Savaş, Cengiz Aytmatov’un anlattığı güçlü hikâyelerin baş aktörüdür şüphesiz. Yüz Yüze de taze umutlarla evlenen bir çiftin trajik hikâyesini anlatır. Evliliklerinin baharında patlak veren savaşın ardından ülkesini savunan binlercesiyle birlikte savaşa yollanan Cumabay, ölüm korkusuna yenik düşerek cepheden kaçar. Geceleri evinde, gündüzleri ise mağarada yorucu bir kaçak hayatı yaşarken zor koşullar günden güne onu daha derinden etkilemeye ve değiştirmeye başlar.
Aytmatov’un kötülüğün doğasına ilişkin cesur sorular sorduğu Yüz Yüze; iyilik, kötülük ve değişim üzerine çarpıcı bir hikâye.
Aitmatov's parents were civil servants in Sheker. The name Chingiz is the same as the honorary title of Genghis Khan. In early childhood he wandered as a nomad with his family, as the Kyrgyzstan people did at the time. In 1937 his father was charged with "bourgeois nationalism" in Moscow, arrested and executed in 1938.
Aitmatov lived at a time when Kyrgyzstan was being transformed from one of the most remote lands of the Russian Empire to a republic of the USSR. The future author studied at a Soviet school in Sheker. He also worked from an early age. At fourteen he was an assistant to the Secretary at the Village Soviet. He later held jobs as a tax collector, a loader, an engineer's assistant and continued with many other types of work.
In 1946 he began studying at the Animal Husbandry Division of the Kirghiz Agricultural Institute in Frunze, but later switched to literary studies at the Maxim Gorky Literature Institute in Moscow, where he lived from 1956 to 1958. For the next eight years he worked for Pravda. His first two publications appeared in 1952 in Russian: The Newspaper Boy Dziuio and Ашым. His first work published in Kyrgyz was Ак Жаан (White Rain) in 1954, and his well known work Jamilya appeared in 1958. 1980 saw his first novel The Day Lasts More than a Hundred Years; his next significant novel, The Scaffold was published in 1988. The Day Lasts More than a Hundred Years and other writings were translated into several languages.
Aitmatov suffered kidney failure and on 16 May 2008 was admitted to a hospital in Nuremberg, Germany, where he died of pneumonia on 10 June 2008, aged 79. His obituary in The New York Times characterized him as "a Communist writer whose novels and plays before the collapse of the Soviet Union gave a voice to the people of the remote Soviet republic of Kyrgyz" and adds that he "later became a diplomat and a friend and adviser to the Soviet leader Mikhail S. Gorbachev."
Chinghiz Aitmatov belonged to the post-war generation of writers. His output before Jamila was not significant, a few short stories and a short novel called Face to Face. But it was Jamila that came to prove the author's work. Louis Aragon described the novellete as the world's most beautiful love story, raising it even above Rudyard Kipling's World's Most Beautiful Love Story. Aitmatov's representative works also include the short novels Farewell, Gulsary!, The White Ship, The Day Lasts More Than a Hundred Years, and The Scaffold.
Aitmatov was honoured in 1963 with the Lenin Prize for Jamila and later he was awarded a State prize for Farewell, Gulsary!. Aitmatov's art was glorified by admirers. Even critics of Aitmatov mentioned high quality of his novels.
Aitmatov's work has some elements that are unique specifically to his creative process. His work drew on folklore, not in the ancient sense of it; rather, he tried to recreate and synthesize oral tales in the context of contemporary life. This is prevalent in his work; in nearly every story he refers to a myth, a legend, or a folktale. In The Day Lasts More Than a Hundred Years a poetic legend about a young captive turned into a mankurt serves a tragic allegory and becomes a significant symbolic expression of the philosophy of the novel.
A second aspect of Aitmatov's writing is his ultimate closeness to our "little brothers" the animals, for their and our lives are intimately and inseparably connected. The two center characters of Farewell, Gulsary! are a man and his stallion. A camel plays a prominent role in The Day Lasts More Than a Hundred Years; one of the key turns of the novel which decide
Cengiz Aytmatov'un bu ilk eserini okurken insanın içi burkuluyor. Boğazı düğümleniyor. Bu eşsiz yazarın muhteşem cümleleriyle tanıştığı yetmezmiş gibi kendini küçük ama son derece etkileyici bir hikayenin içinde buluyor.
Tarihte yaşanmış savaşları meydanlarda erkekler mi verir gerçekten? Bu öykü cevabı tokat gibi vuruyor yüzümüze. Hayır. Kadınların savaşı çok daha çetindir.
Mutlaka okunması gereken bir yazar, mutlaka okunması gereken bir kitap.
Cengiz Aytmatov'dan yine Yeşilçam filmlerini aratmayacak hikayesinde asıl Seyde'ye çok üzüldüm ='( O arada kalmışlık, o ne yapacağını bilememe, o yeni evlendiği, sevdiği adama yardım etme gayesi ve o adamın artık bildiği adam olmaması.
Cengiz Aytmatov, Kırgızistan’ın bir köyünde yeni evli bir çifti, evin erkeğinin savaşmak için gitmesi ve sonrasında yaşanan olayları işlemiş.
Ben şahsen Aytmatov'un eserlerinden çok büyük zevk alıyorum ve severek okuyorum. Bu eserinde de yine köy hayatı, geçim sıkıntısı ve savaşın kötü etkileri üzerinde durmuş.
Kitap oldukça kısa fakat konu ve akış olarak oldukça başarılı.
Kısa bir alıntı;
**Halkını felaket içinde bırakıp giden bir insan, istese de istemese de onun düşmanı olur...
İki tür savaş var, biri askeri savaşlar diğeri askeri savasın içerisinde vicdanlarda verilen mücadele, açlık, yokluk ve bozulan ruh sağlığının hayata yansıması...
Aytmatov bu kısacık öyküde, o eşsiz kalemiyle savaşın öteki yüzünü anlatmış. Anlatmakla kalmamış, okuruna yaşatmayı da başarmış...
Aytmatov kiçicik bir hekayənin içinə dünyaları sığdırıb sanki. Hekayə irəlilədikcə gözümün qarşısında keçmiş Sovet dövrü filmləri, Azərbaycanın kənd mənzələri, kədərli hekayələri canlandı. Çox gözəl əsər idi.
Beyefendi uzun soluklu romanlarda daha başarılı bence, detaylandırdığı dünyalar daha çok içine çekiyor beni. Asker kocasının askerden kaçması ile Gerçi bilmediği yere ölüme neden gönderilir ki insan ? )Seyde’nin hikayesi anlatılıyor. Koca mevsim gibi günbegün değişiyor, Seyde ise olsun’ deyip yaşıyor. Yatmadan önce okumalık, akıcı bir kitap.
cengiz aytmatov'un ilk eserlerinden olan ve bu nedenle diğer eserlerine göre kırgız ve orta asya kültürünün daha görünür olduğu kısa öyküsü.
seyde, ismail, totoy, mırzakul ve baydalı gibi karakterler vardır. öyküde asıl kahraman seyde'dir. güçlü ve karakterlidir. ancak eşi için aynı ifadeleri kullanmak oldukça güçtür.
yüz yüze savaşın cephe gerisindekileri anlatan kısa ve yoğun bir hikayedir.
--- spoiler ---
seyde eşini bir anda karşısında görür
"kaynanamın oğlu! kaynanamın oğlu!" diye mırıldandı.
dipnotta kırgız ve diğer türk boylarında kadınlar kocalarına isimleri ile seslenmezler açıklaması vardır.
eserde geçen diğer kültürel öğeleri aşağıda yazmaya çalıştım.
soyunca; müjde sevince, sevinçli haber için istenen armağan
koray: sık çalı.
yırcı: ozan
talkan : kavrulmuş ve iri öğütülmüş tahıl.
kurman : kurban
temir komuz : demir kopuz
baybiçe: hanım, evin hanımı.
çilde: zehheri, kışın en şiddetli zamanları
bavur : karaciğer bavurum oy : canım, ciğerim oy.
apan: kaftan, üst giyim.
"atalar boş yere dememişler en büyük düşmanın öz kardeşindir diye"
Wie auch schon bei Djamila ist die Sprache gewöhnungsbedürftig. Dafür die Geschichte zwar plätschernd, aber packend. Ich habe es in einem Rutsch verschlungen und es hat mir sehr gut gefallen. Trotzdem, die Aufregung dieser neuen Welt ist nach Djamila schon ein wenig verbraucht und es ist dann doch nicht so packend, dass ich sage ich will es unbendingt in einigen Jahren nochmal lesen...
Aitmatov 60 sayfalık kısa bir hikayenin içine çok şey sığdırmış. O eşsiz kalemiyle Rusya-Almanya savaşına katılmak zorunda kalan Kırgız Türklerinin geride bıraktıkları ailelerini, bu ailelerin çektikleri yoklukları, köy hayatını anlatmış. Savaştan kaçan bir askerin yaşadıklarını, yavaş yavaş nasıl değiştiğini ve çevresine yaşattıklarını anlatmış. Sadece anlatmamış, yaşatmış.
Savaş psikolojisi ile günleri geçiren küçük bir köyde Seyide ineğini de kaybeder. Eşi savaştan kaçıp gelmiş, orada yaşayan herkesle düşman olmuştur. Yaşadıkları yerden de göç etmek zorunda kalırlar, açlık ve sefalet de gelecek kaygılarını artırır.
Kurz und fesselnd beschreibt dieser Autor die Geschichte eines Deserteurs im 2. Weltkrieg und seiner Frau mit dem neugeborenen Sohn. Es wäre schön gewesen weiterzulesen, allerdings endet das Buch sehr abrupt, was mich als Leser etwas verwirrt hat.
Karanlık sovyet zamanlarında sürkekli bir vicdan muhasebesi yaptırıyor. Kitap zamanı için iyi olabilir ama bir türk yazar yazsa 15 sayfada bitirirdi hikayeyi :)
savaştan kaçan bir er ve eşinin ona yardım etme çabası. yine tam mutlu bir hayat sürecekken savaşa çağırılan köy erkekleri. bir defa okuyunca güzel fakat devamlı ve üst üste karşılaşınca sıkıcı bir konu.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bir solukta okunabilecek bir eser adını son satırlarından, iki ana karakterin karşı karşıya gelmesinden alıyor. Orijinal adı da Betmebet (Yüz Yüze) / Betmebet Kelgende (Yüz Yüze Gelince) imiş.. Birkaç saatinizi ayırmanız yeterli olacaktır. Yine bir savaş durumu ve yine zorlu geçen yıllar, yaşanılan onca duygu ve hepsi birbirinin içinde. Korku, aşk, heyecan, cesaret, fedakarlık, yoksulluk, acı... Tüm bu duyguları bu kısacık hikayede Seyde karakteri ile yaşıyorsunuz. Sovyetler Birliği ve savaş, eşinden ayrılan kadın, zorluklar çeken köy halkı ile; duygusal unsurlarda ise bekleyiş, vatanseverlik, fedakârlık ve vicdan ile bizleri “yüz yüze” getiriyor. Film tadında okuyorsunuz aslında Seyde'nin başından geçen bu öyküyü.
Savaşın tahrip ettiği tek şey bir yaşam alanı ya da bir toprak parçası değildir. O toprak parçasında yaşayan insanların psikolojisini, mental sağlığını da tahrip eder. Savaşın toprak parçasında yarattığı etkiler çabucak giderilebilir ancak insan ruhunda yarattığı şeyler için bunu söylemek pek mümkün değildir. Kendilerine ait olmayan bir savaşa sürüklenen Kırgız Türk'ü erkeklerini ve onların arkalarında bırakmak zorunda kaldıkları eşlerini, annelerini, ölümün ve öldürmenin insanları nasıl değiştirebileceğini anlatmış. İsmail'in yaptığını takdir ediyorum çünkü işgalci Ruslar neden kendileri Almanlar'ım karşısına çıkmadı. Rus olmayan halkların suçları nedir ki II.Dünya Savaşı'na SSCB için savaşıyor. Keşke Almanya savaşı kazansaydı böylece Rusya Federasyonu olmayacaktı. O dönemde yaşasaydı Almam Ordusu'nda yer alırdım.
Cengiz Aytmatov, Türkler'in esaretini ve bu esaretten kurtulma yollarını, bozkır hayatını edebi bir dille en güzel anlatan bir yazardır. Esir edilen bir milleti, en güzel haliyle, Sovyet rejiminin dikkatini çekmeden Türk milletine ve dünyaya "Mankurt" tiplemesiyle anlatmıştır. Dizi uyarlaması köşesine hoş geldiniz... 1974 yılındaki Çukurova'da geçen bir kurguya dönüştürülür. İsmail, Kıbrıs Barış Harekatı'nda kaçan bir asker olarak karşımıza çıkabilir. Sevda rolünde İpek Tuzcuoğlu, İsmail rolünde İbrahim Çelikkol ve Mirza rolünde Kaan Urgancıoğlu'nu izleyebiliriz. Murat Yalçın, Hilal Karabulut, Gül, Lavantaaa... ve Elif Çağlayan TUNÇ'a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum çünkü incelememi yazarken onlardan esinledim. Sonlarına doğru soluğumu kesen bir cümleyle biten bu betiği şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum. Keşke yarım kalan bir uzun öykü olarak kalmasaydı.
Нет ничего труднее, чем книга о себе», — говорит Айтматов.
“Ответственность перед будущим”
“Смертию смерть поправ”
стихии, ведущей нередко к абсурду в межгосударственных и политических отношениях. «Иногда, —■ констатирует писатель, — человечество с достоинством выходит из положения, но часто оно терпит поражение».
«Каждая эпоха посылает на скачки своего всадника» —
«В своем понимании смысла жизни, — говорит писатель, — я исхожу из того, что разум венчает все, что он неотделим от добра и неизбежно противостоит злу.
Небо, казалось, опустилось ниже, мир как бы сузился, уменьшился.
Если жизнь волчья, то и сам будь волком! Всяк для себя!..
Все больше сокращалось расстояние между ними. Вот они сблизились вплотную, лицом к лицу. И он не узнал прежней Сейде. Это была другая, незнакомая ему женщина: седоволосая, с непокрытой головой, она бесстрашно стояла перед ним, держа в руках сына, и ему вдруг показалось, что она стоит высоко, очень высоко, недоступная в своем скорбном величии, а он бессилен и жалок перед нею.
Dehşetliydi. Bir insanın yavaş yavaş değişmesi, eski o olmaması iyi anlatılmıştı. Nedense okurken aklıma yenilerde izlediğim Netflix dizisi olan Fatma geldi. Karakter ona çok benziyordu. Bir süre sonra tipi de gözümde o şekilde canlandı. :) Cengiz Aytmatov ne yazsa okurum sanırım.
Daha önce başka yayınevinden okumuştum, ilk defa Ketebe yayınlarından okuma fırsatım oldu. Beni rahatsız eden bir şey olmadı, çevirisinde vs gayet iyiydi. Yalnız kapak resminde koyun yerine inek olmalıydı. Bunu belirtmeden geçemeyeceğim.