Ersin Karabulut Türkiye’nin en önemli çizerlerinden. Benim için ise belki en iyisi. Bir deha.
Aynı şeyi öykü üretimi için söyleyemiyorum. Yine ortalama üstü bir öykü performansı olduğunu kabul ediyorum ama çizgilerindeki deha başka. Uzun yıllardır dergilerdeki işlerini takip ediyorum. Çizgilerini sevenler olarak yıllardır Yeraltı Öyküleri’nin kitaplaştırılmasını bekliyorduk. Nihayet (Fransızca edisyondan sonra da olsa) ilk kitap geldi. İlk diyorum çünkü o arşivden başka kitaplar da çıkabilir gibi geliyor.
Yeraltı Öyküleri’ne gelirsek… Dergilerde okurken de çizgilerini çok beğenir fakat özellikle bazı hikayelerin sadece “underground” olsun, tuhaf olsun, marjinal olsun diye yazılıp, çizildiğini hissederdim. Böylesi bana noksan gelirdi. Lombak’ın genel çizgisi ve kapağı da öyleydi. Bu görüşlerime rağmen sanatlarına kapılır, okumadan edemezdim. Kitap seçkisini yaparken iyi bir hazırlık yapılmış; benim yukarıda “çok bayılmadığım” diye sınıflandırdığım öyküler azınlıkta. Daha ziyade alegorik bir anlatıma sahip hikayeler tercih edilmiş. İyi de olmuş. İlk baskısı Fransa’da yapılan, sonrasında İspanyolca konuşulan ülkelerde de ciddi teveccüh ile karşılanarak (bizim bile göğsümüzü kabartan) kitabın seçkisi rüştünü beynelmilel ölçekte ispatlamış oluyor böylece. Öykü seçimi burada da kendini göstermiş.
En sevdiğim hikayeler:
Korkuluk
Üç Yüz Dokuz
Hamur
Profesyonel
G=0
Taş Devri
Dot.
Oda olmuş. Epey de olmuş hani.
İşaret etmeye gayret ettiği noktayı anlamakla beraber “Ali” öyküsüne üzüldüm. Çünkü hikayede dindar, sağcı, muhafazakar kavramlarını/insanları hikayede tersinden eleştirdiğinin aynısı ile tek bir torbaya doluşturmuş, (hikaye aracılığıyla) algılama kapasitesi düşükler diyerek de tüy dikmiş. Öyküye global bir işleyiş ve kötü son yazarak mesajını tümevardırmış. Önermesinin değiline dair, tanımladığı kısır modern tanımının komplikasyonlarına dair çok şey yazılabilir ya… Neyse. Siyahlar ve beyazlar, Gerçek Kötüler ve Ayı Yogiler (bkz. Laff A Lympics) yok sürtünmeli dünyamızda.
İnkılâp çizgi roman yayıncılığında tecrübeli olmamasına rağmen gıcır gıcır basmış. Boyutlar tatmin edici, büyük, frankofon usulü. Renkler canlı, baskı net. Sadece ilave “hardcover” seçeceğim aradı gözler. Sonradan hardcover basarlar da ekstra masraf çıkarsa tadımız kaçacak, “beraberinde bassaydınız ya” diye sitem edeceğiz, o ayrı :)
Ersin Karabulut daha çok üretsin, arşivde kalan işleri kitaplaştırılsın, hatta çizgideki dehasıyla aşık atabilecek yazarlarla kolektif işler yapsın temennisi ile…