“Tek yapmam gereken o eşikten adım atıp kendimi dünyanın kollarına bırakmaktı. İşimden istifa ettim, sevdiklerimle vedalaştım ve kendimi tanımak, sorularıma cevap bulmak, insanlar ve anılar biriktirmek için dünya turuna çıktım. Ben kendimle tanışmak, kendimi anlamak için bu unutulmuş topraklarda yalnız kalmak istemiştim. Önce kendimi kaybetmem, bu koca dünyada sürüklenmem gerekiyordu. Kendini kaybetmeyen aramaya çıkamazdı…”
Herkesin hayalidir dünyayı bir uçtan bir uca dolaşmak. Masabaşı işlerden, büyük şehrin koşuşturmacasından ve iş-okul-ev arasında gitgide robotlaşan insani ilişkilerden sıyrılıp yeni bir sayfa açmak. Ancak hayal kurmanın dayanılmaz zevki yerini sonu gelmeyen parasal kaygılara, bir şeylere yetişmenin mümkün olmadığı günümüz dünyasının zamansızlığına bırakır. Peki, hakikaten uzak bir hayal midir sırtında bir çantayla her şeyi geride bırakıp kendini dünyanın kollarına bırakmak?
Kerimcan Akduman, 19 yaşında ilk defa tek başına yurtdışına çıkmış ve bir daha hayatı eskisi gibi olmamıştı. Her gencin “Bu yaz kesin yapıyoruz!” diye niyet ettiği Avrupa turunu iki defa yaptı. Doğru seyahatin nasıl yapılması gerektiğine kaybola kaybola bulduğu yeni yollarda cesurca ilerleyerek karar verdi. Ve bir gün hayatın ertelemeye gelmeyecek kadar kısa olduğuyla yüzleşince kaygılarının sonunun gelmeyeceğini düşünüp işinden istifa etti; sevdikleriyle vedalaşıp kendini ve dünyayı keşfe çıktı. Yeri geldi Şaman ayinine katıldı, yeri geldi ateş karıncalı balık yiyerek karnını doyurdu, yeri geldi gülmenin-birlikte ağlayabilmenin her dilde aynı olduğunu kanıtlarcasına yeni arkadaşlıklar kurdu. İnkaların kayıp şehrine doğru ayaklarını uzattı ve Patagonya’nın kimsesiz topraklarında otostop çekti. Ama nihayet hayallerinin ona araladığı kapıdan geçip bilinmezlerle dolu dünyayla bir bütün oldu.
Seyahat etmeyi çok severim. Fakat özellikle dünya seyahati yapanların eserlerine (evet itiraf ediyorum, büyükçe bir parça kıskançlığın da etkisiyle) hayli mesafeliyim. Bunun çeşitli nedenleri var. Parça parça veya bütün, böyle seyahatleri dünyanın farklı yerlerinden pek çok insan yapıyor ve gezdiklerini gördüklerini paylaşıyorlar. Fakat bazıları zaten şanslı oldukları bu deneyimi, olduğundan daha eşsiz, abartılı biçimde sunuyor. Özne duygusal değil egoist bir biçimde takipçinin/okurun yüzüne yüzüne vuruyor. Buna sebep kiminin bloğunda yazdıkları, kiminin sosyal medya hesapları, kimini ise bambaşka yerlerden tanıyor olmam; ve bu kanaat uzaklaşmamla neticeleniyor.
Son dönemde sıkı takip ettiğim Kronik bu kitabı basana kadar ne yazar Kerimcan Akduman’dan ne de 360 projesinden haberim yoktu. Kronik’in çok iyi becerdiği kapak tasarımı, sevimliliği ile yeni çıkanları internette kolaçan ederken “beni al!” dye sesleniyordu. “Acele etme” dedim kendime üstte anlatmaya çalıştığım memnuniyetsizliklerden ötürü. Hemen ertesi gün bir kitapçıda inceledim ve nedense çok sıcak hissederek hemen sipariş ettim.
Aslında kolay gibi görünse de zor bir iş böyle seyahatleri yazıya dökmek. Sıkıcı olmak ile abartmak, detay ve tasvirlerle boğulmakla fazla yüzeysel kalmak, okurla duygusal bir ilişki kurabilmekle dev bir monoloğa dönmek arasında bir çizgide yürümek gerekiyor. Kitabın bunda başarılı olduğunu düşünüyorum. Bazı bazı bana geçmeyen duygular olmakla beraber, kendimi müellife yakın hissettim.
Özellikle bazı bölümlerde seyahat, macera ve özgürlük ukdesiyle dolu içimi gıcıklamayı, heyecanlarımı tazelemeyi ve “ora”ları arzulatmayı başardı (uzunca bir okuma süreci oldu ama hemen aklıma Japonya, Arjantin, Patagonya ve Endonezya geliyor.).
Kitap sevimli kapağıyla, tadında kullanılmış fragman hükmünde fotoğraflarıyla güzel de bir baskı olmuş. Seyahatname severler, gidip özledikleri, gidemeyip hayal ettikleri yerler sayfalarda kesiştikçe heyecan duyacaklardır. Elinize sağlık.
O kadar dürüst, içten ve güzel bir kitap ki, ne söylesem eksik kalacak. Kerimcan Akduman 360 için Latin Amerika’da dolaşırken, turunu tesadüfen internette görmüş ve bir kısmını takip edebilmiştim. Şimdi yıllar sonra o yolculuğun, içe dönüşün tümünün kitabını okumak bana ayrı bir keyif verdi.
Yola çıkış hikayesini oldukça sade ve samimi şekilde çerçevelemesi, yaptığı şeyi “inanılmaz” insanlara özgü bir şey olarak değil de sıradan bir insana ait kişisel bir tercih olarak anlatması bana çok özel geldi. Yola çıkmayı aslında fazlalıklarından kurtulmak, acılarını dindirmek, kendisini tanımak ve kendisiyle barışmak için attığı bir adım olarak görmesi ve anlatması çok hoşuma gitti. Sonunda kendini yola, sevgiye, insanlara ve hayata tümüyle açmış bir insana dönüşmesi ise oldukça ilham verici.
Güney Afrika’dan yola çıkan o tedirgin insanın Patagonya’ya vardığında yaşadıklarından ve yaşayacaklarından artık korkmayan; onların dönüştürücü etkisine sonuna kadar inanmaya başlayan bir bireye dönüşme hikayesi çok etkileyici ve okunası.
Sadece metropollere gidip, 5 yıldızlı otellerde kalarak küçücük bir çemberi görmek için değil gerçekten yeni yerleri görmek, yeni kültürler tanımak için seyahat etmeyi seven insanlar adına okurken bol bol düşünecekleri, imrenecekleri bir anı derlemesi olmuş.
Kitabın içeriği, gidilen yerleri derinlemesine anlatmaktan daha çok yazarın kendi ruh halinin bu yolculukla nasıl birleştiğini barındırıyor bana kalırsa, o nedenle gidilen yerlerin detaylı bir coğrafi anlatımını, nerede ne yenir-ne içilir gibi kısımları çok yüzeysel dokunuş haricinde görmeyi beklememeniz daha doğru olacaktır.
Kitabın sonuna gelirken 4/5 vereceğimi düşünüyordum ancak, sondaki "Ne yapıyorlar" kısmı ve çok şık hazırlanmış, özenle kitaba yedirilmiş yolculuğun haritası bu eksik 1 yıldızı bir anda tamamladı :)
Kerimcan bey'e hayatındaki bu güzel anları derleyip toparlayarak bizlerle de paylaştığı, iş ve hayat gailesi arasında sıkışmış hayatlarımıza bir an bile durup sorgulama imkanı getirdiği için kendi adıma çok teşekkür ederim.
Bu kitabı geçen yaz okumaya başlayıp bütün bu zaman boyunca daraldığım da azıcık azıcık okuyarak en sınund bitirmişim nerdeyse 360 günlük bir okuma olmuş kitabın adına yakışır bir şekilde. Kerimcan gibi benim için de uzun bir yolculuk oldu. Bu yolculukta samimi bir dil ve bir sürü ülke, insan, izlenimde yarenlik yaptı. Tavsiye ederim
Son derece tatli, icten, samimi bir kitap. Yazarin kisisel seruvenine taniklik etmek son derece keyifli. Yasadigi olumlu/olumsuz olaylardan ben de etkilendim, kitap beni icine cekti. Pek klisere bulasmadan iyi bir kitap olmus. Biraz uzun, sona dogru biraz sonuca oturtma endisesi var.
Kıskançlıktan çatlaya çatlaya okudum resmen. Instagram'da anlatılan seyahat boyu çekilen görüntülerle birlikte takip edince müthiş oldu. Kerimcan beyin daha nice seyahatlerini okumak dileğiyle.
360, sadece bir dunya seyahatini degil, hepimizin ya kendisine ya cevresindeki birinin hayatina benzetebilecegi bir insanin, cesaret ederek kendi icine yaptigi yolculugun hikayesi olmus bence. Bizi yer yer bir gunce okuyormusuz hissine tasiyan samimi anlatimi, bu her iki seyahatin de sadece guzel yanlarini degil, goze alinmasi gereken zorluklarini da ortaya acikca koyabilen gercekciligi, ve tabii ki seyahati cok ozledigimiz su gunlerde bizi dunyanin farkli koselerine tasiyabilen icerik ve gorsel zenginligiyle, elimden dusuremedigim bir kitap oldu. Tebrikler Kerimcan Akduman!