Cevdet Kudret, Türk edebiyatının önemli ve verimli simalarından... Şiir, roman, araştırma, anı dahil pek çok sahada kalem oynatmış bir şahsiyet. Osmanlı’nın son dönemleri ve genç Cumhuriyet’in ilk yıllarını romanlarına taşıyan Cevdet Kudret, duru dili ve dolaysız anlatımıyla kendisine özgü bir yol tutmuştur. Havada Bulut Yok, Süleyman ve arkadaşlarının Cumhuriyet ile birlikte savrulmalarını anlatır. İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır ve sadece devlet değil, toplum da kabuk değiştirmektedir. Sancılı bir geçiş yaşanırken Süleyman ve arkadaşlarının bu rüzgârdan etkilenmemeleri mümkün değildir. Eser, üçlemenin ana karakteri Süleyman’ın Kayseri yıllarını anlatır. Türk romanının yolculuğunu Cevdet Kudret ile beraber yapmak edebi zevk açısından da ayrıcalık.
7 Şubat 1907’de İstanbul’da doğdu, 10 Temmuz 1992’de aynı yerde öldü. Birinci Dünya Savaşı’nda babası ölünce annesi tarafından okutuldu, 1933’te İ.Ü. Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1933-45 arası Kayseri ve Ankara Atatürk liselerinde ve Ankara Devlet Konservatuvarı’nda edebiyat öğretmenliği, 1945-50 arası Türkiye Ansiklopedisi bürosunda edebiyat sekreterliği yaptı. Türk Dil Kurumu’nda görev aldı. Yazı yaşamına 1927’de Servet-i Fünun dergisinde başlayan Cevdet Kudret, Meşale dergisinde toplanan Yedi Meşale’cilerden biridir. Grubun ortak kitabı Yedi Meşale (1928) ile kendi kitabı Birinci Perde’de (1928) yer alan şiirlerinde ‘bireysel duyguları, münzevi ve kötümser, ama orijinal açılardan arada hikâye ve balad imkânlarından da faydalanarak başarıyla yansıttı’ (Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü). Aynı yıllarda oyunlar da yazdı. 1952’den başlayarak önce ‘Abdurrahman Nisâri’ ve ‘Suat Hizarcı’ gibi takma adlarla, sonra da kendi adıyla edebiyat tarihimizin önemli adları ve yapıtları üzerine tanıtma ve el kitapları ile başarılı, aranan ders kitapları hazırladı. 1945’te hazırladığı Türk Hikâye ve Roman Antolojisi’ni sonradan Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman adıyla genişletti (2 cilt: 1965, 1967). Karagöz’de (3 cilt: 1968-70) tarihçeleri ve açıklamaları ile 35 Karagöz oyununu topladı. 1973’te çıkan Ortaoyunu ile TDK 1974 Bilim Ödülü’nü (ikinci cilt: 1975), son deneme kitabı Kalemin Ucu (1991) ile de 1991 Sedat Simavi Edebiyat Büyük Ödülü’nü kazandı.
Bu kitap, Süleyman'ın Dünyası adlı üçlemenin ikinci romanıymış. Nedense bu kitabı almışım bir zaman denk gelip. Kayseri'ye atanan bir öğretmenin, şehre ayak basmasıyla yaşadıklarının romanı. Romanın ilk kısımlarında, diğer kahramanlar ortaya çıktıkça, bu kişilerin aşırı uzun diyalogları, konuşma dilinden ziyade nutuk tarzı, yazı dili üslubunda konuşmaları (meyhanede sarhoşken bile!) biraz tat kaçırabiliyor ama 40'lı yılların Anadolu kentinden insan manzaralarını da görmüş oluyoruz. Cevdet Kudret gerçekten de Kayseri'ye öğretmen olarak atanmış bir edebiyatçı. Romanda aktardığı sefilliğin ve üçkağıtçılıkların doğru, gerçek hikayelerden oluştuğu kanısındayım. Serinin ilk ve son kitaplarını edinip okur muyum, bilmiyorum. Cevdet Kudret edebiyatın emekçilerinden, bir işçi gibi çalışıp çok kıymetli araştırma kitapları da ortaya koymuş bir isim. Bir romanını okumak istemiştim, okudum. 3,5'tan 4.
Cevdet Kudret’in romanı (1958) • Yazarın Sınıf Arkadaşları (1943) romanının devamı olan eserde olaylar 1934-1949 yılları arasında Kayseri’de geçer. İstanbul’da Haydarpaşa garında annesi tarafından uğurlanan Süleyman, Kayseri lisesine edebiyat öğretmenliğine gelmiştir. Akşamlan öğretmenlerin de çıktığı kahvede, şehrin "aydın"larını tanır. Kendini içkiye vermiş ve Jean Jacques Rousseau hayranı, resim öğretmeni Basri Bulut’un bir gece sokakta düşerek ayağını kırıp hastaneye kaldırılması üzerine Süleyman, Bulut’un zaten yarı terk edilmiş ve aç, eşi Nermin’le üç kız çocuğuna yardım eder. İki ay sonra hastaneden çıkınca eski ayyaşlığına dönen Basri Bulut’un ölümünden sonra, yardım ziyaretlerinin dedikodu yaratması ve çevrenin, kadına kötü gözle bakması karşısında Süleyman, genç dulun, çocuklannı alıp İstanbul’a, ablasının yanına gitmesini sağlar. Kısa bir zaman için daldığı uyuşukluk ve taşra memuru psikolojisinden sıynlarak olumlu işler görmek isterse de, hep bürokrasi engelleriyle karşılaşır. İkinci Dünya Savaşı çıkıp da bir, iki sene sonra kıtlık başlayınca, Halkevi’nin sosyal yardım kolunda çalışarak yoksullara destek olur. Kayseri’nin fakir mahallelerinde yardıma muhtaç "yoksullan yazma komisyonu" üyesi olarak başardığı işlerin, zamanla ters ve yanhş yorumlanması yüzünden Halkevi’nden çıkanlır. Okula gelen müfettişin soruşturmalan da aleyhine sonuç vermiştir: Müfettişin Ankara’ya dönüşünden bir hafta sonra "görülen lüzum üzerine" bakanlık emrine alımr. Genç edebiyat öğretmeni, Kayseri’de onbeş sene kalmıştır. Görevinden uzaklaştırılunca, lise muhasebecisine adresini bırakarak, ertesi sabahki trenle İstanbul’a döner. • Adım "Havada bulut yok, bu ne dumandır/Mahlede ölü yok, bu ne figandır?" halk türküsünden alan romanda Kayseri yoksullarıyla (13-28) onlara yardım için başvurulan şehir zenginlerinin hayat ve durumlarmı (29-33) anlatan bölümlere eserin bütünlüğü içinde bağımsız birer hikâye gözüyle bakılabilir.