Türkiye, son yıllarda tarihinin en büyük beyin göçü dalgasını yaşıyor. Yalnızca geçtiğimiz beş senede, çoğunluğu yükseköğrenim görmüş genç kuşaktan on binlerce kişi yurtdışına yerleşme kararı aldı.
Peki, bu insanları böylesi zor bir kararı vermeye iten sebepler neler?
Ya gittikten sonrası? Aradıklarını bulabildiler mi, dönmeyi düşünüyorlar mı, neleri özlediler, neleri hiç özlemediler?
Evrim Kuran, Onlar Göçtü Buradan’da Türkiye’nin her köşesinden 118 ülke, 728 kente dağılmış 3.253 göçmenle görüşerek yaptığı araştırmanın sonuçlarını anlatıyor ve yorumluyor. Bunu yaparken onların sesini bize duyurmayı ihmal etmediği gibi, kendi tecrübelerini ve duygularını da aktarıyor.
Hem yurtdışına yerleşmeyi aklından geçiren hem de Türkiye’nin yurtdışına verdiği göç olgusunu anlamlandırmak isteyenler için bir başvuru kitabı...
Bir göçmen ve bir kuşak araştırmacısı olarak çıktığım bu yolculukta yüzlerce farklı hikâyeyi doğrudan dinleme fırsatım oldu. Bulguların göçmen dostlarıma yalnız olmadıklarını hatırlatmasını, göçmeyi düşünenleri yargılar ya da yorumlarla değil gerçeklerle buluşturmasını ve en önemlisi de kural koyucunun ülkenin kıymetlerinin ülkede kalmalarını kolaylaştırıcı tedbirler almasını sağlamasını dilerim. Çünkü onlar, o güzelim nesil, göçtü buradan. Evrim Kuran
Hacettepe Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı ve Sabancı Üniversitesi’nde Executive MBA bölümlerinde öğrenim görmüştür. 2006 yılından bu yana kurucu ortağı olduğu Dinamo Danışmanlık’ta kuşak araştırmaları ve işveren markası çalışmaları yapmaktadır.
Bankacılık, enerji, hızlı tüketim, ilaç, eğitim, otomotiv, perakende, teknoloji gibi çeşitli sektörlerde pek çok ulusal ve global markanın işveren markası danışmanlığını yapmaktadır. İşveren markası alanında dünyanın önde gelen araştırma ve danışmanlık şirketi Universum’un Orta Doğu Direktörlüğünü de sürdürmekte olan Evrim Kuran, ayrıca CultureTalk Arketip Araştırma Sistemi onaylı uygulayıcısıdır. Kuran, 2013 yılından bu yana bölgenin en kapsamlı işveren markası konferanslarından People Make the Brand’in yaratıcısı ve küratörüdür.
Çalışmalarına Dinamo’nun Toronto ve İstanbul ofislerinde devam eden Evrim Kuran’ın Türkiye’nin 5 kuşağını anlatan Telgraftan Tablete isimli bir kitabı bulunmaktadır. Kuran, çeşitli süreli yayınlarda ve portallarda yazılar yazmakta ve konferanslarda konuşmaktadır.
Göçmek üzere biri olarak kitap kalbime kıyısından dokunsa da çok yüzeysel geçmiş gibi sanki bazı şeyler. Bir taslak okudum da devamı gelecek gibi hissettirdi.
Her insanın gitmeye hakkı vardır. Onu kalmak için ikna etmesi gereken ülkesidir. - Amin Maalouf
Ne kadar doğru bir söz. Ne kadar sık unutuyoruz devletlerin geçim kaynağı olduğumuzu, aslında asıl gücün halkta olduğunu, hükümetlerin geçici olup halk üzerinde herhangi bir hükmü bulunmadığını. Aslında devletin bir sözüne onbinlerce yetişmiş insanın ülkesinde kalacağı ve üreteceği yerde adeta gidin, gidin ve dönmeyin, istemiyorsunuz demesi gibi günümüz Türkiye'si.
Bu kitabı da Evrim Kuran'dan daha önce okuduğum Z - Bir Kuşağı Anlamak gibi, beğenmedim demek istemiyorum, yetersiz ve yönsüz buldum. Hani makalelerin ilk sayfalarında kısa bir özet olur ya, bu iki kitap da daha geniş kapsamlı ve detaylı bir kitabın özeti gibi. Her iki konu da çok ilginç ve önemliydi. Bu yüzden de benim okumak istediğim daha kapsamlı bir araştırmaydı. Bu özet değil. Zaten benim gibi Evrim Kuran'ın podcast'lerinin ve konuk olduğu podcast'lerin sıkı bir takipçisiyseniz bu kitabın tamamını orada da bulabilirsiniz. Hem de ilginç bir şekilde cümlesi cümlesine.
"Göçmen yer değiştirmez, yeryüzündeki yerini yitirir. Vatanından olmuştur ama yeni bir vatan da bulamamıştır" - Zygmunt Bauman
İşte ben de bundan korkuyorum. Bir kez gittiğim zaman "insanca yaşamaya" alışacağımdan ve döndüğüm zaman ne oralı, ne buralı olacağımdan korkuyorum. Çünkü eninde sonunda dönmek istiyorum. Kısa da olsa gurbeti yaşadım. Şimdi koşullarım farklı ama yine de gitmek istemiyorum, ve yine de gitmek zorunda hissediyorum.
"Türkiye'nin Dünya'da İz Bırakmış Gurbetçileri" ne kadar gereksiz bir bölümdü. Yemin ederim KöşeMahalle Üniversitesi Lisans Tezi Öğrencisi kadar acemiceydi. Dünya'da iz bırakmış ne bu kadar az gurbetçi var, ne de iz bırakmamış gurbetçilerin haklarını yiyebiliriz. "Göçen Gençlerin Hikayeleri" bölümü de eşit derecede anlamsız. 3.253 göçmenle yapılan çalışmanın ardından bu 3-5 kişiye nasıl karar verilebildi ki? Yani ya bu deneyimler komple bir kitap olsun, ya da hiç olmasın.
Gelelim grafiklere. Tam bir utanç tablosu. "Türkiye'de Akademik ve Kültürel İfade Özgürlüğü", "Türkiye'de Basın ve Yayın Özgürlüğü", Türkiye'de Akademik Özgürlük Endeksi" yerlerde. Hem de ne kadar yerlerde? 1980 dönemiyle aynı. Yani düşünsenize günümüz özgür ve demokratik görünümlü ortamında akademik özgürlük darbeci ve faşist dönemle aynı. Şimdi bundan ne anlamamız lazım? Akademik Özgürlük Endeksi Raporu'na göre 144 ülkeden 135. sıradayız. Acaba hangi ülkeleri demeyelim de kabileleri geçtik? Gülüyoruz ağlanacak halimize.
Ve bence en dramatik başlıklardan biri "Önceki gün gülümsediniz mi veya kahkaha attınız mı?" sorusuna en az Evet yanıtını veren ülke Türkiye. Hadi bizi bu hale getirenler utanmıyor, ondan eminiz. Peki onları o koltuklara oturtanlar utanıyor mu acaba?
"En uzak mesafe ne Afrika'dır, ne Çin, ne Hindistan, ne seyyareler, ne de yıldızlar geceleri ışıldayan... En uzak mesafe, iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan"
"Bu bir araştırma kitabı" diyerek başlaması talihsiz olmuş. Araştırma böyle bir şey değil. "Kendisi de göç deneyimi yasayan bir kişinin göçe dair amatör merakı üzerine yazdığı kısa blog yazılarının derlemesi" gibi bir başlangıç daha uygun olurdu.
Kendisi de göçmen olan yazarın, son zamanların çarpıcı başlıklarından yurtdışına göç konusunu ele aldığı kısa çalışmasını dikkatle okudum. Bilimsel olarak daha fazla değişken ve göstergeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle olgusal açıdan incelemekten ziyade duygusal olarak değerlendirmenin daha yerinde olacağı kanaatindeyim.
Özellikle yeni nesil göç hareketlerinin altında yatan temel motivasyonu, varış noktasındaki beklentileri, yeni hayatlarına dair gelişmeleri, geride bıraktıklarına ilişkin düşünceleri kitabın ana izleğini oluşturuyor. Göçen gençlerin paylaşımlarına yer verilen bölüm ilginç tekil öykülere açılıyor.
Yazarın kendi deneyimlerinden yola çıkarak anlatmaya gayret ettiği göç hikayeleri, bedenen farklı coğrafyalarda olsalar da ne oradan ne buradan olan insanların duygularına tercüman oluyor. Gitmenin de kalmanın da zorluklarına dikkat çekiyor.
Evrim Kuran, yıllardır sürdürdüğü kapsamlı göç araştırmalarını bu kitabıyla okuyucuyla buluşturuyor. Yaptığı bu sosyolojik çalışmaları sadece sayılarla değil gidenlerin duygu ve düşüncelerini yansıtarak tüm şeffaflığıyla aktaran Kuran’ın şu sözü akıllarda yer ediyor: “Giden evini terk eder; fakat yeni bir evi de yoktur artık.” Kendi de bir göçmen olduğu için benzer durumları sürekli yaşıyor oluşu bir bakıma fikirlerini kelimelere dökmesini kolaylaştırıyor. Neden kural koyucuların yıllardır sürdürdüğü “Ya sev, ya terk et.” düsturunu bırakıp dünya insanı olmak için kendini yetiştiren gençleri kalmaya ikna etmesi gerektiğini başka ülkelerden, tarihten örneklerle, yapılan çeşitli resmi araştırmalara atıfta bulunarak anlatan Kuran, sadece problemi ve bu durumun ilerideki olası faturasını ortaya koymakla kalmayıp, çözüm önerileri de sunuyor. Özetle, her göçmene, göçmeyi düşünene ya da bu toplumsal dönüşümün nedenini anlamaya çalışan insana konu hakkında vizyon katacağını düşündüğüm bu çalışma, umarım özellikle yöneticiler, eğitimciler tarafından hak ettiği değeri bulur. Ancak o zaman, Türk toplumu olarak kanayan yaramıza ilaç olma etkisini göstermiş olur.
Evrim Kuran Hocam emeğinize, fikrinize sağlık son 20 yılda verdiğimiz göçün röntgenini en net haliyle çekmişsiniz..okurken, evde, yakınlarımla, dostlarımla sohbetlerimde geçen sözlerimin sosyolojik temellerini görmek zorladı beni, duygusal anlamda.. altı koş bir göç hevesinde olmadığını gördüm kendimi ve çok yakın çevremin... Tanpınar'a yaptığınız göndermede belirttiğiniz gibi insan salt sayılar da değil ki... Göçün sosyolojik, ekonomik, antropolojik, siyasal ve de teknolojik bir çok boyutu var ama bir o duygular, kalbe ve zihne çöken tortular ki hiçbir istatistik betimleyemeyecek o duyguları ... İlk fırsatta daha ayrıntılı bir yorum yazacağım.. şu an ülkemde bile ekim ayında balkabağı hem tatlıyı (kabak tatlısı) hem de cadılar bayramı süslemeleri (halloween lanterns) anımsatıyorsa, aslında bedenim hala Türkiye'de ama bir yanım, ruhum liyakatın, özgürlüğün olduğu bir başka ülkede mi .. vasatın hakimliği bu derece hüküm sürerken acaba ülkede kalanlarımızda mı çoktan göçtü de farkında değil..
Oncelikle bu bir arastirma kitabi degil. Cok guzel bir gazete yazisi. Basliklar kopuk kopuk, bir akis ve duzen yok. Istatistikler zaten hepimizin her an erisebilecegi bilgiler, sayfalarca ardarda resimler konmus, ilk 15-16 sayfa zaten bos, 95 sayfalik kitap guzelce editlenseydi, 2 sayfalik daha buyuk etkisi olan bir yaziya donusebilirdi. Muglak ifadeler, cogu bilginin referansinin olmamasi, kitabin yazarinin kendi hayat hikayesini sürekli olarak sıkıştırması ne yazık ki kendi duygularını akademik görünümlü bir kitap olarak vermeyi amaçladığını düşündürüyor. Son olarak, nicel ya da nitel veriler okunup yorumlandığında değer kazanıyor. Öğrendiğim şeyler oldu yine de. Bir de lütfen artık blurlanmış fotoğraflarınızı kitapların arkasına reklam panosu gibi devasa ölçeklerde bastırmayın, yayınevleri de basmasın.
Bir günlük bir kitapti, 100 sayfa bile olmayinca vaktim de vardi okudum gitti. Turkiyenin tarihinde verdigi goclere de yer edilse de ana tema bizlerin, Türkiyenin gelecegi olan neslin beyin gocu. Yazarin da dedigi gibi, gönüllü zorunlu göc.
Evrim Kuran, istatistikleriyle bizi ulkemiz adina korkutmakla kalmadi, ayni zamanda gelecekte "göç" edecek bir okur ve cevresine gelecek "göcebe hayatina" yasananlara ve yasanabileceklere örneklerle gozumu acti.
Cok sagolsun kendisi; örnekleriyle, emegiyle, elindeki verileri anlamlica yorumlamasi ve kendinden örnek vermesiyle okunmasi gerekilen bir kitapti.
Kitabın biraz yüzeysel kaldığı ve araştırmadan ziyade kişisel deneyimlerin etkisinin ağır bastığı yorumlarına katılıyorum. Yine de 6 yıl önce göç etmiş biri olarak keyifle okudum. Türkiye’nin beşeri sermayesinin nasıl yitirildiğiyle ilgili önemli noktalara değinilmiş. Özellikle basın-yayın özgürlüğü, STK’ların çalışma özgürlüğü, akademik özgürlük endeksinin 80’ler darbe döneminin bile altına düşmüş olması çok üzücü.
Göçmek üzereyken okumak istedim. Bazı bölümleri gereksiz bazı bölümleri yüzeysel geldi. Ama grafikleri görünce, göçenlerin neden karar verdiğini bir kez daha anladım.
Kitabın odağındaki araştırma ve analiz çok iyi ve yerinde olmakla birlikte Evrim Kuran kitap boyu kendi biricik göç tecrübesini vurgulayıp, romantize edip adeta sonuç bölümünde “göç insanın parmağında hiç iyileşmeyen bir kağıt kesiğidir” diyerek genelliyor ve bu bana rahatsız edici geldi. Çünkü herkesin göç tecrübesi birbirinden farklıdır. Göçü bu kadar bireyselleştirmiş bir anlatı olarak vermesi beni hayal kırıklığına uğrattı. Aradığım kapsayıcılığı bulamadım.
Çok yüzeyel. 1 saatten az zamanda okunacak bir blog yazısı gibi gerçekten ya da uzunca bir makale gibi. Her göçmen kendinden birkaç parça bulabilir anlatılanlarda. Zaman kaybı diyemem ama çok da elzem bir kitap değil. Öğlen arası okuması olabilir.
Goc etmis biri olarak soyleyebilirim ki mevzuya biraz yuzeys el dokunmus. Verilen istatistiki bilgiler durumu anlatiyor ama isin duygusal boyutu eksik kalmis diye dusunuyorum.
Özellikle son 10 yılda Türkiye’den dünyanın çeşitli konumlarına uzanan nitelikli/ beyin göçü yoğun trend devam ederken kayda alınmasını değerli buluyorum. Evrim Kuran, göçmenlik gibi subjektif bir kavramı ölçmeyi farklı noktalar ve kategorilerdeki göçmen hikayeleri ile örneklemi artırarak başarmış. Ayrıca Kitapta da bahsedildiği gibi Türkiye’nin 1960’da başlayan göç tarihi hem her dönem güncelliğini koruyor hem herbir göç dalgası neredeyse birbirinden tamamen bağımsız motivasyon içeriyor. Sadece konunun biraz daha derinlemesine incelenmesini isterdim, yetmedi.
Türkiyeden göçen, göçmeyi düşünen herkese bir 'mental hazırlık' kitabı olarak çok rahat önerebilirim. Gerçek kaynaklardan toplanmış istatistik bilgi, birebir deneyimler ve yargılamaya değil de anlamaya çalışan bir bakış açısıyla yazılmış. Bende bizzat süreci yaşayan biri olarak çevremdeki herkese kitabı fikir edinmeleri için öneriyorum zaten :)
Hem duygusal, hem arastırma sonuclarıyla bezenmis, yine de biraz kısa oldugunu, daha derin olabilecegini dusundugum bir kitap. Ve su paragrafı: ‘Bu dunyada her seye ragmen yola cikanlar vardir. Dislerini gecirirler kalplerine, yururler. Bir goletten hic disari cikamayanlara anlatilacak bir hal degildir bu.’
Evrim Hanım’ın dilini çok beğenerek okuyorum. Sosyal medyada ve podcast’lardan de zevkle takip ediyorum. Bu kitabı da çok merak ederek aldım. Beklentim çok daha detaylı bir araştırma kitabıydı. Bana da çok özet geldi. Genel fikri ve duyguyu almakla beraber daha fazla detay beklerdim.
son yıllarda toplumsal, siyasal nedenlerle yaşanan göç dalgasının nedenlerini, mevcut durumlarını merak edenler için güzel bir araştırma. çok detaylı olmasa da sözün özünü anlamanıza yetiyor.
yani, ne desem bilemiyorum. tr’nin boyle calismalara kesinlikle ihtiyaci var fakat cok daha detay, duygu, hikaye okumak, cok daha detayli veri okumak isterdim acikcasi :)
İnsanları göç gibi zor bir kararı vermeye iten sebepler neler? Ya gittikten sonrası… Kitap, çok merak ettiğim ‘Türkiye’nin yeni göç nesline’ mercek tutuyor…
Güzel bir web makalesi olabilecek içerik kitap olmuş. İçindeki örnek hikayeler bile süper kısa ve sayıca da az. Kitabın amacı, hedefi, anlatmak istediği ile ilgili fikri de çok zayıf.
Gençler niye göç ediyor sorusuna yapılan anket sonuçlarıyla cevap verilmiş. Yazarın daha önceki kitaplarında olduğu gibi yine istatistikten istatistiğe, alıntıdan alıntıya, konudan konuya geçtiği bir eser. Bu hali yoruyor okuyanı. Yazarın anlatırken elemek konusunda hâlâ sorunu var. Kitabın işleyişi bilgiyi vermeden önce ya özel bir anket şirketi ya da bir kurum tanıtılması sonra bir istatistik sonucu ve bunun yorumu şeklinde. Genel olarak gençler neden gidiyor ve dönmeyi düşünüyorlar mı, ne olursa dönerler sorularının cevaplarını kısıtlı da olsa öğreniyorsunuz. Z kuşağı kitabının aksine bu sefer anket yapılan kişilerin direkt ifadelerini daha fazla koymuş.
Dili sade, anlaşılır. Yer yer güzel benzetmeleri var. Noktalama yanlışları göze çarpıyor.
“Geri dönüş miti (myth of return) kavramı ilk kez Muhammad Anwar tarafından 1970’lerde Londra’daki Pakistanlı göçmenlerle yapılan bir araştırmada kullanılıyor.” (43)
Ravenstein - “Her göç dalgası ters bir göç dalgasıyla dengelenir.” (43)
Ayrılma kararı nedenleri: Ekonomik sebepler Ülkenin siyasi iklimi İş olanaklarının yetersizliği Eğitim/Gelişim … (48)
Sizi mutlu eden: Özgürlük/demokrasi/insan hakları Gelişmiş ekonomi/ yüksek kazanç Sakin, huzurlu ortam Yaşam standardı … (49)
“Göç edilen kentler arasında yaşam standardının en fazla yükseldiği lokasyon ise Dubai.” (52)
“…sağduyu ile çeperlenmiş çok kuvvetli bir zihinsel filtreye ihtiyacınız var.” (75)
“Türkiye’de beyin göçü tarihte ilk kez lise öğrencilerine kadar inmiş durumda.” (77)
“Özgünlüğün ve -mış gibi yapmamanın değerini vurgulayan gençler,…” (80)
“Bir gün bir kimse Hz. Ömer’in yanına gelir ve birini metheder. Hz. Ömer ona üç soru sorar: Onunla yolculuk yaptın mı? Adam “Hayır,” der. Onunla alışveriş yaptın mı? Adam, “Hayır,” der. Peki ona komşuluk ettin mi? Adam yine, “Hayır,” der. Hz. Ömer yanıtlar: “Vallahi sen onu tanımıyorsun.” Bir Çin atasözünde de geçer: “Bir insanı tanımak istiyorsan onunla yola çık.” İşte göç böyle bir turnusol kağıdıdır. Göç deneyimi birlikte yola çıktıklarınızın gerçek yaşamsal reflekslerini görmek için muazzam bir süreç, çok keskin bir yüzleşmedir. … Göç sizi sadece yol arkadaşınızla yüzleştirmez; geride bıraktıklarınızla, yeni yolunuzda tanıdıklarınızla da bir sınava tabi tutar.” (93)
Beklentimi karşılamadı. Bir araştırma kitabı için çok yüzeysel kalmış. Değindiği her bir konu için ayrı ayrı kitap yazılır, ama bir kaç paragrafla kesip atmış. 19.5 TL de çok fazla bence bu kitap için. 2 yıldız, Evrim Kuran’ı sevdiğimden.