Vardığım kanı şudur: Biyolojik açıdan; olabildiğince varyasyonlu nesiller üretmenin güvenli olmasının sonucu olacak kararlar içerisinde yaşıyoruz. Genetik açıdan; bizden öncelerin hayatta kalan davranışlarının devamıyız, aksi davranışlar bugüne ulaşmadı. Nörolojik açıdan; sık kullandığımızın nöron yolundan elektrik akımı geçmesine meyiliyiz, her düşündüğümüzde beynimiz değişiyor. Psikiyatrik açıdan; belirli kimyasalların salgılanması ile aldığımız kararlar ile hayatımızı devam ettiriyoruz, bizi biyokimyasal sıvılar yönetiyor. Sosyolojik açıdan; ortalama içerisinde normale yaklaşma eğilimindeyiz, hepimiz birer sayıdan ibaretiz. Psikolojik açıdan; sorunun nasıl sorulduğu bile cevaplarımızı değiştirdiği gibi, ne cevap verdiğimiz de soru öncesi fikirlerimizi değiştiriyor. Mantıksal açıdan; tek bir rasyonel kararımızı bulmak bile zor. Tüm bunlar içinde karakterimiz, zekamız seçimlerimiz olduğu iddiasındayız” (s.5)
“Evcilleştirmenin neredeyse tamamı, on bin yıl önce Avrasya kıtasında yapılan faliyetlerdir ve en önemlileri “Bereket Hilal” olarak bilinen bölgede gerçekleştirmiştir. Harari, bugünkü günlük diyetten aldığımız kalorinin %90’ını atarlarımızın MÖ 9500-3500 yılları arasında evcilleştirdiği bir avuç bitkiden aldığımız söyler: Evcilleştirme belirli bir dönemde ve çok kısıtlı olmuştur. Son 2000 yılda kayda değer herhangi bir hayvan ya da bitki evcilleştirmedi” (s.26)
“Adam Ruherford der ki :”İki milyar yıl önce, bir anne ve babaya bile ihtiyacınız yoktu. Tek bir hücrenin bölünmesi ve bir canlı iki canlıya dönüşüyordu. Bugün 1.5mlilyon tür canlı listelemiş durumdayız” (s.30)
“Somerset Maugham şöyle der: “Gelenek bir gardiyan değil, bir kılavuzdur” Gelenek, sebebi keşfetmek için kullanılmalı; insnaları düzeltmek veya baskı altına almak için değil.” (s.43)
“Peki, bugün yaşayan “herkesin”, yani dünyadaki yedi milyar insanın ortak atası, en yakın hangi tarihte yaşamış olabilir? Matematiksel hesaplar bunun 3600 yıl gibi yakın bir tarih olduğunu gösteriyor” (s.45)
“3600 yıl önce yaşamış o kişiyi düşünün. Torunları hangi ırkın üstün olduğunu tartışıyorlar. O yaşadıktan 1600 yıl sonra Felsefenin temelleri atıldı. 3000 yıl sonra Dünya’nın döndüğü kanıtlandı. 3500 yıl sonra aya gidildi. Ancak onlar bazı genlere sahip kişilerin diğer insanlara üstün olduğunu tartışıyorlar. İnsanları birbiriyle kültürüne, kararlarına, karakterine göre değil doğuştan gelen genlerine ve “ataların” göre kıyaslıyorlar. Aynı atalara sahip oldukları ve bilinçli karar verebilen tek canlı oldukları halde başka insanları kendisinden aşağı görebiliyorlar. Ruherford şöyle özetler: “Atalarınızın genlerinin, sizin üzerinizde çok az etkisi vardır. Aile ağacından size ulaşan belirli bir hastalığın olmadığı sürece, genlerin bitmek bilmeye değişimi, nesiller arasında seyrelme ve genlerin sizlerin tavırları üzerinde oldukça değişken ve karmaşık etkisi, atalarınızın sizler üzerinde pek de büyük bir etkisinin olmamasına neden olur” (s.46)
“Hayvanlar kalabalık olarak bir arada yaşayabilse bile anlamlı topluluklar oluşturamazlar. Bir milyon balık, bir balıktan daha zeki değildir. Hatta birey sayısı arttıkça ortalama zeka düşer” (s.47)
“İnsan, kalabalık ama anlamlı topluluklar oluşturabilen tek canlıdır” (s.47)
“Reklamcılık kitaplarında şöyle yazar: “Kırmızı her şeyi dikkat çekici yapar” (s.75)
“Loretta Graziano Breuning şöyle der: Doğa boş bir sayfada sıfırdan başlamak yerine üzerine inşa etmeye yatkındır. Memeliler sürüngen beyni üzerine, insanlar da memeli beyni üzerine kuruldu” (s.82)
“Goethe şöyle der: Zenginler kaliteli şarap ister, fakirler çok şarap” (s.120)
“Beyin, genlerin devamını sağlamaya yönelik içgüdelere sahiptir” (s.150)
“Yüzbinlerce yıl güçlü ve atletik olmak erkek için işlevsel olmuştur. Böylece kadınların birbirini çekici bulurken avcı-toplayıcı özelliklere göre çekici bulurlar. Ancak 12 bin yıl statü sahiplerinin genleri devam etmiştir. Yani kadınlar eş seçerken tarım devrimi sonrası dönemden kalma kriterlere göre eş seçerler. Çocuk sahibi olduktan sonra kaybolacak sonra kaybolacak ya da kirasını ödemeyecek kaslı ve yakışıklı birindense, işinde gücünde ve aile babası olacak sıradan biri çok daha tercih sebebidir. Dadi Lewis şöyle der: “Kadın ve erkeğin evrimsel geçmişleri çok fakrlı olduğundan, her biri kendi cinsiyetlerine has sorunları çözmek için tasarlanmış psikolojik mekanizmalar gerçekleşmiştir” (s.178)
“4.5 milyar tıl önce Theia isimli bir cisim Dünya’ya çarptı. Dünya’nın bazı parçaları uzaya savruldu. Dünya’nın yörüngesi ve eğimi değişti. İklimler ve mevsimler ortaya çıktı. Dünya’da canlılığın başlamasına uygun ortam olmasını sağlamış olaylardan biri buydu. Uzaya savrulan parçalar döndükçe birleştiler ve gece pencerenizi açtığınızda gördüğünüz beyaz, parlamk cism meydana getirdiler. İsmine “ay” diyoruz.” (s.189)
“Mantıklı insan dünyaya uyum sağlar; mantıksız olansa ısrarla dünyayı kendine uydurmaya çalışır. O yüzden, tüm ilerlemeyi mantıksız insanlara borçluyuz” (s.194)
“Carl Sagan şöyle der: “Dünya çok yaşlı, insan ise çok genç” “Big Bang’den itibaren geçen zamanı 1 yıl kabul edersek, insanın ortaya çıkışı yılın bitmesine 1.5 saat kaladır. İnsanın dünyada geçirdiği zamanı 1 saat kabul edersek, taş devri olarak adlandırdığımız avcı-toplayıcı dönem 59 dakika 43 saniye sürmüştür. Genlerimiz, bu dönemde şekillenmiş, hayatta kalma içgüdülerimiz bu geniş sürede biyolojimize yerleşmiştir. Bedenlerimiz bu dönemdeki koşullara göre hayatta kalmaya adapte olmuştur. 17 saniye önce ise tarıma ve yerleşik hayatta kalmaya geçilmiş ve biyolojik uyumsuzluklar başlamıştır. Saliseler önce başlayan dijital devrimde ise uyumsuzluklardan birden patlama yaşanmıştır ve her gün bunların sonuçları artmaktadır” (s.198)
“İbrani dinler Adem ve Havva’nın cennete yaşadığını söyler. Tevrat’da bu “cennet” Dünya’dadır. Kur’an’da kastedilen ahiretteki cennet olduğu zannedilse de aslında orada da Dünya’dan bahsedilir. Herkesçe bilinen “şu ağaca yaklaşmayın”kıssası sonrası Adem ve Havva cennetten kovulurlar. Bir örüntü kurarsak; hem bilim hem din için; insanın son dönem avcı-toplayıcı yaşamı “cennet” tarıma geçiş “cennetten kovulma”dır (s.234)
“Mitoloji başlangıçtaki bir olayın binlerce yılda evrim geçirmesidir” (s.239)
“Beyin, kullanılmayan enerjiyi başka yere yönlendirir”(s.254)
“Bilinç kazanan ilk atalarımızın kendisinin de öleceğini anladığında verdiği tepkiyi düşününüz. Bugün anlamamız mümkün değil. Çünkü bu konular çoktan konuşulduktan, üzerine kararlara varıldıktan, insanlık stabil bir ruh haline kavuştuktan sonrasında yaşıyoruz. Doğduğumuzdan beri televizyonlar, diziler, romanlar, hikayeler, anlık oyalanmalara önemli soruları soracak hiç vaktimiz olmadı. Ama bir ömür her gün çabaladıktan sonra kendisinin de ölüp çürüyeceğini ilk keşfeden atalarımız için bu dünya katlanılmaz bir yer olmuş olmalı. Bugünün modern dünyasında sonsuz cevap, haz ve oyalanma içinde bile insnalar antidepresanlarla ayakta durmaya çalışıyor. O günün insanı bir ömür geçmek bilemeyen varoluş sancısı çekmiş olabilir” (s.268)
“Nietzche ; Doğada huzur bulmamızın sebebi, bizim hakkımızda hiçbir fikre sahip olmamasıdır” (s.286)
“Einstein ; Her şeyi bilmek istemiyorum, bilgi bilgeliği sınırlar” (s.296)
“Her nedense Kur’an okuduğumda dinin esas amacının insanlığın evrildiği Afrika’dan kalma biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak, insanı “default” ayarlarına döndürmek olduğunu düşündüm. Dine harici konular insan eliyle konmuş gibiydi. Din; gün doğmadan kalmaktan oruç tutmaya kadar avcı-toplayıcı bi hayat öneriyordu. Sonra “din fıtrattır” ayetini görünce üzerine çalışmak gerekecek bir ödev çıkmış oldu” (s.311)