Constantin Constantius müstear adıyla yayımlanan Tekerrür’de, Kierkegaard’ın anlatıcısına göre, hayatın kendisi bir tekerrürdür. Kierkegaard’ın, Genç Adam olarak bahsettiği anlatıcımız bu nüktedan ve eğlenceli çalışma boyunca aşkın ve mutluluğun doğasını, zamanın akışını ve zamanda ileriye veya geriye gitmenin önemini keşfeder. Genç Adam tarafından bir sırdaş olarak konumlandırılan Constantin Constantius, adamın bir genç kıza âşık oluşuna, ona evlilik teklif edişine ve sonrasında bu aşktan vazgeçişine tanıklık eder. Filozofun Regine Olsen’le yaşadığı sorunları akla getiren bu eser tam da bu nedenle otobiyografik öğeler içerir.
Kierkegaard’ın diğer eserleri gibi Tekerrür de, hem filozofun kurgu gücünü ve üslubunun güzelliğini okura yansıtıyor hem de felsefesinin önemli yapıtaşlarından estetik, etik ve dini varoluş evreleri arasındaki sınırlara odaklanıyor.
Søren Aabye Kierkegaard was a prolific 19th century Danish philosopher and theologian. Kierkegaard strongly criticised both the Hegelianism of his time and what he saw as the empty formalities of the Church of Denmark. Much of his work deals with religious themes such as faith in God, the institution of the Christian Church, Christian ethics and theology, and the emotions and feelings of individuals when faced with life choices. His early work was written under various pseudonyms who present their own distinctive viewpoints in a complex dialogue.
Kierkegaard left the task of discovering the meaning of his works to the reader, because "the task must be made difficult, for only the difficult inspires the noble-hearted". Scholars have interpreted Kierkegaard variously as an existentialist, neo-orthodoxist, postmodernist, humanist, and individualist.
Crossing the boundaries of philosophy, theology, psychology, and literature, he is an influential figure in contemporary thought.
Ağır dil zaman zaman akışa mani olsa da pek de edebi bir kaygı taşımaksızın değerlendirildiği takdirde; eserdeki sorgulamaların, değerlendirmelerin ufuk açıcı olduğu söylenebilir.