Geçenlerde kardeşim ailecek bir sohbetimiz sırasında "Türkiye' den başka bir yerde doğmak isteyebilirdim" dedi. Biraz şaşırarak ama onu tanıdığım için de endişesiz bir şekilde neden böyle düşündüğünü sordum. "Düşünsene abla...Türkiye' den başka bir yerde doğuyorsun, büyüyorsun ve sonra kendi kendine Türkiye diye bir ülke olduğunu keşfediyorsun. Her şeyin içinde olduğu bir ülke! Harika bir haz olmalı o keşif!" dedi. Ne kadar bilgece ne kadar kendini bilen ve ne kadar kendinden emindi bu sözleri...Bir kere daha "maşallah" dedim.
Sonrasında onun bu sözleri aklımda dönüp durdu. Düşündükçe büyüdü. Büyüdükçe hem mutluluğu hem hüznü aynı anda hisseder oldum. Türkiye gibi hem Doğu' yu hem Batı'yı içinde taşıyan, kadim bilgi ile günümüz imkan ve teknolojilerinin harmanlandığı, seküler yaşam tarzının da kendi inanç ve doğrularını yaşamanın da hayatın her alanında açıkça yer bulabildiği, dört mevsimin yaşandığı, besin maddelerinin-su kaynaklarının bol ve çeşitli olduğu, insanların birbirine güven ve dayanışma duygusunun, merhametinin hâla dünya ortalamasının çok üzerinde olduğu enfes bir ülkede yaşıyoruz çok şükür. Açıkçası bunu ömrünün toplamda iki yılı bilfiil Avrupa' da geçmiş ve bugüne dek 11 ülke görmüş biri olarak yazıyorum. Bu fikirlerimin salt bir milliyetçilik duygusundan ziyade kendiyle barışık olmak, değer yargılarını net şekilde belirleyip onlara sahip çıkarak objektif okumalar yapabilmekle ilgili olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde sıkıntılar, tezatlıklar, olmasa keşke denilen şeyler var mı; elbette var. Fakat bunu kendi durumuna, kendi yozlaşmışlıklarına bakmaksızın biri bin yaparak yayan yabancı odakların gözünden okumak ve böylece yaymaya devam etmek kendimize, var oluşumuza haksızlık gibi geliyor. Ülkelerin yalnızca ekonomik durumları üzerinden değerlendirildiği post-kapital bugünde, bu değerlendirmenin ne kadar sanal bir değerlendirme olduğunu dilerim önümüzdeki günler acı bir şekilde göstermez; fakat gidişatın o yönde olduğu şuan için aşikâr görünüyor. Güçlü ekonomik düzeye sahip görünen bir takım ulus-devletlerin ekonomileri, sermaye sahiplerinin tekelindeyken bu değerlendirme bana oldukça sanal ve pamuk ipliğine bağlı geliyor.
Neyse...kitap tanıtımı için oluşturulan bu sayfayı daha fazla blog yazısı kıvamına getirmeden konuyu bağlayayım. Sayın İbrahim Kalın bu eserinde Doğu ile Batı' nın ortak eksenindeki Türkiye' nin özelliklerini objektif ve derin bir biçimde gözler önüne sermiş. Merkezi Anadolu' ya koyarak tüm dünyayı gezebilmenin doluluğundan, latifliğinden ve zenginliğinden bahsettiği bu kitapta Türk modernleşmesini eleştirel bir gözle ele alırken bize muhteşem bir "Türkiye Muhayyilesi" anlatmış. Okudukça insan hem seviniyor hem hüzünleniyor. İçerikte bulabileceğiniz konularda yer alan Türkiye' nin Toplumsal Muhayyilesi: Muhasebe ve Türkiye' nin Toplumsal Muhayyilesi: İnşa bölümleri geçmiş ile tasavvur edilen geleceği somut şekilde ortaya koyarken Medeniyet Kavramına Giriş - İslam, Şiddet ve Barış - Çokkültürcülük, İslamofobi ve Bir Arada Yaşama Ahlakı - Kültürel Daralma, İrfan ve Açık Ufuk bölümleri bu inşanın sınırlarını ve bir anlamda sınırsızlığını vurguluyor. Öte yandan kitabın ilerleyen bölümlerinde Mevlana, Molla Sadra, Heidegger, Derrida ve İbn Arabî' nin akıl, felsefe, özgürlük ve tefekkür hakkında bize bıraktıkları enfes bir dille anlatılıyor. Son bölümde ise Osmanlı' dan Cumhuriyet' e Beş Müellif Beş Eser' de Katip Çelebi, Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal, Peyami Safa ve Râci' yi yakından tanıma fırsatı sunan yazar, kitabın hakkıyla okunması hâlinde, "medeniyetimiz ve köklerimizle nerden geldik, nereye gidiyoruz, nereye gitmeliyiz, nasıl gitmeliyiz" soruları için alabildiğine açık bir ufuk vaad ediyor. Dönüp dönüp tekrar okunulası bir eser...hacmine kıyasla muhteviyatı adeta bir atom çekirdeğini andırıyor :)