Faşizm ve tahlili, Türkiye Solu'nu belki de en çok meşgul eden ve üzerinde anlaşılamayan konulardan biri olmuştur. Faşizmin, taa Cumhuriyet'le başladığını savunanlardan, tipik olarak darbe dönemlerinde ortaya çıktığını iddia edenlere ve hatta zaman zaman, adını tam koyamayıp "askeri baskıcı diktatörlük" gibi kavram kargaşasına yol açanlara kadar geniş bir yelpaze var.
Dünya komünist ve sosyal demokrat hareketinin bu konuda yatınladığı resmi ve yarı resmi tüm görüşler (Togliatti, Dimitrov, Bauer vb ) hep Türkiye üzerinde biraz eksik ve eğreti kaldı.
Erdost'un bu kitabı işte, tam da bu açığı doldurmuş. Bu kadar geç okumuş olmaktan üzgünüm.
Kitap ayrıca, Türkiye'de, 12 Eylül öncesi faşist katliamların bir envanteri gibi. Özellikle, artık darbenin ayak seslerinin ayyuka çıktığı Kahramanmaraş katliamının detaylı bir incelemesi ve faşist MHP/ÜGD ve Ülkü Ocakları'nın oynadığı sorumluluk, MİT raporundan ve tanıkların mahkeme tutanaklarından alıntılarla net bir şekilde anlatılmış. Üzerinden bunca yıl geçmesine karşın, olayları ve tanıklıkları bir kez daha okuyunca, hâlâ gözyaşlarını tutamıyorsun, insanın insana bu kadar zulmü nasıl yapabildiğine bir kez daha şaşıp kalıyorsun.
Bence kitabın polemik değeri de çok yüksek. Aslında kitap, Ömer Laçiner'in Birikim Dergisi'nde yayınladığı ve Kahramanmaraş olayları üzerinden yaptığı Türkiye'de faşizm tahliline ve bu çerçevemde M.İ.Erdost'a getirdiği, zaman zaman da terbiye sınırlarını aşan eleştirilere bir yanıt. Erdost kitabında Laçiner'in iddialarını yanıtlarken, deyim yerindeyse onu liğme, liğme etmiş. Laçiner ve Birikim'in Marksizm'in arkasına sığınıp, ne kadar da Marksizm'e karşıt kaldıklarını çok net göstermiş. Kitabı bitirince, "iyi ki Laçiner'in yerinde değilim." diye düşündüm. Yoksa insan içine çıkmak biraz zor olacaktı. Ettiği o kadar hakareti geri yemek zor, tabii.