Defne Suman’ın bu seçkisi, İrlandalı şair Seamus Heaney’nin, “Şair, yitik yeri şimdi şiirinde yaratmak zorundadır” dizesinin çağrışımlarından doğdu. Başka yazarlar da “Kaybolmak için otobüslere binmişler midir? Akşam eve döneceklerini bile bile karşıki istasyona geçip ters yöne giden trene atlamışlar mıdır? Kapalı kapıların ardında gizli avlular, şehrin ‘yasak’ mahallelerindeki kuytu geçitler, pasajlar onları da çekmiş midir? Kaçış (ya da kalış) hattını yazıya bağladılar mı? Bana güvenli evimden kaçmamı buyuran ses onları da yerlerinden etti mi?”
Bu tohumdan filizlenen öyküler, anılar, anlatılar bir araya geldi. Türkçenin usta kalemlerinin evden kaçış ve/veya geride kalış anlatıları bu kitapta toplandı. Kaçanların, kalanların ve bazen kovulanların hikâyeleri…
Eve kapandığımız şu dönemde, evde oturarak evden kaçmanın yollarını düşünenler için...
Defne Suman was born in Istanbul and grew up on Prinkipo Island. She gained a Masters in sociology from the Bosphorus University and then worked as a teacher in Thailand and Laos, where she studied Far Eastern philosophy and mystic disciplines. She later continued her studies in Oregon, USA and now lives in Athens with her husband. The Silence of Scheherazade was first published in Turkey and Greece in 2016 and is her English language debut.
Üzerine çok düşündüğüm bir konu eve gitmek, evden gitmek. İyice düşünmeme sebep veren bir derleme oldu Evden Kaçmanın Yolları. Benim için çok özel bir kitap zaten, emeği geçen herkese teşekkürler. 🙏
Bazen güçlü hikayeler iyi bir roman kadar tat bırakıyor, kalanını kendimiz tamamladığımız için belki de.. Okurken sıklıkla çocukluğuma döndüğüm, bazı kokuların burnuma kadar geldiği nostaljik ve hüzünlü bir okumaydı. Derken Kırkıncı Oda’da Edip Cansever karşıladı beni “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk Hiçbir yere gitmiyor.” “Oruç Aruoba yerini yitiren kişi yola çıkmak zorundadır der, ben de yola çıkıyorum, cebinde yeşil ibrişimli küçük kızın cesaretini, kararlılığını taşıyarak. Kendi düzenimin peşine düşüyorum. Doğduğum, büyüdüğüm, okuduğum, para kazandığım şehri, artık benim olmayan evleri ardımda bırakarak. Bedeli neye mal olursa olsun asla pişmanlık duymuyorum. Kendi zincirlerimi kendim yaparak, kendi ayaklarıma takıyor, bağlıyorum. Özgürlüğüme kavuşuyorum. Sonuçta yolunu kaybetmek istemediğim, dönmekten hiçbir zaman kaçınmadığım, siyah tahta tabaktaki cümlenin anlamını keşfettiğim o evi buluyorum.”
Benim için kıymetli ev ve kafamı hep meşgul eden gitmek/kaçmak/kalmak üzerine 24 harika öykü… Ev nedir, neresidir? Gitmek/kaçmak sorunları çözer mi, hele de yüreğimiz, aklımız geride kalmışsa? Bizi biz yapan anılar kaçmaya neden mi, engel mi? Mesafeler, şartlar, imkanlar nedeniyle birbirinden farklı görünen evler aslında birbirlerine benzemiyorlar mı? Gülerek, ağlayarak, düşünerek, notlar alarak okudum. İstisnasız bütün öyküleri sevdim. Ancak bazıları bende daha derin izler bıraktı. Orhan Pamuk'un öyküsündeki dar, sıkıntılı zamanlarla hüzünlendim. Nurhan Suerdem'in yeşil ibrişimi kapandı zannettiğim yaraları kanatmış olmalı, uzun süre gözyaşlarım durmadı. Ayşe Sarısayın'ın anlattığı kadın çok tanıdık geldi, hep kendimizi biricik zannediyoruz ya bir kez daha öyle olmadığımızı hatırladım. Belli ki bu kitabı başucumdan ayırmayacağım, öyküleri tekrar tekrar okuyacağım…
Kolektif kitapları, aynı tema üzerinden farklı bakış açılarını sunduğu için çok seviyorum. Bu kitap da oldukça başarılı bir öykü/anı derlemesi olmuş, evden kaçma ya da eve dönme üzerine. Bende en derin iz bırakan İsmail Güzelsoy’un öyküsü oldu. Orhan Pamuk, Feryal Tilmaç, Volkan Emre Çalı ve Yalçın Tosun’un öyküleri de benim için öne çıkan diğer öyküler.
Hayatın içinden çeşitli kaçma hallerinden oluşan samimi bir seçki. Bir evden kaçanların, amaçsızca bir yere kaçanların, kendini yollara atanların, hiç gitmediği yerlerin düşünü kuranların, sadece somut bir mekandan değil, kendinden kaçanların, evini bedeninde taşıyanların öyküleri.
Tam bir duygu karmaşası içinde okudum. Bazen tatlı bir hüzün sardı içimi, bazen taş gibi oturdu içime. Bazen gülümsedim bazen ağladım. Bazen kendi anılarıma daldım. Günün sonunda dedim ki edebiyat sağaltır. Gerçekten sağaltır.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Ev; kaçmak istemelerimiz, dönmek istemelerimiz, güvenli kozalarımız ama bir yandan da barikatlarımız. Inanilmaz ama ne kadar benziyor evlerimizle hikâyelerimiz; Nisantasi'ndan Orhan Pamuğun ev imgesi ile Igdir'dan Ismail Guzelsoy'un ev imgesi bile aynı hüzünlü tatta buluşuyor. Pazar aksamlarımiz meselâ ne kadar benziyor birbirine, anne babaların kavgasının çocuk ruhumuzdaki karşılığı, sıcağı, soğuğu, muftağı, büfesi, yemegi, banyosu ne kadar benzer. En ergen, çok uzaklara gitmek istiyorum isyanlarımız ve bu evle ilgili tüm meselelerimi çözmeden bir yetişkin olamayacagim fark edislerimiz ne kadar benzer. Vee ne çok ev'dik bu sene. Evden çalıştık, evde kaldık, hayatı eve sigdirdik, sakin olduk champ evdeydik...Bu kitap, Defne Suman'in fikrinden doğmuş. Konusu, ana fikri ev olan hikayeleri ile 24 yazar bu seçkiye katılmış. Uzun uzun anlatisimdan belli olacağı üzere ba-yil-dim.
Evden ayrılma ya da eve geri dönme ile alakalı 24 öykü barındırıyor. Takip ettiğim 4-5 yazarı bu derlemede görünce, hemen edinmek istedim. Geldiği ilk haftada da tükettim. 3 öykü hariç beklediğimi bulamadım. Sanki birileri "bir ay içerisinde bir seçki yapıyoruz buraya 3-4 sayfa bir şeyler karalar mısın" demiş de bu kitap ortaya çıkmış gibi hissettirdi. Kurgusuz metinlerde bu havayı alıyorum genelde ve öykülerin çoğu kurgusuz. Betimler maalesef kuvvetsiz, içerik keyifsiz. Kaldı ki şahsen en netameli öykülerde bile keyif alabilen biriyim. Güzel yanlarına geçelim. Orhan Pamuk, Ayşe Sarısayın ve Ayşen Bayazıt Melik'in öyküleri ise çok çok iyiydi. Özellikle Orhan Pamuk'un hikayesi, romana evrilebilecek derecede güzeldi, çocukluğumuza kaçmanın yollarını anlatmış resmen. Sırf bu hikaye için alınabilir.