Elimde Günübirlik Hayatlar, Palo Alto'da, Yalom'un ofisindeyim. Kitabın 15. sayfasını açıp orada yazanı Dr. Yalom'a okuyorum: "Bir şeyleri açıklama dürtüsü, modern düşüncenin salgın hastalığıdır."
Modern bir hasta/danışan/okur olarak Irvin Yalom'a son kitabını sevdiğimi fakat kitabın bende buruk bir tat bıraktığını söylüyorum. Kendisinin 15 yıllık okuru olarak ona önce hislerimden bahsetmem gerektiğini biliyorum zira!
Neden buruk sence, diye soruyor.
Öncelikle, diyorum, 80li yaşlarınıza geldiğinizi, sizi de ölüm korkusunun sardığını bilmiyordum! Ölümle yüzleşmeyle ilgili hikayeleri böylesine içten anlatırken kendi anılarınızı, kendi hislerinizi o hikayelere katmanız, korkularınızla bizi yüzleştirmeniz, kısacası şeffaflığınız beni oldukça şaşırttı. Zaten bir yerde bu yaşımda ilk kez tam olarak kendimle barışık olduğumu hissediyorum gibi bir şeyler yazmışsınız. İnanın, okur bunu birebir hissediyor.
Ve ben sanki bu belki de yazacağınız son kitap olabilir hissindeyim, umarım yanılıyorumdur!
Diyorsunuz ya kitapta, Aurelius'tan alıntılayarak, "Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. Hepsi geçici. Hem anılar hem de onların nesnesi. Her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. Bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın."
Evet, diyor Dr. Yalom, sevdiğim bir alıntıdır.
Ben de hikayedeki hastanız gibi, Jarod'tı ismi, değil mi, onun gibi tüylerim diken diken oldu benim de. Bir kaç kez okudum bu paragrafı, düşündüm üzerinde. Daha çok şey söylemek isterdim ama vaktimiz daralıyor, hem de zaten bunlar günübirlik hayatlar, değil mi?
Gülümseyerek teşekkür ediyor. Ben de gülümseyerek kendisiyle vedalaşıyorum. Çıkarken de ekliyorum: Hatırlayan, hatırlatan, hatırlanan olduğunuz için teşekkür etmek istedim size burada. Sırf onun için nerelerden kalktım geldim. Pişman değilim. Ama başka seanslarda da görüşelim lütfen.