“Babamın cenazesinden sonra, yetim mi oldum öksüz mü diye düşünürken, tüm o diz dövmelerin, çay getirip götürmelerin ve dev ayakkabı yığınının ortasında, bir yandan ağlarken bir yandan elimde telefonla gugıllıyordum, babası ölene ne denir diye. Yetim olduğumu öğrendiğimde bir nebze olsun ferahlamıştı içim, öksüz olmak daha kötüydü çünkü.”
Cem Tunçer Juvenil’de, kısa ama okuyucuda etkisi çok uzun sürecek öyküleri bir araya getiriyor. Hayatı boyunca yaşadığı travmaları mizahla etkisiz hale getirmeye çalışan muzip bir anlatıcıyla tanıştırıyor bizi. Balkondan düşüp ölen kardeşi için yas tutan bir abi bu. Bir editör. Süpergüçleri yok. Yalnız uyuyor.
İstanbul doğumlu. Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Felsefe ve Kültürel İncelemeler bölümlerinde yüksek lisans eğitimi gördü. Cumhuriyet Kitap eki, SabitFikir, K24, Zaytung gibi platformlarda eleştirileri-mizah yazıları; Afili Filintalar, Trendeki Yabancı, Underground Poetix gibi mecralarda öyküleri yayınlandı. Editörlük ve çevirmenliğin yanı sıra senaristlikle de uğraşıyor.
öykü çok severim minimal öykü pek sevmem. küçürek, mikro ya da kısa kısa öykü işte, bin tane adı var. ama cem tunçer’inkileri çok sevdim, böyle de tutarlı bir insanım. tekrarlayan bazı temalar, içerdiği ağır sarkazm, çok acı bir konuyu bazen birer paragrafta bu denli iyi aktarması beni epey etkiledi. balkondan düşen küçük kardeşin gerçekliği beni hiç ilgilendirmiyor. edebiyat onu benim için gerçek yapıyor zaten. beni nasıl etkilendiğim ilgilendiriyor ki okuyup yattığım bu kitap sayesinde (ya da yüzünden) tüm gece ölümlerle uğraştım. cem tunçer’in sosyal medya hesaplarını bilenler biraz ilginç mizah anlayışına tanıdıktır. işte o nedenle 4. kattaki balkonda trafik kazasından ölen bir baba sizi güldürürken bir yandan hüzne gark ediyor. memur çocuklarıyla diyaloglar’ın her birine çok güldüm. ayrılık ve aldatma meselelerinde hep hüzünlendim. edebiyat dünyasına baktığı editoryal başlıklı içeriklere bayıldım. ama elimizdeki en önemli şey detaylar. bu öykülerde bunları hissetmemizi sağlayan şeyler onlar. tunçer’in farklı gözü, çoğumuzun başına gelen ama unutup geçtiği epey garip şeyi kaçırmadan görüyor. cenaze namazının yanlış kılınmasından tutun yatağın üstüne dikkatle katlanıp konmuş bir tişörte kadar detaylar ve anlar bu öyküleri yazdırıyor. bu anları biriktirmek, detayları unutmamak ya da uydurmak, 73 öykü yazmak, bu öykülerin her birine başlık bulmak, bazılarını birbirine bağlamak ve sonuçta bütüncül bir hikaye yaratmak gerçekten kolay değil. tunçer’in kendine has bir dili de var. ara cümlelerle uzatıyor genelde. kısa kısa bir sürü cümle bağlanıyor. bu da aslında metne ve ironiye hizmet ediyor. bir romanda bu denli ara cümle gözüme batabilirdi ama burada gayet iyi gidiyor. kitabın adının anlamını aldığımda öğrenmiştim, bence cuk oturmuş. karakterimiz gayet juvenil çünkü. şunu de açıklıkla söyleyeyim gençlere yakın olmayan boomer edebiyat kuşağı bu kitaptan hiç hoşlanmaz. çünkü pek çok şey ona uzaktır artık. maalesef böyle de bir şey var.
Tek oturuşta okunabilecek nitelikte, yazarın üzerinde etki bırakan (daha ziyade travma yaratmış) çok kısa anılar derlemesi. Birkaç tespiti özellikle hoşuma gitti ancak genel olarak ne içerik ne de yazarın tarzıyla bağ kuramadım.
Oldukça başarılı mikro öyküler içeren, hızlı okunmasına rağmen akılda kalıcı öyküler içeren başarılı bir metin. Herkesin bu kitaba bir şans vermesini öneririm. Mutlaka sizi de bir yerinizden yakalayacak Juvenil.
Kitabın adı ve kapağını çok başarılı bulduğumu da belirtmeden geçemeyeceğim :)
Varlığından Cem Akaş’ın bir paylaşımı ile haberdar olduktan sonra merak ettiğim ve sipariş ettiğim kopyasının gelmesini beklerken, değerlendirmelerini önemsediğim Banu Yıldıran Genç’in övgü dolu yorumunu görüp okumak için sabırsızlandığım bu “çok kısa öyküler”in derlemesini sabah bir solukta bitirdim. Bazı örneklerini çok beğendiğim mikroöykü türünde, başarılı bir eser olduğunu düşünüyorum. Kayıp başta olmak üzere bazı iç karartıcı konular etrafında yoğunlaşmış olması yüzünden kimi okura rahatsız edici gelebilir belki. Ama böyle bir rahatsızlık yaşanmadığı durumda kitabın, türe aşinalığı olmayanların bile ilgisini çekebileceği kanısındayım.
Bir örnek olarak “İntihar Etme Özgürlüğümün Elimden Alınması Üzerine” başlıklı öyküyü alıntılarsam, yukarıda söylemeye çalıştıklarımı daha anlaşılır kılar sanırım:
“İşsiz kaldığım dönemde beni en çok kaygılandıran bir süre intihar edemeyecek oluşumdu. İntihar edebilmem, intihar edebilme özgürlüğüm dev basın yayın organlarınca ve sosyal medyayla askıya alınmıştı: ‘İşsizlik yüzünden bunalıma giren genç intihar etti.’ Oysa daha varoluşsal sebeplerden kaynaklanıyor intiharım.”
Bugün Juvenil'i okudum. Mikro hikayelerden oluştuğu için bir çırpıda bitti zaten. Dürüst olmak gerekirse bu mikro hikaye olayından dolayı kitaba önyargıyla başlamıştım. Çünkü tüketim çağının ürettiği kısa ve kolay tüketilebilir kitap mantığı beni fazlasıyla rahatsız diyor. Aslında Çehov'un, "Vaktim olsaydı daha kısa yazardım." sözüne binaen bir metnin olabilecek en kısa formda olması gerektiğini düşünüyorum. Mümkün olabilse de bir cümlede anlatabilsek bazı şeyleri ve daha fazla mikro hikayeler okuyabilsek. Nasıl kolay tüketilebilsin diye yarım yamalak kısa metinler yazılıyorsa tam aksi şekilde yazdığı cümleleri feda edemeyen ve derdini kıvrana kıvrana yüzlerce sayfada anlatan gereksiz uzun metinler de yazılıyor. Bir metin olabildiğince kısa olmalı. Bir yazar derdini olabildiğince net anlatabilmeli. Pek tabii kimi zaman bazı dertleri anlatmanın en kısa yolu da diğer metinlere kıyasla uzun olabilir. Proust'un derdi en aşağı bir buçuk milyon kelimede anlatılabilir. Bu doğrultuda her ne kadar moda da olsa böyle kısa fakat etkili metinler yazmak Çehov'un da dediği gibi daha zahmetli işler. Daha zahmetli olduğu için de başarısız olmaya daha çok mahkum. Juvenil'e de tam bu sebeple önyargıyla başladım. O incecik kitabın içerisinde yer alan onlarca mikro öykü her ne kadar bağımsız gibi gözükse de itinayla bırakılmış boşlukların içerisinden bir yolunu bulup bir şekilde diğer bir öykünün yolunu kesmeyi başarıyor. On yaşındayken henüz, balkondan düşen Kaan'ın abisi üzerinde bıraktığı hüzün ve abisinin onun ölümünden sebep duyduğu pişmanlık ile geç kalınmış bir özür girişimi. Bu özür girişimi sırasında araya giren başka insanlar, başka olaylar, başka hikayeler fakat temelde tek bir hüzünlü hikaye: Juvenil.
Cem Tunçer ne yazsa okurum. Okurlara öneririm. Juvenil kıpkısa hikayelerden roman tadında keyifli bir kitap. Trajedi ile komedinin kucaklaşması. İntihar, ölüm ve yalnızlık ilginç bir bakış açısıyla işleniyor. Çağdaş, edebi açıdan cesur. Özellikle 61. sayfadaki "Kraker" adlı hikaye müthiş, müthiş. Kahramanları ağlarken bunda gülünecek bir şeyler de buluyor, bulduruyor. Zaten özellikle bu coğrafyada gülmek için önce ağlamak veya tam tersi gerekiyor. Yazar bunu biliyor. Bazı kısımlar bana göre ajitasyona göz kırpsa da, kimi bölümlerde "çok yalnızım lan" kokusuyla "böyle yazmayanı dövüyorlar" mesajı işitilse de Cem çok iyi bir yazar, seviyorum. Siz de sevin.
cem tuncer'in twitter'a yaziyormuscasina kullandigi gundelik dili, en aci olaylari bile mizahi bir sekilde anlatmasi; zaytung yazarligi ile birlesince, basta bir antipati yaratsa da cabucak gecti. oyunlu anlatimini, kucuk kucuk esprilerini cok sevdim sonradan. olum ve yas gibi konulari isledigi icin bir yandan iciniz de yaniyor isin garibi. ileride baska kitaplarini okumayi cok isterim. yine de 5 yildiz vermiyorum, kendisi de kendi kitabina bes yildiz vermezdi diye tahmin ediyorum.
Gibi dizisine benziyor. Zekice yazılmış sarkastik cümleler, ayrıntılara dikkat edilmiş ve bazen komik, bazen hüzünlü mikro öyküler. Edebi haz alamadığım, iyi twitler okumuşum gibi bir hisle kapattım kitabı.
Yazar (yazar demekte kararsız kaldım) ‘twit’ gibi kısa cümleleri öykü diye pazarlamaya çalışmış. Lütfen edebiyatı kirletmeden uzaklaşın bu diyardan. Bırakın yazabilenler yazsın.
içinde güzel sözler barındıran ancak pek de öykü olarak adlandırılmayacak denemelerden oluşuyor. Hepsi gerçek bile olsa dramatik hikayetlerine karşın başarılı bulamadım
Kitabın kapağı, ismi çok karakter ve öykü ile çok anlamlı olmuş. Öykülerdeki detayları, zaman zaman gülümseten ve zorlayıcı kısacık öykülerin bütünlüğünü çok beğendim.
Sıradışı olmaya çalışan ama ancak antipatik olabilen, kurgusal olduğunu sandığım bir kardeş ölümü üzerinden mizah yapmak gibi sevimsiz bir temanın tekrarla işlendiği kısa metinlerden oluşan bir kitap. Kolay okumaya meraklı kitleyi kandırabilecek bir kitap desem, tek baskıda kalmasından o alanda da pek başarılı olmadığı anlaşılıyor. Aykırı olmaya çalışmanın her zaman işe yaramadığının iyi bir örneği. Kitabın hacminden ötürü fazla vaktime malolmadan bu yazarı tanımış olmak ise tesellim oldu.
#kitapyorumu #juvenil #cemtunçer #cevizyorumluyor #holdenkitap tan çıkan Juvenil aslında kısa kısa yazılardan oluşuyor. Beğendim mi hayır. 30 dakikada filan bitti zaten. Bana bir şey kattı mı hayır. @birkutukitapcom ile yollanmıştı. Tasarım filan çok güzel ancak hüzünlü olması amaçlanmış yazılar bir vuruculuğa sahip olmadı gözümde. Bazı yazılarda kendi hayatımdan izler buldum tabi "bu bende de böyle ya" ya da "evet ya" dediğim oldu. Ama bence bir otobüste metroda vakit geçirip daha sonra koltukta bırakacağınız kitaplardan. Göz önünde bulundurmamız gereken tek şey bu yazıların özneleri yazarın hayatındaki insanlar ve sanıyorum ki gerçekler. Bu anlamda çoğu acı dolu. Yürek burkan bir detay ise yazarın kitabı balkondan düşüp ölen kardeşine ithaf etmiş olması içinde birkaç yazı da var bunu anlatan. Bu arada gökdelen yazısının diğer yazılardan daha dar ve yüksek hizalanması baya hoş. Sessizlik isimli hikaye oldukça hüzünlü. Kitabı tavsiye etmememin en büyük sebebplerinden biri ise "sen düştükten sonra kaan" yazısında 12. Madde : "bir yerlerde Atatürk'ü sevmeyi öğrendim." Pardon? Sevmiyordun yani. Sonradan sevmiş bile olsa "Türk" bir yazarın sevmeme ihtimali ben iğrendirdi. Bu kısma kadar yine bu tarzı seven okusun diyecektim ama diyemem artık. #kısakısaokuyoruz 90 sayfa ve #harflerle okuyoruz J harfi gruplarım için okudum. ☘️Ayrılığımızın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, hiç bir şey olmamış gibi "Naber?" diye mesaj atıyor. Rüya görüyor olmalı, uyanacak şimdi. ☘️Üzerinde sekiz adet mum bulunan pasta odaya girdi ğinde, yıllar sonra doğum günü kutlayan kadının ne yapacağı merak konusu. İyi ki doğdun diye bağıracak ilk kişi olmak istemiyor kimse. Sessiz bir doğum günü. Pastanın üzerinde mumlar yavaştan erimeye başladı. ☘️Kahve fincanını ahşap masaya koydu ve kalıcı bir iz bıraktı orada. Yıllar sonra, yanımda başkası varken bile, o ize bakıp gülümsüyorum ve bu aldatmak değilse nedir?