*Sanata gerçek gücünü veren şey, sıradan olanı en yüce duyguyla ele almaktır.* Jean-FrançoIs Millet Barbizon Ekolü’nün öncü ismi Millet’nin zorlu yaşam mücadelesi. Devrimlerle çalkalanan Avrupa’nın karışık siyasi ortamı ve Barbizon Ekolü’nün kuruluş hikâyesi. Millet’nin Théodore Rousseau ve Gustave Courbet gibi çağdaşı ressamlarla olan ilişkisi ve Sürrealizm’in önemli ismi Salvador Dalí üzerindeki yoğun etkisi. Resimlerinin derinlerindeki şifreler ve çocukluğuna ilişkin izler. Fransız Realizmi’nin önemli ressamı Jules Breton’un kırsal yaşamın güzelliğini ve asaletini yücelten enfes resimleri ve kendisi gibi yetenekli kızı Virginie Demont-Breton’un anne, çocuklar ve balıkçılar üzerine yaptığı çalışmalar. Van Gogh’un Jules Breton ile tanışabilmek için gösterdiği insanüstü çaba. Modern resmin babası Cézanne’ın Émile Zola ile olan arkadaşlığı, Kübizm’e giden yolda Picasso üzerindeki etkisi ve Camille Pissarro gibi Empresyonistlerle olan derin bağı. Resimlerindeki modern resmi tetikleyen geometrik formlar. Romantizm’in karanlık çocuğu Francisco Goya’nın uzun sanat yaşantısı, mitolojik ve tarihi eserlerinin çok yönlü incelemeleri. Goya’nın hayatına ilişkin doğru bilinen yanlışlar. Saray ressamı olmasına karşın toplumsal olaylar karşısındaki duyarlılığı, hicivsel resimlerinin şifreleri. Ve ismi Empresyonizm’le özdeşleşen Monet’nin yaşantısı, eserlerinin detaylı incelemeleri. Soyut resmin önemli ismi Vasili Kandinski üzerindeki etkisi, Édouard Manet, Frédéric Bazille ve Edgar Degas’yla olan arkadaşlığı, Empresyonizm’in ayırt edici özellikleri. Tüm bunların yanında Paul Signac ve Charles Gleyre gibi sanatçıların eserleri ve sanatlarının püf noktaları da bu kitapta. Umberto Arte ile Sanat 3 sizlere eşsiz bir sanat okuması vaat ediyor.
Bu seriye yeni başladım ancak anlatıcının üslubuna bayıldım ve serinin diğer kitaplarıyla devam edeceğim. Sanat tarihinin dedikodu arşivine de yer vermesiyle beni yakaladı. Cezanne’ın Van Gogh’un resimlerini görüp “doğrusunu isterseniz pek beğenmedim, bunları sanki bir deli yapmış gibi” demesi gibi anlatılardan söz ediyorum. Neyse tabi ki Van Gogh’u yedirmeyiz :)
Umberto Arte, sanat kitaplarını çok sevdiğim bir yazar. Kendisinin tablo analizlerini ve betimlemelerini çok seviyorum. Fakat bu kitap, serinin diğer kitaplarına kıyasla daha az başarılıydı diyebilirim. Betimlemeler ve verilen bilgiler kaliteli ve bilgilendiriciydi onda bir sıkıntı yoktu. Benim için sorun, yazarın bir sanatçıyı ve eserlerini anlatırken belirli bir sıraya başvurmamasıydı. Diğer kitaplarda da aşağı yukarı böyleydi fakat bu kitapta nedense benim fazlaca gözüme battı bu unsur. Ben kronolojik bir şekilde olayları anlamaya çalışırken habire geleceğe ve geçmişe gidip durdu ve bu benim anlamamı çok zorlaştırdı bir süreden sonra. Bunun yanı sıra yazarın tekrara çok düştüğünü düşünüyorum, mesela Monet den bahsederken neredeyse her cümleye “Monet” yazarak başlamış. Bu da okuma zevkimi (en azından Monet bölümünü) bozdu. Ayrıca üslubunun çok değişkenliğe uğradığını fark ettim. Örneğin bir sanatçı hakkında cümle kurarken ilk iki cümleyi bir didaktik metin yazarmışçasına daha resmi bir dil kullanıp, devamında daha familier; samimi ve gündelik bir dile kaymış. Bu geçişler de gözüme batmadı değil. Bu saydıklarım benim okuma zevkimi ciddi derecede bozan şeylerdi. Genel tavsiyem not alarak okumanız, bu kaybolmanızı bir nebze engelleyecektir. Yazarın diğer kitaplarını okumayı sürdüreceğim, dediğim gibi betimlemelerini ve tablo analizlerini seviyorum.
BU SERI BU SERIYE BAYILIYORUM KAGIDININ YAPISI SOHBET ICI DE OLMASI BILGIYE BOGMAMASI AMA AYNI ZAMANDA OGRETMESI harika kesinlikle harika yeni iki kitabi cikmis asiri pahalilar almak istiyorum