İstanbul’un meşhur ve meşum bir mahallesinde, bir poker masasında son bulan sekiz hayat... Sekiz umut, sekiz el, sekiz pas, sekiz rest!
Ölüler Kıraathanesi’nde hikâyemiz bol yalanlı oyunun ve mekânın dışına çıkıyor, itimat edilmez bir ışığın aydınlattığı gecede okuru göz göz evler, acımıza bigâne sokaklar, geçmiş zamanlar ve kaygılı hayatlar içinde ustalıkla gezdirip, nihayetinde yeni bir günün ümitvar aydınlığına çıkarıyor... Çarpıcı kurgusu, yaşayan karaterleri ve yetkin kalemiyle lezzetli bir ilk roman.
“Fatih Gezer’in romanı gerçekten ilginç ve özgün.”
Hadi gelin Hakim'in kahvesine gidelim. İsterseniz bir el poker oynayalım isterseniz bikaç sayfa 'Yalnızız' okuyalım demli bi çay eşliğinde.
Hakim'in ve arkadaşlarının hikayelerine de konuk oluruz fena mı olur.
Her bir bölümü bitirdiğimizde ah keşke bu karakteri ve öyküyü bambaşka bir kurgu olarak yazsaymış diyeceksiniz. Esasen 8 karakter var diye başlıyoruz okumaya ama o 8 karakterin içinde ne cevherler saklı. Okurken mest olacaksınız.
Vedat Türkali Roman Ödülü uzun listesinde de yer alan bu güzel kitap yine Vedat Türkali İlk Roman Ödülüne layık görüldü bence de sonuna kadar hak ediyor.
Beni böylesine muazzam bir kitapla tanıştırdığı için öncelikle @damlacerrah ve canım @yazariylakonusanlar grubumuza çok teşekkür ediyorum. Sevgili @fatihgezer ile sohbet etmeyi iple çekiyorum.
Şahane bir ilk roman okumak isteyenler, koşup alıp okusun bana teşekkür edecekler.
Vedat Türkali ilk roman ödülü kazanmış bir kitap, başta çok güzel gidiyordu, konusu ilginç, dili ve anlatımı da içine alıyordu ancak 8 farklı karakteri kendi ağızlarından anlatırken hep aynı dil, üslup kullanması, sürekli tekrara düşmesi, karakterlerin yüzeysel kalması gibi sorunları var kitabın. Bu kitabın her bir karakterine ayrı bir spin-off çıkar aslında, özellikle Tuncay a.k.a. Ketum karakteri potansiyel barındırıyor. Yine de kitap okumakta zorlandığınız bir zamanda yormadan hızlı akan bir kitap olarak okunabilir gibi geliyor.
oncelikle sunu gonul rahatligiyla soyleyebilirim: fatih gezer, nacizane benim gozumde bu kitapla usta bir hikaye anlatici konumuna ulasti. kitabin bir ilk roman olmasi hem cok sasirtiyor, hem de umut vaadediyor. gercekten beklentiyi oldukca yukselten bir ilk kitap diyebilirim. tum hikayeler ve karakterler nasil tatli tatli islenmis tum detaylariyla; oluler kiraathanesi kanli canli gercege, hatta bence biraz da -cok sevdigimden- buyulu bir gerceklige burunmus. farkli trajedileri olan karakterlerin hikayelerinin ic yuzunu okuyabilmeyi, farkli bakis acilarini gorebilmeyi, her bir karakterin kendine has bir dilinin olmasini cok cok sevdim. ben buyuk keyif alarak okudum. henuz okumamis olanlar icinse tavsiye edecegim kitaplarda ust siralarda yer alacagini muhakkak belirtmeliyim:)
Yani kitap okunuyor, akıcı sayılır, dili de sade, aforizma dolu sağından soğundan acayip betimlemelerin fırladığı cümleler yok. Bu açıdan iyi.
Bütün karakterlerin aynı şekilde konuşması, her şeyin anlatılması hiçbir şeyin gösterilememesi ise kitabın kötü yanı. Hikayeleri birbirinden farklı karakterlerin evet, ama onları hikayelerinden ayırt edebiliriz sadece. Yazar güzel güzel geçmişler yazmış, ama bir karakterin geçmişi yapamamış maalesef.
Pek beğenemedim açıkçası. İlk roman olmasını göz önünde bulundurarak 2.5/5.
Çok başarılı bir çalışma olmuş. Kitapta farklı karakterler anlatılmış ve 400 sayfa boyunca hiç sıkılmadığınız gibi heyecanla okuyorsunuz. Yazarın dili akıcı. Bir arkadaşım "her karakterden ayrı bir roman çıkar" demişti, gerçekten öyle. Her karakterin hikayesi ayrı güzel ve hepsinden birer roman daha olurmuş... Gelelim madem bu kadar beğendim, neden 5 değil 4 yıldız verdiğime. 5 yıldızı "şahane, o kadar güzel ki hiç bitmesin istedim ve bir daha olsa bir daha okurum" kategorisindeki kitaplara veriyorum. Evet bu kitabı da sevdim ama tekrar tekrar okumak istemedim.
Edit: Hızlı okuma şeklinde de olsa, tekrar okudum :)
*Ya bir de son not ekleyim, kitap ilk başlarda imla, dilbilgisi açısından özenli gidiyordu, gözüme batan, beni rahatsız eden bir şey yoktu. Sonlara doğru imla hataları başladı hatta iyice gözüme batan hatalı kelime kullanımı vardı. Böyle şeyler olunca benim canım çok sıkılıyor maalesef. Neden yayınevleri (editör mü, redaktör mü, dizgici mi veya yazarın kendisi mi bilmiyorum) bu tip şeylere dah çok dikkat etmiyorlar :( Bizim onlardan öğrenmemiz lazım, onların yanlışını düzeltmemiz değil...
Fatih Gezer’in Ölüler Kıraathanesi, birbirine gevşekçe bağlanan sekiz anlatıcının sesinden örülen, çok katmanlı ama asla gösteriş yapmayan bir anlatı ağı. Hikâye, İstanbul’un arka mahallelerinden birindeki bir kıraathanenin kumar masasında yaşanan ölümlerle açılıyor. Sonra söz, o masada olan sekiz kişiye geçiyor; hem kendi hayatlarını hem de o güne dair yaşananları bize yavaş yavaş anlatıyorlar.
Anlatıcılardan biri, bir türlü kabuk bağlamayan bir aşkın yasını tutuyor; başka biri ölümle yaşam arasındaki o sessiz koridorda sıkışmış gibi. Hepsinin farklı yalnızlıkları, geçmişleri var. Yazar, bu sekiz sesi birbirine bağlarken büyük sahnelere değil, küçük ama sarsıcı anlara yaslanıyor.
Tek eleştirim, karakter sayısının çokluğu yüzünden sonlara doğru biraz yorulmam oldu. Olay gününün farklı açılardan tekrarı ritmi düşürüyor. Ama buna rağmen atmosferi, sakinliği ve küçük anları büyütme biçimi beni içine çekti. Okuduğuma değdi, iyi ki uğramışım o kıraathaneye.
Kitabi elime aldigim ilk andan itibaren kendimi Kardesler Kirathanesinde pencere kenarinda bir masada onumde dumani tuten bir cayla kahramanlarimizin hayat hikayeleri dinlerken buldum. Onlarla huzunledim ve onlarla guldum.
Olaylarin orgusu,karakterlerin yalnizliklari,hayatin icinde kayboluslari ve kendilerini ifade edememeleri cok guzel samimi bir dille anlatilmis.
Kumar aliskanliklari ve kahvehane gibi gozukse de ortak noktalari yalnizliklari. Gorunenden cok hayatlarinin aslinda nasil farkli oldugu birbirleri nasil gordukleri... Ayrica her karakterde birkac sosyal olaya deginmis cok guzel ve zekice kurgulanmis.
Bu yil icerisinde okudugum en iyilerden birisi oldu. Bana gore Fatih Gezer hep yazmali ve biz hep okumaliyiz.
Ölüler Kıraathanesi bir ilk roman. Yasar Fatih Gezer harika bir hikaye anlatıcısı. Kitapta Hakim'in kahvehanesindeki 8 karakter kendi hikayelerini anlatıyor bize. Her karekterin hikayesi zaten birer novella değerinde. Türkiye'nin yakın döneminde yaşananlar da bu karakterlerin hayat hikayesinde yer buluyor.
Spoiler vermeden anlatamayacağım bu hikayeyi mutlaka okumanızı isterim. Sizi hayal kırıklığına uğratmayacak Ölüler Kıraathanesi! Umarım Fatih Gezer'in yeni eserlerini çabucak okuyabiliriz.
Daha once Orhan Pamuk'tan "Benim Adim Kirmizi" ve Pinar Kur'den "Bir Cinayet Romani" kitaplarinda gordugum tarzi yeniden gormek cok hoşuma gitti. Bence cok hatika bir anlatim ve hikayeydi. Tavsiye ederim.
“Gerçekten aklı olanın dünyada işi ne? Dünya dediğin elma kurusu, olmasa kimse aramaz.”
Bir kitap okudum hayatım değişti diyeceğim kitapla henüz tanışmadım ama bir kitap okudum ve çok beğendim hatta o kadar beğendim ki her yıl bir kere okumam gereken kitaplar arasına aldım.
Kitap sekiz karakterin en yakınlarına dahi anlatamayacak kadar yalnız olduğunu ve bunun verdiği mutsuzluk, çaresizlikle kendinden kaçıp kendi elleriyle yapıp dışarıya gösterdikleri kimi neşeli, kimi tehlikeli, kimi vurdumduymaz, ukala maskeleriyle günlerini geçiren sekiz hayatı ve her birinin ağzından nasıl öldüklerini anlatıyor. Yani "Herkesi tanırdınız, aslında kimseyi tanımazdınız." Sekiz hayatta Türkiye’nin farklı gerçeklerini kimi üzülerek, kimi kızarak, kimi kahkaha atarak okudum. Ama bu gerçekler gözümüze sokularak yapılmıyor. Araya ince ince serpiştirilerek, "bak kapalı kapılar ardından bu hayatlar da" var diyerek yapılıyor. Bizler dahil çevremizde o kadar çok insan var ki içten bir “nasılsın?” sorusunu duymaya. Ama çoğu zaman bu gelişi güzel sorulur ve cevap dinlenmez bile, belki de insanların özel hayatına burnumuzu sokmamamız gerektiği öğretildiği içindir..
Bir de Nilay Örnek'in Oktay Çetinkaya ile yaptığı söyleşisinde Hakim karakteri ile ortak noktalar yakalamadım değil. Özellikle de bazi meslek gruplarını /insanları görmemezlikten gelmemiz, onlari merak etmemiz gibi.
Bu sekiz karakterden hangini daha çok sevdin veya kendine yakın hissettin derseniz hepsinden bir parça derim. Kitabı iki hafta içinde iki kere üst üste okudum ne de olsa “bir kitabı on kere okumak, on farklı kitap okumaktan yeğdir. Kitabı ilk okuduğunuzda kitap hakkında fikir sahibi olursunuz. İkinci kez okuduğunuzda anlamaya başlarsınız. Üç ve daha sonraki okumalarda fark etme süreci başlar. İşte gerçekten kitap okumaya da bu süreçte başlarsınız.” Ve gerçekten de öyle. İkinci okuyuşumda gözüme çarpmayan detaylar yavaş yavaş açığa çıktı. Darısı üçüncü ve daha sonraki okumalara..
Fatih Gezer kitabında oldukça akıcı ve sade bir dil kullanmış. Bu arada ilginç bir biçimde belki benzer teknikle olduğu için Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı kitabında aldığım tadı aldım bu kitabı okurken. Belki de ikisi de farklı karakterlerin ağızından, kendi bakış açıları ile olayları anlattıkarı içindir bilemiyorum.
Ölüler Kıraathanesi onun ilk romanı olup daha çok tanınmayı bilinmeyi hakediyor. Dilerim sizler de bir şans verirsiniz kitaba ve okuma listenize alırsınız..
Vedat Türkali edebiyat ödülleri listesindeki okumadigim tek roman olduğu için okudum ama çok etkilendim. Bir kahvenin kesişim kümesinde insan hikâyeleri. Etkileyici, dokunaklı.
İnsanda bir kenar mahalledeki kıraathaneye kış günü girip içerdeki havayı solumak ve poker oynanan herhangi bir masaya çökmek isteği uyandıran kitap diyorum. Başlarda poker masası detaylarına çok mu girmiş? Bilmeyen kişi için sıkıcı dedim ama sonradan o detaylar bile öğretici gelmeye başladı ve güzelleşti. Kıraathanemizde oturan ahaliyi çok sevdim. Böyle insanlarla tanışacağımı bilsem gerçekten yolumu düşüreceğim. Hatta başta ölmelerine çok da üzüldüm ama sonradan… neyse ipucu olmasın okumayanlar için. Kitapta çokça hayatı ertelememek üzerinde de durulmuş. Bunu da sevdim.
Gerçekten ödül aldığı kadar var. Çok başarılı bir ilk roman.
Sürükleyici hikayesi, özgün anlatım tarzı ve sade diliyle bir solukta okunabilecek yerli yeraltı edebiyatı eseri. Fatih Gezer, 2001 Vedat Türkali İlk Roman Ödülü almış olan bu ilk romanıyla; absürt ama bir o kadar da gerçek özgeçmişlere sahip bir grup kıraathane müdaviminin kendi gözleriyle olaylara bakış açısını ve zor hayatlarını farklı anekdotlarla besleyerek bizlere anlatıyor.
"Enerjilerin kokular vardır, bilir misin? Mesela Neşe frambuaz gibi kokar. Güven lavanta, rahatlık yasemin, korku peynir, üzüntü paslı demir, endişe sirke, öfke küf, yalnızlık bozuk yumurta gibi kokar. Bu kokuları siz de alıyorsunuz fakat algılayamıyorsunuz."
Son zamanlarda okuduğum açık ara en iyi roman. Tek kelime ile BAYILDIM! Karakter anlatımı, kurgu, hikaye müthiş, gerçekten çok güzeldi. O kadar ustaca yazılmış ki ilk roman olduğuna inanası gelmiyor insanın. İyi ki okumuşum.
Çok beğendiğim bir kitap oldu, 8 ayrı karakterden 8 ayrı hikaye kitabı çıkarmış. Yazı dili, kurgu çok iyiydi. Fatih Gezer’in diğer kitabı için sabırsızlanıyorum.
Bu kitabı nerede gördüm, kimden duydum hiç bilmiyorum… Muazzam hikayecilik, aldığı ödülü sonuna kadar hakketmiş. İki günde bitirdim, içimde tatlı ve hüzünlü bir his bıraktı yazarı tebrik ederim… Tek eleştirim ki ufacık olacaktır; bazı cümleler tekrar edilmişti özellikle yazarın farklı kitap okumayın aynı kitabı on kere okuyun cümlesini en az üç defa okumuşumdur ama olabilecek bir hata genelinde çok rahatsız etmedi. Türk hikayeciliği okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Öncelikle Ölüler Kıraathanesi’nin @fatihgezerofficial ‘ın ilk romanı oldugunu ve yine 2021 yılında Vedat Türkali İlk Roman Ödülü aldığını söylemek isterim.
Sekiz ayrı karakterin ,sekiz ayrı yaşamın ölecekleri güne hatta ana kadar başlarından gecenlerı ayrı ayrı anlattıkları bir roman. Aynı masanın etrafında toplanan,ama birbirlerini sadece tanımak istedikleri kadar tanıyan,gerçeklerle,yalanlarla, önyargılarla,yaşanmışlıklar hatta yaşayamadıklarıyla yan yana gelen kişiler…Kahve sekizinin de ortak paydası.
Gezer’in dili okurken zorlamıyor,hatta yer yer gülümsetiyor .bir de son sayfalarda küçük bir sürpriz var ki okuyunca baya şaşıracaksınız …🙌 Sekiz ayrı hayata misafir olmak istiyorsanız lütfen bu kitabı okuyun…🍃çünkü içerisindeki diyaloglar çok bizden,çok gercek …her bir karakterin hayatı daha da yazılsa roman olur ;hepsi ayrı ayrı cok derin.
*Bu insanlar gerçeği bilmeyi değil,olanlar hakkında hikaye anlatmayı,komplolar kurmayı,at yarışı oynar gibi tahmin etmeyi seviyorlardı . (Sayfa 220)
Bir kıraathane, sekiz farklı hayat. 2021 Vedat Türkali İlk Roman Ödülü almış bu kitabı okurken, yer yer anlatım tekniğinden kaynaklı olarak tekrara düştüğü hissine kapılmakla beraber, bir ilk roman için epey başarılı kurgulanmış, finalinin de iyi toparlanmış olduğunu düşünüyorum.
Her bir karakter için ayrı ayrı bölümün olduğu mini bir TV dizisi kıvamında bu hikayenin, en çok Lassie/Hektor'un anlatımını sevdiğimi belirteyim.
“Türk toplumunu incelemek istiyorsanız bir kahvehaneye uğrayın” denir ya; “Ölüler Kıraathanesi”ni elinize aldığınızda sizi sekiz farklı karakterle birlikte sekiz farklı toplumsal sorunla yüzleşmeye ama aynı zamanda aşkın gücünü keşfetmeye o kahvehaneye götürüyor. Anlatım dilinin sadeliği ve kurgunun sürükleyiciliği kitabı elinizden bırakmadan okumaya teşvik ediyor.
Yeni katıldığım @yazarıylaokuyanlar grubu sayesinde tanıdım yazar Fatih Gezer'i. Ekim ayı okumalarımızda yazarın Suni Tebessüm kitabı var ama ben ilk romanı Ölüler Kıraathanesinden başladım okumaya. Söz konusu kıraathane İstanbul'un kenar, kıyı semtlerinden birinde yer alıyor. Sahibi Hakim'in eli kolu uzun. İçerde hem kumar oynatıyor hem içki servisi yapıyor. İlk katta emeklileri, briç müdavimlerini, hırsızları, torbacıları ağırlarken üst kat özel müşterilere tahsis edilmiş. O gece üst kat kalabalık. Kendisi var, yardımcıları Mukim ve İş var, kangal kırması köpeği Lessi var. Masada herkesin uyuşturucu kaçakçısı olduğundan şüphe ettiği, neşeli, gürültücü Hannas, taksici görünümlü, pezemenk olmasından şüphe edilen Tuncay, Üniversitede edebiyat profesörü Fikri, ilk defa o gün büyük oynamak için kumar masasına oturan Muhsin var. Birbirlerini kahveden, oyun oynadıkları masadan, kağıt destesinin ardından tanıyan insanlar. Tanıyabildikleri kadarıyla. O akşam " İstanbul'un meşhur ve meşum mahallesinde, bir poker masasında sekiz hayat son buldu. Sekiz umut, sekiz el, sekiz pas, sekiz rest" Sonra ölüler dile geldi. Sağken hiç konuşmadıkları kadar konuştular, o masaya gelene dek arkalarında bıraktıkları hayatlarını anlattılar. Her bir kurbanı hem diğerlerinin gözünden hem de kendi anlattıklarından tanıdık. Ölüyken yalanlara gerek kalmadığı için geçmiş hayatlarını, korkularını, pişmanlıklarını, umutlarını, umutsuzluklarını dosdoğru anlattılar bize, ölü gözünden. Sonrası acayip bir ters köşe. Çok sevdim Ölüler Kıraathanesini. Fatih Gezer bu kitabıyla 2021 yılında Vedat Turkali ilk roman ödülünü kazanmış. Okunacaklar listesine almanızı tavsiye ederim.
Vedat Türkali Edebiyat Ödülleri 2021 (ilk) roman finalistleri arasında okuduğum başka bir kitap henüz yok ancak aldığı ödülü sonuna kadar hak etmiş. Akıl almaz bir kurgu, muazzam bir dil. İlk romanı böyle olan bir beynin ürününün tadına bakabilmek ise çok büyük bir ayrıcalık.
Farklı karakter tonlarında yazmak zaten başlı başına zor bir iş. Her tona kendi bölümünü ayırmak, bir de bunu başarılı bir şekilde yapabilmek gerçekten altından kalkması kolay bir tarz değil. Ancak bu zorluğun üstesinden o kadar ustalıkla gelmeyi başarmış ki Fatih Gezer, ödülü veren jürinin işini kolaylaştırmış. Peyami Safa’ya da göz kırpmayı unutmamış. Muhteşem bir özen.
Ortak noktaları kaybetmeye alışmış olmak olan sekiz canlı, özlemle geçmiş sekiz hayat, sekiz dert, sekiz çabalayış, sekiz yaşanmışlık ve yaşanamamışlığın hikayesi aslında. Sonunu tanımlamak için yeterli kelime dağarcığına ise maalesef sahip değilim. Sıradanlığın o kadar ötesinde bir kitap ki, uzun bir süre başka kitapları istemeden de olsa kendisiyle kıyaslayacağıma eminim.
Umarım daha anlatacak çok şeyi vardır Fatih Gezer’in.
8 farklı hikaye, 8 farklı anlatım ve bakış açısı...Hepsi birbirinden ilginç bu karakterleri okurken hem onların hayatına dahil olmuş hem de olayın ve diğer insanların; onların gözünden, onların önyargılarıyla, onların travmalarıyla nasıl göründüğüne şahit olmuş oluyoruz.Ve bu bakış açılarına bir de kendimizinkini ekledik mi ortaya çok güzel ve keyifli bir okuma çıkıyor. Ben şahsen bu hikayelerden en çok Hannas , İş ve Lassie'yi sevdim. Lassie kısmını okumak çok eğlenceliydi. Hannas ve Münşi'ninse gerçekten sağlam karakterler olması hoşuma gitti. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen gerek kurgusu gerek anlatımı yere basan cinsten.Ayrıca hikayelerde verdiği detaylar da çok hoş.Mesela Makul karakterinin her küfür mahiyetindeki ifadesinden önce af dilemesi.Okurken dikkatimi çekmişti ki yazarımız daha sonraki bölümlerde buna değinmiş. Kısacası güzel bir okumaydı herkese tavsiye ederim. Bol okumalı günler dilerim:)
Yazarın ilk romanı olmasına çok şaşırdım. Usta bir yazarın elinden çıkmış bir roman gibiydi konu itibari ile farklı ve olay anlatımı açısından oldukça merak uyandırıcı bir romandı. Vedat Türkali ilk roman ödülünü fazlası ile hakettiğini düşünüyorum. Roman; Hakim’in kahvehanesinde yaşanan bir cinayeti, bu cinayete tanık olan, olay esnasında poker masasındaki 8 kişi ağzından anlatıyor. Bunlardan biri de bir köpek olan Lassie (asıl adı Hektor). Bu karakterlerin ortak iki özellikleri var; hayatlarında hep kaybeden kişiler oluşları ve yalnız olmak.. Yazar karakterlerin bölümlerine uzun uzun yer verip okuyucuyu sıkmayarak oldukça akıcı ve hızlı giden bir anlatım ile yazmış. (DipNot: Bu romandan sonra Peyami Safa’nın Yalnızız kitabını benim gibi tekrar okumak isteyebilirsiniz.)
Uslübundan, karakterlerine, kitabın kapak tasarımından (Everest yayıncılık), bölüm başlangıcındaki minik alıntılara, kısaca her detayında incelik barındıran enfes bir roman. Okurken, ilginçtir belki ama Chaucer'ın Canterbury Hikayeleri'ni çağrıştırdı. Sanki, hacıların peşi sıra hikayeler anlattıkları ve birbirlerine yer yer takıldıkları bir ortaçağ anlatısı tadı vardı karakterlerin kendi hayatlarını ya da belki de "hikaye" anlattıkları bölümlerinde. Yaşam denilen şey bir "ben-öykü" değil de nedir, diye sorgulattı. Hayatlar hikayeleşir, hikayeler hayatlara evrilir, birbirlerinin içinde eriyip giderler; sonucunda da böyle güzelim bir anlatı çıkar ortaya: Bitirmeye kıyamadığınız, son sayfalara yaklaştıkça, istemeseniz de kitabı bırakıp, hazzı ertelediğiniz bir anlatı hem de...
ilk roman odulu aldigi icin okudum. okumasi kolay ve keyifli ancak cok derin bir kitap degil. vedat turkali odullu oldugu icin daha sert bir seyler beklemistim sanirim. yazar guzel karakterler cikartmis ancak bence kitaptaki olay cok sig. ayni olayi 8 defa okuyoruz ve her seferinde yeni bir detay ogrenmis olmuyoruz. hannas ve tuncay karakterleri komik ve huzunluydu. kitapta ozenilecek seyler var o da kader arkadasligi ve akinliginin insana verdigi aidiyet ve akrabalik duygusu. o anlamda lise yillarimi hatirlatti bazi detaylar. okumazsaniz bir sey kaybedeceginiz bir kitap degil bence.
Bir kitaba ilk kez bitirmeden yorum yazıyorum çünkü damla damla yudum yudum okumak istiyorum ki bitmesin,hayatın boyunca tek bir kitap oku deseler kesinlikle bu kitap olur,sadece bir ölüm anına o anda orada bulunan herkesin ayrı ayrı nasıl geldiğinin bu kadar olağanüstü gözlemlerle anlatılması fevkaladenin fevkinde,karakter isimleri de öyle güzel seçilmiş ki Hannas, Hakim,Münşi(İş),Makul,şiddetle tavsiye ediyorum🧿
Kesinlikle çok başarılı bir roman. Gereksiz aforizma, benzetme olmayan ancak çok sağlam hikayeler içeren, başarılı karakterler ve Türkiye’nin önemli kültürel ve sosyal konularına dokunan bir roman. Kanımca edebiyat böyle olmalı, basit ancak rahat okunan ve sonuna merak ettiğiniz gayet sürükleyici bir kitap. Kesinlikle tavsiye ederim..
Bu kitabı anlatırken hangi yönünden başlamam gerektiği konusunda bir hayli kararsızım. Daha önce bu şekilde kurgulanan bir roman okumamıştım. Yazarın ikinci kitabı olan Suni Tebessüm’ü şimdiden okumak için sabırsızlanıyorum… Dedim ya neresinden bir şeyler bahsetmeye başlasam bilemiyorum diye. Ama önce o noktadan başlayalım öldüğümüz yerden…
Kitap bir kahvehanede karakterlerimizin başına gelen bir intihar olayını anlatıyor. Bu anlatı sadece olayın gerçekleşmesinden ziyade nasıl geliştiğini, olaya şahit olan karakterlerin kendi hayat hikayelerine birebir odaklanarak olayın gerçekleştiği ana kadar her karakterin benzersiz hayat hikayesinden tutup finale kadar getiriyor.
Kitap bittiğinde bu kitap nasıl film yapılmamış hala diye içinizden geçiriyorsunuz.
This entire review has been hidden because of spoilers.