Camus kimdir, edebiyatçı mıdır, felsefeci mi ? Hep düşünülegelen bu sorunun yanıtını bu kitapta bulmak mümkün. Albert Camus çağını anlamaya çalışan, ahlakı önceleyen, yaşam ve ölümü sorgulayan, politikanın içinde edebiyatçı-filozoftur.
Şimdiye kadar okuduğum kitaplarından (Veba, Yabancı, Düşüş, Sisifos Efsanesi, Başkaldıran İnsan, Tersi Yüzü ) edebiyatçı yönünü daha çok tanımıştım. Bu kitap onun felsefeci yönünü ortaya koyuyor. Camus’un hayatı ve eserleri ile başlayan kitap Decartes’ten 20. yy’a kadar çok rafine bir felsefi akımlar özetiyle devam ediyor.
A. Camus’un temele yerleştirdiği “absurt felsefesi” bölümünü “başkaldırma felsefesi” bölümü izliyor. Nietzsche’ye duyduğu yakınlık ve Sartre ile çatışmaları açık ve anlaşılır bir biçimde anlatılıyor. Camus’u düşünce ve eylemleri itibariyle kendime hep yakın hissetmişimdir. Bu kitaptan sonra, ki filozof yönünü genişçe tanıma olanağı buldum ve ayrı düştüğüm noktalar belirginleşti, sonuçta edebiyatçı Camus’u daha başarılı buluyorum. Oldukça yararlı derli toplu bir çalışma olmuş, öneririm.
"Sanat, özgürlüğün bir başka biçimidir, Sartre gibi, Camus gibi düşünürler için. Orada, gerçek yaşamın kendinde olmayan bir serbestlik vardır. İnsan, bunu düş gücüyle elde etmektedir."
En çarpıcı satırlar bunlardı. Başkaldırma ve sanat aynı noktada birleşirler. Bunu derken bahsettiğim sanat, müzelerde sergilenen, milyon dolarlara satılan tablolar değil elbette; akli melekelerini konuşturan, düş gücünü kullanan insanın "iyilik" adına yarattığı her şey bir sanat eseridir ve insan en temel özelliğiyle zaten 'kendini yaratan" bir sanatçıdır. Bundan ötesini iddia etmek, sanatı kutsallaştırmaktan ve kutsallaştırmanın doğası gereği onu insandan koparmaktan öteye gitmez.