Sadece çarpma ânında tüm algılarımın ne kadar keskinleştiğini hatırlıyorum. Dünya farklı bir yer gibi görünmüştü gözüme, düşüncelerim dışında her şey yavaşlamış hatta durmuştu. İnsanların yüzlerinde dehşet vardı ve ben ölüm öncesi iyimserlik denilen kavramın varlığından haberdar değildim. Evet var böyle bir şey. Artık öğrendiniz. Ölmeden önceki son saniyelerinizde asla ölmeyeceğinizi düşüneceksiniz. Son ânın içindeymiş sonsuzluk.
Tek katlı, bahçeli evlerin olduğu otoban kenarındaki gizemli mahalleden oyuncu belleğin dehlizlerine, kuyuya fısıldanan sırlardan mezarından kalkıp gelen ölülere, insan gibi makinelerin tuhaf dünyasından uykuyla uyanıklık arasındaki belirsiz anlara uzanan tekinsiz bir yolculuk; acımasız bir yazarın kaleminden çıkan uçuş korkusu ve nihai sonsuzluk.
Murat Gülsoy, gerçekle gerçeküstünün sınırlarında dolaşan yedi öyküyle insan ruhunun karanlık sırlarını yer yer muzip yer yer ürkütücü bir atmosferin içinde anlatıyor.
1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünde tamamladı (1989). Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde “Face-Specific Evoked Brain Potentials”(İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri) başlıklı tezi ile yüksek lisans derecesi aldı. (1992). İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde tez yazarak doktorasını tamamladı.
Öykü, roman, inceleme türlerinde eserler vermiştir. Eserleri Sait Faik Hikâye Armağanı (2001), Yunus Nadi Roman Ödülü (2004), Notre Dame de Sion ödülü (2013), Sedat Simavi Edebiyat Ödüllerine (2014) layık görülmüştür. 2004-2021 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin genel yayın yönetmenliği görevini yapan Gülsoy 2014 yılından beri de Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi müdürlüğü görevini sürdürmektedir.
Kitapları: * Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul, 1999, CAN Yayınları, öyküler. * Bu Kitabı Çalın, 2000, CAN Yayınları, öyküler. (2001 Sait Faik Hikâye Armağanı) * Belki de Gerçekten İstiyorsun, 2000, altkitap.com, öyküler. * Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler, 2002, CAN Yayınları. * Binbir Gece Mektupları, 2003, CAN Yayınları, öyküler. * Bu Filmin Kötü Adamı Benim, 2004, CAN Yayınları, roman. (2004 Yunus Nadi Ödülü) * Bu An’ı Daha Önce Yaşamıştım, 2004, CAN Yayınları, öyküler. * Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık, 2004, CAN Yayınları, inceleme. * Sevgilinin Geciken Ölümü, 2005, CAN Yayınları, roman. * Kâbuslar, 2006, altkitap.com, öyküler. * İstanbul'da Bir Merhamet Haftası, 2007, CAN Yayınları, roman. * Bize Kuş Dili Öğretildi, 2008, altkitap.com, resimli-roman. * 602. Gece Kendini Fark Eden Hikâye, 2009, CAN Yayınları, inceleme. * Karanlığın Aynasında, 2010, CAN Yayınları, roman. * Tanrı Beni Görüyor mu?, 2010, CAN Yayınları, öyküler. * Baba, Oğul ve Kutsal Roman, 2012, CAN Yayınları, roman.(Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü) * Nisyan, 2013, CAN Yayınları, roman. * Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, 2014, CAN Yayınları, roman.(Sedat Simavi Edebiyat Ödülü) * Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet, 2016, CAN Yayınları, roman. * Öyle Güzel Bir Yer ki, 2017, CAN Yayınları, roman. * Ve Ateş Bizi Tüketiyor, 2019, CAN Yayınları, roman. * Belirsiz Bir Anın Kıyısında, 2021, CAN Yayınları, öyküler. * Ressam Vasıf'ın Gizli Aşklar Tarihi, 2023, CAN Yayınları, roman.
murat gulsoy’un zihin buken kurgularini seviyorum. kitap isimleri gibi biraz; oyle guzel bir yer ki… belirsiz bir anin kiyisinda.. :) iste o belirsizligi, o tekinsizligi, surprizli oyunlu kurgularini cok seviyorum. hatta murat gulsoy oykuleri okumaya baslamisken bu ay trendeki yabanci uygulamasinda yayinlanan oykusu “ertelenmis bir kriz”i de ayni sekilde cok keyifle okudugumu soylemeden gecmeyeyim. murat gulsoy’un o kendine has uslubunu sevenler ve ilk kez tanisacak olanlar icin, her biri birbirinden yaratici 7 oyku ile belirsiz bir anin kiyisinda’nin keyifli bir okuma sunacagini soyleyebilirim.
sürprizli kurguları beni hem heyecanlandırdı hem de hayli huzursuz etti. yapay zekalı hikayeyi sevmedim bir tek. bir de iki kadın ve annesinden ibaret öyküde şunu tekrar tekrar düşündüm; erkek yazarlar kadın karakter yazdığında çok eksik kalıyor. daha doğrusu kadın karakterin zihninden hikaye anlattığında diyim. bunun istisnalarından biri murathan mungan diye düşünüp o öykünün arasında açıp on yıl önce okuyup sevdiğim bir murathan mungan öyküsü okudum ve onun statüsü de çok sallantıda şu an benim gözümde. neyse, konumuz bu kitap, konudan sapmayalım. hikayelerin dümdüz, hatta o kadar düz ki sıradan insanların gündelik yaşamı düzlüğünde girişi ve sonradan rayından çıkması tarzında yazımına bayıldım. sonları biraz hafif kaldı gibi geldi bana. yine de her halükarda keyifli ve sıradışı bir okumaydı.
"Yaratıcı" yazarlıktaki ustalık, yazarlığın önüne geçtiği için okur hikâyenin derinine inmek için ihtiyaç duyduğu zihinsel berraklığı kurmacaya dair bilmeceleri çözme çabasına harcıyor. Daha az sürprizli kurmacaları çok daha zengin blr edebi içeriğe sahipti. Belki de 40 yaşın altındaki okurlar için uygundur. Yazarın zekâsı öykülerin muhtevasının önüne geçmiş. Okumaya değer. Tavsiye ederim.
Gerçekle gerçeküstü bilinçle bilinçaltının sınırlarında gezinen öyküler. Bunu Türk edebiyatında en iyi gerçekleştiren yazarlardan kendisi. Uzun zamandır öykü kitabı çıkmamıştı. Özlemişim. En son öykü ise benim için sürpriz oldu.
Murat Gülsoy'un kalemini okumak bana her zaman keyif verir Orijinal fikirleriyle satırları takip etmek hissim değişmiyor İlk başladığım öykülerden sonlara doğru azalan bir ritim sezerek 3/5
Ilk oykuden son oykuye kadar etkileyici kurgusu ile dusunduren gercek ile hayal, yasam ile olum, ruya ile bellek arasinda kalmis zekice tasarlanmis yalin ama akici bir eser.
Birbirinden bagimsiz 7 oyku icerisinde Sinav Sabahi, Anestezi ve Babaniz Geldi 'yi biraz daha fazla sevmis olabilirim.
Çok özleyerek beklediğim bu kitap belki de çok şey beklediğimden umduğumu vermedi. Öykülerin neredeyse tamamı huzursuz bir ruh halini anlatmış. Ya da o ruh halinde yazılmış. Bilemiyorum. Yazar, rüya içinde rüya kavramını irdelemiş bu kitapta daha çok. Hayal nerede bitiyor gerçek nerede başlıyor sorularını sormaktan hikayelerin özünden kopuyor okuyucu bence.
Ölümün kıyılarında tekinsiz, hatta bazen basbayağı korku yaratan, tipik Gülsoy kalemi. Simgeler, imgeler, alt anlamlar. Oyun oyun bir okuma. Aç aç bitmez hikayeler.
Tekinsiz, insani okurken huzursuz hissettiren, gercek-sanal, yasam-olum, gercek-hayal gibi insanin karmasik zihninden cikma kurgulari iceren oykulerine bayildim. Unheimlich oykusu favorim oldu. Bir AI’in simulasyon gelistirip bu simulasyona gercek bir insan gibi davranmasi ve kendini karsisindakine ispata calismasi beni gercekten cok huzursuz etti okurken.
Yine kalemi ile yeni tanıştığım bir yazar ile karşınızdayım. Murat Gülsoy Belirsiz Bir Anın Kıyısında yedi farklı öyküye yer veriyor. Bence öykülerin ortak noktası okurun zihnini karıştırması. Yarattığı karakterler çok gerçek, bizden birileri olmasına rağmen başlarından geçen olaylar gerçek dışı, bu olamaz dediğimiz türden. Mesleğim gereği en ilginç bulduğum öykü Almanca başlığı ile "Unheimlich" oldu. Kelime anlamı ile gerçekten de korkutucu bir öyküydü. Onun haricinde en sevdiğim ve bana dokunan diğer öykü ise "Babanız Geldi". Öykü okumayı seviyorsanız okuyun derim. Biz sevgili Murat Gülsoy'u pazartesi Yazarıkla Konuşanlar ekibi olarak konuk edeceğiz. Sabırsızlıkla bekliyorum.
Öykülerin hepsinin bir formülasyona dayanması ve mutlaka sürprizli bir kurmaca içermesi arka arkaya okuyunca biraz yorucu geldi. Teknik olarak bu kadar zorlamasının edebi açıdan keyif verecek öyküler yazmasının önüne geçtiğini düşünüyorum.
Not: 3.5 İsmiyle müsemma bir kitap. Tüm öykülerde, kitabın adına ve kapağına yakışır bir şekilde, gerçekliği perdeleyen bir sis perdesi mevcut. "Trapped", "Unheimlich" ve "Babanız Geldi" öykülerini özellikle beğendim. Final öyküsü, hem biraz klişe bir kurgu türüne yaslanmış olması, hem de uçak fobimi tetiklemiş olması nedeniyle rahatsız etti :)
Genelinde 4 yıldıza ramak kaldı diyebilirim ama en azından 4 yıldız için, nedense beni bütünüyle ikna edemedi.
“…insanın her şeyi kendisiyle ölçtüğü gibi basit bir bilgiyi nasıl atlamış olabilirdim ki!”
Kitapta hayatla ölüm, gerçekle gerçeküstü arasında gidip gelen yedi öykü var. Günlük hayattan rüyalara ve belirsizliğe uzanan, sürprizi bol öyküler bellek, ölüm, sonsuzluk üzerine yoğunlaşıyor. Hepsini beğendim diyemem ancak üç tanesine bayıldım; Sınav Sabahı, Babanız Geldi ve Geschwind Sendromu. Özelikle Babanız Geldi muazzam, hem çok güldüm hem çok ağladım… Kitabın sonunda kendime bir ders çıkardım, hayatla ölümün kıyısında karşımıza ilk önce isteyip de yapamadıklarımız, ıskaladıklarımız çıkıyor, dolayısıyla fırsat varken ve yarına bırakmadan hayallerimizin peşinden gitmek lazım…
Son zamanlarda karşılaştığım en iyi şey, büyüleyiciydi. 7 öykü… öncelikle trapped.
“Ömür dediğimiz şey yaşanan anların toplamı mıdır acaba? Zaman zaman bu soruyu kendime sormadan edemiyorum. İlk aklıma geçen mantıklı cevap, evet ve hatta yaşanan anların toplamından fazla bir şeydir, oluyor. Ama kimi zaman, bazı sabahlar örneğin, önümde ne olacağı belirsiz bir gün yaşanmak üzere beklerken, kuşkulanıyorum: Ya tam tersiyse? Ömür dediğimiz yaşanan anların toplamından daha az bir şeyse? Çok daha az bir şeyse? Yaşadıkça azaltıyorsak bazı şeyleri…”
*Murat Gülsoy hocamız günümüz Türk edebiyatının en üretken isimlerinden birisi; sadece bir kurmaca yazarı değil, ülkemizde sayısı oldukça az olan yazarlık öğreticilerden bir tanesi aynı zamanda. Edebiyat üzerine araştırmaları, kitapları var; konferanslar veriyor, söyleşilere katılıyor, edebiyat merkezi yöneticiliği yapıyor. Edebiyatımız için çok değerli bir isim. *Yeni kitabı "Belirsiz Bir Anın Kıyısında" bir çok romanın ardından bir öykü kitabı olarak çıkınca şaşırdım diyebilirim. Açıklıkla düşüncemi ifade etmem gerekirse, kitaptaki öykülerin gerek kurgu, gerek anlatım tekniği, gerekse derinliği Murat Gülsoy'un sahip olduğu potansiyelin (ve yıllar önce yayınlandığı bir çok öykünün) altında kalmış. Bir sonraki kitabın iyi kurgulanmış, derin bir roman olması dileğimle...
Okurken bastığınız yere dikkat ederek gittiğiniz 7 öyküyü içeren bir kitap. Bu haliyle tekinsiz öyküler diyebileceğimiz sıfata ulaşıyor. Gerçek mi rüya mı olduğu belli olmayan, minik sürprizler finalde şaşırtmayı amaçlayan öykülerle bezenmiş. Benzerlerini "Bu Kitabı Çalın"da gördüğümüz kurmaca, bu kitapta da mevcut. Gerçeklikle gerçeküstü çizgisinin tam ortasında gezinebildiğimiz öyküleri görüyoruz. Önceki denemeleri daha başarılıydı bana göre sayın Gülsoy'un. Öykü finalleri biraz daha vurucu olabilirdi. Bir kaç roman denemesinden sonra yine bir öykü kitabının gelmesi ise beni sevindirdi. Özlemişim.
Gerçek ve gerçeküstü, bilinç ve bilinçdışı, gerçek ve rüya arasında gezinen çarpıcı, iç burkucu, tekinsiz, sürükleyici, elden bırakmadan okunan öyküler...
“Suluboya hayat gibi Ömer, neden? Çünkü geri dönüşü yok, su kâğıda bir kez değdi mi bitti… Oysa yağlıboya öyle değil… O yüzden suluboya rüya gibi, şaşırtıcı, doğal bir büyü.” Bu büyü kuyudan çekilen bir kova suda da tekrarlanıyor. Bir şöminede “Ateşin değişkenliğine bakarak hayaller kurmak” ile belirsiz bir anın kıyısına çıkıyor insan. Ömer’in sınava yetişme telaşı içinde onunla koşturuyorken, zamanında sınava varamama kaygısında hızlanan merakla birlikte öykü sona eriyor.
“Ne garip değil mi? Kaç bin yıldır oynanıyor bu oyun. Taşlara dokunmak tarihe temas etmek gibi bir his veriyor bana.” Trapped öyküsü bir anda “Bir Dükkanı Beklemek” kitabını hatırlatıyor.
“Janset’in yanındayken kocaman, tatlı bir baloncuğun içindeyim, rüyalardan yapılmış dev bir sabun köpüğü. Tedirgin eden ne varsa, tüm sorular, kuşkular hep dışarda kalıyor.” “Nesnelerin henüz uyanmadığı” bir gece saatinde “sonsuz özgül ağırlıkta bir noktaya” hapsolabilme olasılığına ikna oluyor insan.
“Babanız geldi”de öğretilmiş kadınlık halleri ile “Boxing Helena” filmi vücut bulmuş.
“Yapay zekayla bile kavga etmeyi başaran” Stajyerle görüşme çok şaşırtıcı. Şok, şok, şok… İdeal bir AI senaryosu.
“Varoluşun görünmez ipliği ile dokunmuş bir örümcek ağının dengeli gerginliği. İncecik ama sağlam. Sağlam ama değişken. Her şeyi sarıp sarmalama özelliğine sahip.” Spinoza’nın örümceği tanımlanır gibi. Araf gemisi ve rahim’e dönüşen hastane tanımı çok etkileyici ve okuyucuyu kendi seyahatine çıkarır özellikte.
“Sisli puslu bir dağın yamacına yayılmış yaşlı atlar. Terk edilmiş. Hüzünle sabahın serinliğinde ayakta durmaya çalışıyorlardı. Yıllarca hizmet ettikten sonra karınlarını doyurmak sahiplerine ağır geldiği için doğanın insafına bırakılan yılkı atları.” “… kötülüğün en çıplak resmiydi o atların terk edilmişliği.” “Yazar son cümlesini yazıp noktayı koydu” ile son öykü de bitti. O noktada hayatın akışı durdu mu? Uçak indi mi yere?! Okuyanı içine alıp sürükleyen öykülerin sonuncusunda, ilk bu sorular akla geliyor.
Her bir öyküde merak içinde kalınan biten sonlara ilişkin sorular: Ömer sınavı kaçırdı mı gerçekten? Ameliyat ne oldu? O evden çıkabildi mi? Hastane bir rahimse… neyse? Gidip gerçekten bakmalıyım Pangaltı 43/11’e :))
Aklım hala “Stajyerin Notları”nda. Her anlamda sessiz, sözsüz bir iç seyahat kitabı olmuş. Murat Gülsoy’un zihnine, kalemine sağlık.
Okuması keyifli, her bir öyküde merakı ve gerilimi hissettiğim bir kitaptı. Böyle her öyküsünü beğendiğim kitaplar nadir çıkar karşıma ve "Belirsiz Bir Anın Kıyısında" kesinlikle bunlardan biriydi. Murat Gülsoy'un eski öykü kitaplarına kıyasla, her zaman yeni bir şeyler denediğini görebiliyorsunuz. "Postmodern" bazı kalıplar da dahil olmak üzere, kitabın genelinde bir "deneysellik" hakim. Bir öykü dışında, öykülerin neredeyse hepsini çok beğendim. Her öyküye ustaca yayılmış o "tekinsiz" his, "belirsizlik" ve akabinde gelen gerilim hoşuma gitti. Bazı hikayeler konu olarak da oldukça ilginçti, üstüne uzun uzun düşündüğüm öyküler oldu. Hatta şimdiden bazı öyküleri bir daha okumak istiyorum...
İlk kez bir Murat Gülsoy kitabı okudum. Yazarın üretkenliğine, bugüne kadar basılan kitaplarının listesine bakınca çok etkilendim. Gülsoy, bir akademisyen, bir mühendis algoritmasıyla çok net öyküler yazan, kısa cümlelerle okuyanı asla yormayan, hikâye anlamında da bol sürprizli bir yazar. Ayrıca Hoca vasfının da hakkını verircesine her öyküsünde bir özel bilgi katıyor okurun bilgi dağarcığına. Adete matematiksel bir bakışla 0/1 basit algoritmasıyla yazılan metinler çok başarılı. Kesinlikle kendi tarzı olan çok değerli bir yazarla tanışmış oldum. Öneriyorum.
İki aydır art arda Murat Gülsoy okumanın,ona her okuyuşta daha da hayran kalmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Murat Gülsoy’un karakterleri o kadar biz ki o kadar gercek ki…hepimizin aklından geçenler kadar gerçek ama o karakterlerin basından geçenler,yaşadıkları gerçekten de öte. Yani kurmaca içerisinde kurmaca var.Ve ben karakterlerin başından gecenlerı okurken bazen gerildim hatta ürktüm.Her öykü beni omuzlarım tutup salladı. Özellikle “Babanız Geldi” ve “Seçilmiş” en sevdiğim öyküler oldu…
Kitap küçük küçük hikayelerden oluşuyor. Her hikaye biraz arafta kalmayla ilgili. Kitap o kadar güzel ki kalbimi bıraktım. Mutlaka okuyun okutturun diye önerebilecek kitaplardan. Babam geldi hikayesinde kahkahalarla güldüm. Trapped de sıkışmışlık hissettim. Anestezi hikayesinde tombala gibi aynı kişiler aynı ortam sürekli yer değiştiriyor. Hikayelerin hangisini çok sevdim diye düşününce hepsi ayrı ayrı çok güzel.
Ortalama bir eser. Güzel yazılmış, kurgular iyi, ilginç sayılabilir ama yaşamıyor. Hani bir espriyi öyle uzun uzun anlatırsın ki artık komikliği kalmaz ya, onun gibi olmuş. Her şey açıklanmış, bütün boşluklar doldurulmuş gibi geldi bana. O yüzden pek sevmedim ama ortalama okur için güzel zaman geçirebilecekleri, biraz da edebiyat zevki edinecekleri bir kitap olmuş.
Şaşırtmacalı hikayelerden oluşan, sade bir dille yazılmış, gereksiz detaylar içermeyen, her hikayesinde hızla konuya giren ve sonlarında hayal kırıklığı yaratmayan güzel bir kitaptı.
Eyay ve son hikayeyi saymazsak iştahla okudum öyküleri. Hikayeler gerçekten belirsiz anların etrafında dönüyor, öyle bölümler var ki tüm kurgu okuyucunun yorumuna bırakılmış. Tuhaf, zaman zaman sizi diken üstünde tutan ya da bunaltan ama keyifli. Kötü son yok, ya da ben öyle tasvir ettim zira öykünün sonu sizin baktığınız pencere ile ilgili.