Jump to ratings and reviews
Rate this book

Nord

Rate this book
In questo romanzo di Burhan Sönmez, scritto nel 2009, un giorno in fondo a un burrone viene ritrovato il corpo di un uomo con un orecchino di vetro custodito in bocca. Si tratta di Aslem, partito vent’anni prima per il nord senza lasciare tracce né spiegazioni. Il figlio Rinda è cresciuto tra le foreste e i precipizi che circondano il villaggio con la madre e il cavallo Belek, pieno di nostalgia mescolata a rancore per quel padre sconosciuto e andato lontano, chissà dove e spinto da cosa. Ed è proprio Rinda a scoprire lo scintillio dell’orecchino tra le labbra del cadavere di Aslem, mentre la luna piena all’improvviso si eclissa nella notte. Cosí quel monile nascosto diventa un segno per il ragazzo, il segreto di un lascito da rintracciare, e con Belek parte anche lui per il nord, a ricostruire la storia del padre e il vuoto che avverte in se stesso. Il nord è strano, misterioso, fa paura: Rinda, come Aslem, è un abile cacciatore, ma perde continuamente le impronte del cervo di cui tutti gli parlano lungo la strada, mentre incontra guaritori, sapienti, torturatori, una vecchia che parla con una volpe, un sultano ossessionato da un sassolino, le donne Şahmaran che custodiscono la lingua delle madri e il ricordo della scrittura che è stata loro sottratta. E ognuno gli racconta una storia, immergendolo in una corrente di verità – sul suo cammino, sulla sorte del padre e sul mondo – che si intrecciano, scompongono e ricompongono, un’onda di risacca che sfrangia di continuo gli orli del reale. Sono destini incrociati, o le forme incessanti di un sogno corale? La fascinazione del racconto e la forza narrativa della tradizione orale curda ricoprono le pagine di Nord come un sortilegio.

360 pages, Paperback

First published January 1, 2011

12 people are currently reading
192 people want to read

About the author

Burhan Sönmez

18 books196 followers
Burhan Sönmez was born in Haymana in central Turkey. He completed his primary and secondary education in Polatlı. He graduated from the Faculty of Law at the University of Istanbul and worked for a time as a lawyer. He wrote for various newspapers and magazines on literature, culture and politics.

He is member of Turkish PEN and English PEN. He lectures in Literature and Novel at the METU.

He has spent several years in the UK, and now lives in Cambridge and Istanbul.

His first novel, North, published in 2009.

His second novel, Sins and Innocents, published in 2011 and received the Sedat Simavi Literature Award that is the most prominent literature award in Turkey. It has been translated into English, Italian and Serbian.

He wrote a short story of "Prehistoric Dogs" for A Story of Dersim (Bir Dersim Hikâyesi) a book that edited by Murathan Mungan.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
81 (38%)
4 stars
80 (38%)
3 stars
35 (16%)
2 stars
10 (4%)
1 star
4 (1%)
Displaying 1 - 26 of 26 reviews
Profile Image for Argos.
1,266 reviews493 followers
June 2, 2022
Daha önce okuduğum “Masumlar” ve “Labirent”ten sonra çok farklı bir kitapla karşılaştım. Efsaneler, söylenceler, mitolojik öyküler, folklorik anlatımlar, rüyalar, tekerlemeler, türküler ile birbirine bağlı çok sayıda hikaye tek bir potada şekillendirilmiş. Masallar dünyasında felsefik bir gezi yaptığımı hissettim. Hele “Safali sohbetleri” çok etkileyici.

“Kuzey” denilen bilinmez, gizemli, karanlık ve vahşi olduğu tahayyül edilen lanetli topraklar ile öykü kahramanlarının arasında çekişme, kavga ve hesaplaşma vardır. Hem ölümlülerin hem de “Kuzey”in sırları vardır. Ölümlü kaybettiği sevgilisinde aşkı bulmuş sonra yalnız kalmıştır. Aranılan sırlar bu yalnızlık içindedir ve varoluş ve ölümün arasında saklıdırlar. “Varoluşun verdiği kaygı, yokluğun yarattığı korku ile birleşiyor” diyor B. Sönmez bu duruma.

Düzyazı şeklinde kaleme alınan modern Homeros Destanı da denebilir, dünya mitolojilerinin uyumlu birlikteliğini yansıtan destansı metin de. Cümleler B. Sönmez klasiği olarak kısa kısa, bir kısmı aforizma gibi, anlam yüklü, altı çizilecek cümle tipinde: “Varoluşun kendisi hem değer, hem gerçektir. Rüya, bunun başka bir yolla gerçekleşme halidir sadece. Varoluşun nedenini merak eden tek canlıyız. Aklımız sayesinde bunun nedenini sorabiliyor ama cevabını bulamadığımız için en büyük ızdırabı çekiyoruz”.

Birkaç gün masal dünyasında dolaştım, kuzeye gittim, yıldızları seyrettim, efsanelere karıştım, işkenceyi hissettim, bilge adamlarla sohbet ettim. Doğaya karıştım, doğayı sorguladım. Kadınları iyilikte erkekleri kötülükte gördüm. Şahmaranları belki de Amazonları tanıdım. “Amacımız erkekler gibi yaşamak değil, sadece onların gözlerine inmiş perdeyi, oradaki kibri kaldırmak istiyoruz” diyen kadınlardı bunlar. Başkaların hikayesinde kendimi aradım. Ve yeryüzünün en vahşi, en acımasız, en anlaşılmaz yaratıkları olarak insanlara biraz daha hayretle baktım.

Son bir not; Burhan Sönmez’de Yaşar Kemal’i gördüm, okudum.
İyi okumalar…
Profile Image for Zeren.
168 reviews198 followers
September 22, 2018
Yılını bile unutmam, 2011’de Murathan Mungan Şairin Romanı’nı müthiş etkilenerek okumuş, bir daha da böyle bir roman okuyabileceğimi sanmadığımı düşünmüştüm. “Bu kadar iyi” demiyorum yanlış anlaşılmasın; çok şükür ki edebiyat bu açıdan dipsiz bir kuyu. Sadece, Şairin Romanı’nı okuyanların ne demek istediğimi anlayacağını bildiğim, “böyle bir roman” okuyamayacağım kanısındaydım. Yanılmışım. Burhan Sönmez Kuzey’le benzer güçte, muazzam, büyülü, bilgelik dolu bir masal anlatmayı başarmış.

Okuyana kadar, etrafımdan duyduğum genel kanı, ilk roman Kuzey’in en zayıf, ikinci roman Masumlar’ın daha iyi, İstanbul İstanbul’un ise en iyi romanı olduğu idi. Ben Kuzey ve İstanbul İstanbul arasında ayrım yapamayacağım. Ki Masumlar’ı da çok severek okudum, siz anlayın.

Buraya not düşülebilecek çok fazla şey var ama ben beni en çok etkileyeni yazacağım, uzatmamak için. Şahmaran Kadınları ve yuvaları Şahmaran Bahçesi, ruhlarından haz aldığım, hayal etmekten keyif duyduğum hikayeler ve bölümlerdi. Özellikle Şahmaran Bahçesi’nin tasvirlerini okurken Orta Dünya, Elflerin Ayrık Vadisi ile Rohan karışımı bir yer hayali geçti gözlerimin önünden.

Son sözüm, uzun zamandır her yazdığını bu kadar merakla beklediğim bir yazar olmamıştı.
97 reviews3 followers
September 25, 2021
Güzel, ışıltılı, dilinizde kar gibi eriyen bir anlatımı var Burhan Sönmez'in. Kuzey dediği belalı topraklar tüm haşmetiyle önünüzde uzanıyor. Tüm bunların cazibesine kapılıp, binbir gece masallarından birini dinleyeceğinizi sanıyorsunuz. Ya da enikonu bir destan. Ancak yazarın Kürt ve siyasi damarı aynı anda kabarınca kitaptaki metaforik anlatım çiğleşiyor ve doğu mistisizmi ile felsefesini aynı anda bağrına basmaya çalışan tuhaf bir anlatıcı peyda oluyor. Eğer gerillalık deneyiminiz yoksa ve Kuzey'den biri olma ihtimaliniz de belirdiyse empati kapılarınızın menteşeleri gıcırdıyor. Yazarın katarsis uğruna vites yükseltmesi ve kaçınılmaz şekilde mazisine saplanışı romanda "melankolik" bir damar açıyor. İşkence görmüş ve bunu bağırmadan anlatmanın yolunu bir noktadan sonra bulamayan bir devrimci ile hasbihâl etmeye başlıyorsunuz. Elbette tüm bu katılık içerisinde dahi pürüzsüz işleyen dil, tam puanı hak ediyor. Yazarın bir masalı ya da destanı değil eski bir davayı güttüğünü fark edince, dava adamlarının her türlüsünden kaçan biriyseniz romandaki ideolojik altmetin sizi hırpalayacaktır. Ancak Kürt sorununu hayat meselesi saymış biriyseniz, hele de bir Kürt'seniz, kendinizden yığınla parça bulmanız olası. Ancak, yazarın patolojisi sebebiyle, o parçaları bulup bir araya getirmek de hayli zamanınızı ve enerjinizi alacak.
Profile Image for Mustafa.
95 reviews
June 15, 2023
Yazarın ilk kitabı, benim de yazardan okuduğum ilk kitap. Çok keyifli bir yolculuk romanıydı. Yazarın her bölüm başında seçmiş olduğu alıntılar, satır aralarında anlatmış olduğu efsaneler, felsefik sorgulamalar ile oldukça keyif verici bir eser ortaya çıkmış.

Kitabın bir bölümünde yapılan varoluşsal sorgulamalar kitabın en etkileyici kısmıydı bana göre. Kitapta herkes kendi Kuzey'ini arıyordu ve okura da sorgulatmak istediği bu diye düşünüyorum. Biz niye varız? Neyi arıyoruz? Yaşam amacımız ne? gibi soruları Kuzey'i sembolleştirerek bize dolaylı yoldan cevap aratmaya çalışıyor diye düşünüyorum.


Son olarak ilk bölümlerde yazardan Yaşar Kemal tadı aldım, ve bazı kelime seçimleri Yaşar Kemal'in sık kullandığı kelimeler olduğu için yazarın kendisinden etkilendiğini düşünüyorum.
Profile Image for mondisla.
40 reviews30 followers
February 3, 2020
Kurgusuna, diline, bilgeliğine hayran oldum.. En çok kadının, doğanın, hayvanın yanında oluşunu hissettim ve sevdim. Ruhunda hem iyiyi hem kötüyü barındıran, yenilgiye teslim olmayan, umudunu kaybetmeyen insan coğrafyasında zorlu bir yolculuktu. Kesinlikle muazzam bir eser.
Profile Image for Renklikalem.
552 reviews178 followers
March 2, 2024
Binbir Gece Masalları’ından şu alıntıyla başlıyor Kuzey: Bir nehir kaynağını unutabilir mi, gün ışığı unutabilir mi güneşi? Deniz yatağındaki çağa gemiyi ya da bir yılanın kuyruğu önünde giden başı unutabilir mi? Bugün dünü unutabilir mi? Bir adam unutabilir mi babasını..?

Bazı kitapları geri dönüp baştan okumaya başladığımda, yazarın daha epigrafta veya ilk cümlelerde bize derdini ya da neyin peşine düşeceğimizi sezdirmiş olduğunu fark ediyorum. O zaman diyorum ki edebiyat ne büyüksün! Kuzey bu alıntıyla başlıyor. Sonrasında herkes her şey oluyor ve her şey herkes. Evrenin ve canlıların nasıl bir bütünlük içinde olduğunu, varla yokun, gerçekle rüyanın nasıl el ele olduğunu Kuzey’e doğru çıktığımız bir yolculuğun sonunda öğreniyoruz. Bir madalyononun iki yüzü gibi hepsi.

Gerçeği ararken kaybolur Rinda.

“Gerçek nedir, bulunabilir bir şey midir?”

Kitap Rinda ve Adve-ser’in babası, Yumati’nin kocası Rinda’nın yıllar önce ailesini bırakarak Kuzey’e doğru yaptığı yolculuktan dönüşüyle başlıyor. Köyün yakınlarındaki kayalıklarda Aslem’in çıplak cesedi bulunuyor. Yeni doğmuş gibi. Ölünün ardından yapılan bir dizi seremoninin ardından Rinda babasının ölümünün izini sürmeye karar veriyor ve onun yaptığı yolculuğu yapmak için yola düşüyor. Köylüler kuzeyin lanetli olduğuna inanmaktadır. Tam burada bir karakter “Lanet dediğimiz şey sadece bir yerde midir, diye düşünürüm bazen. Çoğu zaman o gelip bizi bulmaz mı?” diyerek hem Rinda’ya hem okurun içine şüpheyi düşürür. Karanlığa da çok fazla ışığa da insanın gözü kördür ya. Sonrası böyle bir arayış, bir yolculuk hali işte.

“Ama ölüm karşısında çaresiz kalmış bir hayata böyle sonsuz bir değer yüklemek, başka bir körlük değil midir?”

Ve buradan sonra Binbir Gece Masalları gibi Rinda’nın yolu da her durakta bir masal, bir efsane, bir rivayetle kesişiyor. Metnin tamamı binbir hikaye ile örülüyor adeta. Benim favori bölümüm sanırım Safari sohbetlerinin olduğu bölümdü. Son bölümlerde biraz dikkatim dağıldı ve çok sevsem de uzamış hissettim ne yazık ki.

“Her hayat çünkü başka bir hayatın aynasıdır. Ya da bizimkiler dahil bütün hayatlar tek bir aynadan düşmüş, parça parça dağılmıştır dünyaya. Güneşin renkleri nasıl eşyanın üzerinde şekil alıyorsa, evrenin gerçekliği de kalp aynasında tam biçimini alır. Üç unsur var burada, birincisi kalbimiz, ikincisi dışımızdaki varlık, üçüncüsü bu varlığın kalpte aldığı görünüştür. Gerçek bunlardan hangisi?”

Bilmiyorum ama bana o tekinsizlik hissi, o iç içe geçen birbirine benzeyen bir süre sonra ötekileşen yüzler karakterler biraz Sadık Hidayet’in Kör Baykuş’unu da hatırlattı. Çok severek okudum. Ve sabırsızlıkla beklememe rağmen bu kışın -sanırım kış bitmeden bile kesin olarak söyleyebilirim ki- en fena gribini atlattığım için Fatma Burçak’ın kitapla ilgili sohbetini, acilde serum alma gerçeğiyle değiştirmek zorunda kaldım! Yine iyi ki okumama vesile oldu nev’inden bir kitap okudum sayesinde.

Benim ilk Burhan Sönmez okumamdı. Sanırım yazdığı metinlerin içinde en farklı olanıymış Kuzey. Bir arayış hikayesi olduğu için bolca felsefi göndermeler de var içinde. Efsaneler mitler masallar rüyalar…
Başlamadan önce kaybolmuş hissediyorsanız bir de bitirdikten sonra nasıl hissedeceğinizi düşünün:)

“Hikayeler hayatımız gibidir, bitmiş, tamamlanmış tek bir hikaye bile yoktur. Ölen herkesin ömrü bitmiş olsa da, hayatlarında yarım kalmışlıklar vardır, hikayeler de öyledir.”

Profile Image for Sengul.
23 reviews
July 1, 2022
Duru ve akıcı bir dille söylenceler, masallar, efsanelerde dolaştırıyor Burhan Sönmez. Felsefi tartışmalar ve düşüncelerle iyilik/kötülük, varoluş, kadın/erkek tutumlarındaki farklıklar, kendini, gerçeği arama ve bulma gibi konular hikayeye serpiştirilerek altı çizilecek türden düşünceleri barındırıyor. Çok başarılı, zevkle okunan, aynı zamanda düşündüren bir kitap.
Profile Image for özge mö.
27 reviews2 followers
June 19, 2022
S.185:…yeniden rüya görmenin en iyi yolunun başkalarının rüyalarını toplamak olduğunu anlayarak, çerçiliğe başlayıp arabasındaki eşyaları rüya anlatanlara dağıtarak, ama aldığı rüyanın verdiği eşyadan daha değerli olduğunu şükranla belirtmeyi ihmal etmeden, yalan rüyaları ise hemen sezip söylemekten çekinmeden, en iyi rüyaların burada olduğunu duyduğundan, atları da bu sezgiyle hep kuzeye yöneldiğinden, akıl gözüne yeni resimler verebilmek için kuzeye gelmeye karar vermiş.
Çerçi, eskiden gördüklerine, şimdiyse görmediklerine inanıyordu. Aslında rüya görmenin kolay, ama o rüyaya bağlı kalmanın, bir ömür boyu onunla yaşamanın zor olduğunu söylüyordu. Aksi de mümkün, bizi esir alan rüyalardan kopmak bazen imkânsızdır.

S.196: Rüyalardaki tekrarlara rağmen bir eksiklik duygusu yaşarız. Sanki duvarın içinde bir taş kayıptır. Ama hayatın rüyalardan daha dolu, üstelik daha bütünlüklü olduğunu da sanmamalı. Bunu söylüyorsam, sizin görmediklerinizi gördüğümden, bilmediklerinizi bildiğimdendir. Uyandığımda bu rüyayı özleyip yine görmeye çalışır mıyım, diye düşünürüm bazen. Başka uykulara geçip öncekileri kolayca unutsak da, öyle rüyalar vardır ki kendini hep hatırlatır. Bu rüyama geri dönmek mümkün olmayacağından, uyandığım için pişmanlık duyar mıyım? “Hayat böyledir,” diyeceksiniz, “geleceği yaşamak için bu anın geçmesini bekleriz, ama sonra geçmişi ararız; ya biri vardır ya diğeri, ikisini birden elde edemiyoruz.”

S.198: Hayat olmazsa rüya da olmaz, derler, gölgenin gövdeye bağlılığı gibi. Doğru. Ama hayatın da bir kaynağı olduğunu unutmamalı, ki bu onu değersiz kılmaz. Aralarındaki fark, içinde aktıkları zamandır. Hayat, tek çizgi üzerindeki bir zamana yayılır, kendi yatağında akan bir nehir gibi, geri dönüşü yok. Geçmiş arkada kalır, gelecek ise ileridedir, bir arada bulunmaz bunlar. Bir nehirde iki kez yıkanamazsınız, diyenler haklı, zaman akmış, nehir çünkü değişmiştir. Rüyadaysa her şey aslında aynı anda olur, geçmiş ile gelecek şimdiki ana toplanmıştır. Zaman bunların iki yana doğru açılmasıdır sadece, yoksa sizin dünyanızdaki gibi dün ile yarının birbirinden kopması değil.

S.199: …Aynaya düşen yansımız gibi, bizim zamanımızla aynadaki zaman aynı anda işler, aradaki mesafeye rağmen. Rüyalardaki geçmiş ile gelecek de öyledir. Karşı karşıya duran iki ayna yani. Biz ikisinin arasında bu anı yaşarız. İki yanımızdaki aynalara düşen ise aynı andaki geçmiş ile gelecektir. Bir gecelik bir rüyaya bütün kuzey evrenini, onun sonsuz zamanını, ateşin etrafındaki yolcuların başka yerlerden gelen hayatlarını sığdırmak bu yüzden mümkün. Aynı nehirde iki kez yıkanabilirsiniz rüyada.
Rüyaların en zor yanı, bunun bir rüya olduğuna başkalarını inandırmaktır. Siz onlara ayrı bir hayatınız olduğunu, bir zaman gelip uyanacağınızı söylediğinizde, eğer size kötülük etmiyorlarsa, en iyi ihtimalle ya deli diyorlar ya da kendi halinize bırakıyorlar. Acınacak durumdakinin siz olduğunuzu sanıyorlar. Bir süre sonra, gerçeğin herkese açıklanmaması gerektiğini anlamaya başlıyorsunuz. Sözünüzü sakınıyor, onlardan biri gibi davranmaya alışıyorsunuz. İçinizdeki anlatma isteği sizi yiyip bitirirken, hep gönlü temiz birine rastlayıp dertleşmeyi umut ediyorsunuz.

S.230: “Seydigül’ün dediği gibi başlangıçta sadece büyük ışık varken, varlık, bütünlük içindeydi. Sonra kötülük geldi, onu parçalara ayırmaya başladı. İnsan eti karanlıktır ama kalbimiz yıldız tozundan yapılmıştır, der eskiler. Işığı parçalayan kötülüğün karşısında aşk tek bir gerçekliğe işaret eder: Biz topraktan doğmadık, gökyüzünden göverdik. Bir buğday tanesinin toprağa düşüp kaynağına dönmesi gibi bizim düşeceğimiz yer de gökyüzü tarlasıdır.”

S.232:…Aşk bizi coşturup ruhumuza başka bir pencere açarken, varlığın sınırına erdiğimizi hissederiz. Maddeden oluşmuş bu dünya bir hapishanedir bize, bundan kurtulmak isteriz. Derler ki, yükseklerdeki gerçekliğin farkına üç yolla varılır: Uyku, ölüm, bir de aşkla. Uykuda başka bir dünyaya göç etmek, bize günlük hayatın tek gerçeklik olmadığını gösterir. Ölüm, uykunun sürekli halidir. Aşk ise, bizi bizden alan, etrafımızdaki varlığa başka bir gözle bakmamızı sağlayan büyüdür, ama ne uykudaki rüyaya ne de ölüme benzer, aklımız hâlâ bu dünyanın sınırları içindedir. Bu yüzden aşk, varlığı aşıp, başka bir evren bahçesine geçmenin en yakın imkânıdır, denir. Benim şüpheye kapıldığım yer de burasıdır.”
Jani’nin eli şerbet dolu kadehte durdu.
Seydigül, “Aşk, bedenimize mi yoksa ruhumuza mı aittir?” diye sürdürdü. “Bedenimiz bize korku gibi, arzu ya da aşk gibi dünyevi duygular yükler. Sürekli bunlarla uğraşmaktan kendimiz dışında bir şeyle ilgilenemez hale geliriz. Düşünmeye, büyük sorular sormaya dermanımız kalmaz. Buradaki kardeşlerimin tarif ettiği aşk bundan ötedir, farkındayım. Ama varlığın anlamını merak ediyorsak, sadece hissederek varlığın özüne ermek mümkün olur mu? Aşk bize yeni bir bilgi sunmaz, belki bu karanlık dünyadan kurtulmak gerektiği düşüncesini doğurabilir sadece. Daha ötesini söyleyemez. Evrenin en büyük cevheri akıl, onun yemişi ise bilgidir. Kardeşler! Akıl bilmezse, kalp hiç bulamaz.”

S.455: Amacımız erkekler gibi yaşamak değil, sadece onların gözlerine inmiş perdeyi, oradaki kibri kaldırmak istiyoruz. Kızlarıma oğullarıma hep söylerim: Kılıç kullananın vicdanı kılıcın ucundadır. Ona fazla bağlanmayalım. Zalimlere bir ders verir kılıç, ama dünyamıza yeni bir ufuk açmaz. Sen de unutma oğlum. Adaleti, evde, tarlada, şarkıda, masalda, hem yediğimiz ekmekte, hem ortak kurduğumuz hayatta çoğaltmalıyız, yoksa şimdiden yenilmiş oluruz. Mutlu değil acı bir adalettir kılıcınki, ona güvenmemeliyiz.
“Her çarpışmadan sonra ağlıyor, öldürdüklerimiz için ağıt yakıyor, düşmanımızı sevmeye çalışıyoruz. Onları düşünüyor, eğer adil bir dünyada karşılaşsaydık ne kadar iyi sevgili ya da dost olabileceğimizi hayal ediyoruz. Ama kan çoğaldıkça bizim de gözyaşımız azalıyor. Bir gün düşmanımız için ağlayamaz hale geldiğimizde, kralların, soyluların, zenginlerin erkek ordusuna benzeyeceğiz. Kanın şehveti kadın erkek tanımıyor. İyiliğin güç kazanmasına, akan kanın durmasına giderek daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Sabırsızlıkla bekliyoruz yeni çağı. O zaman ben de huzurla öleceğim. Talan’ın yanında kan içinde yatarken tattığım ölüme döneceğim. Ama bu sefer canım acımayacak, kalbim rahat çünkü.”

S.465: “Aynı anda herkes mutluluğa erer, hem gidenler, hem geride kalan. Kader aynası denir buna. Farklı insanların kaderini aynı suya düşürüp sonra ayırmak yani. Kendimizi değiştirebilir, bunu kaderimizin bağlı olduğu diğer kişilere yansıtabiliriz. Hem o kadını hem de kardeşini sevdiği için, onların aynasında kendisine bakan kişi, Kötü olduğuna inanarak orada yenilenir, iyiliğin yeni bir tarifini yapar.”

S.475: Kimine göre zaman, hareketin bir parçasıdır. İkisi de maddeyle birlikte oluşmuştur. Kimileri her şeyden, hatta evrenden bile bağımsız bir zamandan söz eder. Tabii, zamana inanmayan, bunun bir yanılsama olduğunu söyleyenler de vardır. Bense hem zamanı hem varlığı düşünürüm. Mesela, benden sonra burası ne olacak, diye merak ederim. Bir rüya bizim için bittiğinde, oradaki herkesin hayatı da biter mi? Bunun cevabını bilmediğimden, bu rüyadan uyanmanın yolunu merakla arasam da, o eşiğe geldiğimde uyanmak isteyip istemeyeceğimden emin değilim. Hâlâ. Eğer herkes, buradaki her nesne benim rüyamla var olup, onunla yok olacaksa, zaman bana bağlı demektir. Ben varlığın anlamı, zamanın kendisiyim.

S.513: Masalın başında görülen bir bıçak, masal bitmeden ya kan akıtır ya da kırılır, diyenlerin sözü rüyada geçmez. Çünkü hiç kimse rüyasının efendisi değildir, hayatının da. Seydigül, dünya bizim hapishanemizdir.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Yosum.
249 reviews6 followers
January 14, 2022
Burhan Sönmez'in kitaplarını sondan başa doğru okudum. Taş ve gölge'den Kuzey'e...
Bu ilk kitap diğerlerinden farklı. Hem bir öyküsü var hem de bu öyküyü anlatırken felsefi sorulara da yanıt arıyor. Varlık nedenimiz, iyi-kötü, gerçek-rüya vs. Bazı sayfaları tekrar tekrar okudum. Belki daha sonra yine okurum. İnsanı düşündüren bir roman.
Profile Image for Tugba Kul .
33 reviews3 followers
February 5, 2019
Kitabın dili etkileyici olmakla birlikte içeriği bir o kadar anlaşılmaz.
Profile Image for Emre .
55 reviews16 followers
April 6, 2018
Belki de kendisi hakkında daha önce bilgi sahibi olmadığımdan, eser sahibi Burhan Sönmez ortaya koyduğu bu gerçeküstü kurgusunda, özellikle felsefi alana ilişkin vukufiyeti ve bunu hikaye halinde sunarken sergilediği maharetiyle beni ziyadesiyle şaşırttı doğrusu.
Profile Image for Daniela Bussi.
136 reviews6 followers
October 16, 2021
Non ci siamo. Incipit fantastico, alcune perle di rara bellezza all'Interno che si perdono in un insieme prolisso e disorganico. Un vero peccato
Profile Image for Burak.
307 reviews29 followers
February 17, 2023
Bir nehrin kaynağını unutabilir mi, gün ışığı unutabilir mi güneşi? Deniz yatağındaki çapa gemiyi ya da bir yılanın kuyruğu önünde giden başı unutabilir mi? Bugün dünü unutabilir mi? Bir adam unutabilir mi babasını..

Bir babanın yabancılığı iki işaretten anlaşılırdı, uzaklığından, bir de yüzündeki tanıdık olmayan izlerden..

Bir baba başka nasıl baba olabilirdi, çocuğunun soluğuna bulanmadan, onun içinde başka bir can olup sonraki ömründe yol almadan; çocuklar da onsuz etlerine yayılan bir sızıyla kalırdı..

Örtüyü açsa babasının yüzüne baksa, babası da ona bakıyor olur muydu?

Güneş doğudan gelir, güneye yükselir sonra batıya iner, ama kuzeyin soğuk dünyasına uğramazdı..

Kendi topraklarının ötesini bile görmemiş insanlarla dolu bu dünyada bize göklerin kaderinden söz ediyordu

Bu dünyada hiçbir şeye bağlanmayan insanların özgüveni vardı üzerinde. Onlar hiçbir yere ait değildir. Bu yüzden derin kararların değil, anlık nedenlerin ardına düşerler. Bir yere bağlanacak gibi olurlarsa oradan kopmak için kendilerine yeni işaretler bulurlar.

Kendisiyle savaşmak insanın eski geleneğidir.

Hikayeler hayatımız gibidir, bitmiş tamamlanmış tek bir hikaye bile yoktur. Ölen herkesin ömrü bitmiş olsa da, hayatlarında yarım kalmışlıklar vardır, hikayeler de öyledir..

Şüphe insanın hayatını kökten değiştiren iki önemli geçitten biridir..

Duyular yanılır, akl ise kesinlikten her zaman uzaktır. Biri diğerini doğrulama gücüne sahip değil. Bu evreni anlamak için başka ne dayanağımız var bizim?

Bazı acıların sığınağı yok.

Alıp başını gitmek iyiydi, bazen nereye varacağını bilmeden uzaklaşmak ne kadar güzeldi..

Sonraki hayata inan sizler de ölümden çok bu hayata sevdalı değil misiniz?

Doğduğumuzu hatırlamadığımız gibi öldüğümüz anı da düşünme imkanımız olmayacak tek yetimiz iyi yaşamayı bilmektir..

Hayat böyledir diyeceksiniz, geleceği yaşamak için bu anın geçmesini bekleriz ama sonra geçmişi ararız ya biri vardır ya diğeri, ikisini birden elde edemiyoruz..

Sadece kendi gerçeğine inanıp bunun dışındakileri önemiz saymak kibirdir.

Bir ışık görmezseniz aynada, o sizin yokluğunuzdur. Kendinizi gerçek ama kendiniz dışındakileri geçici oldukları ya da farklı algılandıkları için değersiz sayarsanız bir gün en büyük kibir kapınızı çaldığında ölümdür bu, çöl rüzgarındaki kum tanesi gibi çaresiz kalırsınız. Rüyalarınıza kıymayın..

Her yolcu onlarla gidemeyenlerin hayali için de yürür.

Gezginler yaşadıklarını dile dökerken bilirler, anlatılmayan hayat yaşanmış sayılmaz.

Bir yerde çok kalmayı sevmeyen hep yaban ellerde gezenler gittikleri yerler aynı kalsın isterler, kendilerindeki değişime ama bunun dışındaki ayrılığa bağlıdırlar.

Bu dünyada kendi yolunu çizebiliyorsan o senin kaderindir, yok gücün yetmiyor akıntının içinde sürükleniyorsan hayatın esirisin demektir.

Annesiz babasız büyümek bir çocuğa ya sertlik verir ya da kırılganlık..

İnsanlar kentleri kurdukları için mi yıldızları unuttular yoksa yıldızları unuttukları için mi kentlere sığındılar? Geceleri göğe bakanlar o kadar azaldı ki yıldızlar katında umulmadık bir hareketlenme yaşandığını bunun dünyamıza yeni bir çağ kapısı açmakta olduğunu bile kimse bilmiyor..

buradaki yalnızlığım geceleri göğün sonsuzluğuyla birleşince koca evrende tek başımıza olduğumuz düşüncesi beni dayanılmaz bir boşluğa iter, karanlık kuyuya atılmış bir çocuk gibi yukarılara bakar, bağırırım. Çığlığım yankılanır,biri olmalı orada gökyüzünde yakarışımızı duyan ya da kör kuyuya düştüğümüzü bilen biri. Yardım etmesi değil, sırf bizi kimsesizlikten kurtarması için otlar kuşlar böcekler için olmalı. Yoksa bütün bu yıldızların arasında sonsuz karanlığın içinde, nereden gelip nereye gittiği bilinmeyen zaman ırmağında insan çok yalnız, çok çaresiz kalır..

korkusuzluğun hayatı gözden çıkarmak olduğunu, korkunun ise hayata bağlanmaktan kaynaklandığını söylüyordu yaşlılar..

Çocuklar yarım kalmış yolları tamamlamak için büyürken hangi babaya yenilgi yakışır ki?

Babalarına geç kalan onları esenliğe çıkaramayan çocukların kalbi harap olur, çorak topraklar kadar yetim kalır ruhları..

Bir insanın evi sevdiği insanlardır.

Ama kalıcılık yoksa, insan kendini bir yerde sürekli değişmez bir hayatın parçası olarak hissetmiyor, yani bir gün geri döneceği evini hayal etmiyorsa, yolculuk sadece arayıştan ibaret kalır..




Profile Image for artu.
184 reviews4 followers
March 7, 2023
Sonmezova prva knjiga, za koju je potrebna duboka koncentracija i pazljivo citanje, predstavlja pricu unutar price, mesavinu usmenog pripovedanja i filozofskog razmisljanja i potragu za smislom zivota. Ako znamo da je autor bio mucen od strane turske policije i da mu je trebalo deceniju da dodje sebi posle svega, i imajuci u vidu i sam status Kurda, narocito u Turskoj, ne cudi da on u svom romanu prvencu pokusava pronaci svoj identitet i smisao u svom zivotu, izraziti sve ono sto ga je sigurno mucilo godinama pa tako i nas tera na razmisljanje i preispitivanje. A smisao zivota lezi u samom zivotu, u njegovom vecnom kretanju kao formiranju samog coveka pa tako i glavni junak krece na put na sever, u svet u kom se moze boriti za svoje snove. Putovanje je ucitelj, a putnik ucenik, jer ako smo krenuli nekim putem ne mozemo biti iste osobe kao pre tog puta.. Sa svakim iskustvom, pricom, kontaktom s drugima, postajemo 'bogatiji', druge/drugacije osobe..

Delovi koji su me najvise dojmili:
IV deo - Safali (filozofiranje)
V deo - Crvena pecina (tortura - autorovo iskustvo?)
VI deo - Basta Sahmaran (matrijarhat)

Prijatno sam iznenadjena piscem i romanom da cu sigurno overiti ostale prevedene knjige.

'Prijateljstvo je ogrlica koju je ponekad tesko naci, ponekad tesko zastititi, i trebalo ju je uvek nositi u visini srca.'

'Celog zivota sam se borila i pruzala otpor, medjutim, nikada nisam trazila osvetu. Nas cilj nije da zivimo kao muskarci, vec samo da podignemo zavesu koja im je pala na oci, da uklonimo tu aroganciju. Sve vreme govorim mojim sinovima i kcerima: ostrica maca je savest onih koji ga koriste. Hajde da se ne vezemo previse za njega. Mac tirane nauci lekciju, ali ne otvara nove horizonte naseg sveta...
Moramo se postarati da se vise pravde sprovede u kuci, na poljima, u pesmama, u pricama, u hlebu koji jedemo i zivotu koji smo zajedno stvorili, jer, inace, od sada pa nadalje mozemo smatrati sebe porazenim. Pravda maca nije radosna, vec bolna i ne treba da verujes u nju.'
Profile Image for Pavuluzza Gnucca.
177 reviews
November 2, 2022
Questo libro è un grande tributo alla tradizione orale, al racconto epico, al potere creatore ed evocativo della parola, all'importanza del racconto.
La trasmissione delle storie, la creazione della favola, sono determinanti non solo perché permettono ad una tradizione di continuare ad esistere, ma perché attraverso la parola e la favola, è possibile generare significato, creare una diversa narrativa delle cose e delle relazioni che esistono ma che sono poco visibili perché dominate da altre narrative più facilmente riconoscibili.
La bellezza delle parole, la profondità delle riflessioni, la curiosità delle storie è ciò che rende interessante Nord, che però non riesce a trattenere l'impulso creatore delle parole e si dilunga molto su fili secondari alla trama principale, che è scarna anche se convincente.
Il libro si addentra troppo nelle storie parallele e ad incastro tanto da renderne la lettura faticosa e noiosa in più tratti. Molti personaggi appaiono e scompaiono rapidamente, il che rende difficile percepirne l'importanza e la giusta collocazione all'interno del testo. Le descrizioni a volte indugiano e si dilungano, ampliando lo spaesamento che si prova di fronte ad un testo che è ambientato fuori da uno spazio e da un tempo definiti.


43 reviews2 followers
January 18, 2025
Yazar buğulu bir atmosfer ve dünya kurmuş. Birçok kültürden unsurlar bir araya getirilmiş. Kimi zaman Türk, kimi zaman Şaman, kimi zaman Zerdüşt, kimi zaman Alevi öğeler olay örgüsüne dahil edilmiş. Tüm hikaye ise yazarın sorgulamak istediği kavramların etrafına işlenmiş gibi duruyor. Var oluşu anlamaya çalışan, şüphe edemeyeceği bir şeyleri arayan karakterler görüyoruz.



Ancak post-modern çalışmalardaki belirsizliğin benim için güzel bir yanı da var. İlginç bir romandı.
Profile Image for Hülya.
152 reviews14 followers
January 18, 2024
Sönmez’in romanlarını sondan başa doğru okumuş biri olarak söyleceğim ilk şey : kuzeydeki üslup çok çok farklı .
Gerek konusu, gerek burada kullandığı teknikten dolayı kuzey kolay okunan bir roman değil .ilk yarıyı çok çok severek okudum ama , ikinci yarıdan sonra bazı yerleri iki defa okumak zorunda kaldım çünkü bir şeyleri kaçırmışım ya da kaçıracakmışım gibi bir his vardı üzerimde ve kitabın sonunu daha farklı bekliyordum . Romanın en sevdiğim taraflarından bazıları iyiyle kötünün birlikte oluşu,kurtuluşu umudu kadınlara yüklemesi, kadınların başaracağına inanmasıydı,karakterlere yine her zamanki gibi verdiği muhteşem adlardı. sanırım ben masalların, efsanelerin geçtiği metinlerle çok fazla haşır neşir olamıyorum ,taş ve gölge benim için hep başka bir yerde 🌸
Profile Image for Aslihan.
203 reviews30 followers
January 30, 2025
Burhan Sönmez’in yalnızca kendine has bir anlatımı yok aynı zamanda kendine has imgeleri, sembolleri ile sanki bu dünyaya başka bir gezegenden gelmişçesine edebiyatın sınırlarını zorlayan bir zenginliği var. Kitabın alt metni Odyssea olabilir, ama bunun üstüne kurduğu anlatıda çok farklı mitolojik ve felsefi göndermeler var. O yüzden metin kahramanın yolculuğunda gerçek ve rüya, varlık ve zaman, iyi ve kötü gibi ikilikler üzerinden okuru hem kahramanın hem de kendi hikayesini sorgulamaya itiyor ve aslında hepimizin aynı anda iki şey olabileceğimizi de gösteriyor. Burhan Sönmez çağdaş edebiyatın sihirbazı.
Profile Image for Ahmet Başbunar.
30 reviews
January 2, 2021
"Hayatın son anında söylemek üzere sakladığı bir söz varsa herkesin, biz şimdi onu hatırlamıyoruz. Iyi ki gördük bu güneşi, bu dünyayı, demekten öte bir söz. Asıl çıplaklık, bu dünyada yalnız olduğunu bilmekse, mermere düşmüş bir yaprak kadar çıplağız. Insan farkında olmadan hep kendi kara kurdunu ararmış, son soluğunu verirken vicdanı rahatlasın diye. Yoksa ölüm, hayattan daha ağır gelir. "
Profile Image for Çestnova.
3 reviews
September 12, 2019
Okurken düş ve gerçek arasında gidip geldiğim, kurgusuna, diline hayran kaldığım bir kitap... Kitapta öyle bölümler var ki, okurken bile dönüp tekrar okudum. Rafta tozlanmayacak, ara sıra alıp tekrar karıştırılıp, okunacak ender romanlardan...
Profile Image for Wed.
147 reviews4 followers
July 27, 2021
الفكرة التي يريد إيصالها جميلة جدا
لكن لم يعجبني أسلوب السرد وطريقة القصة
Profile Image for Zeynep Haktanır Eskitoros.
138 reviews70 followers
March 27, 2023
Goodreads'te yorumlarını severek takip ettiğim 'Argos' yorumunda 'Masallar dünyasında felsefik bir gezi yaptım' demiş. aynen katılıyorum. Masallar, efsaneler ve felsefe. Keyifle okudum.
Profile Image for Ozkan.
20 reviews8 followers
September 5, 2025
“Gerçek, aranarak bulunan değil yaratılan bir şeydir.”
Profile Image for Tatjana Krnjaić.
27 reviews
December 10, 2022
💫>Noć je i dalje beživotna, kao zaledjena šuma. Nepokretna. Ne mogu da zamislim ni jedno ni drugo vreme pre ovoga, niti ijedno mesto van ovog. Ja sam stena, ukopana na ovom mestu... Razbacani kamenovi mog uma su sada smrvljeni u komadiće. Samleveni fino, kao brašno. Tragam za slamkom za koju ću se uhvatiti.<
💫💫💫

💫Čitajući ovo vanvremensko filozofsko bajkovito delo koračamo po tankoj niti izmedju sna i jave, stvarnosti i mističnosti, uporedo sa protagonistom Rindom, onim koji traga za svojim nikada otkrivenim identitom, bistreći spoznaju o sopstvenom postojanju kroz ukupno sedam bajkovitih priča prožetim verovanjima autorovog podneblja.

Koračajući sa Rindom putevima sna i spoznaje čas smo u mračnim kutkovima naših najdubljih unutrašnjih tajni, čas smo osvetljeni beskonačnom svetlošću zvezda koje simbolizuju izlazak iz sopstvenih mrakova u blještavu čaroliju samospoznaja.

Sever, nedefinisan prostorno i vremenski predstavlja autorovo odredište naših snova i istine u koju otputujemo pobudjeni raznim životnim potrebama, za Rindu je to bila potreba razrešenja misteriozne smrti i još manje poznatog predjašnjeg života svog oca, koji ga vodi pravo ka "severu"... Na tom putu razrešenja, Rinda upoznaje mnogo različitih likova koje je autor obogatio beskrajnom mudrošću, svaki od njih predstavlja svojevrstan izvor mudrih filozofskih definicija našeg postojanja, ljubavi, smrti, života...

Otpočevši čitanje pripremila sam sveščicu za čuvanje citata, shvativši da je svaka stranica citat za sebe, odustala sam od ideje i samim tim ovu knjigu, kao obožavalac filozofije, misterije, bajki i simbolike, proglašavam krunom svih pročitanih knjiga ove godine, i ako kažem da ću je čitati još mnogo puta jasno je koliko je moja preporuka ogromna i iskrena.

💫💫💫Jedna čarobna i krajnje neobična knjiga sa Istoka o Severu (zasutim zvezdama) svih nas 😻
Displaying 1 - 26 of 26 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.