derin hayattan çekip kurtarmaya yetmiyor sen öyle bir ada gibi dört yanı sularla çevrili ama korunaklı bir ada gibi beni bu allahsız karmaşadan çekip çıkarıyordun o lafı kullanma diyeceksin biliyorum çok kızdığını biliyorum özür dilerim bir daha söylemem ama ancak böyle anlatabilirim gibi geldi yoksa haşa allah yoksa ne var bu ellerimizle yolumuzu bulmaya çalıştığımız tedirgin edici karanlıkta kim tutar korkudan buz kesmiş ellerimizi. bir şey diyeceğim sana bu aralar şarkı filan dinlemiyorum ödüm kopuyor içinde anne geçecek diye bir şiirde öyküde bir filmde anne geçecek diye ödüm kopuyor dinlemiyorum okumuyorum izlemiyorum biri anne diyecek diye çocuklardan bile uzak duruyorum sanki bu dünyada anne lafını duyar duymaz geberinceye kadar ağlayacak gibiyim. peki şimdi ağlıyor musun diye sorma ağlamıyorum yazı bitince ağlayacağım gözlerimden yaş retina gözbebeği şu bu ne varsa akana kadar ağlayacağım en son gözümden ruhum akacak ve susacağım insanın gözünden ruhu akarsa susar belki insanın ruhu gözünden akınca hiçliğe erişir ve artık hiçbir ağrı yara sızı acıtmaz olur. Hiçlik sayesinde insan bir çeşit özgürleşme yaşamaya başlar hiçliğin özgürlüğü bunu istiyorum fakat kendimi tutuyorum bir yandan da özgürleşmekten korkuyorum hiçlikten senin suskunluğunla buna erişmek duygusunu kabullenemiyorum dönüp dönüp kendime aynı soruyu soruyorum. peki ben şimdi ne yapacağım ben sen sustuktan sonra ne yapacağım bu soruyu sorar sormaz ne kadar acınacak bir halde olduğumu düşünüp kendi kendime üzülüyorum. tuhaf değil mi kendine acımak yani insanın annesi susunca kendine acımayı öğrenebilmesi gerekiyor yemek yapmayı öğrenme zorunluluğu gibi aslında başka yerlerden gidip bir şeyler yemek mümkün ama gidip de birilerinden sana acımasını nasıl isteyebilirsin satın alınabilir bir şey de değil ki bu. öğrenmem gereken en zorlu şey galiba kendine acımayı öğrenmek bu ağır bir zorunluluk insanın hayatında kendisine acıyabileceğinden hiç kuşku duymayacağı biri olmalı zira kendime acımayı öğrenmem gerekiyor yoksa bütün kan içime sızacak ve kıpkırmızı çıkacak çektirdiğim röntgenler renksiz de olsa kıpkırmızı çıkacak işte böyle daha bir sürü şey aklıma üşüşüyor. hepsini anlatamıyorum bir yandan saçma gelecek bir yandan da seni üzmek istemiyorum son bir şey isteyeceğim senden eğer mümkünse bunu çok istiyorum hem de. ölünce senin yanına gömülmeyi istiyorum bunu neden benden istiyorsun diyeceksin tabii ki bu kısmı değil önemli olan senin yanına gömülmeyi istiyorum ve mezardan korkuyorum aslında soğuk geliyor benim için ısıtır mısın diye geçti içimden buz gibi bir kış gecesinde bir çocuğun yatağını ısıtır gibi mezarımı ısıtır mısın anne?”

“Yazıda gramer, dilbilgisi filan neredeyse yok. Biraz zor oluyor okuması.”
“Annenin ölümünün dilbilgisi grameri olmuyor ki Eda. İnsanın annesinin ölümü zaten hayatın anlatım bozukluğu.”

Geçmişten söz etmek, bende kaybolma hissi uyandırıyor. Bir daha asla yolunu bulamama endişesiyle dolu kaybolma hissi.

Her şey üstüme üstüme geliyor, nefes alamıyorum, pencere olduğunu sandığım yerlere doğru koşuyorum, duvardan başka hiçbir şey yok. Bir kabus bu. Her seferinde kaldığı yerden devam eden bir kabus.

Geçmişi anlatmak her seferinde yolumu kaybettiriyor ve sonunda beni getirip aynı karanlık, rutubetli, boyası dökülmüş, küf kokan odanın ortasında yapayalnız bırakıyor.

İhtimaller arasında en kötüsünü seçmek gibi maharetlerim var.

İnsanın çaresizliği ne kadar büyükse, kendisini teselli edebilecek en saçma hayallere inanma ihtiyacı da o kadar büyüktür.

Gitmek daha iyidir, ama bana sorarsan sakın gitme, nasılsa tekrar geri gelirim diye gider insan, ama sonra dönebileceğin bir yer kalmaz. Bırak dönebileceğin yeri, üzerinde yürüyebileceğin bir yol da kalmaz. Gidip de dönen yok mudur? Var elbette, bazılarının gitmesi de elzemdir.Ama seninki böyle değil. Gitme.

Konuşmak için değil, sadece şu sözü söylemek için ağzım var; günah işledim ya Rab, günah işledim, bana merhamet et, beni bağışla.

Yalnızlık, insanı ve evi sessizleştiriyor. Hayatı da.Dışarıdan gelen hiçbir gürültünün şiddeti, yalnızlığın uçsuz bucaksız sessizliğini bozmaya yetmiyor, annem benim için mutfaktan gelen tabak çanak sesleridir; mutfaktaki su sesi, pencereyi açma sesi, namaz kılarken duyulan fısıltı sesidir, ev sesleri annemdir, annem biraz da ev sesleridir, bir anda mutfak kapısından kafamı içeri uzatsam annemi göreceğimi sandım, annem mutfak tezgahının başında arkaya dönüp yüzüme bakıp sevgiyle gülümseyecek sandım.

Bazı anlar uzun sürer; arkasından kötü şeyler olacağını düşündüğümüz anlar özellikle. O anın içinde geçmişinizdeki bütün acı kötü, sarsıcı deneyimlerin izleri ardı ardına sıralanır, zamanı uzatan insanın geçmiş acılarının toplamını bir duygu olarak o an diliminde yaşamasıdır.

Bir kere aklından geçsem bir daha yalnızlık nedir bilmez kalbim.

Bir kadını tanımaya başlamanın ilk adımlarından biri o kadına ne zaman yaklaşmaman gerektiğini bilmendir.

O’nun yüzü dışında her şey yok olacaktır.

Sonradan pişman olacağımı bile bile bir meselenin içine dahil olmak, geçmişte başımı bin türlü belaya soktu. Bu belaların sürpriz olduğunu söyleyemem; neredeyse tamamı bağıra çağıra göstere göstere ayan beyan üzerime geldi. Asla yapmamam gereken kesinlikle uzak durmak gereken tek bir şey oluyordu ve ben onu yapıyordum.

Kendimi yavaş yavaş öldürmeyi hak edecek ne yaptım diye soruyorum bazı zamanlar.

Masumiyetime ikna olmayı çok istedim.

İnsana dair bütün meselelerin karanlıkla aydınlık arasında salınıp durduğunu, insan doğasının öngörülemez bir biçimde bu aydınlık veya karanlıklar içinde büyük, akıl almaz mesafeler alabileceğini kendime hatırlatıp masumiyet aradım. Her seferinde sözler verdim; gayet anlaşılabilir, makul ölçüde tutulabilir, sabretmem neticesinde kendimi daha iyi hissetmeme yardımcı olacak sözler.

Gözümü bürüyen karanlık yaşadığım her anı yutabilecek büyük bir karanlık olarak her geçen gün büyüdü, her şeyi karanlığın içinden görmeye başladım ve sonunda karanlığın kendisi oldum.

Bir kötülüğün içine düştüğümde düştüğümde değil bile isteye adım attığımda tanıdığım en temiz saf masum yüzler aklıma üşüşüyor ve o an oturup ağlayasım geliyor. Gerçekten ağlamak ama. İçimi çeke çeke hüngür hüngür ağlayasım geliyor. Onların temiz yüzleri gözümün önüne geldikçe pişmanlığım artıyor ve daha iyi bir insan olmak için tekrar kendime sözler veriyorum. Bu sözü de tutamıyorum.

Kulun kendisiyle böyle kavga etmesi Allah’ın hoşuna gider, sürekli pişmanlık ve tevbe hali…

Acılı bir kadının yüzünü okumaya kalkarsan ateşe dokunmayı bir uçurumdan yuvarlanmayı çoşkulu bir nehirde boğulmayı göze almışsın demektir.

Kainatta her mesafe ölçülebiliyor ama birbirine uzak iki hayatın arasındaki mesafeyi ölçmenin imkanı yok.

Çaresizlikten yapılan şeylerin masumiyetini sorgulamanın anlamı yok. Dünyanın en alçak şeylerinden birini yapsanız da çaresizliğin doğurduğu masumiyet bir iç sızısı olarak alttan da merhameti çağırır.

Öldürmeye çalıştığım bir benliğim vardı ve bütün kişisel geçmişimi tekrar düşünmek zorunda kalacağımı bilmiyordum. Epeyce gerilere doğru gitmek zorunda kaldım; ellerimle tek tek boğduğum hatıralarıma. Talan edilmiş bir şehirde yürümek gibiydi. Bir tabuta girmek gibiydi. Bir mezar toprağını eşelemek gibi. Ölü bedenimi kurcalıyordum. Sıra annemin ölümüne gelince orada durdum. Orada her şey duruyor; zaman yol inanç fikir her şey.

İnsan zaten dertli değildir, derdin kendisidir.

ben seni bir kerecik görsem, yalnızca bir kerecik daha, seni görsem. anne. kafesinde deli gibi kanat çırpmaktan kanatları kan revan içinde kalmış bir kuş gibiyim. kendi tırnaklarıyla yüzünü paramparça eden bebekler gibi çaresiz, kimsesiz. evin yolunu kaybettim, evimizin yolunu, çocukluğumun, pencere önündeki çicek kokularının yolunu, bir türlü bulamıyorum. sokaklar birbirine benziyor, evler birbirine benziyor ve hiçbirini hatırlamıyorum. nerede olduğumu da. anne elimden tut. anne beni buradan al, götür; uzaklara, rüyalarında gördüğün yerlere götür,kendi çocukluğuna, senin beşiğine saklanalım, dedemin Mushaf muhafazasına saklanalım.

anne ben âşık oldum, aşık oldum, aşktan oldum. bir parça nefes alabilseydim eğer vazgeçerdim. hiç olmamış gibi. şimdi geç kaldım. çok geç. dokundum, yandım, dokunanı yaktım, sen elini çekme üzerimden. aldığım her nefes içimi çürütüyor. bir de ilaçlar. artık çok ilaç içiyorum, çok, kızma. içine bir ateş parçası düşmüş sünger gibi için için yanıyorum, kül oluyorum.senin yüzüne bakmaya, senin toprağına bakmaya çok utanıyorum, bağışla. birinin peşinden gidiyorum ben, hiç durmuyor; durup arkasına dönüp göz ucuyla da olsun bir kez bakmıyor. artık nereye gideceğimi bilmiyorum anne. yol bitti, iz bitti, şarkı bitti, ilkbahar bitti, sayfalar bitti, şehit bitti, merhamet bitti. her şey bitti ve o yürümeye devam ediyor. arkasında ben. yoruldum. elleri titreyen bir cerrah, gözleri kör olmuşbir türbedar, felçli bir duvar ustası. burada, bu mezarlıkta, senin yanında yörende yatanlardan daha cansız, daha ölü. yoruldum. geri dönebilmek için küçük bir işaret beklerken sürekli, şimdi dönüşsüz kaldım. evsiz. muhtaç.

Artık kimseler inanmayacak bir zamanlar bir kalbim olduğuna. Kimseler inanmayacak bir zamanlar bir yaranın hatırına gözlerimden kan akarcasına şahdamarım çatlayacakmışçasına sustuğuma. Bir ismim olduğuna. Yaşadığıma. Kimse inanmayacak, inanmasınlar olsun. Ben de inanmıyorum. Onlara onların inandıklarına kendime.

Gerçek bende nefes darlığı yapıyor.

Bir kadını sevmeye başladığınızda dünya gitgide tenhalaşıyor. Başka hayatların izleri tek tek silinmeye başlıyor; başkalarının sesleri, başkalarının ayak izleri, başkalarının hatıraları. Sonra sizden ve o kadından başkası kalmıyor. Öncesinde de hiç kimse yaşamamış gibi. Boşluktan doğmuş gibi. Sonra siz de yok oluyorsunuz ve sadece o kadın kalıyor. Aşk bir kadının bu dünyadaki yalnızlığıdır ona aşık olan adamın her şeyi ve nihayetinde kendisini, kadının varlığında yok etmesidir.Ben henüz yok olmamıştım .Şimdilik.

Bilen söylemez söyleyen bilmez.

Bir şey unutmuşum gibi geliyor, gidenlere hep öyle gelir; bir şey unutmuşlar gibi. Oysa zaten bir şey unutmak için gider insan, giderken bir şey unutmak sorun değil; insan çok daha büyük bir şeyi unutmak için gider. Geride kalanların ne anlamı olabilir mi?

Önce düşünüp sonra karar vermek yerine, önce karar verip sonra düşünmek alışkanlığımdan kurtulamıyorum.

İstanbul sadece fotoğraflarda yoksulların arkasında durur.

Yaşamak insanın ömrü boyunca kaçmaya çalıştıklarına tek tek yakalanma tecrübesidir, bazılarından biraz daha uzun süre kaçabiliyoruz ama er ya da geç yakalanıyoruz, yaşlanmak artık kaçma teşebbüsünde bulunamayacak kadar yorulmak demektir.

Yol insanın araf duygusunu en çok hissettiği yer sanırım; bir yerden bir yere giderken aslında hiçbir yerde olamamak halini yaşıyorum, iki mekan arasındaki hiçlik. İki hal arasındaki yokluk. İki menzil arasındaki zaman boşluğu..

Bir adamın gidişiyle başlayan hiçbir hikaye geri dönüşle sona ermiyor. Gerçekten gidebilmek böyle olsa gerek.

Ben de öyle düşünmüştüm, bir önceki gün geldi sonra aklıma. Eda’nın sarılma anı. Gülümsedim. İyi tarafından bakalım. Mutlu bir adamım ben.
Profile Image for Aymir  Gamze Ünalır.
148 reviews8 followers
January 7, 2024
İnsan bir aşk için "BİR" aşktan vazgeçebilir mi? Geçmişini, anılarını, çocukluğunu silip atabilir mi?
Ne kadar sevebilir bir insan? Ne kadarından vazgeçebilir hayatının...
.
.
Olaya aşk diye girdim ama bu kitapta mevzu çok daha derin. Her cümlesi içime işledi. Durup düşündürdü... Elimden bırakamadım. İncelikli akıl oyunlarına hayran kaldım..
.
.
Bayadır bu kadar güzel bir kitap okumamıştım.
Vasiyetimdir!
Ölünce beni bu kitaba gömün...
Profile Image for okumadan_olmaz.
174 reviews53 followers
June 18, 2019
Bir şeyhin oğlu, bir gelinlik, bir düğün salonu, sesi hep kısık olan bir televizyon, bir koltuk...İşte Şanzelize Düğün Salonu, kurgusunun çatısını oluşturan bu beş öğenin bir araya gelmesiyle yazılmış özgün bir roman.
Tüm hayatı boyunca öğretildiği gibi inançlı yaşayan, haramdan ve kötülüklerden uzak duran adını bilmediğimiz karakterin annesinin ölümü ve sonrasında Eda’ya aşık olmasıyla hayatındaki tüm tabuları yıkılmasını ve başka biri olma yolunda ilerlemesini okuyoruz.
Annesinin ölümüyle ruhunda oluşan yarayı, Eda’ya olan hisleriyle iyileştirmeyi deneyen karakterin, freni patlamış bir araç misali yokuş aşağıya gidişini, dergah ile dünya hali arasında sıkışıp kalmış ruh halini çok ince detaylarla ince eleyip sık dokumuş Tarık Tufan. Kitabın başlarında anneye yazılan bir mektup vardı ki okurken çokça ağlattı beni.
Hikayeyi güçlü kılan noktalardan biri ise zengin yan karakter kadrosuydu. Ana karakter dışındaki karakterleri de tanıyıp bir bağ kuruyorsunuz fark etmeden. İki farklı zamanda anlatılan hikayenin gidiş gelişleri de başarılı bir şekilde yansıtılmış. Keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.
Geçen ay okuduğum Bir Adam Girdi Şehre Koşarak kitabına göre çok daha fazla sevdiğim bir kitap oldu Şanzelize Düğün Salonu.
Hatta kitabın o yarım kalmışçasına biten sonunu okuduktan sonra keşke biraz daha uzun olsaymış dedim. Epey alışmışım bu hikayede yaşamaya, bittiğinde gerçek dünyaya dönmek beklediğimden daha zor oldu.
Profile Image for Mehves.
113 reviews11 followers
September 28, 2020
Net, kisa, sahici cumleler, abartisiz bir anlatimla orulmus abartili olaylar serisi. Hepsi bir kisinin basina o kadar sade cumlelerle geliyor ki yuksek sesle kahkaha attigim yerler oldu. Fakat resmen birden cok trajedinin romani. Hayat gibi ayni, trajedi ve komedi ayni anda birbirinden bagimsiz ama ic ice gelisiyor.
Profile Image for Elçin Arabacı.
158 reviews201 followers
December 11, 2023
Bir incelin ucu katil olmaya varabilecek ısrarlı takip ve taciz hikayesi, bir zamanlar Kanal 7'de yayınlanan Sırlar Odası ortamında vuku buluyor. Öyle bi roman.
Profile Image for Emine Ceylan Akhüseyin.
4 reviews
February 1, 2017
"Anne bir kere oldu mu artık bütün zaman dilimleri, olaylar onun ölümüyle tarif ediliyor; annem öldükten bir yıl sonra, annem ölmeden iki ay önce, annemin öldüğü yıl. İnsanın aklında bir tek o kalıyor, sonrası gereksiz teferruat. Anlatmak istediğin her şey aslında annenin ölümünü söylemek için bir sebebe dönüşüyor. Sadece onu söylemek istiyorsun ama söze bir yerden başlamak lazım."
“Gidenlere hep öyle gelir; bir şey unutmuşlar gibi. Oysa zaten bir şey unutmak için gider insan. Giderken bir şey unutmak sorun değil; insan çok daha büyük bir şeyi unutmak için gider. Geride kalanların ne anlamı olabilir ki?”

“Yol, insanın araf duygusunu en çok hissettiği yer sanırım; bir yerden bir yere giderken aslında hiçbir yerde olamamak halini yaşıyorum. İki mekan arasındaki hiçlik, iki hal arasındaki yokluk. İki menzil arasındaki zaman boşluğu.”
"Bir kadını sevmeye başladığınızda dünya gitgide tenhalaşıyor. Başka hayatların izleri tek tek silinmeye başlıyor; başkalarının sesleri, başkalarının ayak izleri, başkalarının hatıraları. Sonra sizden ve o kadından başkası kalmıyor. Öncesinde de hiç kimse yaşamamış gibi.”
"Oysa artık her şey kağıtlarda yazılı. Sözleşmelerde bit kadar harflerle sırf kimseler okumasın diye uzun uzun anlatılıyor. Ne yapacağımız mikrofonlardan bütün ülkeye dikte ettiriliyor, billboardlarda ne yapmamız gerektiği var, gazeteler bunun için çıkıyor, kullanma talimatları ve yasa metinleri apaçık önümüzde.

Konuşmaya ne gerek var? "
"Bu dünyada hiçbir düşmanım yok, çünkü en çetin kavgaları kendi içimde yaşıyorum. Kendim varken bana zarar vermesi muhtemel bir başkasına ihtiyacım yok."
"Annenin ölümünün dilbilgisi , grameri olmuyor ki..
İnsanın annesinin ölümü zaten hayatın anlatım bozukluğu."

"Sokakta ille de bir şey olur. Biz, bir şeylerin ansızın olabildiği yere sokak diyoruz çünkü."

"İnsanın en iyi gizlenme yolu, gizlenmek istediği şeyin çok yakınında gezinmesi ve kalabalık cümleler kurmasıdır."
"Derdi olanın, cümlesini tamamlamaya nefesi yetmez."

"Kadınların ağladıklarına sık sık şahit olabilirsiniz ama gerçekte ne için ağladıklarını sadece kendileri bilir."
"İnsan kendi yerine yasar, kendi yerine ölür oğul. Yüzünü kalbine dön. Yalancı bir peygambere inanmaktan daha kötüsü, bir peygambere yalandan inanmaktır."

"Giden bir kadının, bir adamın kalbinden götürdüğünü, bütün dünya bir araya gelse yerine koyamaz."

"Ben bu şehri susarak yaşama bilgeliğine eriştim. Bu şehri susarak yaşayan mutsuz azınlığa dahil olmaktan hiç gocunmuyorum."

"Sigara böyle zamanlar için var; bir hayale duman katmak için"

"Kadınların yanında ağladıkları erkekler başka, güldükleri erkekler başkadır.
This entire review has been hidden because of spoilers.
24 reviews8 followers
August 11, 2016
Kitabı kimseye tavsiye etmem, hatta okumamanızı tavsiye ederim. Ben Tarık Tufan'ın ilk kitabıdır diye düşünüyordum. Meğer başka kitaplar da yazmış. Deneyimsiz bir yazarın ilk kitabı olarak okuduğum ve yine de beğenmediğim bir romanın aslında başka kitapları da olan, deneyimli sayılan bir romancının eseri olduğunu anlayınca bir kere daha hayal kırıklığına uğradım. Absürd romancılıkta karakterler tutarsız değildir. Absürdizm de, tüm sanat dallarındaki gibi kendi içinde tutarlılık içerir. Eda karakteri o kadar tutarsız ve anlaşılmayan bir karakterdi ki... Başında gösterdiği özeni, hikayenin geri kalanında bulamadım. Annesinin ölümünden sonra kitap da kötüledi. Zorla bitirdim.
Profile Image for Reyhan Vahapoglu.
53 reviews
January 20, 2016
Kitabın başlarında yer alan 'annenin ölümü ile ilgili mektup' ve yer yer 'annenin ölümüne' olan atıflar beni çok etkiledi ustelik öyle bir ruh hali içinde olmama rağmen.
Tarik Tufan okurken içimi hep bir hüzün kaplıyor, ağlayasım geliyor derinden. Kitaptaki kurgu ve cümleler o kadar içten ki, gidip teselli edesim geliyor yazarı.
Ara ara aforizma değerindeki göndermeleri de anlatımına renk katıyor yazarın.
Bu kitap beni hikâyesi içine ilk önce aldı, sonra onun çevresinde dolaştırdı, dolaştırdı, tam bitti derken, o bitti ama beni yarım bıraktı.
Profile Image for Zeynep.
4 reviews
December 18, 2018
"Ben gideceğim diye tutturursan seni burada tutmaya gücüm yetmez. Ne yaparsam yapayım gidersin. Hatta burdaymış gibi gidersin ki bu daha da kötü. Kalmış gibi yapmaktansa gitmek daha iyidir. Ama bana sorarsan sakın gitme. Nasılsa tekrar geri gelirim diye gider insan, ama sonra dönebileceğin bir yer kalmaz. Bırak dönebileceğin yeri, üzerinde yürüyebikeceğin bir yol da kalmaz. Gidip de dönen yok mudur? Var elbette. Bazılarının gitmesi de elzemdir. Ama seninki böyle değil. Gitme."
Sadece bu paragraf için bile beş yıldız verirdim. Ama öyle değil. Bu kitap bayaa iyi. Öyle böyle değil..
3 reviews
October 14, 2017
Yazarın Ve Sen Kuş Olur Gidersin'den sonra okuduğum ikinci kitabı. Tufan'ın naif üslubu bu kitapta da devam ediyor. Kurgu yer yer zayıflıyor. Belli ki yazar kurgunun sağlamlığından ziyade psikolojik tahlillere, karakterlerin derinlerine inmeye daha çok önem veriyor.Finalde roman bir yere bağlanmıyor.
Profile Image for Mehtap Budak.
41 reviews10 followers
March 16, 2019
Evet abartılmış bir aşk, Baki Semih karakterinin sıradışı ruhani kişiliği kurguyu zayıflatsa da, kendine has üslubu, yer yer insanın kalbine işleyen cümleleri ve duygu yoğunluğuyla beğenerek okuduğum bir kitap oldu. Dobra dobra anlatımını da çok beğendim.
Profile Image for Leyla Atçeken.
29 reviews6 followers
February 4, 2016
Tarık Tufan'ın okuduğum ilk romanı. Hayatın sürprizlerle dolu olduğunu kendine has tarzıyla anlatmış yazar Severek okudum.
Profile Image for Drzd.
2 reviews
June 4, 2017
Kolay ve zevkle okunan bir kitap ama insana neden sorusu sorduruyor, hem hikayenin sonlanması hem de kitabın yazılması açısından bir boşluk mevcut.
Profile Image for Nehir Ak.
16 reviews3 followers
January 5, 2018
I read because of highly recommended by my friend. But it was a disappointment.
Profile Image for Selda Ceylan.
83 reviews
April 26, 2018
Bu dünyada hiçbir düşmanım yok, çünkü en çetin kavgaları kendi içimde yaşıyorum. Kendim varken bana zarar vermesi muhtemel bir başkasına ihtiyacım yok.
*
Yürüdüğün yolun ışıklandırılmış olması gideceğin yerin aydınlık olması anlamına gelmez.
*
Tek bir hakkım olacaksa kaybolarak var olmanın sırrını bulabilmiş olmayı dilerdim.
*
Artık kimseyle konuşmam gerekmiyor. Ben bu şehri susarak yaşama bilgeliğine eriştim. Bu şehri susarak yaşayan mutsuz azınlığa dâhil olmaktan gocunmuyorum.
*
İnsanın en iyi gizleme yolu, gizlemek istediği şeyin çok yakınında gezinmesi ve kalabalık cümleler kurmasıdır.
*
Gece her şeyin üzerini örter, diye düşünür insan. Oysa gecenin örttüğünden çok hatırlattıkları vardır. Hatırlatırken sarstıkları, sarsarken suskunlaştırdıkları, suskunlaştırırken acıttıkları.
*
Bir anneye nasıl ağlaması gerektiğini insan ancak annesi ölünce öğrenebiliyor. Başka bir ağlamaya benzemiyor çünkü. Öğrenilmiş, tecrübe edilmiş bir gözyaşı değil bu. Sadece anneye özgü bir ağlama biçimi. Anneye veda etme biçimi.
*
İnsanın çaresizliği ne kadar büyükse kendisini teselli edebilecek en saçma hayallere inanma ihtiyacı da o kadar büyüktür.
*
Aşk başa gelince, o başta aşktan başka hiçbir şeye yer kalmıyor; akıl da çekip gidiyor doğal olarak.
*
Bir kadına âşık olmak demek, o kadının elini sürdüğü en ölümcül yaranın bile o anda iyileşeceğine dair mutlak bir inanca sahip olmak demektir. Bir kadına âşık olmak demek ona doğru yürürken attığın her adımda sızılarının da dinmesi demektir.
*
Bir kere aklından geçsem bir daha yalnızlık nedir bilmez kalbim.
*
Kâinatta her mesafe ölçülebiliyor ama birbirine uzak iki hayatın arasındaki mesafeyi ölçmenin imkânı yok.
*
Aşk bir kadının bu dünyadaki yalnızlığıdır; ona âşık olan adamın her şeyi ve nihayetinde kendisini, kadının varlığında yok etmesidir.



3 reviews
January 27, 2024
Şanzelize düğün Salonu dizisi/filmi çekilen eserlerden. Edebi açıdan yavan ancak oldukça akıcı bir üsluba sahip. Olay örgüsü sizi içine çektiği için kısa sürede bitirilebilecek bir eser. Ben dizisiyle mukayese ederek bir değerlendirmede bulunacağım. Kitap ortalara kadar diziyle aynı temada. Ancak sonlara doğru oldukça farklılaşıyor. Dizideki renkli karakterden olan Derviş K. kitapta yok. Halil Bey’e çok az yer verilmiş. Eda dizideki eda değil. Kitaptaki Eda’dan bir noktada tiksinebilirsiniz. Şehzadem hitabı dizideki gibi çok göze batar şekilde kullanılmıyor. Bu açıdan dizi/film versiyonundan daha az beğendiğim bir eser oldu. (Genelde tersi olur). Ayrıca Turgut’un iç çatışması belirgin bir şekilde işlenmemiş. Derdi inançları mı yoksa ailesi mi bu durum da oldukça muğlak kalmış.
Kitabın kendisi açısından bakacak olursam sonu açıkçası olmaması gerektiği gibi bitmiş. Yani daha iyi bir yere bağlanabilirdi. Tarık Tufan'nın böyle bir sonu tercih etmesi üzerine çeşitli yorumlar yapılabilir ancak dışarıdan bir göz olarak bu son tatmin edici bir son olmamış gibi. Öte yandan aşağıdaki gibi kitapta yer alan bazı cümleler çok hoşuma gitti;
-Bu dünyada hiçbir düşmanım yok, çünkü en çetin kavgaları kendi içimde yaşıyorum.
-Yürüdüğün yolun ışıklandırılmış olması, gideceğin yerin aydınlık olması anlamına gelmez. Işığa ihtiyacın yoktu.
-Baki Bey, hakikatin yaraladığı adamlardan biridir. Hakikatin bir kere yara açtığı adama bundan sonra ne tabipler ne de mal, mülk, dünya çare olur.
-Etrafımdaki herkes yalnızlığımı haksızlığıma delil gösteriyor; oysa yalnızlığım yürüdüğüm yolun zorluğundan kaynaklanıyor.
-İnsanın en iyi gizleme yolu, gizlemek istediği şeyin çok yakınında gezinmesi ve kalabalık cümleler kurmasıdır.
-Benlik kalkarsa kötülükte kalkar. Kötülük gelip de çarpacak bir benlik bulamaz.
This entire review has been hidden because of spoilers.
46 reviews
June 13, 2021
Tarık TUFAN’ın okuduğum ilk kitabı, anlatım tarzı oldukça güzel kitabı akıcı. Murat MENTEŞ havası aldım biraz okurken…

Kitapta beni en çok etkileyen kısım ölen annesine yazdığı mektup oldu. Mektup şu cümle ile bitiyor " Annenin ölümünün dilbilgisi , grameri olmuyor ki Eda . İnsanın annesinin ölümü zaten hayatın anlatım bozukluğu."

Kitabın isimsiz ana kahramanının hayatını Eda’dan önce ve Eda’dan sonra diye ayırmak mümkün. Eda’ya yakın olmak için birçok şeyden vazgeçiyor, yaşam tarzını tamamen değiştiriyor. Toplumumuzda gençler arasında en çok olan değişimlerden birisi muhafazakar kimlik kırılması kitapta da bunun bir örneğini görüyoruz.

Kitapta beni en çok etkileyen kişilerin başında Baki Semih geliyor. Bilge kişiliği, yol göstericiliği, yardımseverliği, güven uyandıran tarzı, etki gücü vs birçok konuda örnek bir karakter. Etrafımızda böyle insanlara ihtiyaç var :)

Kitabın bence en zayıf kısmı bitiş kısmı oldu, sanki bitmemiş gibi. Daha farklı bir bitiş hayal etmiştim. Eda noldu, kadınlarımızın çok sevdiği Savaş karakteri noldu, Rüstem ile Nurhan naptılar vs birçok şey boş kaldı. Sadece kitabımızın kahramanının ölürken “mutlu bir adamım ben.” Demesini biliyoruz ki ondan da emin değilim ben.

İncelemeyi kitaptan güzel bir alıntı ile bitirmek istiyorum: “Bu dünyada hiçbir düşmanım yok, çünkü en çetin kavgaları kendi içimde yaşıyorum. Kendim varken bana zarar vermesi muhtemel bir başkasına ihtiyacım yok.”

Kitapla kalın, keyifli ve feyzli okumalar…

Profile Image for Memin.
89 reviews13 followers
November 1, 2023
Kitapta beğendiğim, sevdiğim birkaç unsur var ancak kitabı beğendimden emin değilim.
Yazarın tekke ve tasavvuf çevresindeki yaşama aşinalığı hoş ama bunu bir okunma kaygısıyla mı kullanıyor yoksa gerçekten de içinde bunlarla ilişkili hikayeler mi var, bilemiyorum.
Okuma boyunca kafamda diziyle kitabı karşılaştırdım: Baki Semih’in kitapta daha baskın olduğunu fark ettim mesela ya da Turgut’un üniversite yıllarının (imkanlardan dolayı) kitapta daha ayrıntılı işlendiğini. Nurhan’nın -dizinin aksine- kitapta düğünden isteyerek kaçması da bence önemli bir farktı.
Dizi adına daha iyi olan tek şey Derviş K. karakterinin eklenmesi.
Turgut’un aşkının abartılı olduğuna dair yorumlar okumuştum. Katılmıyorum, aksine bana hem bu aşk hem bu hikaye çok yakın, çok tanıdık, çok gerçekleşebilir geldi. Abartılı bulanlar böyle bir aşkın imkansızlığına inanıyor sanırım. Haklılar; eğer inanılmazsa böyle bir aşk tabi ki yaşanamaz.
Kitabın sonu şaşkınlık uyandırıyor ama sonradan düşününce o kadar da beklenmedik bir son değilmiş. Tüm perdelerde bir silah hayali gösterilirken son perdede o silahın patlamaması Çehov’u haksız çıkarırdı.
Profile Image for Betul Pehlivanli.
374 reviews14 followers
June 30, 2021
Yazarın daha önce iki kitabını çok severek okumuştum.Haliyle,başlarken beklentim büyüktü.Kitabın dili ve olayların anlatımı son derece akıcıydı.Bu yüzden kısa sürede bitti.Mantık açısından ise son derece uç olaylar söz konusuydu.Kitabın ana karakteri de zaten bu uç noktaların tam ortasında kalmıştı.Bu arafta kalmışlığın sonucunda ise eski dünyasına sırtını dönüp ,kendine yarattığı yeni dünyasında yaşamını sürdürmeye çalışıyordu.Eski dünyasına sırtını dönmesini anlayabiliriz belki ama sonrasında yaptıklarının herhangi bir mantık dayanağının olmayışı kısmını oturtamadım.Birinin kendi hayatını bu denli göz göre göre mahvettiğini izlemek ciddi anlamda üzücüydü.Kitabın sonu ise beklendik ama Kitabın gidişatına göre aceleci bir tavırla bitirilmiş gibi hissettirdi.Ya da belki her haliyle mantıksız davranan karakterimize tam da uygun bir şekilde bitirildi.Sonuç olarak,benim açımdan keyifli bir okumaydı.Yazarı takibe ve kitaplarını okumaya devam.
Profile Image for Sultan Nur Korkusuz Güçük.
48 reviews
September 6, 2023
Aşkın ne kadar güçlü bir duygu olduğunu kalemine başarılı bir şekilde aksettirebilen bir yazar Tarık Tufan. Ömrü dergahta şeyh babasının yanında geçmiş bir gencin, kendi kutbunun tam zıttı bir kıza aşık olmasını ve başka bir kafese adım atabilmek için içinde yetiştiği düsturları birer birer yıkıp kendisine yabancılaşmasını anlatıyor. Ayrıca anne, babasını kaybeden bir gencin dünyasının temelden sarsılmasını ve ruhunu düştüğü ailesizlik çukurdan kurtaramamasını ele alıyor. Karakterin duygu dünyasının, kimliğinin, tavırlarının adım adım değişimi güzel bir akışla yedirilmiş sayfalara. Ayrıca edebi betimlemeleri ile de zihin dolduran bir kitap Şanzelize Düğün Salonu. İlk kez Tarık Tufan okudum ve anlatımından etkilendim. Dolayısıyla asla son olmayacak. Tavsiye ederim.
Profile Image for meryem.
34 reviews
April 3, 2025
Tarık Tufan'ın okuduğum ilk eseri. Gayet akıcı bir hikaye, keyifle okudum. Olay örgüsünün içine işlenmiş mesajlar, bazı cümleler, o akıcılığı bozuyor ve biraz durup düşünmeye itiyor insanı.
Ana karakterimiz kafamı çok karıştırdı açıkçası. Bir taraftan yaşadığı içsel karmaşa, kimlik arayışı çok anlamlı geldi; diğer taraftan her şeyin bir hata olmasını bekledim. Eda mesela, gerçekten aşık mı bu kadına yoksa karmaşasına mükemmel uyumda bir bahane mi buldu? Ne olursa olsun aşık bir adamın neler yapabileceğini okuyucuya gösterdi.
Beni en etkileyen kısım annesine yazdığı mektup oldu. O sayfanın hepsinin altını çizmek istedim ve sonunda sayfanın kenarını kıvırarak bir ayraç haline getirmekle yetindim.
Bir öneri daha alıp yazarın başka bir eserini okumayı aklımın bir köşesine yazdım.
This entire review has been hidden because of spoilers.
6 reviews
August 22, 2024
Okuduğum ilk tarık tufan kitabıydı. Kitap birçok yönden bendi. Aşk ve yok ettiğin kendin. Ama o yok ediş yetmiyor buna yetmeyecekte. Kitabın sonuna kadar hissettim o imkansız aşkı ama sonu olmadı. Çünkü kız hiçbir zaman sevmeyecek adamı. O gerçekliği yaşatmadığı için kırgınım. Ama iyi roman Türk edebiyatı için fena değil
Profile Image for Oğuzhan Karaot.
73 reviews4 followers
May 16, 2017
Hayatının aşkı uğruna her şeyini bırakan, aynı zamanda arkadaşının aşkı için de her şeyi yapan bir gencin hikâyesi. Okuduğum ilk Tarık Tufan kitabı ama kesinlikle son değil. Kalemine, üslubuna bayıldım.
Profile Image for Ne biliyim okuyoruz bişiler.
7 reviews
Read
August 23, 2023
Bu yazarın bütün eserlerini çok seviyorum. Bütün duyguları derinden hissediyorum. Hiç mutlu bitmiyor sonlar ama hep yaşatması gereken hisleri yaşatıyor ve sonra onun ağırlığıyla bırakıyor gibi. Okuduğum ilk eseriydi yeniden okumak daha da keyifliydi hem de yıllar sonra.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for meltem akar.
39 reviews1 follower
June 16, 2024
Eda okuduğum en “istemem yan cebime” karakter olabilir. daha önce hiç duymadığım yazarlarla karşılaştığımda ve bunun onlardan okuduğum son kitap olmayacağına karar verdiğimde çok seviniyorum. böyle şeyler ancak romanlarda olur tadında bir kitaptı, aktı gitti
Profile Image for Ayşe.
180 reviews4 followers
March 8, 2018
Yani kitap iyi hoş. Bazı cümleler kafaya sıkılan bir kurşun gibi lakin kahramanın aşkı falan ne bileyim zorlama geldi
Displaying 1 - 30 of 43 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.