Theo Padnos -beş parasız Amerikalı freelancer bir gazeteci- 2012'de Türkiye'ye geliyor. İstanbul'dan Antakya'ya geçip orada bir kaç Suriyeli ile vakit geçiriyor. Yemeler içmeler, sohbetler, otelde konaklamalar derken adamlar Padnos'u Suriye'ye götürüyor. Padnos'ta hayaller fora: Savaş muhabirliği yapacak, örgüt liderleri ve üyeleriyle röportajlar yapacak, makalelerini The New Yorker'a falan satacak.
-O kadar hayalperest ve naif biri ki, yazmayı düşündüğü makale konuları şöyle:
“Right away, on my first day in Antakya, I began sending out my pitch letters. What about a story focusing on the music of the Syrian revolution? No one was interested. What about the mysterious-because-incommunicative young men from Libya, France, and Holland one stumbled into in front of the military supply shops in Antakya? “Fascinating,” said one editor, “but not for us.” Austin Tice, a sometime freelancer and full-time law student at Georgetown, had disappeared in Syria in August of that year. A story about Austin Tice? No one was interested. I had an idea about the zany press characters wars attract. What about an update of the 1973 campaign memoir The Boys on the Bus, in which the bus would be the Turkish bars where the next generation of war correspondents was coming of age? No one was interested”
O sırada yaşlı annesi emailler atarak ona ne yaptığını soruyor.
“As they say in Georgia,” she wrote in an email I received the day before my Antakya restaurant reckoning, “ ‘tell me what you know good.’ ” This, I knew, was her way of saying, What in God’s name are you doing in Turkey? Please. Stop being an idiot.”
Ah teyzecim! Bilsen çocuğun bırak Türkiye'yi Suriye'ye gidecek, haberin yok!
Padnos hayaline kavuşuyor, Suriye'ye gidiyor. Lakin onu götüren dost görünümlü adamlar El Kaide bağlantılı tipler çıkıyor ve Padnos'u kaçırıyorlar.
Bu noktada benim düşüncem tam da şu oluyor:
Haftalarca Hatay'da adamlarla takıldın. Bu insanlar bizim ülkemizde yaşadılar. Cihatçı, kafa kesen, bildiğin orta çağ gezgini teroristler yani. Ve bu olay 12 sene önce olmuş. Şimdi kimbilir kaç tanesi daha buralara geldi, geliyor, yaşıyor. Aramızdalar! Kanım donuyor.
Bundan sonrası yokuş aşağı bir yuvarlanma tabi. Türlü türlü işkence, aşağılanma, her gün ölümle tehdit edilme..
Padnos tüm bunları sade bir dille, çok normal şeylermiş gibi abartmadan, hislerini fazla ortaya koymadan, gazeteci soğukkanlılığı ile yazmış. Aklıma İşid'in elinde 40 gün kalan Bünyamin Aygün geliyor, onun da dili benzerdi.
2 yılın sonunda El Kaide'nin elinden kurtulan Padnos bu kitabı yazıyor.
Şimdilerde yeni Suriye gelişmeleri gündemde, malum. Şahane bir röportaj videosunu izledim Padnos'un, 2 hafta önce çekilmiş. Şu an Suriye'nin başına geçen adamlar bizzat ona işkence eden adamlardan bazılarıymış. O zamanlar onların hükümeti devirme, cihadist planlarını ve hayallerini izbe binalar içinde gözleri bağlı şekilde dinleyip, bilmem kaç kişi öldürdüğünü söyleyen Abu Bilmemne kişisine survival instinct sağ olsun Maşallah diyordu, şimdi ekranlarda bu hayallerin seneler sonra gerçek olduğunu gördü. Ne garip.
Padnos, esir olduğu dönemde tanıdığı kişilerin bazılarıyla hala iletişim halindeymiş. Röportajda söylüyor, "Bana yemek getirmişti, açlıktan ölecektim" diyor birisi için mesela. Daha bu sabah onunla konuştum diyor. Stockholm Syndrome to the finest yani.
Tüm yaşadıklarına rağmen Padnos iyimser, umutlu. Hala Arapça'yı seviyor, İslam'ı araştırıyor. (Yemen'de kalmış, Arapça öğrenmiş.) Nefret dolu değil asla.
Umarım kitap Türkçe'ye çevrilir.