Jump to ratings and reviews
Rate this book

Savaş Şiirleri

Rate this book
Paperback. 12,50 / 19,50 cm. In Turkish. 128 p. Original War Poems Translated by Tamer Gülbek Cover design by Faruk Özcan Asker ve sair Wilfred Owen'in Savas Siirleri, asker ve sair Tamer Gülbek'in duru Türkçesiyle tam yüz yil sonra dilimize kazandiriliyor. Birinci Dünya Savasi edebiyatinin en önemli isimlerinden biri olan Owen (1893-1918), savasta Ingiltere adina tegmen rütbesiyle görev yapmis ve savasin bitmesine çok kisa bir süre kala cephede hayatini kaybetmistir. Owen Birinci Dünya Savasinin ve genel olarak tüm savaslarin yol açtigi büyük acilari, siir sanatinin en güzel örneklerini verecek sekilde dizelere dökmüstür. Çagdas akademi dünyasi Owen'in eserlerini savas kosullarinda savasa dair yazilmis en çarpici siirler olarak görmekte ve onun sonraki nesiller üzerindeki derin etkisini teslim etmektedir.

127 pages, Paperback

Published September 1, 2020

2 people want to read

About the author

Wilfred Owen

190 books237 followers
Librarian Note: There is more than one author by this name in the goodreads data base.

Wilfred Owen was a defining voice of British poetry during the First World War, renowned for his stark portrayals of trench warfare and gas attacks. Deeply influenced by Siegfried Sassoon, whom he met while recovering from shell shock, Owen’s work departed from the patriotic war verse of the time, instead conveying the brutal reality of combat and the suffering of soldiers. Among his best-known poems are Dulce et Decorum est, Anthem for Doomed Youth, and Strange Meeting—many of which were published only after his death.
Born in 1893 in Shropshire, Owen developed an early passion for poetry and religion, both of which would shape his artistic and moral worldview. He worked as a teacher and spent time in France before enlisting in the British Army in 1915. After a traumatic experience at the front, he was treated for shell shock at Craiglockhart War Hospital, where Sassoon’s mentorship helped refine his poetic voice.
Owen returned to active service in 1918, determined to bear witness to the horrors of war. He was killed in action just one week before the Armistice. Though only a few of his poems were published during his lifetime, his posthumous collections cemented his legacy as one of the greatest war poets in English literature. His work continues to be studied for its powerful combination of romantic lyricism and brutal realism, as well as its complex engagement with themes of faith, duty, and identity.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
4 (50%)
4 stars
3 (37%)
3 stars
1 (12%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 2 of 2 reviews
Author 2 books466 followers
Read
July 27, 2022
"Şairin bugün yapabileceği tek şey uyarmaktır.
Bu nedenle bütün gerçek şairler dürüst olmak zorundadır."
(s.19)

Okurken arkada savaş seslerini duyacağınız bir şiir kitabı bu. I. Dünya Savaşı'nın kasveti, 5 dakika sonraki bir hücumda ölebilme ihtimali. Kitapta bazı şiirlerde öyle anlatımlar var ki insana savaş ortamının psikolojisini hissettiriyorlar. Kendisi de üzücüdür ki bu savaşta hayatını kaybetmiş bir şairden bu dizeleri okumak aynı zamanda hüzünlü de.

"Sesleri görmeye yetecek kadar ışık yok" (s.107)

Ankara
Profile Image for Dwhale.
316 reviews4 followers
September 13, 2025
Enfes! Enfes, ama savaşın ortasında yazılmış üzüücü, birebir, çarpıcı, iğrenç, korkutucu derecede gerçekçi. Ve zaten Owen'da savaş bitmeden 1 hafta önce öldürülmüş. Ne acımasızlık. İçinden çıkamadığım anlar oldu, sanki oradaymışım gibi hissettiren. Keşke kurgu olsaydı dedim. Ama değil malesef. Hala dünyada milyon tane savaş ve zalimlik oluyor. Birileri dedi diye diğerleri birbirini öldürüp duruyor. Söyleyecek pek bir söz yok. O yüzden sözü Owen'a bırakmak lazım. Bazı bölümler:

_____

ÖNSÖZ

Bu kitap kahramanlar hakkında değildir. İngiliz Şiiri
henüz onlardan bahsetmeye
hazır değil. Ne eylemler ve ülkeler hakkında ne de
zafer, şeref, egemenlik
ya da güç hakkındadır,
yalnızca Savaş hakkındadır.
Her şeyden önce, bu kitabın Şiirle bir ilgisi yoktur.
Onun konusu Savaş ve Savaşın doğurduğu acıma hissidir.
Şiir de bu acıma hissinde yatar.
Bununla birlikte, bu ağıtlar bu nesil için yazılmamıştır,
Böylesi hiçbir biçimde teselli veremezdi.

Bir sonraki nesil için yazılmış olabilirler.
Şairin bugün yapabileceği tek şey uyarmaktır.
Bu nedenle bütün gerçek şairler dürüst olmak zorundadır.
_____

DAHA BÜYÜK BİR AŞK

Ölü İngilizlerin öptüğü lekeli taşlar kadar
Kırmızı değil kırmızı dudaklar.
Aşıkla maşuk arasındaki muhabbet
Saf aşklarına saygısızlık sanki o ölülerin.
Ah Aşk, gözlerin yitiriyor cazibesini
Körleşmiş gözleri gördüğümde ben!

Narin duruşun senin,
Bıçakla oyulan ve Tanrı'nın umursamadığı yerlerde
Yuvarlanıp duran uzuvlar kadar
Güzel sallanmıyor;
Ta ki taşıdıkları vahşi Aşk
Dondurana dek onları ölümün son dermansızlığında.

Sesin o kadar tatlı değil şarkı söylerken.-
Çatı katında mırıldanan rüzgar gibi olsa bile.­
Ne onların artık duyulmayan sesleri kadar
Samimi senin sesin ne de yumuşak
Ve gece kadar berrak,
Kapadı artık onların öksüren acılı ağızlarını toprak.

Hiçbir zaman ateşli olmadın, kalbim,
Geniş de olmadın vurularak büyüyen kalpler gibi;
Ve solgun olsa da elin senin,
Elleri daha solgundu
Senin çarmıhını sıcak soğuk demeden izleyenlerin:
Ağla şimdi ağlayabildiğince, dokunamazsın artık onlara.
_____

YAŞLI VE GENÇ ADAMLAR MESELİ

Ve İbrahim doğruldu, odunu kesti ve gitti,
Yanına ateşi aldı giderken, bir de bıçağı.
Ve ikisi beraber konakladıklarında,
Oğul ishak konuştu ve Baba, dedi,
Baktım da hazırlıklara, ateş ve demir,
Peki bu pişirilecek adaklık kuzu nerede?
Bunun üzerine İbrahim genci bağladı kayışlarla,
Sonra çukur ve hendekler kazdı oraya,
Ve uzattı bıçağını öldürmek için oğlunu.
Sonra birden, bir melek seslendi cennetten,
Dedi ki, elini sürme oğlana,
Ne de bir şey yap ona. Bak,
Bir koç, çalılıkta yakalanmış boynuzlarından;
Bu Kibir Koçunu kurban et oğlunun yerine.
Fakat yaşlı adam dinlemedi bunu ve doğradı oğlunu ...
_____

HİSSİZLİK

III


Ne mutlu hayal gücünü kaybedenlere:
Mühimmat taşımaya engel değildir bu.
Ağırlıklarından kurtulur ruhları böylece.
Tek soğuk acıtabilir artık eski yaralarını.
Her yeri kırmızı gördükten sonra,
Gözleri rahatsız olmaz artık
Kanın kırmızı renginden.
Ve korkunun ilk hedefi olan kalpleri
Daha az yorulmuş olur.
Muharebenin yakıcı sıcaklığıyla
Uzun zamandır ütülenen duyuları
Can çekişenler arasında güler umursamadan.
_____

MARUZ KALINAN

II

Havada asılı kalan solgun kar taneleri yüzümüzde
eriyorKıvrılıyoruz çukurlarda, eski düşlere dönüyoruz ve
kardan kamaşmış
Gözlerle daha yeşil hendeklere bakıyoruz. Böylece
uyukluyoruz,
Karatavuğun öttüğü yerden üstümüze çiçekler
yağarken.
Ölmekte olduğumuz anlamına mı geliyor bu?

Ruhlarımız yavaşça sürükleniyor eve doğru:
koyu kırmızı taşlarla
Kaplanmış gibi duran gömülü ateşlere takılıyor
gözümüz; cırcır
böcekleri çınlıyor; bayram ediyor farecikler:
ev onların olmuş;
Kepenkler ve kapılar hep kapalı:
kapılar üzerimize kapanıyorÖlmeye devam ediyoruz kaldığımız yerden.

Çünkü artık inanmıyoruz yanabileceğine müşfik
ateşlerin;
Güneşin gülümseyeceğine çocuklara, kırlara ve
meyvalara.
Çünkü soğuttu sevgimizi Tanrı'nın aşılamaz baharı;
Bu yüzden buraya uzandık; bu yüzden doğduk,
Ölüyor çünkü belli ki Tanrı'nın sevgisi.
O'nun dondurucu soğuğu bu gece yapışacak bize ve
şu çamura,
Kurutarak ellerimizi ve pul pul çatlatarak alnımızı.
Mezarcılar titreyen ellerindeki kazma ve küreklerle
Zor tanınan yüzlere bakıyor. Gözleri buzlanmış hepsinin,
Ama hiçbir şey olmuyor.
_____

KEDERDEN ÇILDIRAN

Ellerim kazan kaldırdı bana karşı - şerefsizler!
Parmaklarım kıpır kıpır, haylaz çocuklar gibi,
Saatlerdir tutuk sırtım, uzun ve acılı saatler.
Asla 'Rahat!' komutu vermez mangasına Ölüm.
Okuyamıyorum. Bak: boşuna. Alabilirsin kitabını.
Hızlı yaşa genç öl, dostum!
Saçma olduğunu söylerdik o kadar uzun yaşamanın.
Oysa şimdi, yaşlanmamak korkunç geliyor: yeniden
yaşayamamak
Çocukluğunu çocuklarınla, ve öğretememek onlara
vurmayı,
Ateş etmeyi ve avlanmayı, -değişik yollannı acı vermenin!
- Bana da bunlan öğrettiler. Ha, bir de para kazarunayı.
Senin önündeki elli yıl da çok değil belki;
Ama benim yalnızca beş dakikam var. Tanrım! İki sene
Boyunca hiçbir şey yapmaz, hava alırdım sadece!
Ya da bir bahar boyunca! Çok mu uzundur bir bahar?
Bahar havasını çekince ciğerlerime,
Leylak filizleri gibi hızla uzardı bacaklarım.
Displaying 1 - 2 of 2 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.