Kerem Bakıcı’nın ilk öykü kitabı “Toprakta Büyür mü İnsan?”, alıç ağaçlarının gölgesi üzerine düşenlerin, pişmanlığına bir ömür adayanların, inatçı bir doğanın, kışın ve baharın anlattıklarını bir araya getiriyor. Sık sık doğa seslerinin karıştığı öyküler çınlayan, tıkırdayan, hareketli, değişken, hızlı bir soluğu taşıyor.
“Kasaba aşağılarda kaldı. Kerpiç, sıcak ve eski. Kel Tepe’nin başı gökte. Eteklerine dizilmiş üç beş boranhane. Göz göz… Katran, feldir, canlı. Gün ışımadı henüz. Gökyüzünde sarı, kırmızı haleler. Cıbıldak tere batan Haris, adımlarını sıklaştırdı. Alnında geceden kalma bir ağrı, zonk zonk. Yıkık dökük boranhanelerden birine daldı. Kanat çırpışları her yanda. “Güvercinler tek gözleri açık uyur, derlerdi de inanmazdım.””
Kerem Bakıcı'nın ilk kitabı olan bu eser, yeni yazarlarda bulunması elzem olan bütün güzel özellikleri bir arada bulunduruyor: burada acemilik kokmayan, yazmaya ve anlatmaya alışmış bir kalem; birbirinin aynı olmamayı başarabilen anlatım üslupları ile sıralanmış öyküler çıkıyor karşımıza. Yeni yazarların ilk eserlerindeki anlatım ya da kurgu acemilikleri okuma zevkine hasar verebilirken burada yazarımız ilk hikayesinden son hikayesine dek hem kaleme hem de kurguya hâkim olduğunu hissettiriyor. Kitabın ikinci ya da üçüncü oykulerinde karşımıza çıkan kısa, diyaloğa dayalı küçük anlatimlar ve üsluplarin aslında diğer öykülerle beraber kitaba çok uyan ve ona ilginç bir dinamizm veren bir seçim oldugunu söyleyebiliriz, önce kisa hikâyelerle giriş yapıp ardından yazarın kaleminin tadını daha çok almamızı sağlayan daha uzun hikâyelere geçiyoruz. Hikâyeler boyunca kimi yerde diyaloglar, kimi yerde anlatıcı değişiklikleri, kimi yerde daha sembolik ve kapalı bir anlatım, kimi yerde de daha yalın ve sade bir tarz görülüyor. Her biri bir şekilde ölüm ve ölmekle ilgili bu hikâyeler hem bir mekândan, bir şehirden ya da bir beldeden bahsediyor, hem de bunu hem kıpırdayan ve hareket eden, hem de sessiz ve hareketsiz kalabilen bir dille ve üslûpla yapıyor. Yazarın bu tarzı bence bir ilk kitap için çok iyi bir sonuç çıkarıyor ortaya. Bu tadı hissedebiliyoruz, hatırlayabiliyoruz sonradan.. bir yazarın bunu başarabilmesi iyi bir özellik.
Güzel edebiyat için yazan ve anlatan, anlatabilen yeni ve genç yazarlar..ne mutlu size.. ne büyük bir edebiyat nehrinde yüzüyorsunuz ve ne güzel, ne kadar güzel yazıyorsunuz, yazabiliyorsunuz...
Kerem Bakıcı'nın ilk kitabını edebiyatı seven her okura öneririm. İnşallah daha nice kitabını okumak nasip olur.
Toprakta Büyür Mü İnsan içerisindeki öykülerle bağlantılı , her öykünün başında nefis birer epigraf ile başlayan bir öykü kitabı. Seçilen epigraflar çok yerinde başlı başına öykülerin ana teması. Öyküler kesinlikle okura gül bahçesi vaad etmiyor . Gül bahçesinden kastım pamuk gibi konular . Bu kitaptaki öyküler gerçeklerin ta kendisi . Ben severek okudum, bazı öykülerin değindiği konular, içerikleri beni kederlendirmeye yetti. Postta paylaştığım altını çizdiğim cümleler o öykülere ait. . Dilerim yazardan bu öykülerdeki • dertlerin aynısından • bir roman da okuruz .