“Üzerlerinde bir sevgisizlik kabuğu taşıyan orta zekâlılar, toplumdaki saygın yerlerini koruyabilir, insanların yaşamları hakkında kararlar verebilir, hepimizi yönetebilir…”
Kimi şiir dizeleri, besteleri ile Türkiye toplumunun söz dağarcığına kalıcı izler bırakmayı başaran usta edebiyatçı Zülfü Livaneli, bu kez, yakından tanıdığımız bir ifadenin kâşifi olarak karşımıza çıkıyor: Orta Zekâlılar Cenneti.
Orta Zekâlılar Cenneti, ilk yayımlanışının üzerinden geçen onyıllara rağmen “orta zekâlı”ların genişleyen alanını ve yozlaşan toplum değerlerini hâlâ net bir şekilde anlatıyor. İnsan soyunu türlü dertlere sürükleyen muktedir “orta zekâlı”ların hikâyesini bir de Livaneli’nin sürükleyici anlatımından dinliyoruz.
Zülfü Livaneli, pek bilgili olmasalar da kurnaz ve uyumlu olarak hayatın her alanına sinen “orta zekâlı”ları, eleştirel bir yolculuğa çıkarıyor. Bu kez kaidelere ve geleneksel kabullenişe direniyor, hesaplaşıyor ve hatta “putları yıkıyor”.
Sanatı güzellik yaratmanın ve kendini ifade etmenin bir biçimi olarak gören ünlü sanatçının, düşünme ve paylaşma uğraşına tüm okurlar davetli… Ve elbette bu davet, içinde bulunduğumuz durumun tüm yanlarını açıkça ortaya koyuyor.
Tam adı Ömer Zülfü Livaneli’dir. 1946 yılında Konya-Ilgın’da doğan Livaneli, yazarlık kimliğinin yanında saygın bir müzisyendir. Müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül almış ve eserleri John Baez, Maria Farandouri gibi sanatçılar tarafından yorumlanmıştır. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300’e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.
Bugüne kadar üç uzun metrajlı film yönetti; "Yer Demir Gök Bakır", "Sis" ve "Şahmeran". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "Altın Antigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre, ve Japonya'da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi bir çok televizyon şirketine satıldı.
Ekim 1986'da Cengiz Aytmatov'un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City'de toplanan Issyk - Kul Forumu'nda yer aldı.
Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu.
1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, orjinali ilk kez 1978’de çıkan "Nazım Türküsü"adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.
Sabah Gazetesi'nde köşe yazarlığına yaptı. Bir dönem CHP'den Milletvekili olarak aktif siyaset hayatına da katıldı.
Kitap yedi bölümden oluşuyor; bir bölümde sanat diğer bölümde siyaset, aşk, edebiyat vs. konularına değiniliyor. Livaneli'nin düşüncelerinin neredeyse hepsine katılıyorum. Ancak bazı konular çok sık dile getirilmiş ve çok tekrar edilmiş. Bunlarda okuyucuyu sıkıyor.
Osmanlı padişahlarına hayran bir Livaneli ile karşılaştım. Sol düşünüp sağcı yaşayanlardan eskiden çok beğenirdim gerçi müziğine hâlâ hastayım hayranlık derecesinde. Bazı eserleri fena değil ne varki bu kitabında birbirleriyle çok çelişen cümlelere batırmış eseri. Olmamış ne yazık ki tabiki hayranları bana kızacak kırılacak onlardan özür diliyorum ne varki düşündüklerimi yazmazsam olmazdı!
Sanırım farklı farklı tarihlerde yazılmış yazılar konularına göre bir araya getirilmiş ve dolayısıyla da herkesin bahsettiği gibi tekrara düşmüş. Zülfü Livaneli'nin dilini anlatmaya gerek yok, oldukça rahat okunan bir kitaptı ancak tek bir endişem var. Bu ülkede 450 sayfa boyunca hayıflanacak şey var da bir tane de mi iyi birşey olmuyor? Kendini "optimist" olarak nitelendiren biri bu umudunu okura yansıtmamalı mıdır?
Kitabın özellikle beğendiğim ve not aldığım kısımlar şu şekilde; * Türkiye iyi niyetli insanlara göre bir ülke değil. * Sürüden ayrılan insanı hiçbir rejim sevmez. Sürüden ayrılmanın, birey olmanın ve kendi kafasıyla düşünmenin en önemli göstergesi ise okumaktır. * Türk toplumunun Tanrı Janus gibi iki yüzü var. Biri Batı'ya, biri Doğu'ya dönük. Biz hem ikisiyiz hem de hiçbiri. Bu iki güçlü yüz arasında kendi yüzümüz gittikçe silikleşiyor. * Yüzlerce yıldır din kavramının öldürdüğü insan sayısı, belki de ruhunu kurtardığı insan sayısından daha fazladır. * Makam sahiplerine tapınma derecesinde bağlılık... Osmanlı'nın yerine Cumhuriyet'in kurulması bile bu özelliği değiştirmeye yetmedi.
Kitap 7 bölümden oluşuyor, her bölümde Livaneli’nin farklı farklı başlıklarda kısaca görüşleri yer alıyor. Görüşlerinin neredeyse %95’ine katılsam da her sorunun temelinde kültürün olduğu çok fazla dile getirilmiş. “Kitap sürekli tekrara mı düşmüş?” dedirtebiliyor yazar her ne kadar haklı olsa da.
Kitaptan bir alıntı: “Ekonomi bile bir mucizeyle kurtulabilir ama bir halkın kaybolan değerlerinin yerine konması için yüzyıllar gerekir.”
Maalesef bizler şu an değerleri yerine koymak yerine kaybetmeye devam ediyoruz.
The book consists of several opinion column of Livaneli about that deformities in the Turkey, history, literature and intellectualism. Good determinations about how Ottoman Empire becomes Arabicized, negative selection examples about Turkey life, Sisyphus rumor and Turkey.
"Neither achievement can create that happiness of one small girl at her face" " Our tradition is like that, beautiful one be cried, ugly one be let to say" "Your possession so much as big, you are as much as little"
Livaneli’nin kısa derleme yazılarından oluşan kitap yalın eleştirel bakışıyla yer yer kafa sallatıyor, tek paragrafla çok şey düşündürebiliyor. Hepimizin diline pelesenk “ne olacak bu ülkenin hali” şiirini de tutturuyorsunuz elbette...
"....zeki insan kurnaz olmaz, kurnazlar da zeki olamazlar"
"Yakalanmadığın sürece suç yoktur. Türk'ler,suçluluk duymaz ama utanır. Bu kültürde rezil olmak,küçük düşmek korkusu,işlenen bir suçun yaratacağı vicdan azabından kat kat güçlüdür."
Yozlaştırılmış bir avuç insan ve onu bu yozlaştırmaya davetkâr hale getiren üst topluluk...
Hangisi orta hangisi üstün burada okur? Türkiye ne çok devrim yaşatmış kendine, ne çok yaptırım ya da zorbalık yaşamış ve halen kalıntılarını üstünden atamamış ne çok insan mevcut. Durum böyleyken kalemi sağlam olan yazar Livaneli, sana bana 9 başlık attığı konularda hayatı sana sorgulatıyor. Memleketin toprak kokusunu burunumuza çalarken sen okur; popüler kültürü, sınıflar arasındaki konumlandırılmayı, doğu batı kültür sentezini, sanatı, politikayı, bilimi, aşkı ve elbet edebiyatı okuyorsun. Lakin kelimelerden çok insan örnekleri üzerinden kulağa küpe mayetinde orta zekalılığın ne demek olduğunu anlıyorsun.
Oldukça keyifli bir okuma yaşadım. Şayet benim gibi Livaneli kalemine sevgi besliyorsanız mutlaka bakmanızı tavsiye ederim.
"Yüzlerce yıldır din kavramının öldürdüğü insan sayısı,belki de ruhunu kurtardığı insan sayısından fazladır. Öbür dünyada kimin cennete gideceği tartışması,birilerini bu dünyadan alelacele yollama tutkusuna dönüşmüş"
I am a great fan of most of his novels, but after having read the first 50 pages of this collection of essays I felt as if I had read the whole book. It is way too patronizing, telling people how to live their lives, criticizing the obvious. Although Livaneli repeats several times that not everyone may have a definite course in life, he simultaneously criticizes those who don't. It is as if he has an image of a perfect person in mind and encourages the reader to become exactly that person. Boooring.
Bu tip kitaplarda tekrara düşülme sorunu normal olabilir. Sonuçta farklı tarihlerde yazılmış köşe yazılarından derleme yapılmış. Ama yine de okuyucuda yarattığı bu his iyi değil. Benim eksik diyebileceğim esas nokta tarihler. Yazıların tarihi dipnot olarak verilse hangi koşullar altında yazıldığı daha iyi anlaşılabilir. Bu tür kitaplar düşüncesine katılsak ta katılmasak ta dünyaya kendimizden farklı gözden bakan insanlar olduğunu anlamamız ve kabullenmemiz açısından olumludur.
Livaneli bu kitapta ülkeye uzun yıllardır hakim olan cehaleti kutsayan, çıkarcı, ikiyüzlü, kötülük yaratan karanlık, “orta zekalı” düşünsel iklimin eleştirisini yapıyor. Bu zihniyete karşı; medeni,aydınlanmacı, okuyan, düşünen, sorgulayan, üreten, bilim, sanat ve kültürün ışığında yol alan zihniyetin tek kurtuluş yolumuz olduğunu, ancak cumhuriyetin başından hatta Osmanlı’dan beri hakim olan bu “orta zekalı” zihniyetle mücadelenin hiç te kolay olmadığını örneklerle göstererek ortaya koyuyor.
Kitap boyunca bahsettiği yazarlar, kitaplar, sanatçılar, entellektüeller ile Zülfü Livaneli’nin düşünsel altyapısına, entelektüel zenginliğine de tanık oluyoruz.
Anlatımı sade, keyifli ve öğretici bir kitap. Tavsiye ederim.
Kız arkadaşım neredeyse zorla elime bir Livaneli verip okutacaktı ki ben gidip bir tane seçtim ve bu önemli kalemle tanıştım. Her ne kadar bu eser bir roman değil kendisinin çok farklı konular üzerine görüş ve yaşanmışlıkları olsa da uzun bir düz yazı eseri çok kısa sürede bitirmem o bana sık sık tavsiye edilen akıcı üslup ve dilin etkisi olsa gerek.
Okurken yazara yüzde yüz katıldığım anlar oldu ki bunlar ekseriyettir ama yeri geldi tamamen zıt fikirlere düştük. Güzel olan da bu kendi fikirlerimle saygı duyduğum hatta dünyaca saygı duyulan bir ismin görüşlerini yer yer mukayese ettim ve yeni şeyler yeni fikirler öğrendim. Bana bir şeyler kattığına inancım tam.
En güzel yanı ise bizim büyük edebiyatçılar müzisyenler aktörler yazarlar dediğimiz isimlerle aynı odalarda sofralarda geçen anılar. Ayrı bir keyif verdi tüm o anektodlar ve yaşanmışlıklar.
Kitabı okurken, sayın Livaneli'nin bilgi birikimine, vizyonuna, vatan sevgisine, ve Türkiye'yi bir süzgeçten geçirmesine hayran oldum diyebilirim. Kitap, 9 bölümden oluşuyor. Ve sürekli sizi sorgulamaya itiyor. Tek dezavantajı dilin bazen tekrara uğraması. Ama bu konuda yazılan bir kitap için ve Türkiye'nin genel durumunu ön gördüğümüzde bunun normal olmasını yadırgamıyorum. ‘Orta zekâlılar, pek bilgili olmasalar da, kurnazdırlar ve uyumludurlar. Üzerlerinde bir sevgisizlik kabuğu taşıyan orta zekâlılar, toplumdaki saygın yerlerini koruyabilir, insanların yaşamları hakkında kararlar verebilir, hepimizi yönetebilir ve pijamaları giyip, balkonlarına kişilik odunları istiflerken, ne bizler ne de vicdanları tarafından rahatsız edilirler. Rasyonel toplumlardaki, ‘bir işi, en iyi yapabilecek kişinin üstlenmesi’ kuralı altüst olur Örgütlü orta zekâlılar, kendi dayanışmalarını kurarak, yetenekli insanı yok eder ve kendilerinden birini oturturlar oraya. Her dönemde, her çevrede ve her aşamada… Zülfü Livaneli, orta zekâlılar için bir cennet niteliği taşıyan Türkiye’den ve değişmekte olan dünyadan, güncel ve çarpıcı yansımalar getiriyor yazılarında. Geniş bir kültür birikiminin süzgecinden geçirerek sunduğu bu gözlemler, günümüz gerçeğinin karabasanını, yüzünü geleceğe dönmenin verdiği umutla aşıyor… Kitap ile alakalı bir sürü not aldım. ve çok güzel kitap tavsiyelerine ulaştım. Özellikle Livaneli'nin, Nazım Hikmet'i, Yaşar Kemal'i, Yunus Emre'yi, Baki'yi, Şeyh Galib'i, Pir Sultan Abdal'ı, Aşık Veysel'i, Mimar Sinan'ı ve nicelerine yad etmesi onları saygı ile anıp saygısını göstermesi ayrıca takdirimi kazandı. Bence herkesin okuması ve üzerinde düşünmesi gereken bir kitap.
Bu kitabı okudum ama içim gerçekten çok sıkılarak okudum. Çünkü gerçekler tokat gibi suratıma çarptı. Türk insanının karakteristik özelliklerini daha çok kötü taraflarını anlatan bir kitap. kitapta genelde bir denemeler dizisi var. kısa kısa yazılar bazılari Yarım sayfa boyutunda yazılar bulacaksınız. Çok hızlı çok akıcı bir şekilde okuyabilirsiniz. Zülfü Livaneli genelde Türk insanının geri zekalı olduğunu yazamadığı için orta zekalılar ismi vermişti olabilir. bazı durumlar var ki gerçekten gerizekalıca davrandığımız oluyor. ne kadar birbirimize anlayışsız olduğumuzu, sanattan bilimden ne kadar uzak olduğumuzu, Eğitim sistemimizin ne kadar gerici,insanların kitap okumaktan çok uzak, bizi yönetenlerin ise bizden daha zeki insanlar olmadığını bulacaksınız Genel olarak kitabı beğendim ama dediğim gibi içim gerçekten çok sıkılarak okudum.
Lumpenliğin ve çürümüşlüğün, yozlaşmanın kitabı desek herhalde abartmış olmayiz. Orta zekalılar tarafından gerçek aydınların nasıl susturulduğunu, ayakların baş başların ayak olduğunu gördük hala da gördük görüyoruz. Eskiden balık baştan kokardı, şimdi ise tuz kokuyor. Halkın,siyasilerin,sanatçıların lumpenlesmesini çok sert eleştirmiş. Livaneli; televizyon açmaya korkar hale geldik diyor. Gerçekten de doğru. Hangi kanali açsam magazin, igrencliklerle dolu gündüz programı, yemek programları. Oturdukları yerleri kokutanlardan sonra, ekranı kokutanlar...
Zülfü Livaneli her zaman ihtiyaç duyduğumuz aydınlığı, bilgeliği, insani değeri karşılayan eserler üretiyor. Bu kitabında özellikle toplumsal değerler, entellektüel birikim, birey olarak var olabilmek üzerine deneme yazılarına yer vermiş. Tespitleri her zamanki gibi enfes. Bazı yazılar konuları gereği birbirini tekrar etmiş.
Kitabı okurken belirli dönemlerde gazete yayınlanan yazar köşelerinde araya sıkıştırılan konuları okuyormuş hissine kapıldım. Okudukça bahsedilen her başlık için aynı fikirde oluyorsunuz ve bu konuları bildiğinizi düşündürtüyor size. Böyle olunca da kitap kendini okutamıyor hissine kapıldım. Zülfü Livaneli’nin okuduğum kitapları arasında okurken sıkıldığım tek kitap diyebilirim.
Zülfü Livaneli'nin kısa kısa köşe yazısı gibi yazılarından oluşuyordu. Ara ara çok tepeden bakan bir üslup kullanıdığını düşünüyorum... Anladık aydınsın! Bir de kadınlar konusunda birkaç garip laf etmiş. Onun dışında genel olarak dediklerine katılıyorum tabii, ama artık Türkiye orta zekalılar cenneti bile değil basbayağı geri zekalılar cenneti.
oh be nihayet bitti,sanki uzadıkça uzadı kitap:) ben bitireyim dedikçe o sayfa ekledi kendi kendine,güzel esermiş,buna karşın bir oylama yapmayacağım. Öğrendim ki bir de daha eski bir baskısı varmış ama bence İnkılap Yayınevinin baskısı güzel.
Gelelim yazara,ara ara Elif Şafak denemelerini düşündürdü bana,eğer deneme seviyorsanız onun kitabına da bir göz atın derim ama bence Şafak plajda okunabilirken Livaneli hiç öyle değil:) Bu yazara şöyle bir dikkati verip okumalı çünkü yazarın bahsettiği konular derin.
Kendisinden okuduğum ilk kitabı oldu,eserinde bahsettiği görüşlere katılmamak elde değil.Daha özgür,daha demokratik,daha adaletli bir ülkede yaşamak benim de dileğim.Daha daha deyip duruyorum ama sadece olması gereken özgürlük ve demokrasiden bahsediyorum aslında.Arada bir "olduk" dediğimiz günler vardı ama sanıyorum artık o günler geride kaldı yıllar yıllar önce.Şimdiyse okuyarak bu karanlıkları kovmak için elimizdeki imkanları değerlendirmek zorundayız.Bir şeyi hatırlatmak istedim;
T.C. Anayasası 2. Madde Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
Anayasamızı unutmadığımız,birbirimize saygılı,haklarımızın bilincinde olduğumuz ve bütün renklerine sahip çıkan bir ülkede yaşamak umuduyla...
Zülfü Livaneli’nin Orta Zekalılar Cenneti, toplumsal eleştirinin güçlü bir sesi olarak, modern dünyada bireyin ve toplumun yozlaşmasını, düşünme yetisinin köreltilmesini ve sanatın giderek değer kaybetmesini çarpıcı bir üslupla gözler önüne seriyor. İlk olarak 1991’de yayımlanan bu eser, 2010 yılında Sanat Uzun, Hayat Kısa ile bir araya getirilerek yeniden düzenlenmiş ve güncellenmiş haliyle okurlarla buluşmuştur.
Kitap, popüler kültürün sığlaştırdığı, sanatın ikinci plana itildiği, düşünmenin tehlikeli sayıldığı ve bireyselliğin yerini sürü psikolojisine bıraktığı bir dünyaya sert bir eleştiri niteliğinde. Livaneli, deneme türünde kaleme aldığı bu eserinde sanat, müzik, kültür, edebiyat, şiir, savaş, politika ve ölüm gibi evrensel konuları işlerken, toplumların değerlerini nasıl yavaş yavaş yitirdiğini gözler önüne seriyor.
Kitapta beni en çok etkileyen bölüm günümüz gerçekleri ile oldukça örtülen Gergedan hikayesi oldu.
Hikaye, insanların yavaş yavaş gergedanlaşmaya başladığı bir dünyada geçer. Başta bu dönüşüme direnen bireyler bile, yalnız kalmaktan korkarak, dışlanmamak için zamanla değişime boyun eğer. En sonunda, neredeyse herkes gergedanlaşmıştır ve bireysel düşünce yerini sürü psikolojisine bırakmıştır.
Livaneli, bu hikaye ile Eugène Ionesco’nun ünlü Gergedanlar oyununa göndermede bulunarak, toplumun baskısı altında bireyselliğin nasıl yok edildiğini ve otoriter sistemlerin insanların düşüncelerini nasıl tek tipleştirdiğini eleştirir.
Zaman zaman artık bitse diyerek okudum ama çok güzel notlar aldım, bir o kadar da güzel olduğuna inandığım kitap isimlerini listeme ekledim. En kısa zamanda onları da okuyacağım. “Egoyu öldüren tek şey aşktır. Türkiye’nin Batılı olması, kendi kültürünü korumasıyla mümkün olacaktır. Dünyada başarıya ulaşmış ‘taklit ülke’ yoktur. Türkiye kadar gösterişe düşkün bir yer görmedim desem abartmış olmam herhalde. Bunun nedeni, insanların kendi iç dünyaları ve değerleri için değil, birbirleri için yaşamakta oluşlarıdır. … Türk mutfağı ise, Batı şehirlerinin varoşlarındaki ucuz kebapçı ve dönercilerle temsil ediliyor.” Ve daha niceleri… Şimdiden herkese keyifli okumalar.
Livaneli her kitabinda bana mutlaka guzel seyler ogretiyor. Bu kitapta da cok guzel seyler katti. Yer yer bir buyugumle dertlesiyor ve nasihat aliyor gibi hissettirdi, samimiydi. Cunki ayni fikirleri paylasiyorum fakat ulkeyi ve ulke insanini surekli yeriyor olusu fikirdas olmama ramen beni bile rahatsiz etti. Insanimiz bahsettigi kadar kotu olamaz. En azindan (yazisinda gecen) bir ambulansa yol vermeyecek kadar kotu olamaz. Yermekten cok yapilmasi gerekenleri konusmak isterdem bu kitapta kendisiyle. Yinede kattiklari icin iyiki okumusum
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kan Çiçekleri'ndeki Gibi Bölük bölük olmuş çaylar dereler, hiç biri denize varabilmezmiş ...Livaneli Kan Çiçekleri'nde ne de güzel anlatmıştı Sol'u. Sol kendi içinde bütün olup beraber hareket edip yürüyemezken, Sağ aldı başını gitti. Bir hiyerarşi bir hiyerarşi, sorma gitsin. Birbirini çılgınca tutan, birbirinin arkasını kollayan, tepedeki ne dediyse alttaki kuzuvari denileni dinleyip harfiyen uyguluyan zihniyetle nasıl baş edebilirdi ki Türkiye Sol'u. Kolektif çıkarları ön planda tutarken kolektif hareket etmeyi becerememek... Maalesef, sonra döner döner ağlarız hâlimize...
Genel kultur gelistiren bir kitap. Turk toplumunun entellektuel nefretini, hamurunun bozuldugunu, bazen Paris in neden kultur sehri oldugunu isleyen bir kitap. Icinde guzel kitap tavsiyeleri de var. Livaneli nin muzik ve edebiyat konularindaki gorusleri de bir hayli kayda deger. Nesli tukenen bir Renaissance insani. Ayrica, Yasar Kemal ve Nazim Hikmet'e olan saygisi kendileri hakkinda daha fazla ogrenmeye yonlendiriyor.