What do you think?


Haydarpaşa'nın Son Memuru
ilerledikçe, her şeye başladığımız o yeşil mezarlığa aşkımızı gömeceğimizi biliyordum. “Aşkımızı gömmek ve mezarlık…” Sözcüklerin, hislerin ve mekânların tuhaf denk gelişini düşündüm Aysel ile yürürken. Yanımda yürüyen bu güzel kadının, terk edilişim karşısında gösterdiğim kayıtsızlığa nasıl sinir olduğunu görüyordum.
1908 yılında hizmete açılan Haydarpaşa Garı’nın yakın zamanda geçirdiği dramatik dönüşümü, bundan böyle trensiz ve insansız bırakılacağı projeyi odağına alıyor Başar Öztürk. Haydarpaşa’nın Son Memuru romanı, İstanbul’un, Avrasya’nın tarihi binası Haydarpaşa Garı’nın ve çalışanlarının sesi soluğu oluyor.
Gara avukat olarak atanan Efes; Baba Ali, Aysel ve diğer karakterler eşliğinde hayatına yeni anlamlar, yeni ve değerli yaşantılar eklerken, gar binasının dönüşüm projesi ile zor günler yaşayacaktır. Bu değişimin kendi iç dünyasına yansıyan hüznüyle yaşadığı endişe, Efes’te tutunamama haline dönüşür. Bir yandan Aysel ile kurmayı düşledikleri yuvaları, mesleki sorumluluğu ve Haydarpaşa’ya sahip çıkabilme telaşı ama en çok da geçmişinden getirdiği içli, düşünceli yapısı ile Efes, diğer yanda da Haydarpaşa’nın ve memur-işçi ev sahiplerinin yaşadıkları hazin hikâyesi ve sendikal mücadelelerle sosyo-politik roman kimliği de kazanıyor Haydarpaşa’nın Son Memuru.
1908 yılında hizmete açılan Haydarpaşa Garı’nın yakın zamanda geçirdiği dramatik dönüşümü, bundan böyle trensiz ve insansız bırakılacağı projeyi odağına alıyor Başar Öztürk. Haydarpaşa’nın Son Memuru romanı, İstanbul’un, Avrasya’nın tarihi binası Haydarpaşa Garı’nın ve çalışanlarının sesi soluğu oluyor.
Gara avukat olarak atanan Efes; Baba Ali, Aysel ve diğer karakterler eşliğinde hayatına yeni anlamlar, yeni ve değerli yaşantılar eklerken, gar binasının dönüşüm projesi ile zor günler yaşayacaktır. Bu değişimin kendi iç dünyasına yansıyan hüznüyle yaşadığı endişe, Efes’te tutunamama haline dönüşür. Bir yandan Aysel ile kurmayı düşledikleri yuvaları, mesleki sorumluluğu ve Haydarpaşa’ya sahip çıkabilme telaşı ama en çok da geçmişinden getirdiği içli, düşünceli yapısı ile Efes, diğer yanda da Haydarpaşa’nın ve memur-işçi ev sahiplerinin yaşadıkları hazin hikâyesi ve sendikal mücadelelerle sosyo-politik roman kimliği de kazanıyor Haydarpaşa’nın Son Memuru.
192 pages, Paperback
First published September 1, 2021
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 10 of 10 reviews
December 6, 2021
kivaminda oldugu zaman cogunlukla suslu betimlemeler, blog yazisi veya “tweet” tadindaki cumleler aslinda beni okudugum metne daha cok baglar ama boyle fazla fazla olunca bu surec maalesef tersine isledi. bu yuzden de kitaptan cok sik koptum.
hizli gelisen, cok tepeden inme ilerleyen olaylar beni yordu. belki de bu sebeplerle, karakterler ve hikayeyle bir turlu butunlesemedim.
sanki hic bir karakterin kendi sesi yok ya da hepsi kitabin asil kahramani efes’in sesi. her ne kadar keyifle okudugum kisimlar olsa da, hikayesi beni icine alamadi ve kendine ikna edemedi maalesef.
kitaptan sevdigim bazi alintilar paylasacagim. sevdigim detaylardan biri tabii ki anlaticimizin ismi: efes. ve hal boyle olunca tabii ki ilk alinti da anlatici kahramanimizin yani efes’in isimlerle ilgili soyledikleri olsun. :)
“anne ve babalarinin kisisel tatminleri icin biz cocuklarina koyduklari zorlama isimleri tasiyan sisifos’lariz. memur olacak insanlara mira, maya, efes gibi isimler koyuyorsunuz. ismimizin altinda can veriyoruz. bize ait olmadigi bariz adlarimizi omrumuz boyunca birer mezartasi gibi tasiyoruz ve yorulunca da altina kivrilio bir daha uyanmamak uzere uyuyoruz.”
“ben gomulurken, katolik siyahilerden olusan bir koro ilahi soyleyecek. budist rahipler tutsulerini yakacak, swahalinzani kabilesinin reisi beni derin agaclar ulkesine ugurlamak icin yari ciplak dans edip tef calacakti… her genc varoluscu, kendi cenazesinin peri masallarini andirmasini hayal eder…”
“bir gardan trenlerini almak, bir kurdun tum dislerini sokup onu daga salmaktan farksizdir.”
“tavanlarimizin birilerinin tabani olmasi… o an dunyanin duzenini bu benzetmeden daha iyi anlatan bir sey olamaz diye dusundum.”
“ve kotuler o kadar gucluyduler ki, bizi yenmekle kalmadilar… sonunda bu savasin iyi olanlari da onlar oldu…”
hizli gelisen, cok tepeden inme ilerleyen olaylar beni yordu. belki de bu sebeplerle, karakterler ve hikayeyle bir turlu butunlesemedim.
sanki hic bir karakterin kendi sesi yok ya da hepsi kitabin asil kahramani efes’in sesi. her ne kadar keyifle okudugum kisimlar olsa da, hikayesi beni icine alamadi ve kendine ikna edemedi maalesef.
kitaptan sevdigim bazi alintilar paylasacagim. sevdigim detaylardan biri tabii ki anlaticimizin ismi: efes. ve hal boyle olunca tabii ki ilk alinti da anlatici kahramanimizin yani efes’in isimlerle ilgili soyledikleri olsun. :)
“anne ve babalarinin kisisel tatminleri icin biz cocuklarina koyduklari zorlama isimleri tasiyan sisifos’lariz. memur olacak insanlara mira, maya, efes gibi isimler koyuyorsunuz. ismimizin altinda can veriyoruz. bize ait olmadigi bariz adlarimizi omrumuz boyunca birer mezartasi gibi tasiyoruz ve yorulunca da altina kivrilio bir daha uyanmamak uzere uyuyoruz.”
“ben gomulurken, katolik siyahilerden olusan bir koro ilahi soyleyecek. budist rahipler tutsulerini yakacak, swahalinzani kabilesinin reisi beni derin agaclar ulkesine ugurlamak icin yari ciplak dans edip tef calacakti… her genc varoluscu, kendi cenazesinin peri masallarini andirmasini hayal eder…”
“bir gardan trenlerini almak, bir kurdun tum dislerini sokup onu daga salmaktan farksizdir.”
“tavanlarimizin birilerinin tabani olmasi… o an dunyanin duzenini bu benzetmeden daha iyi anlatan bir sey olamaz diye dusundum.”
“ve kotuler o kadar gucluyduler ki, bizi yenmekle kalmadilar… sonunda bu savasin iyi olanlari da onlar oldu…”
September 18, 2022
Savaşı kaybetmiştik... ve kötüler o kadar güçlüydüler ki, bizi yenmekle kalmadılar... Sonunda bu savaşın iyi olanları da onlar oldu...
This entire review has been hidden because of spoilers.
February 9, 2022
Haydarpaşa garında, tren içinde, ray restoranda üzerinde bira patates olan bir masada ortam nasıl kokuyorsa o kokuyu aldım. O kadar içine girebildigim, Efes'le birlikte içimi acıtan, rakı ve TRT 3 radyosu isteten bir roman. Haydarpaşa gari kapatılmadan önce oraya atanan avukat Efes'le ben resmen Haydarpaşa'da yaşadım 3 gün boyunca. Sadece ve sadece keşke baba ali, yağmur karakterleri de biraz daha derinlesse, roman biraz daha detaylanip koklense daha da keyifli olurdu. Harika bir hikaye bir tık iskalanmis hissini atamadım okurken.
September 7, 2026
Haydar Paşa’nın Son Memuru benim için yalnızca bir roman olmadı; okurken kendi ailemin geçmişine de dokundum.
Ben tren şefi olan bir aileden geliyorum. Büyükbabam, eniştem, amcam… Ailemde pek çok kişi demiryollarında çalıştı. Anneannemin evi de tren yoluna o kadar yakındı ki tren sesi hayatımızın doğal bir parçasıydı. Belki de bu yüzden bu kitabı okurken, trenin ve demiryolunun bir insanın hayatına nasıl bu kadar derinden işleyebileceğini sadece anlamadım, hissettim.
Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri insanın kendi içinde yaşadığı çelişkiler oldu. İyi niyetli olabilirsiniz, doğru olanı yapmak isteyebilirsiniz, hatta neyin yanlış olduğunu çok net görebilirsiniz… Ama bazen karşınızda öyle bir bürokrasi, öyle bir sistem vardır ki tek başınıza değiştiremezsiniz. Ve değiştiremedikçe o çaresizlik sadece işinizi değil, etrafınızdaki insanlarla ilişkinizi ve sonunda kendinizi de tüketmeye başlayabilir. Kitap bunu çok insani bir yerden anlatıyor. Kimse tamamen iyi ya da tamamen kötü değil; herkes kendi doğruları, korkuları, hayal kırıklıkları ve sınırları içinde hareket ediyor.
Baba Ali, Yağmur ve Efes arasındaki ilişki ise kitabın en sevdiğim taraflarından biri oldu. Onların bir araya geldiklerinde kurdukları dünya bana ilk mühendis olarak işe başladığım yılları hatırlattı. Benim de böyle bir ortamım vardı. Bir araya geldiğimizde işi, günlük problemleri, yetişmesi gerekenleri bir kenara bırakır; bilimden, kitaplardan, güzel filmlerden konuşurduk. İnsanın kendisini geliştiren, merakını canlı tutan ve günlük hayatın ağırlığından kısa süreliğine de olsa uzaklaştıran o sohbetlerin güzelliği gözümde yeniden canlandı.
Belki de bu yüzden kitapta Haydarpaşa sadece bir mekân, trenler de sadece ulaşım aracı gibi gelmedi bana. Bazı yerler ve bazı meslekler insanın kimliğine karışıyor. Bir istasyon, bir tren sesi, aynı masanın etrafında yapılan bir sohbet… Yıllar sonra bile insanın içinde yaşamaya devam ediyor.
Kitabı çok sevdim. Çok sürükleyici; yer yer gerçekten güldürdü, yer yer hüzünlendirdi, bazı yerlerde ise durup düşündürdü. Ama en güzeli, bende hiç beklemediğim kadar kişisel anının kapısını açtı.
Bazı kitapları okursunuz, bazılarını ise tanırsınız. Ben bu kitabı biraz tanıdım.
Ben tren şefi olan bir aileden geliyorum. Büyükbabam, eniştem, amcam… Ailemde pek çok kişi demiryollarında çalıştı. Anneannemin evi de tren yoluna o kadar yakındı ki tren sesi hayatımızın doğal bir parçasıydı. Belki de bu yüzden bu kitabı okurken, trenin ve demiryolunun bir insanın hayatına nasıl bu kadar derinden işleyebileceğini sadece anlamadım, hissettim.
Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri insanın kendi içinde yaşadığı çelişkiler oldu. İyi niyetli olabilirsiniz, doğru olanı yapmak isteyebilirsiniz, hatta neyin yanlış olduğunu çok net görebilirsiniz… Ama bazen karşınızda öyle bir bürokrasi, öyle bir sistem vardır ki tek başınıza değiştiremezsiniz. Ve değiştiremedikçe o çaresizlik sadece işinizi değil, etrafınızdaki insanlarla ilişkinizi ve sonunda kendinizi de tüketmeye başlayabilir. Kitap bunu çok insani bir yerden anlatıyor. Kimse tamamen iyi ya da tamamen kötü değil; herkes kendi doğruları, korkuları, hayal kırıklıkları ve sınırları içinde hareket ediyor.
Baba Ali, Yağmur ve Efes arasındaki ilişki ise kitabın en sevdiğim taraflarından biri oldu. Onların bir araya geldiklerinde kurdukları dünya bana ilk mühendis olarak işe başladığım yılları hatırlattı. Benim de böyle bir ortamım vardı. Bir araya geldiğimizde işi, günlük problemleri, yetişmesi gerekenleri bir kenara bırakır; bilimden, kitaplardan, güzel filmlerden konuşurduk. İnsanın kendisini geliştiren, merakını canlı tutan ve günlük hayatın ağırlığından kısa süreliğine de olsa uzaklaştıran o sohbetlerin güzelliği gözümde yeniden canlandı.
Belki de bu yüzden kitapta Haydarpaşa sadece bir mekân, trenler de sadece ulaşım aracı gibi gelmedi bana. Bazı yerler ve bazı meslekler insanın kimliğine karışıyor. Bir istasyon, bir tren sesi, aynı masanın etrafında yapılan bir sohbet… Yıllar sonra bile insanın içinde yaşamaya devam ediyor.
Kitabı çok sevdim. Çok sürükleyici; yer yer gerçekten güldürdü, yer yer hüzünlendirdi, bazı yerlerde ise durup düşündürdü. Ama en güzeli, bende hiç beklemediğim kadar kişisel anının kapısını açtı.
Bazı kitapları okursunuz, bazılarını ise tanırsınız. Ben bu kitabı biraz tanıdım.
November 30, 2021
Yazarı ilk kez okudum muhtemelen de bir daha okumam.
Efes her duyguyu hissettirebilecek bir karakter ,ama kitapta bunaltan o kadar çok şey var ki
Mesela yazar iyi saptamalar yapacağım diye benzetmeleri uzatmış da uzatmış
Ayrıca Orient Express bölümleri gerçekten ruhumu emdi.
Bana göre Baba Ali çok çok çok klişe bir karakter ,kitaba ds çok bir hava verdiğini düşünmüyorum.
Sonunu merak ettiren bir kitap var, cünkü Haydarpaşa'nın tahliye edilecek olmasından sonra hareketleniyor ama bir süre sonra roman mo okuyorum ne okuyorum anlamadım.
Ama finali güzel bir yumuşaklıkla bağlamış bence.
Efes her duyguyu hissettirebilecek bir karakter ,ama kitapta bunaltan o kadar çok şey var ki
Mesela yazar iyi saptamalar yapacağım diye benzetmeleri uzatmış da uzatmış
Ayrıca Orient Express bölümleri gerçekten ruhumu emdi.
Bana göre Baba Ali çok çok çok klişe bir karakter ,kitaba ds çok bir hava verdiğini düşünmüyorum.
Sonunu merak ettiren bir kitap var, cünkü Haydarpaşa'nın tahliye edilecek olmasından sonra hareketleniyor ama bir süre sonra roman mo okuyorum ne okuyorum anlamadım.
Ama finali güzel bir yumuşaklıkla bağlamış bence.
October 29, 2023
Ne yazsam diye toparlamaya çalışıyorum, çünkü çok farklı yerlerden çok benzer hisler bırakarak dokundu. Film izler gibi okudum. Ankara'yı da İstanbul'u da ayrı özletti.
Bence romanın uzunluğu tam yerindeydi. Ne gereksiz uzatma ne de ani kısaltmalar var hissine kapıldım. Hızlı ilerleyen bir akışta, okuduğunuz satırlarda kendi hatıralarınız ve düşüncelerinize dokunup kendi içinize geri dönmeniz gerektiğini aklınızın bir köşesine yazarak romanın hikayesinde yol alıyorsunuz.
Tekrar dönüp okunacak kitaplar rafında yerini aldı.
Bence romanın uzunluğu tam yerindeydi. Ne gereksiz uzatma ne de ani kısaltmalar var hissine kapıldım. Hızlı ilerleyen bir akışta, okuduğunuz satırlarda kendi hatıralarınız ve düşüncelerinize dokunup kendi içinize geri dönmeniz gerektiğini aklınızın bir köşesine yazarak romanın hikayesinde yol alıyorsunuz.
Tekrar dönüp okunacak kitaplar rafında yerini aldı.
November 30, 2021
Okuması kolay bir kitap; dili akıcı olmakla birlikte satırların ardında olgunlaşmamış ama yetenekli bir yazar gördüm. Yani romandan taşan yazarın duygusal açıdan fazla naif ve çocuksu olması beni bir noktada kitaptan soğuttu. Kafasının o kadar karışık olmasına, o denli takdir ihtiyacına, amaçsızlığına öfkelendim. Yazarı henüz tanımıyorum, "yazarıyla konuşanlar" sayesinde 1 hafta sonra tanışacağız kendisiyle ama tasvirleri güçlü, çok okumuş, akıllı bir oğlan çocuğu sanki...
November 21, 2021
Yakın zamanda Haydarpaşa Garı'nın başına gelenleri duymuşsunuzdur. 1908 yılından beri hizmet veren tren garı yeni bir projeyle trensiz ve yolcusuz bırakıldı...
Başar Öztürk romanında bu olayı odağına alıyor.
🚂
Haydarpaşa'nın son günlerini yaşadığını bilmeden gara avukat olarak atanan Efes evi gibi benimsediği, aşkını bulduğu gara nasıl veda edecek, kendi iç yüzüyle nasıl yüzleşecek okuyun derim..
Başar Öztürk romanında bu olayı odağına alıyor.
🚂
Haydarpaşa'nın son günlerini yaşadığını bilmeden gara avukat olarak atanan Efes evi gibi benimsediği, aşkını bulduğu gara nasıl veda edecek, kendi iç yüzüyle nasıl yüzleşecek okuyun derim..
January 24, 2022
Beklentileri çok karşılayan bir kitap değil, konular kopuk kopuk ucu sonu belli değil, orient eksprese kısmı çok gereksiz ve zorlama olmuş. Üzdü
November 25, 2021
Kitabı değerlendirmek çok zor. Bazen her şeyin boş gelmesi ve Hiç bir şey yapmak istememe halini yazar o kadar güzel anlatmış ki. Bu sebeple Efes'in durumunu hiç garipsemeden okudum.
Displaying 1 - 10 of 10 reviews











