Diriliğimizi nasıl yok edeceğimizi, duyarlılığımızı nasıl köreltebileceğimizi o kadar mükemmel öğreniyoruz ki, varolmaktan öte bir yokolmak kaygısı sarıyor ruhumuzu.
İlk olarak 1994’te yılında basılan, daha sonra yasaklanmasına rağmen defalarca yeni baskısı yapılan 666, 2019 Temmuz’unda aramızdan ayrılan küçük İskender’in yaratıcılığını özgürce sergilediği bir metin-şiir. Alayın, şehvetin, alacakaranlığın, isyanın içinden yazılan, hayat kurtarmak için kötünün dilini konuşan, iyiye ulaşmak için de şeytana kulak veren bu benzersiz ve alabildiğine cesur metin nihayet yeni okurlarıyla buluşuyor.
Derman İskender Över (28 Mayıs 1964, İstanbul), Türk şair, eleştirmen.
1964 yılında İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi son sınıfında okulu bıraktı. Ardından İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümüne girdi, 3 yıl sonra bıraktı. 1980'li yıllardan başlayarak günümüze kadar çeşitli dergilerde şiirler, eleştiriler, denemeler yazdı. İlk şiiri Milliyet Genç Sanat Dergisi'nde, İskender Över ismiyle çıktı. Profesyonel olarak 1985'te Adam Sanat Dergisinde şiirleri yayımlanmaya başladı.
Bu kitabı öyle kaotik bir dönemde içgüdüsel olarak elime aldım ki, ne kadar doğru bir karar olduğunu şimdi anlıyorum.Ben bu kitabı okudum ama bir yandan da İskender beni okudu. Hızır gibi yetiştin İskender,nerede bir sokak kedisi görsem seni hatırlayacağım artık!
bu kitap ile ilgili ne yazsam eksik kalacağını biliyorum. neredeyse her sayfasında altını çizdiğim birkaç cümle var, neredeyse her sayfasını kenarından kıvırdım. bu dünyadan iyi ki bir küçük iskender geçti.
"akrebin zehirli oluşu, birini sokmuş olma suçunu hafifletemez" s.28
"sat hatıralarını, antika seni ilgilendirmiyor bugün. herkes kendi azrailinin pençesindedir unutma ve inkar et sana tüm öğretilenleri. şık ol. bütün katiller iyi giyinirler çünkü. bedeninin gaz halini tasavvur edebiliyor musun? ben, ediyorum! eriyerek ölebileceğine aklın yatıyor mu? hayatının makul bir karşılığı olabilecek mi? böyle yaşamayı sürdürürsen, pek sanmıyorum. haydi! tecavüz, bir değer verme biçimidir. beni düzerek giriş anlamını kurtarmaya ve sağlıksız ilişkilerini korumak için çabala! şık ol. bütün katiller iyi görünür çünkü." s.96
"ya annesini sevecekti ya da beni. kim bilir, hala düşünüyordur." s.111
"gittiğimiz yerde, ben öleceğim. çıplak delikanlılar leşimin çevresine toplanıp latince ağıtlar söyleyecekler. sen o gün de beyaz giyeceksin. herkes seni teselli etmeye çalışarak saçmalayacak. çünkü sen, benim ölümümle bundan önceki hayatına bir bahane buldun bile. ben senin şiirinim. ben senin definenim. ben senin tabutunum." s.128
"kendine gel! kendine gel! kendin evde! kapıda kalmazsın!" s.137
"bir iftira, bir ihanet olarak ortaya çıkartılmıştık. evlerimizden çok uzaklaşmıştık, kaybolacaktık, bunu istiyorduk, bunu arzuluyorduk. yaramazdık. yaramazlık, uranyumdur. önümüz yoktur. rüzgar kimliğini açıklasa, biz tutuklanacaktık." s.189
Bu sefer biraz zorlayıcıydı. İrkildiğim yerler de oldu, gerildiğim yerlerde. Bırakasım geldi okumayı. Ama bırakamadım. Herhalde tüm kitaplarını okumam gerekecek.
Bazı notlar: _____
akrebin zehirli oluşu, birini sokmuş olma suçunu hafifletemez _____
Ahlak, kurumlaşmanın temel ilkelerini belirler. Dinobur-dur. İktidar, onu kitlelere yönelterek daha kudretli olmanın yollarını arar. Küçük hanımlar, beyler yetiştirilir. Entelektüel anarşizm potansiyelini gözardı ederek tırnakları bakımlı, cebinde her zaman temiz mendil bulunan efendi bir ulus düşleri görür ahlak. Hep beraber misafirliğe gidilecektir. Mahçup durmanız tembihlenir. Statüdür, sosyal roldür, kariyerdir. Hesabı erkek ödemelidir. _____
Ahlak, sanata yanlış yapar. Ondan çekindiği için, küçümsemeye yönelir. Yok sayar, iteler. Kopup gitmesini engellemeye çalışır. Tutamaz. Ahlak, sindirmektir. Sömürmektir. Aetik, ahlaksızlık değildir. Bireyin gerekli davranış modelini kendi kendisine bulmasından yanadır. Aetik, bu yazının yazılmasına, yazılmış olmasına bile karşıdır. Talimat yoktur. Tatbikat vardır. Beden yoktur: boyut vardır. Cemiyet yoktur: iç vardır. Kalp yoktur: kehanet vardır. Yaşama tutunmak, süreğen bir cinnet anıdır. Kabullenen bunu sırtlar. Kabullenemeyen, adabıyla oturur. Her şeyden önce bir kere, şiir ahlaksızlıktır. Masum bir ihtiyaç sayılamaz. Ne diyor Nietzsche: 'Kendi alabileceğin bir hakkı, bırakmayacaksın sana vermelerine!. _____
“…Ben çocuktum. Unutmadım. Unutturmayacaklar. Beni bu revirlerde tımar edemezsiniz! Ben yine, kaçak girdiğim bu yeryüzünde, yaylı sazlar arasına sızıp, kendi oyduğum düdüğümü çalacağım! Varsın kırmızı ışıkta dursun otomobiller; ben serilip yere, gökte kaç yıldız var acaba, diye sayacak kadar hayalperest, pervasız, korumasız ve sonsuza kadar salak kalacağım! Yemin ettim, ruhumun üstüne kuma almayacağım!”
Sanki Kadıköylü entelektüeller bir araya gelip yazmış gibi bir kitap. Boguldum!!!!!
Kitap hoşuma gitti bazı yerleri, okunabilir, fakat yanlış bir zamanda okursanız başınız ağrır. Büyük büyük cümleler kurmuş, bazen "sus artık" diyorsunuz.
Bilemedim 20´lerimin başında benim maruz kalmamam gereken bir kitaptı. Aşırı kadın meraklısı, elinde şarap, plak koleksiyonu yapan ve isteğimin dışında bana "yürümeye" çalışan orta yaş krizindeki - batı kasabalarında yetişmiş bağnaz hal hallı Türk erkeği hissiyati verdi tüm kitap.