İlhan Sami Çomak, 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nde öğrenciyken, yoğun işkenceler gördüğü bir gözaltı sürecinden sonra tutuklanarak cezaevine kondu. Yıllardır devam eden adalet mücadelesine rağmen 2021 yılı itibariyle hâlâ cezaevinde... Çomak, sadece adaletsizliğin pençesine düşmüş biri değil, şiirleri birçok dile çevrilen, dünyaca tanınan bir şair aynı zamanda. Yaşadığı tüm hukuki mağduriyete rağmen yüzünü her zaman yaşamaya, umuda, sevgiye çeviren Çomak, Karınca Yuvasını Dağıtmamak’ta çocukluğunu, tutuklanma hikâyesini, şiirinin arkasında yatanları, hayata bakışını ve adalet arayışını sahici bir şair duyarlılığıyla, yalın ve bir o kadar da sarsıcı biçimde anlatıyor.
“... adalet hayatıma çelme taktı, yere düştüm, yere çok kötü düştüm ve doğrulup kalkmak yıllarımı aldı ama beni zehirleyecek hislerden, insan olmanın güzel yönlerini hatırımdan çıkarmayarak, bir şekilde sakınmayı bildim.”
“Umutsuzluğun ağır karanlığını tartmak, kalbe ve akla çöken sessizliğin çoraklığını dağıtmak, hayatı derli toplu tutmak için umut hep yanımda oldu veya ondan uzaklaşmadım.”
1973 yılında Bingöl-Karlıova’da doğdu. 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin Coğrafya Bölümü'nde öğrenciyken, yoğun işkenceler gördüğü bir gözaltı sürecinden sonra tutuklanarak cezaevine kondu. Yargılanması, polisin işkenceyle düzenlediği ifade tutanakları esas alınarak, DGM’de gerçekleşti. İdama mahkûm edildi ancak iyi hali göz önünde bulundurularak, Türkiye’de idam cezası da kalkınca, cezası müebbet hapse çevrildi. Türkiye’deki yasal yolların tükenmesiyle yaptığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvurusu sonucu AİHM, 2007’de Çomak’ın adil yargılanmadığına ve yargılamamın yenilenmesine hükmetti. Kararın üzerinden altı sene geçtikten sonra, 2013’te yargılama yeniden başladı. Ancak yeniden yargılama da –yine hiçbir delil olmaksızın– 2016’da Çomak’ın aleyhine sonuçlandı. Dosyası şu an Anayasa Mahkemesi’nde.
Erkek kardeşinin vefatı üzerine onun ismi olan Sami’yi de kendi ismine katan İlhan Sami Çomak’ın cezaevinde kaldığı 27 sene içinde yayımlanmış onlarca düzyazı ve makalesi ile sekiz şiir kitabı bulunmaktadır: Gitmeler Çiçek Kurusu (Fırat Yayınları, 2004), Açık Deniz (Aram Yayınları, 2007), Günaydın Yeryüzü (Aram Yayınları, 2011), Kedilerin Yazdığı İlahi (Yasakmeyve Yayınları, 2014), Bir Sabah Yürüdüm (Yasakmeyve Yayınları, 2017), Yağmur Dersleri (Yasakmeyve Yayınları, 2017), Dicle’nin Günlüğü (Yasakmeyve Yayınları, 2017), Geldim Sana (Manos Yayınları, 2019). Geldim Sana, Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülü’ne layık görülmüştür. Şiirleri İngilizce, Norveççe, Rusça ve Galce’ye çevrilen Çomak, Türkiye Pen üyesi olmasının yanı sıra Kürt Pen (PENa Kurd), Norveç Pen ile Galler PenCymru Yaşam Boyu Onur Üyesi ve Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir.
“Tırpanla ot biçilen bir yaz günüydü. Çok küçüktüm, ilkokula henüz başlamamıştım. Amcamın tırpan çekmesini izlemekten sıkılıp çalılığa yönelmiştim. Orada bir karınca kolonisi gördüm. Yanaşıp karıncaları merakla izledim. Ekşi ve sıcak bir koku yayıyorlardı. Fazla yakınlaşmış olmalıyım ki, birkaçı beni ısırdı. Buna rağmen korkmadım. Biraz uzaklaştım. İstersem yuvayı dağıtabileceğimi, buna gücümün yeteceğini fark ettim. Ama yapmadım. Bir doğruya sahip olmayacak yaştaydım oysa. Demek ki, ebeveynlerimi taklit etmiş olmalıyım.
Yıllar geçti üstünden ama o andan bugüne aklımda muğlaklığa yer vermeyen kesinlikte sarih bir düşünce kaldı: Dünyadaki tüm karıncalar toplansa da beni yiyip bitiremezler! Canım acımış ki, o an böyle bir düşünce doğmuş olsun ta ki bugüne varsın; bu, belki, emin değilim yani o zamanki saflığımın kökenine dair.
Ben hâlâ çocukluğumun ilk yıllarında yaşadığım bu anıyı, aniden daha çok da temizliğimi apaçık somutlayan ‘Beni yiyip bitiremezler’ fikrini sıcacık saklarım.
Karıncalar niye beni yiyip bitirsin ki! Türümüz bunu zaten çok yaratıcı şekilde yapıyor. Başka canlılardan kötülük beklemek, insanın kendi derin yarılmasının saflığa, adalete vurduğu darbeleri görmek istememesinden mi kaynaklı, bilmiyorum. Ve beni gerçekte karınca yuvasını dağıtmakta alı koyan neydi? Güçlüydüm ama sakınabildim. Kötülük sonradan ilişiyordur insana, kim bilir. O yuvayı dağıtmış olsaydım belki de apayrı bir hayat çizgisi, bugünkünden çok farklı bir kimlik şekillenmiş olurdu bende.”(s. 125)
Kitabı okuyunca aklıma hep mutsuz olduğum anlar geldi aslında başka bir yerde yaşamış doğmuş büyümüş olsaydım da yine aynısı olurdu diye düşündüm.İçimde yaşadığım şeyleri duyguları bazen de insanları gözümde çok büyüttüğümü…Bir hayatımız var ona sığdırdığım mutsuzlukların hiçbirinin şimdi baktığımda benim için hiçbir şey ifade etmediğimi farkettiğim için şanslı sayıyorum kendimi.Sevilecek şeyler bulmak için daha çok çaba harcıycam artık Kitaba adını veren karınca yuvasını dağıtmamaktan bahsettiği bölüm en etkileyici yeri olabilir.Kötülük çoğu zaman kolay aslında.Kendimizden küçük güçsüz olana kötülük özellikle de…