"Son yirmi senenin karışıklıkları inanılmaz oldu; İngiltere, Hollanda ve İspanya krallıkları bir tiyatrodaki sahneler kadar hızla değişime uğradı. İlerideki nesiller tarihimizi okudukları zaman, bir roman okuduklarını zannedecek ve tek kelimesine dahi inanmayacaklar."
Cunta ve Bonanza'dan oluşan Karışıklık'nın son bölümü Orléans düşesi Liselotte'un Hanover elektresi Sophie'ye 1706'da yazdığı bir mektuptan bu alıntı ile başlıyor ve Barok Döngü Üçlemesi'nin son kitabı Dünyanın Sistemi'nin de girişini oluşturuyor.
Üçlemenin ilk kitabı Cıva'ya yazılan (olumsuz) yorumlardan bazıları, bin sayfalık kitapta okurun saatler süren okumada bir türlü bir olay örgüsünü yakalayamadığı (çünkü anlatılan bir olay olmadığı) eleştirileri içeriyordu. Karışıklık'ı okuyanlar, yaklaşık bin sayfalık Cıva'nın sadece bir giriş olduğunu, gelişmelerin Karışıklık'da şekillendiğini ve (henüz okumadığım için) muhtemelen sonucun da üçüncü kitap olan Dünyanın Sistemi'nde anlatılacağını fark edecektir.
Karışıklık iki kitaptan oluşuyor: Cunta ve Bonanza. Cunta'da kurgusal karakter Eliza, Bonanza'da diğer kurgusal karakter Jack'in öyküsünü izliyoruz. XVII. yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın başı arasında geçen 10-15 yıllık dönemde Eliza Avrupa'nın bir şehrinden diğerine gezerek karmaşanın Avrupa boyutlarını, Jack ise Cezayir sahillerinden Mısır'a, Hindustan'a, Filipinler'e, Japonya ve Meksika'ya uzanan bir macera öyküsü ile dünyanın geri kalanındaki boyutlarını anlatıyor. Isaac Newton, Leibniz, XIV. Louis, Orange'lı William, Büyük Petro bu kitapta da boy gösteriyor. Onlara Cezayir ve Hint denizi korsanları, Japon şogunları, cizvitler, Huguenot'lar, Alman prens ve prensesleri, Yahudi ve Ermeni tüccarlar, Afrika köleleri eşlik ediyor. Gerçek tarihsel olaylar zaman zaman Eliza ile Leibniz (ve kurgusal karakter Daniel Waterhouse) arasındaki mektuplar, zaman zaman da Stephenson'un renkli anlatımı ile kurgusal gelişmelerle resmediliyor. Bir taraftan bilim ve felsefedeki gelişmeleri, bir taraftan Avrupa'daki siyasi gelişmeleri, bir taraftan da Meksika'dan Avrupa'ya, oradan da Asya'ya akan gümüş ve altın ticaretini, Avrupa'da banker ağlarını, itibari para ve kredi sisteminin ortaya çıkışını ve "borsa manipülasyonlarını" izliyoruz.
Böylece Liselotte'un mektubunda bahsettiği karmaşadan, ordo ab chao'nun, kaosun içinden doğan tarihsel düzenin ekonomi-politiğini öğreniyoruz. Stephenson modern dünyanın doğum sancılarını olağanüstü renkli ve eğlenceli sahnelerle anlatıyor. Tarih kitaplarının ve ansiklopedilerin yüzbinlerce sayfada anlattığı bu "karışıklık" dönemi, muazzam bir edebi eserle çok kolay anlaşılır hale geliyor.
Meksika'da engizisyonun zindanlarına düşen Moseh ve Jack arasında geçen bir diyalogda, onları engizisyonun karanlığından kurtaracak olan "aydınlanma" da ima ediliyor. Jack pek inandırıcı bulmasa da Moseh, Meksika'da engizisyon zindanlarında ağır işkencelerden geçerken, daha 1701 yılında XVIII. yüzyılın "aydınlanma yüzyılı" olacağını müjdeliyor.
Özellikle Jack'in maceraları Zaman zaman "Kamçılı Adam Indiana Jones" filmlerindeki fantastik olay örgüsüne benzer biçimde anlatılsa da, Karışıklık'ı büyük bir keyifle sadece eğlenerek değil, aynı zamanda tarihsel gelişmeleri öğrenerek okudum.
Kitabın edebi değerini merak edenler için de küçük bir alıntı yapmak isterim:
"Tik güvertenin rengi, yıpranmış demir grisinden daha sıcak bir tona dönüşüyordu, sanki güverte altında bir ateş yakılmış gibiydi. Jack körfezin çıkışına doğru baktı ve nedenini gördü: artık ufkun bir karış üstünde olan güneş, körfezin üstündeki buhar bulutlarının arasından bir delik açmıştı. Hala gölgelerde ve silah deposunun temellerini çevreleyen durgun koylarda gizlenen ufak buhar kümeleri, rüzgarın sürüklediği tozlar gibi ani ısıdan kaçıyordu. Buna rağmen hava durgundu. Ama belli belirsiz bir gümbürtü Jack'in dönüp doğuya bakmasına neden oldu. Manila artık apaçık görünüyordu, duvarları ve kale burçları amberden yontulmuş ve arkadan yakılmış bir ateşle aydınlatılmış gibiydi. Şehrin arkasındaki dağlar görülebiliyordu, ki bu çok nadir bir durumdu. Onlarla karşılaştırınca, İspanyolların en yüksek binaları bile döşeme taşı kadar alçak ve yassı görünüyordu. Ama bu dağlardan da büyük, yukarıdaki sonsuz gökyüzünden kendilerini doğuran, birbirine geçmiş gerçekdışı bulut formasyonları vardı, sanki takımyıldızların şahsiyetleri ve hayvanları, sönük yıldızlarla tasvir edilmekten bıkıp evrenden aşağı inmiş ve tayfunlardan yapılmış kıyafetlere bürünmeye karar vermişti. Ama aralarında kimin en nefis ve parlak buharlara sahip olacağı konusunda bir anlaşmazlık var gibiydi ve tartışma her an şiddetli bir hal alabilirdi. Henüz yere hiç yıldırım düşmemişti ve bazı bulutların bıraktığı yağmur çağlayanları, daha dağların seviyesine inemeden başka bulutlar tarafından yutuluyordu." (S. 766-767)
Turgut Berkes'in çok başarılı çevirisinin de hakkını teslim etmek gerekiyor.
Edebiyat zevki almak isteyenlere, tarih meraklılarına, ticaret ve paranın tarihine ilgi duyanlara, tarihsel kurgu, spekülatif kurgu severlere hararetle tavsiye olunur.