"Önceleri gönülsüz ve çekingen olan Nergis arkadaşlarının neşeli hal ve tavırlarından, yalan yanlış uyduruk cevaplarından yavaş yavaş gecenin manasına ve gayesine uyandı. Burada kendisinin başta gözü açılmamış bir sığırcık yavrusu gibi sandığı üzere hayatının ebedi aşkını bulmak için değil, eğlenmek, gırgır ve şamata için bulunuyordu. Bu iyi niyetli, eli yüzü düzgün ama azıcık kalın kafalı oğlanlarla bırak uzun vadeli bir ilişki kurmayı, bu akşam dahi beraber eve dönmeyecekleri açıktı. İşin ucunda hiçbir beklenti olmadığını, burada söylediklerinin ve yaptıklarının hiçbir manası olmadığını idrak edince gevşedi. Oğlanlara durumu çok çaktırmadan, o da işi sululuğa vurmaya başladı. Bir an zihninden, üçlü bir takım olmanın verdiği güvenle bir ‘erkek gibi’ flört ettiği geçti.”
İç sıkıntılarını, güvensiz arayışları kat eden yolun neşeyle döşendiği bir roman.
Klasik edebiyatın romantizmi, 21. yüzyılın huylarıyla-sularıyla nasıl iş tutar?
İyi eğitim almış, oturmayı kalkmayı bilen bir Nergis, “Kezban Roma’da” durumuyla nasıl baş eder?
Kulağa küpe:
“‘Kız muhabbeti’ asla sadece ‘kız muhabbeti’ değildir!”
ilk kitabı için yazdıklarıma tekrar baktım, evet bu kez daha derli toplu bir roman olmuş. ki bu romanda sezen hanım da bir karakter olarak görünüp kayboluyor ve romanı için benzer laflar ediyor :)) arka kapakta dendiği gibi "kezban roma'da" durumu değil aslında romanda anlatılan. ana karakter nergis ipek epey kentli, burjuva kökenli, eğitimli bir birey çünkü. bence roman genç bir kadının 30'larında kendini bulması, hayatı ve ailesiyle barışmasını anlatıyor. ve tabii arkadan akıp gelen kızkardeşlik duygusu tüm romanda baki. filmlere, romanlara, şiirlere, şarkılara göndermeler, 70'li yıllar yeşilçam filmlerinden fırlamışa benzeyen diyaloglarla aslında ünlüönen'in çok eğlendiğini düşünüyorum yazarken. o neşe bize de geçiyor. çok geveze ve nergis'in sesi olmuş bir tanrı anlatıcı var ki kafamı karıştırdığını söyleyebilirim. ben anlatıcı daha mı yakışırdı bu romana diye çok düşündüm. bu gevezelik bazı gereksiz yani romana hiç katkısı olmayan tipleri anlatırken de sürüyor. böyle böyle ilerlerken sonda da sanki hop hadi bakalım toparlıyoruz gibi bir acele var. ama sevdim mi? sevdim. akademi ve son dönem beyaz türkler, ıssız adamlar hakkında... müthiş bir gözlem ve anlatım var. burada bu kadar yazayım çünkü belki başka bir yere daha uzun uzun anlatırım ;) * şunu ekleyeyim ama lale ela karakteri inşallah bir tek benim zihnimde gaye su akyol olarak canlanmamıştır, eğer öyleyse fena :))
yazarın ilk kitabı 'kıymetli şeylerin tanzimi', benim için bir kurtarıcı gibiydi; karakterlerin hayat yollarını takip etmek, içlerinde açtıkları pencereleri seyretmek, geçirdiğim kötü bir dönemi atlatmama, kendi sesimi aramama yardımcı olmuş, sanki sırtımı sıvazlayıp "ha gayret" demişti, o sebeple yeri çok ayrıdır. imtiyaz da yine benzer, buhranlı bir vakitte (buhrandan bol ne var zaten) kapımı çaldı. nergis ipek'in büyüme, yeşerme ve affetme öyküsünü okumak bende yine bir "ha gayret" sıvazlaması olarak yerini buldu. çok sevdim. bitince göğse bastırılmadan edilemeyen bir kitap daha yazmış sezen ünlüöen.
kitap boyunca beyaz türk, akademi ve sanat-sepet camiasına dair o kadar yerinde tespitler var ki "evet, tam bugünü, şu anı anlatıyor, nasıl da görmüş, nasıl da yazmış" dedim okurken sık sık; nergis'in türkiye'ye dönünce kendini içlerinde bulduğu topluluk da bana ekseriyetle kadıköy-moda hattında konuşlanan ve kimileri gerçekten yetenekli, kimileri sadece koyunun olmadığı yerde keçi olan ve fakat hepsi ortak biçimde orta-üst sınıfa mensup tayfayı hatırlattı, hatta lale ela'yı bazen lalesu akyol diye okudum. :)
nergis, eylem ve dilrüba arasında köklenip gelişen kız kardeşlik, kitabın en tatlı, en güzel tarafıydı bence. üçünün evde geçirdiği zamanları kocaman tebessümlerle, yer yer duygulanarak okudum. "keşke hakan'a, kerim'e, irem'e hatta ben'e ayrılan satırların hepsi bu üçlüye ayrılsaydı da eylem ve dilrüba'yı daha iyi tanısaydık" şeklinde bencil bir isteği de -bahsi geçen karakterlerin kitabın izleğini beslediğini düşünsem de- bastıramıyorum. kitabın içinde, nergis'in kimi zaman o an tanıştığı, kimi zaman hiç tanımadığı kadınlarla arasında filizlenen kız kardeşlik anları da pek güzel, pek hisliydi. eminim kadın okuyuculara daha çok dokunmuştur o kısımlar. imtiyaz'da da tıpkı kıymetli şeylerin tanzimi gibi anlatının arka planında daima humor vardı, hatta bence yeşilçam, çalıkuşu ve popüler kültür göndermeleriyle çok daha eğlenceliydi. bu yönünü de çok sevdiğimi belirtmek istedim.
yazarın ilk kitabıyla ilgili eksik bulduğum her şey burada tamamlanmış. öncelikle neşeli ve daldan dala atlayan, gönderme dolu, yer yer kahkaha attıran dili; sonralıkla kuşak olarak benimle aynı kuşağa mensup, birebir aynı toplumsal statüde olmasak da illa ki ortak dertlerimizin bulunduğu bir kadın ve çevresiyle ilgili, günümüz türkiye'sinde geçen hikayesi benim bu kitapla ilgili ufak tefek düzeltme arzularımın önüne geçip beş yıldızı veriverip geçmemi sağlıyor.
bir yandan da tatlı tatlı yapılan sınıf eleştirileri çok hoşuma gitti, ne yalan söyleyeyim. sosyal medya ile iyice gözümüze sokulan "yahu bu adam/kadın ne iş yapıyor, bu değirmenin suyu nerden geliyor" dediklerimiz ve her kuruş için mücadele etmesi gerekenler bir araya gelince oluşan o gerilim ve frekans uyuşmazlığını çok doğal vermiş yazar. bunun sadece maddi konulara değil, en basit konulardaki bakış açılarına kadar hayatın her anına yansıyan bir şey olduğunu çok iyi gözlemlemiş. ilk kitabında da gözlem gücünü övmüştüm ama burada başka bir seviyeye taşımış, bayıldım.
güneş yerinde göndermesi var yahu, ben bu kitabı sevmeyeyim de ne yapayım. hele o sonu... 30'lu yaşlarındaki t.c. kadınları adına teşekkür ediyorum sayın ünlüönen'e. düzeltme isteği doğuran şeyleri düşünürken kendi kendime "öf bi sus be" dedirtecek kadar keyifle okudum.
Sezen Ünlüönen ile yolum Sine sayesinde kesişti. İlk önce Kıymetli Şeylerin Tanzimi ni okudum, düşülen bazı tekrarlar olsa da bir noktada kendisiyle yıldızımızın barışacağı belliydi. Bu kitap o nokta oldu, tam da ihtiyacım olan zamanda okumak da benim şansım sanırım. Bu kitaptan edebi bir şölen ya da yıllar sonra "türk klasikleri" arasında sayılması beklentisiyle okursanız muhtemelen hiç hoşlanmazsınız. 30'lu yaşlarında, kök sal(a)madan yaşayan, kendini sorgulamalara doyamayan Nergis'in iç dünyasıyla dürüst bir şekilde yüzleşmesini okuyorsunuz. Bir yerlerden kendinize dair izler yakalıyorsunuz, bazı illet karakterlerde tanıdığınız insanların sayfalara sıkışmış haliyle karşılaşıyorsunuz. Göndermeleriyle, sonu belli diyaloglarıyla ve modern zaman dertleriyle; zaman zaman kahkaha attıran, arada anlayışla kabullenilen tam bir kötü zamanlarında iyi hissetmenin yolunu açan kitaplardan. Çok keyif aldım.
Son yıllarda sürekli üstüne düşündüğüm şeyleri ve kendi yaşamımda tezahür eden olayları bir kez de burada Sezen Hanım'ın kaleminden okumak kendi zihnimde bir yolculuğa çıkmak gibiydi. Hatırladıklarımla yüzleşmem için elimden tutan biriyle birlikteydim sanki. Nergis'in kararlarının bir kısmı benim de kararlarımdı. Çoğu zaman bunlarla yaşamak için elimden geleni yapıyorum ve kendimi bu durumu kanıksamış sayıyordum; yine de her şeye uzaktan bakabilmek bana hem çok iyi geldi hem de beni çok zorladı. Geçmişten getirdiğimiz kinlerin, kırgınlıkların ve anlaşmazlıkların, bakış açılarının önemini kaybetmesiyle umursanmaz hale gelmesini ya da yeterince uzaklaştığımız için olayları anlamlandırmanın kolaylaşmasını ve bunun sonucunda da uzlaşım doğurmasını Sezen Hanım çok güzel bir şekilde aktarmış.
Kitabın her bölümünde Sezen Hanım gelip zihnimde, yüreğimde, bedenimde açık duran ya da sardığımı bildiğim yaralara dokundu. Kimini kaşıdı kimini okşadı. Yüzleşme cesaretimin olmadığı yerlerde bana zaman verdi, beni yatıştırdı. Cesaretlendirmek için bana kız kardeşlerimi hatırlattı ve elimden tuttu. Uzlaşmayı ve affetmeyi gösterdi. Her bölüme derin nefesler alarak başladım, her bölümü gözyaşlarıyla tamamladım. Bana bu kadar çok şey hissettirdiği için Sezen Hanım'a çok teşekkür ediyorum.
Ama Nergis'in dediği gibi; "İyiyim, iyiyim. Azıcık katarsis oldum sadece."
her geçen günün bir öncekini arattığı bir dönemde böyle neşeli bir kitap okumak çok iyi geldi. ilk kitabıyla potansiyeli olduğunu göstermişti Sezen hanım, bu kitabıyla daha neler neler yazacağının teminatını vermiş oldu. kitabın havası neşeli olmakla birlikte kitaptaki tüm kadınlara ayrı ayrı üzülmeye yetecek malzeme var. mal ekin'e hak ettiği şekilde bir hikaye yazmasına çok sevindim. dilruba seninle yakın arkadaş olmak istiyorum, bana ulaş lütfen. kitabın tek handikabı erkek okuyucuya hitap etmez. iyi edebiyat okurunun %95'i kadın olduğuna göre çok da büyük bir kayıp sayılmaz bence. kıps kıps.
İmtiyaz, yahut Cici Kızlara Bir Roman bir 8 Mart günü meydanlarda bitiyor. Onca yolu (akademik buhran, kalp kırıklıkları, anne-baba yarası, yetişkinlik krizi) aşıp olduğu haliyle kabulü kızkardeşlikte tadıyor Nergis.
İlk kez Sezen Ünlüönen okudum. Bence yazar tam bir “overthinker”. Nergis de öyle. Roman da aslında çoğunlukla kafasının içinde yaşayan genç bir kadın olan Nergis’in hayatla temas anlarının izdüşümlerinden müteşekkil (yazarımız kelimeleri özenle seçiyor, bu ona kıyağım olsun). Bu yansımalar “olduğu gibi” aktarılıyor. Çok iyi bir gözlemci olduğuna sizi eminim ki ikna edecek yazarımız bir düşünceyi billurlaştırana kadar damıtıp sonra onu adeta bir matematik formülü netliğinde paylaşıyor. Satırlar boyu süren upuzun cümleler belki de bu sayede su gibi akıp gidiyor.
Günceli de çok iyi yakalayan bir roman İmtiyaz, hem dili hem de ışık tuttuğu yerler itibariyle. İmtiyazın bağlamdan bağımsız olmaması (yoksul Türk vatandaşının yanında tuzu kuru sayılmak ama Amerika’da ya da Avrupa’da Türkiye’de baskı altında yaşayan, göç edip kendini kurtarmış zavallı kadın kimliğine ısrarla hapsedilmek), akademik ortamların toksikliği ve sıkıcılığı, kendini entelektüel sanan erkeğin çekilmezliği, entelektüel kadının yalnızlığı, zihninin içinde çok eğlenen ve kendine “aslında komik kızsın” dediğini sık sık hayal ettiğim Nergis’in yolculuklarıyla harmanlanıyor, karanlık ve kasvetli şeyler nüktedan bir dilin içerisinde eriyip gidiyor. Gözümde yazar “yerli ve milli” Ottessa Moshfegh.
Tez yazıyorsanız ve kararlarınızı sık sık sorguluyorsanız, hayatınızı nasıl idame ettireceğinize dair kaygılarınız varsa, her şeyi içine atan ama kafası aslında çok sesli, çok renkli biriyseniz, romantik prensiniz şerefsizin biri çıktıysa, hiç öyle uzun uzun tasvirler okuyamam güzel vakit geçirmek isterim, gülmek isterim diyorsanız bence İmtiyaz’lı bir okur olmayı düşünebilirsiniz.
Not: Kitabı hiç güzel anlatamadım ya. Anlatamadıkça da aslında ne kadar çok katmanlı bir metin olduğuna, parçaların birbirine ne kadar iyi oturduğuna iyice kani oldum. Okuyunuz!
Yazarın ilk kitabı “Kıymetli Şeylerin Tanzimi”ne 5 puan vermiştim. O kitaba beş puan vermemi sağlayan neredeyse hiçbir özellik bu romanda yok. Yazar hikâyesiz, karaktersiz bir roman yazmış. Züppece bir tutum kitabı rehin almış. Yazarın kanona ne kadar hâkim olduğunu ve Avrupa’daki entelektüel yaşamı, bilmek istemeyeceğim kadar öğrenmek zorunda kaldım. Bir sürü cici kız tarafından etrafı sarılmış olmasına rağmen Nergis karakteri zihnimde oluşmadı. Nergis’in varlığı “ötekiler” için başlı başına bir eleştiri olacakken, diyalog sayılmayacak göndermeler ve jenerik tespitlerle bu sağlanmaya çalışılmış. Kısacası, ilk kitabındaki “insan”yerini canlılığını yitirmiş bir kurguya bırakmış. O kurgu da başlı başına sorunlu. İlk romanın kredisini tüketen samimiyetsiz bir günce okuduk; o oldu yani.
3,5 Keyifle okunan akıcı bir romandı Nergisİpek'in Amerika, İtalya ve Türkiye maceraları ama bana sorarsanız bir "Kıymetli Şeylerin Tanzimi" değildi, o hala bir numaram. Araya sıkıştırılan moda geyiklerden-yaşım itibarıyla olabilir-yer yer sıkılmış olabilirim ama kızkıza muhabbetlerden ve Nergis'in düşünce balonlarından bazı aydınlanmalar yaşadığımı ve hayatımı sorguladığımı da itiraf edeyim. Okuyunuz derim...
Bitireli çok olmadı, içimin taşlarını tam yerine oturtamadan yazıyorum bunu. Bazı kitaplara ne kadar ihtiyacımız olduğunu onları ancak okuduğumuzda anlıyoruz. Bu kitap da benim için böyleydi; "hmmm, yine güzel bir şey okuyacağım sanırım"dan başlayıp "benim buna ihtiyacım varmış"a sonra da belki haddim olmayarak "Türkçe edebiyata yeni bir güzellik geldi"ye uzanan bir serüven oldu okuyucu olarak.
Her yanında -benim bulmam için yazıldığına emin olduğum- müthiş göndermeler bulunan; kendi kuşağına ve entelektüel çevresine içerden ve muzır adeta Jane Austenvari bir bakışla yazılmış bu kitabı kitaplığımla birlikte kalbime de kaldırdım. Şimdi Sezen'in* yeni kitabı gelene değin çıkarıp çıkarıp okuması kaldı.
*Sanırım şunu söylemekten gurur duyuyorum. Bu kitabı çok uzun süredir bekleyen, Kıymetli Şeylerin Tanzimi'ni annelerimize, flörtlerimize okutan kooca bir arkadaş grubu olarak yazara adıyla seslenmek cüretini (tıpkı adaşına bu şekilde seslenenler gibi) kendimizde bulmamız gerekiyor.
kitabi okurken hem cok guldum, hem de cok hüzünlendim. hem kendimi, hem de sevdiğim pek cok tanidigimi buldum kitapta. yolu doktoradan, yurtdisinda yasamaktan gecmis pek cok turk kadininin yasadiklarini anlatmis Sezen Hanim. Dünkü ve bugünkü beni bana anlatmış. Kruvasan-kahve ikilisiyle başladı ve romaninin sonuna kadar devam etti. Farkimiz var tabii. Nergis kadar cesur olamayan taraftayım, ama onun gibi hep sınırlarda yurudugumden ve hep neden diye sorduğumdan, nergisle beraber ben de tekrar 26-30 yaşları arasındaki donemime dondum. Zurihte gol kenarında ayaklarını sarkıtıp düşünen, üzülen Busra ile basbasa kaldım. Hem Nergise hem de o Busraya roman boyunca sarilmak istedim. Bazı yerler cok vurdu. Kendisinin de dediği gibi doktoram sonrasında benim de yaptigim "kendi deger yargılarıma uygun bir hayati, etraf ne derse desin, kendi uygun gördüğüm sekilde yasamak cesareti degildi bendeki, kendi degerlerimle hayatin arasındaki makas acildikca, hayatimi degerlerimle uyumlu hale getirmek yerine degerlerimi mevcut hayatıma uygun hale getirmek icin geriye çekmekti, çitayı her adim adimde biraz daha düşürmekti"
Nergisle beraber, ben de gecmise dondum, onunla paralel ama daha cesur bir yolu secsem nolurdu tekrar dusundum.
Sezen Hanimin kalemine, emegine sağlık. Belki Boston'da bir kahvecide kruvasan yerken kesişir yolumuz, bilemedim. Muhabbet ederiz belki. Bilinsin "kiz muhabbeti" asla sadece 'kiz muhabbeti' degildir.
ayni yolda birlikte yürüdüğüm tum kiz kardeşlerime selam olsun.
sesli kitap olarak dinledim. etrafımda çokça övüldüğü için beklentim yüksekti sanırım, ama bir türlü sevemedim. her şey çok çok, olaylar, hikayeler, kişiler, duygular... bu kadar çok olay olay olunca e bazıları ister istemez "öff o kadar da değil" dedirtiyor bana, gerçekçiliğini sorgulamaktan değil de, fazlalığından her şeyin.anne ve babayı affetme kısmı bir miktar içime dokunsa da genel olarak barışamadım bu kitapla ben. özellikle sonundaki, nasıl geliştiğini asla anlamadığımız bu kızkardeşliğe dönüş nedense eğreti duruyor. bambaşka bir temadan oraya geçtiği için olabilir.
yakaladigim ve yakalayamadigim tum gondermeleri ile, kim ne derse desin en az su an kurmakta oldugum cumle kadar karisik, basi sonu belirsiz ama ayaklari yere son derece saglam basan eglenceli ve esasli cumleleriyle, bakmayin boyle blogger turkcesiyle yazdigim diyaloglara deyip bazi kisimlarda kullandigi kelimeler ve dille uslubuna ve zekasina hayran birakip okuru sasirtmasiyla oldukca farkli ve keyifli bir kitap okudum.
Yazarın ikinci romanı. İlk romanı daha derinlikli bir eserdi. Bu romanda da bir çok yazar, çizer, ressam, filozof düşüncesi ve teorisi ile yer alsa ve bağlamına oturtulmaya çalışılsa da, bende; eğreti duran zorlama bir anlatı düşüncesi oluşturdu. Eserde geçen yabancı kelimeler, yiyecek içecek isimleri de aynı duyguyu oluşturuyor. Bu durumu ilk romanında da tespit ettiğimi anımsıyorum.
Akıcı bir anlatımı var. Hikaye, bir çok kişinin ilgisini çekebilir özellikte. Biraz eğitim sorunlarına, kadınlık hallerine, yanlızlığa, iletişimsizliğe ve farklı entelektüel düzeylerdeki kişilerin çekişmelerine ve anlaşılamamazlığa dair bir şeyler içeriyor.
Güçlü gibi görünen, zayıf kadın karakterleri ve cinsiyetçi dili sevmediğimi söyleyebilirim.
Uzun zamandır okurken bu kadar sinirli hissettiğim bir kitap olmamıştı. Kıymetli şeylerin tanzimi’ndeki doğal dialoglara, gözlemlere, vay be dedirten detaylara o kadar tezat bir anlatımı var ki! Nergis’in görüntüde entellektüel ama içi boş arkadaş çevresini hissettirebilmek için kullandığı zorlama dil, kitap boyunca yorup durdu. Derinliği olmayan Nergis ve Ekin karakterlerininin dertlerini anlayabildiğimiz noktada biraz toparlanır gibi olsa da bendeki son bıraktığı his büyük bir hayal kırıklığı maalesef.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bu sene çok iyi kitaplar okudum. İçlerinde en iyisi diyemem ama en eğlencelisi bu kitap ; defalarca kahkaha attım okurken . Başından sonuna dağıldığını düşündüğüm cümleler ve biraz “ kör gözüm parmağına” durumu yok mu , var ; ama bir yandan da öyle bir sevimlilik ve samimiyet var ki muzip bir çocuk gibi ; insan her şeyiyle seviyor - en azından bana öyle oldu.
İlk kitap o kadar özeldi ki, beklentim biraz yüksekti haliylen ama aradığımı bulamadım. Güzel bir hikaye, güzel gözlemler ve ince göndermelerle dolu. Ancak bana yetmedi, hoş vakit geçirdiğimle kaldım sadece.
Okuyanlar arasında, görüşüne değer verdiğim hemen herkesin çok beğendiği ve yazarın eserleri arasında baş sıraya yerleştirdiği İmtiyaz'ın neden böyle değerlendiğildiğini anlamak kolaymış. Özgün bir hikayeyi, kurgusu, tonu, akıcılığı tam kararında dengeli bir anlatımla sunduğunu düşündüğüm romanı çok beğendim. En değerlisi başta olmak üzere çevremdeki kadınların öyküleriyle görebildiğim kadarıyla denk düşen detayların canlılığı da cabası oldu. 8 Mart'ta biten kitabı, hemen arifesinde tamamlamış olmam da güzel bir denk geliş oldu bence. Bu vesileyle gün de kutlu olsun dilerim.
ince görüşler, hepimizin bunalımları, sorgulamaları, yarım kalmış, hiç yaşanamamış aşkları ve nihayetinde gelen o uzlaşının yerleştirdiği hafiflik, salınım. nergis ipek, ben kendimi mi okudum acaba?
“Hayatın bazı anlarında insan, tam işte o noktada lazım gelen cümleyi bulup söyleyebilseydi, her şeyin başka türlü olmuş olacağına, açılan kapıdan doğru basamağı tutturup geçebilseydi yepyeni bir âlemle karşılaşmış olacağına ikna olur. Boş bulunup gafil avlanıp eşiğinden geçilmemiş o kapı insanın peşini bir ömür bırakmaz değil de elbette, en azından bir müddet ağızda sızlayan bir yara gibi olur olmadık zamanda akla gelir.”
Okurken yer yer “Acaba bunlar benim ağzımdan mı çıkıyor?” diye düşündüğüm, bütün benzerliklere rağmen Nergis’in hayatındaki farklılıkları sezinlediğim, kendi bakış açımı, ailemle ilişkimi, belki’lere, what if’lere takılışlarımı oldukça sorgulatan bir kitap oldu. İyi ki kendi Nergis iken başkalarına Eylem ve Dilrûba olanlar var, umarım ben de olabiliyorumdur.
Yazarın ilk romanı gibi bu da lıkır lıkır gidiyor. Akranımla sohbet eder gibi, kız kardeşliği hissederek okudum. Bayağı bayağı ihtiyacım varmış böyle güncel bir roman okumaya ve o kadar da dert olmayan günlük dertler ile ilgili dedikodu yapmaya. Yalnız, isterdim ki Nergis dışındaki karakterleri az daha tanıyalım. O da romanın nazar boncuğu olsun.
çok sevdiğim, döne döne hatmettiğim kıymetli şeylerin tanzimi (kşt) hatrına imtiyaz'ı da büyük bir heyecanla aldım ve bir çırpıda okuyup bitirdim. kşt'deki o çok sevdiğim tatlı çocuksuluk (ya da sezen'le tanışan nergis'in ifadesiyle o "cutesy" anlatım) yerini hafiften karanlık bir olgunluğa bırakmış. hayattaki dertler daha bir derinleşmiş, daha da varoluşsallaşmış. orhan veli'den bourdieu'ye metinlerarasılığın dozu artmış. özleri aynı olsa da (kşt'deki gülendam'la dilrüba'yı çok benzettim mesela. ya da demir'le ekin'in benzerliğini görmemek mümkün mü? nergis de sevim ve ezgi'nin hatta biraz da pınar'ın tek potada erimiş hali olsa gerek... diğer yandan nergis'in kalabalık ailenin keyfini hiç tadamamış olması da tatlı bir tezat.) kişilerin konuştukları konular da ağızlarından çıkan kelimeler de farklı bir düzleme sıçramış.
ama erkekler yine en zarif biçimde kalp kırıyor, kadınlar yine kırıldıklarını gösteremeyecek kadar kuvvetli olmak zorunda ve yine her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göre... yine arada gülümseyerek arada gözümüz dolarak çeviriyoruz sayfaları. kşt için, "sırf zamanında birlikte gezip tozdular diye istemedikleri kişilerle evlenmek zorunda kalanların, yanlış zamanda yanlış kişilere aşık olanların, uzaktan sevenlerin, farklı olmaya çalışanların, diğerleri gibi olmaya çalışanların, kabul görmeye çalışanların, kendine kızanların, başkasına kızanların, canı çok ama çok sıkılanların, bir çıkış arayıp bulamayanların, kendi kendini doğuranların da romanı aynı zamanda. velhasıl aslında biraz hepimizin romanı" demiştim bir keresinde. bu bağlamda imtiyaz'la, kaldığımız yerden devam ediyoruz.
bu arada kitap çıkalı bir sene olmuş neredeyse ama ben goodreads arkadaşım olan sezen'in (evet, ta kendisi! 😎) bu sayfadaki başka bir yorumu 'beğen'mesinin akışıma düşmesiyle tesadüfen haberdar oldum. ben de atlamış olabilirim ama sanki iletişim yayınları da biraz az mı duyurdu ne? teessüflerimi sunuyorum kendilerine...
Sezen Ünlüönen’i ilk kez birikim dergisinde yazdığı “Bir ihtimal Daha Var” yazısı ile tanımış ve yazdığı her şeyi okuma arzusuyla dolmuştum. Yeni kitabının ilkine göre daha iyi yorumlar alması sebebiyle bununla başlamıştım ki, ne oldu? Türkçede neredeyse artık hiç kullanılmayan, ne anlama geldiği unutulmuş bazı kelimelerin kullanılması, bazı cümlelerin ingilizce ya da İtalyanca öylece dipnotsunuz bırakılmış olması.. Lale Ela ve ekin dışındaki herkesin kitapta karaktersizce insanın aklında bir silüet bile oluşturmayacak şekilde, sanki başka birinin dublörü gibi anlatılmış olması…kitaba tutunamadım, kimseyle ortaklık kuramadım. Kitap üstümden aktı, gitti.
Alaturka ve up to date bir Jane Austen girişimi, ama Austen'da olamayacak aydınlanmalarla bitmesi güzel. Kendi hayatıma çok yakın bulduğum ortamlar, yerlerle ilgili zeki gözlemlerle dolu bir roman. Gerçekçi gözlemler bazen çok gerçekçi (Lalela Gaye Su Akyol sanki mesela, ya da aradaki bazı şakalar Twitter şakası), insanın aklı güncele kayıyor. Yine de su gibi, bir çırpıda okunan, bugüne dair bir roman arayanlara tavsiye ederim.
Genel olarak yazarın ritmini beğeniyle takip ettim, bana hitap etmeyen yerleri oldu ama yazarın tercihi sonuçta fakat kitabın sonu, son anda iliştirilmiş bir son. Kızkardeşlik teması bu sonu inşa etmeye yeterli değil.