« Je ne peux pas dire que nous ayons pris les armes pour ça. Bien sûr que nous voulions un changement. Mais nous n’avions qu’une silhouette vague sur la rétine. Pas cette dame en manteau rouge, pas une révolution socialiste. C’est seulement après, bien après que, pour moi en tout cas, la silhouette s’est précisée. » Cuba, juillet 1980. En cette veille de fête nationale, Haydée Santamaría, grande figure de la Révolution, proche de Fidel Castro, plonge dans ses souvenirs. À quelques heures de son suicide, elle raconte sa jeunesse, en particulier les années 1951-1953 qui se sont conclues par l’exécution de son frère Abel, après l’échec de l’attaque de la caserne de la Moncada. L’histoire d’Haydée nous plonge dans des événements devenus légendaires. Mais ils sont redessinés ici du point de vue d’une femme, passionnément engagée en politique, restée dans l’ombre des hommes charismatiques. Ce premier roman offre le récit intime et pudique d’une grande dame de la révolution cubaine gagnée par la lassitude et le désenchantement, au seuil de l’ultime sacrifice.
“Bırakın Size Katılayım”la beraber bu sene, ülkesinin kaderinin tayininde önemli rol oynayan ikinci bir devrimci ve güçlü kadını yakından tanımış oldum. Birkaç ay önce Gioconda Belli’nin anı kitabı “Tenimdeki Ülke Nikaragua”yı okumuştum ve yazarı hem Nikaragua’daki devrimin öncülerinden biri olarak hem de bir kadın olarak tanıma imkanım olmuştu. Bu kitap da yine Latin Amerika’dan ve yine mücadeleci, güçlü bir devrimci kadını anlatıyor. Bu kez Küba’ya gidiyor ve Cezayir asıllı Fransız yazar Amina Damerdji’nin kurgu evreni vasıtasıyla 26 Temmuz Hareketi’nin iki kadın öncüsünden biri olan Haydee Santamaria’yı okuyoruz.
1950’lerin başına yoğunlaşıyor kitap. Haydee Santamaria, Küba’nın taşrasına İspanya’dan göçmüş burjuva bir ailenin kızı. Ailesi, özellikle annesi çok dindar. Santamaria okuyup hemşire olmayı çok arzu etse de okula devam edemiyor. İlerleyen yaşına rağmen evlenmeyince sonunda erkek kardeşinin yanına Havana’ya bir koca bulur umuduyla gönderiliyor. Okumayı, kitapları çok seven Haydee burada kardeşinin sosyal çevresi sayesinde daha da olgunlaşıyor, politik bilinci gelişiyor. Bir yandan da kadın olarak kendini daha çok tanımaya başlıyor, aşık oluyor. Hem onun bir karakter olarak gelişimini okuyoruz hem de ileride Küba Devrimi’ni gerçekleştirecek siyasi örgütün tarihini, 26 Temmuz Hareketi’ni adım adım takip ediyoruz. 1950’lerin başındaki hikayeye ara ara 1980’in 26 Temmuz’undan sesleniyor Haydee, yıllar sonunda kendisiyle bir hesaplaşmasına şahit oluyoruz, ki bu kısımlar oldukça etkileyiciydi, özellikle birkaç gün sonra intihar ettiği ve 26 Temmuz’da yaşananlar ışığında okununca.
Küba’nın önemli siyasi figürlerinden birinin hayatının önemli bir kesitini çok güzel kurguya dökmüş yazar. Birinci tekil şahıs anlatımıyla direkt onun ağzından konuşması da cesur ve iyi bir tercih olmuş. Döneme ya da ülkeye dair çok bilginiz yoksa devrim öncesi Küba’da genç bir kadının kendi başına varoşulunun ve siyasi bilincinin oluşmasının hikayesi olarak da çok keyifle okunabilecek bir roman.
Cuba, 1980. Haydée Santamaria, figure de la révolution, se remémore sa vie. Au côté de Fidel Castro dès le début, elle paya au prix fort son engagement. Mais, le dévouement idéaliste conduit-il forcément au sacrifice et à la désillusion ? Dans ce premier roman bouleversant, Amina Damerdji donne chair à cette héroïne de l’ombre. Passionnant.
Absolument incroyable. Probablement ma meilleure lecture francophone de l'année. Plein d'empathie et de tendresse pour ses protagonistes, mais tout de même précis et rigoureux historiquement. J'ai très hâte de lire d'autres œuvres de cette autrice !
Con le biografie romanzate ho un rapporto complicato: mi affascinano ma so di stare leggendo l'idea dell'autore di quella persona e non di stare davvero conoscendo meglio davvero chi era fulano o mengano. Hanno però, quando sono scritte in maniera piacevole, di farmi andare poi ad approfondire i fatti. Questo libro lo ha fatto 😊
"Geçenlerde bu sekiz öğrencinin fedakârlığı anlatıldığında, titreyerek pionero fularlarına sarılan okul çocuklarını görünce gözlerim doldu. Sonra kendiliğinden "Patria o muerte!" diye bağırdılar. Hatta bazıları dizlerinin üzerine çöktü. Başlarını okşadım. Gençlerimizle gurur duyuyorum ama kimbilir, belki birkaç yıl sonra aynı çocuklar sizin gibi ayışığında ülkelerinden kaçmak için yola çıkacaklar."
Kitapda Küba devriminin çekirdek kadrosundaki pek az kadından biri olan Haydee Santamaria'nın intihar ettiği gecede geriye dönüp gençliğini hatırladığı ve devrim öncesi Kübada devrim mücadesinde güçlenen bir genç kadın olarak nasıl gittikçe radikalleştiğini anlatılıyor. Amerikanın bile desteğini çektiği diktatör Batista seçimleri iptal edip işkence timleri kurduğunda Fidel ve örgütü 26 Temmuzda başarısız bir ayaklanma düzenlerler. Kanlı bir şekilde bastırlan ayaklanmada kardeşi ve nişanlısını kaybeden Haydee, devrim başarıya ulaştıktan yirmi yıl sonra devrimin kazanımlarından gurur duymaktadır ama yeni kuşakların üzerinde hissettiği baskı ve kırgınlıktan yorgundur.
Cezayir kökenli Fransız yazar Damerdji Haydee'nin ağzından bizi devrimin heyecanlı günlerine taşırken konuyu genç bir kadının kendini keşfetmesiyle birleştiriyor. Dönemin Kübasını, yarı sömürge hayatını ve devrimin kazanımlarını anlatırken yeni neslin kopuşunu da olgun Haydee'nin anlatımına katıyor.
Melike Sarıçam'ın akıcı çevirisiyle bu heyecanlı ama kırgın kitabı özellikle Küba devrim tarihini merak eden okurlara öneririm.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Biographie romancée d’Haydée Santamaría, figure de la Révolution cubaine des années 1950. J’adore ce format d'habitude, j’en attendais beaucoup, et ce roman m’a plutôt déçue. Mais il a le mérite de donner voix à une figure féminine peu médiatisée de la Révolution cubaine, et d’éclairer de l’intérieur la part intime de cet engagement. On s’attache aux personnages décrits, et pourtant ils restent un peu creux, distants. Haydée raconte son histoire à la première personne, alors qu’elle est sur le point de se suicider - chez elle aussi, sa narration plutôt détachée voire naïve crée un décalage avec la gravité, la portée morale et politique de ce qu'elle vit, qui aurait gagné à être plus creusé. J’ai aussi été freinée par un style un peu superficiel, qui cherche trop à en faire sans vraiment prendre le temps de décrire ni de faire ressentir. Les formulations sont souvent maladroites ou lourdes. En revanche la fin est superbe et m’a vraiment serré le cœur.