İnsanın içini ürperten, kanını donduran, okuru düşündürtmenin ötesine geçirten, hepsi ayrı ayrı beş yıldızı hakeden hikayeler...
Aşağı yukarı tüm öykülerin arka planındaki inanç-din, cennet-cehennem, iyilik-kötülük meseleleri, kesinlikle basmakalıp olmayan, sıra dışı bir dille anlatılmış.
Bu arada Japon edebiyatıyla tanışıklığım arttıkça daha çok sevmeye başlıyorum.
******************************************************
Şubat/Mart 2018’de tüm öyküleri ikinci defa okuduktan sonra yazmış olduğum yorumdur:
Muhteşem çeviriyi yapan Oğuz Baykara’nın diliyle, “düşündüren, iğneleyen, bazen güldüren ya da azarlayan, bazen de yumuşacık bir duygusallık taşıyan” öyküler bunlar...
Akutagava mükemmeliyetçidir. Şöyle der: Sanatın vatanında mükemmel olmayan hiçbir şeye yer yoktur. Bir sanat eseri ancak mükemmel olduğu sürece ölümsüz olur.
RAŞOMON : Anladığım kadarıyla Uşak aklını devreye sokmadan gördüğünden duyduğundan etkilenerek gerçekleştiriyor edimlerini. Açlık, çaresizlik umutsuzluk, her türlü kötülüğe zemin hazırlıyor. İnsan kendinden kötü olmuyor. Elinde olmadan aleyhine gelişen olaylar onu kötü olmaya zorluyor. İnsan durup dururken kötü olabilir mi?
BURUN: Başkalarının bizi nasıl gördüğünün , biz farketmesek de aslında, ne kadar da umurumuzda olduğu net bir şekilde bu öyküde sergileniyor. Bir de insanların bizim iyi durumda olmamızdan çok kötü durumda olmamız mı hoşlarına gidiyor acaba diye bir soru işareti doğuyor kafamızda, üzülerek belirtmek gereken... İnsan birbirinin kötülüğünü mü istiyor gerçekten içten içten, kendine bile itiraf edemese bile... Biz kötüden iyi duruma geçince çaktırmadan rahatsız mı oluyor insanlar...
MENDİL: Buşido; mutsuzluğun yanılgı ve yanlış anlaşılmaların bir sonucu olduğunu söyleyen Japon yaşam sanatı...Her zaman gülümse ve unutma ki mutsuzluklar yanılgı ve yanlış anlaşılmaların sonucudur.
ÖRÜMCEK İPİ: Kandata, kendi yaşamının riske girme olasılığı binde bir olsa bile, tüm diğer insanların yaşam haklarını hiçe sayabiliyor.
CEHENNEM TABLOSU: Yoşihide’nin yaptığı resmi Horikava Efendi beğeniyor, Baş Rahip Yokava beğeniyor; insan gibi görünenlerin içinde dahi iblis mi var yoksa... İnsanın kanı donuyor.
MANDALİNALAR: Yorgunluğumuzu, sıkıntılarımızı ve hayatın anlamsızlığını, adiliğini ve tekdüzeliğini biraz olsun unutturacak bazı sıradan ama hiç de göründüğü gibi olmayan basit olaylara ihtiyacımız oluyor bazen...
ÇİNLİ İSA: Gizemli güçler iyiyi ödüllendirip, kötüyü cezalandırıyor. Mutluluğumuzu başkalarının mutsuzluğunda aramamamız öğütleniyor sanki...
TOŞİNUN: Varsa pulun, herkes senin kulun; yoksa pulun, cehenneme kadar yolun... Ancak bir istisnası var bunun; ana babamız... Bir de önemli olan, yalnız insana yakışır dürüst bir hayat yaşamak...
SONBAHAR: Ablanın kardeşe yaptığı inanılmaz büyük bir fedakarlık; ve kardeşin ablaya..... :(( Kıskançlıkla özveri, buruklukla şefkat kolkola...
BALO: Öyküde krizantemlerin bolca geçmesi hiç de tesadüf değilmiş... Yaşamış olduğumuz bazı güzel anlar bizde öyle yoğun etkiler bırakır ki, sanatkar ruhlu insan için işte bu anlar mükemmel bir sanat eserinin kaynağıdır, malzemesidir. Boşuna dememişler: Nefes aldığımız günlerin değil, nefesimizin kesildiği anların toplamıdır hayat...
Pièrre Loti de Madam Krizantem adlı eserini nefesinin kesildiği bir andan esinlenerek yazmış olmalı.
ÇALILIKLAR ARASINDA: Hırsızın, öldürülen adamın karısının ve öldürülen adamın ayrı ayrı vicdan muhasebesine tanık oluyoruz, yine tabii ki çok değişik bir kurguyla...
VAGON: Hayatın iniş çıkışlarından zevk alarak yaşamalı, ama bunun bir istisnası var; geçim sıkıntısı sınırının altına düşmemek kaydıyla. Geçim derdi işin içine girdiyse iniş çıkışlar ızdırap olabiliyor. Çocukken bunun farkına varmıyoruz. Yazar burada - doğru anladıysam- çocukken Ryohey’in yolunu kaybedip korkmasıyla, büyüdükten sonra içine girdiği geçim sıkıntısı arasında bir benzetme yapmaya çalışmış.
ÇARKLAR: Bu öykü Akutagava’nın belki de en karamsar ama bir o kadar da bizi içine çeken öyküsü. Yazıldığı tarihe dikkat ettim; Akutagava’nın hayattaki son yılı... Paranoya, kuşku, korku vs. son evresinde artık... Okuduğu, gördüğü, yaşadığı herşeyde kendiyle ilgili mutlaka olumsuz bir taraf görüyor, hatta öyle bir ruh haline geliyor ki, karısı onu gördüğünde ölmüş zannedebilecek kadar...
SERAP: Akutagava’nın en son yazdığı ve ölümünden sonra yayımlanan temasız öykü örneklerinden biriymiş bu Serap... Ona göre edebi bir yapıtın temasının güçlü olması gerekmez, çünkü şair ruhlu bir yazar en basit konuyu bile şaheser haline getirebilir.